|
BAŞYAZI;
|
|
MANEVİ KRİZ
|
ZEKİ SOYAK
|
|
İnsanlık
serüveni grafikler çizerek zamanımıza kadar devam edip geldi.
Bundan sonra da Allah Teala’nın takdir ettiği vakte kadar
devam edecektir. İnsanlık zaman zaman büyük badireler atlattı.
Zaman zaman zulüm, şiddet, anarşi büyük boyutlara ulaştı.
Her cinsten, her yaştan kişiler tahammülü güç sıkıntılar
yaşadılar. Bunlardan bir kısmı bir hiç uğruna nice işkencelere
maruz kaldılar. Bir kısmı da dinleri, imanları uğruna zulüm
ve şiddetin her çeşidine tabi tutuldular. Fakat onlar sabır ve
sebat gösterdiler. İmanlarının gereği ne yapmayı
gerektiriyorsa onu yaptılar. Asla yılmadılar. Dönmediler. Değişmediler...
»»Devamı
için...
|
|

|
|
»»
ilkadım'dan |
|
KAPAK
DOSYASI;
DEĞİŞİMDE
MANEVİ KRİZ
|
|
RUHİ ÇÖKÜNTÜNÜN
SEBEPLERİ: BUHRANLARIMIZ
|
AHMET
BELADA
|
|
İnsan;
“Duyan, düşünen, dileyen, inanan bir varlıktır.” Bu
tariften hareketle, insanoğlunun benliğine, doğuştan sahip
olduğu birtakım meyiller hakimdir. Bu meyiller tatmin edilmek
ister. Tatmin edilmediklerinde, karşı konulması imkânsız
hamleler halinde şaha kalkar. Aynen tabiattaki buharın kazanı
patlatması, köpüren sellerin barajlardan aşması ve kabaran
dalgaların sahilleri yıkması gibi...
İnsanoğlu
bu meyillerin o kadar tesiri altında yaşar ki, duymamak, düşünmemek,
inanmamak elinden gelmez. Çünkü bunlar tatmin edilmeleri
gereken ihtiyaçlardır. Tatmin edilmedikleri takdirde, yukarda
zikrettiğim vechile, köpüren sellere, taşan denizlere
benzerler ki, önlerinde durulmaz...»»Devamı
için...
|
|
|
SÜSLÜ GELİNE BENZERMİŞ
|
M.
FEHMİ REYHAN
|
|
“Onun
neşeleri kederlerden ayrılmaz. Selametin arkasından hastalık
gelmekte. Gençliği ihtiyarlığa sevketmekte, nimetleri hasret
ve pişmanlıktan başka bir meyve vermemekte... O hilekar, kandırıcı,
meymenetsiz bir kaçaktır. Durmadan müşterilerine süslü püslü
görünür. Ta ki, onlar bağlanıp ahbab olunca, o zaman iri yırtıcı
dişlerini gösterir. Öldürücü zehirlerini onlara tattırır.
Onları aldatıcı bir şekilde nimetlere boğar. Onlar, saraylar
inşa edip, yaşamak isterken, köşklerini mezara çevirir.”
İşte
dünyanın sıfatı ya da sıfatları. Dünya “deni”dir...»»Devamı
için...
|
|
|
GERÇEK İLAH, SAHTE MÜMİN
|
SELİM
ARMAĞAN
|
|
Ataları müslüman olan, kendisini müslüman olarak ifade eden bir
nesil olarak sormak ve sorgulamak istediğimiz konuların belki de
en önünde gelmesi gereken şu soru olmalıdır: “Bizler yüzlerce
yıldır müslümanız, ama bugün İslâm âleminin ilâhî
emirler karşısındaki lâkayıtlığı, umursamamazlığı...
vs. nedendir? Nasıl çözümlenmelidir?”. Cevap gayet açıktır: Her konuda olduğu gibi din konusunda da
gelinen bu durumun sebebi cehalettir. Biraz açarsak; toplumlar
bilinçli olarak İslam’dan habersiz yetiştirilmekte ve bunun
neticesi olarak süratle dinden uzaklaştırılmaktadır....»»Devamı
için...
|
|
|
LÜKS VE İSRAF ZAAFIMIZ
|
VEYSEL
KOÇYİĞİT
|
|
Allahu Teala, insanı yaratmadan önce, dünyayı insan için hazırlamış,
insanın ihtiyaç duyacağı herşeyi dünya üzerine yerli yerine
yerleştirmiş ve ondan sonra insanı dünya üzerine göndermiş
ki, insanoğlu aradığı herşeyi bulabilsin diye. Hiçbir şeyin
boşa yaratılmadığı şu kainata baktığımız zaman herşeyin,
insanlığın hizmetine sunulduğunu görürüz. Çünkü, Cenab-ı
Hak insanı eşref-i mahlukat (yaratılmışların en şereflisi)
olarak yaratmış ve onu bazı özellikleri ile diğerlerinden ayırmıştır.
İşte, bu şerefli mahlukatın bir özelliği de Allahu Teala’nın
emirlerine ve yasaklarına muhatap olmasıdır. Bu emir ve
yasaklara uymak kulluğun bir gereğidir. Lüks ve israf da
Allah’ın yasaklarından birisidir....»»Devamı
için....
|
|
|
FIKIH;
|
|
MÜSLÜMAN EMİNDİR
|
ABDULLAH
GÜZEL
|
|
“Müslüman,
elinden ve dilinden müslümanların emin olduğu kimsedir.” (Müslim
1/258). Yeryüzünde
vuku bulan hadiseler karşısında müslümanlar suçlanıyor.
Bunları göz önünde bulundurarak Kur’an ve sünnet ölçüleri
dahilinde müslümanlarda olması gereken güzel vasıfları
yazmayı uygun buldum. İmanla
müşerref olan, Allah’ın kelamı Kur’an-ı Kerim’le tezyin
bahtiyar bir müslümana uygun olan, dünya ve ahireti için güzel
olanları yapması, rızayi bariyi hayatının en güzel
hasletlerinden bilip her an yaratan Rabbinin kendisiyle beraber
olduğunu idrak etmesi, mümini kâmilin özelliklerindendir...»»Devamı
için...
|
|
|
İNCELEME;
|
|
HAYATTA ÖNEMLİ
BİR DÖNÜM NOKTASI: MESLEK SEÇİMİ
|
UZM.
ŞÜKRÜ ÜNALAN
|
| Çocukla
iletişim kurmaya çalışan yetişkinlerin, onlara yönelttikleri
ilk sorulardan biri, "Büyüyünce
ne olacaksın?” sorusudur. Ne kadar küçük olursa olsun, her
çocuğun böyle bir soruyu, bir meslek adı vererek cevapladığı
görülür. Çocuğun hayallerinde oluşan ve oyunlarına yansıyan
bu meslek heveslerinin gerçekle bağlantısı çok zayıftır. Çocuk,
meslek hedeflerini ifade ederken ne yeteneklerini, ne de malî imkanlarını dikkate alması gerektiğinin
farkındadır. O, sadece imrendiği insanlara benzeme çabasındadır
ve mesleği bunun bir aracı olarak görür. Yaşı ilerledikçe,
eğitim hayatının her aşamasında yapıp ettiklerini ve
bunlardan elde ettiği sonuçları değerlendirerek, bunların
meslek hedefleri ile bağlantısını kurmaya çalışır ve bunu
çok kez bilinçsiz yapar...»»Devamı
için... |
|
|
KÜLTÜRÜMÜZÜN TEMELLERİ;
|
|
CENNET VE CEHENNEM
|
FİKRET
ŞANLI
|
|
Şüphesiz
ki, kıyamette yollar ayrılacak insanların bir grubu Cennet’e,
diğer bir grubu da Cehennem’e gidecek cennet ve cehennem yaratılmış
olup şu anda mevcutturlar. Hazreti Adem cennetten kovulmuş,
Kur’an’daki (viddet lil kafirin - kafirler için hazırlandı”
veya “muttakiler için hazırlandı” gibi lafızlar Cennet ve
Cehennem’in halihazırda mevcut olduğunu gösterir. Bu noktada
mirac hadisinin de ayrı bir yeri vardır. “Cennette
yüz derece vardır. Her derecenin arası sema ile arzın arası
gibidir. Firdevs en yüksek derecedir. Onda dört cennetin
nehirleri fışkırır. (Firdevsin) üstünde de Rahman’ın arşı
bulunur. Allah’tan isterken firdevsi isteyiniz.”
(Tirmizi-2533)...»»Devamı
için...
|
|
|
DÜŞÜNCE;
|
|
“UN ELERKEN DEVE DE GEÇTİ
ELEKTEN”
|
A.
HAMİD ÖZYAYLA
|
|
Üsâme, Arapça bir isimdir. Esâme kelimesinin bir türevidir. Esâme
varlık anlamındadır. Türkçede varlığını hissetiremeyen kişi
için “Onun esâmesi bile okunmadı” deyimi kullanılır. Üsâme b. Zeyd (r.a.) Ashab-ı Kiram’dan Zeyd b. Harise (r.a.)’in
oğludur. Rasulullah (s.a.v.)’in hastalığından bir gün evvel
Suriye hududunda zamanın süper güçlerinden birisi olan
Bizans’a karşı hazırlamış olduğu büyük bir ordunun başına
getirdiği başkomutandır. Henüz 20 veya 27 yaşında bulunan bu
genç komutana İslam Sancağı’nı teslim ederken, Peygamber
Efendimiz şöyle talimat vermiştir: “Babanın şehit olduğu
yere git, (Hz. Zeyd r.a. Mûte savaşında şehit düşmüştü.)
düşmanları atlara çiğnet, hareketinde acele et! Zaferden
sonra oralarda çok bekleme, yolda delilsiz gitme!”...»»Devamı
için...
|
|
|
TERÖRÜN ÇÖZÜMÜ İSLAM
AHLAKIDIR
|
AHMET
DEMİR
|
|
Tek
bir insanın dahi suçsuz yere öldürülmesi tüm insanların öldürülmesi
gibiyken, teröristlerin işledikleri cinayet, katliam ve gündemdeki
tabiriyle intihar saldırılarının ne kadar büyük bir suç olduğu açıktır.
Terörizm,
20. yüzyılda toplumlara zulüm, acı, gözyaşı getirmiştir ve içinde
bulunduğumuz yüzyılda da etkilerini artırarak sürdürmektedir... »»Devamı
için...
|
|
|
KISSALAR;
|
|
ALLAH’A VERDİĞİNİZ SÖZDE
DURUN
|
AKİF
DURSUN
|
|
Araf suresinin 101-129. ayetleri arasında Kur’an-ı Kerim’de pek
çok yerde anlatılan Hz. Musa’nın kıssasından bir bölüm
anlatılır.101. ayette toplumların ve insanların genel bir karakterine işaret
edilir: Adetlerin, alışkanlıkların değiştirilmesi zordur ve
insanlar doğru, güzel şeylere bağlılıkta daha fazla zorlanırlar.
Bundan sonra Hz. Musa’nın, Hz. Harun’la birlikte Firavun’a
gelmesi, kendisinin Allah Rasulü olduğunu söylemesi, bunun üzerine
Firavun’un, Hz. Musa’nın iddiasını ispat edecek bir delil
getirmesini istemesi ve Hz. Musa’nın da, âsânın ejderha
olması ve elinin tertemiz bir beyaz nur haline gelmesi
mucizelerini göstermesi anlatılır...»»Devamı
için...
|
|
|
ÖLÇÜLER VE DENGELER;
|
|
HİZMET REHBERİ
|
ZEKİ
SOYAK |
|
Dünya, gözlerin göremediği, kalblerin hissedemediği müthiş bir
hızla dönüyor. Yörüngesinden sapmadan, hızından hiç bir şey
kaybetmeden... Diğer gezegenler, galaksiler, bildiğimiz, bilmediğimiz
tüm varlık alemi de yaratılışına uygun bir şekilde, Yaratıcı’nın
emrine boyun eğmiş, yapması gerekeni itirazsız yapıyor. Tam
bir ahenk içinde varlığını sürdürüyor. Şayet güneş, ay,
dünya yörüngelerinden milim sapsalar veya dünya dönüş hızını
saniye azaltsa veya artırsa, her şey altüst olur. Hayat durur.
Keza insanoğlu yaratılış gayesine uygun bir şekilde yaşar,
Yaratan’ın emrine boyun eğer, Peygamber’in getirdiği hak
dini kabul eder, teslim olursa dünyada cennetî bir hayat yaşar,
huzur ve saadetin doruğuna yükselir...»»Devamı
için...
|
|
| YAYIN
EKSENİ; |
TOPLUMSAL
ÇÖZÜLME
|
AHMET HUNLUOĞLU
|
|
Said
Halim Paşa, 1863’de Kahire’de doğdu. Kahvaltı Mehmet Ali Paşa’nın
torunu ve Vezir Halim Paşa’nın oğludur.
İlk
tahsilini özel olarak yaptı. Arapça, Farsça, Fransızca ve İngilizce
öğrendi. Yüksek tahsilini İsviçre’de, Siyasi İlimler dalında
tamamladı. İstanbul’a geldi ve Şûrâ-yı Devlet azalığına
getirildi (1888). Rumeli Beylerbeyliği payesine ulaştı (1900).
Jön Türklerle ilgisi dolayısıyla II. Abdulhamit tarafından
takip edildi, yalısına gelip gidenler gözetlendi, yalısı
arandı. Bu baskılara dayanamayarak önce Mısır’a, ondan
sonra da Avrupa’ya geçti. Avrupa’da Jön Türklerle
ilgisini sürdürdü. Meşrutiyetin ilanı için onlara maddî ve
fikrî yardımlarda bulundu...»»Devamı
için...
|
|
|
Haber
Yorum;
|
|
HABER
YORUM
|
AHMET TAHA
|
|
»»ABD,
kalbinden vuruldu
»»Kim, niçin, nasıl yaptı?
»»Çağdaş Haçlı Seferi başladı
»»Anayasa sivilleşecek mi?
»»Konya, Mesire Şenliği’nde
buluştu
»»Ayrıntılar
için...
|
|
|
DENEME; |
|
ÖNEMLİ OLAN DOSTU
KAYBETMEMEK
|
AYŞE
SOLAK
|
|
Dostluk, sevgisi sönmüş şu çağda kıymetini bilmediğimiz değerlerden
biri... Tıpkı sevgi, inanç, kardeşlik gibi... Sağlık gibi,
şükrünü hakkıyla eda edemediğimiz nimetler gibi...
Kıymetini bilmediğimiz, hatta öyle ki arayıp da bulamadığımız
bir değer dostluk...
Önceden “Dost bulmak kolay, önemli olan o dostu kaybetmemek”
derken, artık bu söz “Dost bulmak zor, onu kaybetmemek, dost
kalabilmek daha da zor” şeklinde hayatımızda yankılanır
oldu. Çünkü artık menfaatlere endeksli ilişkilerimizde güven
duygusu tarumar oldu. Oysa menfaatlerin olduğu yerde hangi güzel
duygu, hangi değer varlığını sürdürebilir ki?...
»»Devamı
için...
|
|
|
|
|