|
Başyazı;
|
|
HER
KEFENE BÜRÜNEN ÖLÜ DEĞİL
|
ZEKİ SOYAK
|
|
Yaşamak
ne güzel! Müslümanca, sünneti seniyye üzere olunca. Ölüm ne
güzel! Kemali imanla, hüsnü hatime ile Rabb’a kavuşunca. Müslümanın
arefesi müslümanca yaşamak, bayramı müslüman olarak ölmektir.Müslüman
hiçbir zaman bedbin, yılgın ve bıkkın olamaz. Hayatını atıllaştıramaz,
hantallaştıramaz. Şartlar ne kadar kötü olursa olsun, yaşama
heyecanını, kulluk heyecanını kaybedemez. Çünkü yaşama
heyecanını kaybeden, kulluk heyecanını ve dolayısıyla hizmet
heyecanını da kaybeder.»»Devamı
için...
|
|

|
|
»»
ilkadım'dan |
|
Kapak Dosyası;
HER
NEFİS ÖLÜMÜ TADACAKTIR
|
|
ÖLÜM.
. AMA NASIL ÖLÜM?
|
YÜKSEL
ÖZDEN
|
|
Nasıl
yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşrolunursunuz.
(Hadis)
Yıllarca
insanlara “iman bir vicdan işidir” diyerek imanı vicdanlara
hapsedenler, bugün “Elhamdülillah müslümanım” diyenlere
bile İslamî yaşantıyı askıya aldırdılar. Adeta inandığı
gibi yaşamayan bir ülke haline getirdiler. Tabii bu anlayıştan
“Ölüm” gerçeği de nasibini alarak unutulanlar arasına
girdi.
»»Devamı
için...
|
|
|
ORADA
KİMİ NE BEKLİYOR?
|
MEHMET
ŞENTÜRK
|
|
Allahu
Teala, içinde yaşadığımız bu dünyayı ve içerisindeki bütün
varlıkları, geçici bir zaman için yaratmıştır. Bir gün dünya
ve dünyadaki bütün insanlar, canlı ve cansız varlıklar yok
olacaklardır. Dağlar, taşlar, yerler, gökler parçalanacak
(Karia-4,5), Allah’tan başka tüm alem son bulacak, (Rahman-27)
kıyamet kopacaktır.İnsan için üç hayat vardır;
»»Devamı
için...
|
|
|
BÜYÜK
ŞAHSİYETLERİN SON SÖZLERİ
|
YUNUS
HÜDAYİ |
|
Şeyh
Abdülkadir el-Arnavut’un tahriç
ve tahkik ettiği el-Hafız Ebi Süleyman Ahmed b.
Zebri’r-Rabai’nin ‘’Vasaya’l-ulema ınde huzuri’l-mevt’’ adlı
eserinden bir kısım seçtiğimiz ve bilhassa sahih olan
rivayetlerden yaptığımız tercümeyi sunuyoruz.‘’Vasiyet
etmesi gereken bir durum varken bu vasiyetini yazılı olarak yanında
tesbit etmeden bir müslümanın iki gece üstüste uyuması
hakkaniyete uymaz. Ona yaraşmaz.”
»»Devamı
için...
|
|
|
Yâ
Leylâ’nın vâ Veylâsı vardır...
|
ABDULHAMİT
ÖZYAYLA |
|
Aslen
Me-ve-te olan Mâ-te kelimesi Arapça’da “öldü, söndü,
kapandı ve sükunet buldu” anlamlarına gelen mâzi bir
fiildir. Hayat kelimesinin zıddı olan mevt/memat kelimesi “ölüm”
anlamındadır. Meyyit(e) mevta ve emvât kelimeleri de “ölü
ve ölüler” için kullanılır. Bir işin vaktinin geçmesine
ve zamanın uçup gitmesine fevt/fevât denir.(1) Peygamberimiz
s.a.v. bir hadis-i şeriflerinde mevt ve fevt kelimelerini
birlikte kullanarak; “Vakit geçmeden önce namaza ve ölüm
gelmeden önce tevbeye acele ediniz.” buyurmuşlardır.
»»Devamı
için...
|
|
|
HEM
MALUM HEM GİZEMLİ
|
FEHMİ
REYHAN
|
|
Ölüm
bir oluş. Ya ol, ya öl. “Ölüm her zaman yanımızda, ama hç
hakimiyetimizde değil. Ölüm bir yaşayış. Ölüm bir seyrediş.
Ölüm bir duyuş. Ölüm anlaşılmaz bir zirve. Ölüm anlatılan
kadar bildiğimiz, bildiğimiz halde engel olamadığımız bir
olgu. Ölüm bir kurtuluş kimi zaman. Kimi zaman da korkunun adı.
Ölüm daha neler neler...Ölüm
böyle hem malum, hem gizemli olunca, duyguları en gelişmiş
insanlar olan şair ve yazarlarında çok dikkatini çekmiştir.
Onu konu olarak hemen hemen her şair işlemiştir. Her yazar öümün
hikayesini yazmıştır. »»Devamı
için....
|
|
|
BİR
ÖLÜM RÜYASI
|
M.
FATİH TURAN
|
|
Bir
zamanlar bir yerde Allah’ın bir veli kulu yaşardı. Temiz
kalpli, ihlaslı, safça bir mü’mindi. Her gördüğünü iyiye
yorumlar, Allah’a çok tevekkül ederdi. Bir kötülük, bir çirkinlik
görse iyi tarafından alır, “Bunda bir hikmet vardır”
diyerek gönlünü hoş tutardı. Her şeyin iyi yönünü görür,
gülleri devşirir, dikenlerle hiç ilgilenmezdi. Yaratandan ötürü
yaratılanı hoş görür, onlara güler yüzle nasihat ederdi.
»»Devamı
için...
|
|
|
KURAN
VE HADİSTE ÖLÜM GERÇEĞİ
|
ÖMER
ÇAVUŞOĞLU
|
|
Ebu
Hureyre (r.a.) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
Efendimiz’in şöyle buyurduğunu haber vermiştir: “İçinizden
hiç kimse ölümü temenni etmesin. Zira kişi iyi biri ise, yaşadıkça
iyiliğinin artması; günahkâr biri ise, tevbe edip günahlarından
arınması umulur.” (Buhari-Temenni: 5). “Amel”
bakımından kimin daha güzel davranacağını denemek için
hayatı ihsan eden (Mülk/2) ayrıca yaratıcımız bu ihsanını
ilahî bir fermanla tamamlamıştır: “Her canlı ölümü
tadacaktır.” (Âl-i İmran/185) Allah’tan başka herkes ve
herşey için bu kaçınılmaz sondur; “(Yer) üzerinde bulunan
her şey yok olacaktır, sadece celâl ve ikrâm sahibi Rabbın bâki
kalacaktır. (Rahman/26-27) »»Devamı
için...
|
|
|
ANADOLU’DA
ÖLÜM GELENEKLERİ
|
KÜLTÜR
BAKANLIĞINDAN ALINTI |
| Anadolu
halkının büyük bir kesimi geleneklerin etkisi altındadır.
Halkımızın geleneksel yaşamını oluşturan, ona öz ve biçim
kazandıran ana davranış kalıplarının temelindeyse sayısız
adet, inanma ve töresel işlem yatmaktadır. Gerçekleştirilen
bu uygulamalar yöreden yöreye farklılık ve benzerlik göstermektedir.»»Devamı
için... |
|
|
İSLAM’DA
ÖLÜM DİRİM TASAVVURU
|
|
|
Nerede
olursanız olun, ölüm gelip sizi bulacaktır. Göğe yükselen
kulelerde olsanız bile. (Nisa/78)
Kainatta
pek çok canlıyı halkeden Allahu Teâlâ yeryüzünü insana ve
onun ihtiyacı olan varlıklara tahsis etmiştir. Yeryüzü nizamının
idamesi içinde hayatı ve ölümü takdir etmiştir.
Cennetten
yeryüzüne indirilen insanoğlu imtihana tâbî tutulmuş bu
sebeple yeryüzü hayatı ve ölümü yaratılmıştır.
.»»Devamı
için...
|
|
|
Düşünce; |
|
KADINLARIMIZ
|
BURAK
SERDENGEÇTİ |
|
“Ana
başta tac imiş, her derde ilaç imiş” sözü doğruların yaşanılır
kılınması açısından belki en güzeli olsa gerek. Ana olan,
sevgili olan, kadın ve kızlarımız, çağlar öncesinden günümüze
kadar şiddetin her türlüsüne maruz kalmışlardır.
Günümüzde
bile cahiliye dönemini aratmayacak iğrenç uygulamalarla kadınlar
sömürülmektedir. Ona reva görülen baskı ister özel alanda,
ister kamu alanında olsun “Fiziksel, Görsel ve Psikolojik baskı”
olarak sürüyor.
»»Devamı
için...
|
|
|
SAMİMİYET
ZOR İŞTİR
|
İDRİS
ARPAT
|
|
Yaratan,
yaşatan, yöneten, (zamanı gelince) öldüren, diriltip hesaba
çeken, kimlerin Cennet’e, kimlerin Cehennem’e gideceğini
belirleyecek olan Allah’tır (c.c.). Bu sebeple Allah’ın
(c.c.) unutulmaması, rızasına uygun bir hayat yaşanması,
insanların ne diyeceğinden çok, Allah’ın (c.c.) ne diyeceğinin
önemsenmesi esastır.Bu
tutum, kul oluşumuzun ciddiye alınmasıdır. Dünya ve
ahiretimizin cennet olmasıdır. Bütün müsbet davranışlarımızın
temelinde bir anlayış vardır. »»Devamı
için...
|
|
|
Ölçüler
ve Dengeler; |
|
İHTİLAFLAR;
TEFRİKA VE FİTNEYE DÖNÜŞTÜRÜLMEMELİ-2
|
ZEKİ
SOYAK |
|
Merhum
M. Hamdi Yazır bu ayetlerin tefsirinde şu izahlarda bulunuyor:
“Allah yolunda hakkıyla, gücünün yettiği kadar gayret etmek
ve bu konuda hiç kimsenin kınamasından korkmamak, hatta anası,
babası veya kendi aleyhinde bile olsa Allah için adalet ve doğruluktan
ayrılmamaktır ki, bu hak vücub ve sabit olmak manasındadır.
Ve bu şekilde: (Fettegullahe mestetaytüm) ayeti bunun açıklamasıdır.
Allah’tan hakkıyla korkmak ve her halde müslüman olarak ölebilmek
için de her şeyden önce Allah’ın ipine toptan yapışarak
tevhid üzere toplanmak ve tefrikalardan çekinmek lâzımdır.
Anlaşılıyor ki, haccın farz oluşu, bu toplanmanın hem
sebeplerinden, hemde maksatlarından birini teşkil eder. Şu
halde önce kalblerin birleşmesi, ikinci olarak fiillerin birleşmesi
hak dinin esaslarının en büyüklerindendir: (Ben kendi başıma
dinimi, imanımı koruyabilirim) demek tehlikelidir.
»»Devamı
için...
|
|
|
Haber
Yorum;
|
|
Haber Yorum
|
AHMET
TAHA
|
|
»»ERSÜMER’E
SÜMEN...
»»Ersümer
ne yapmalıydı?...
»»Bakan
Ersümer istifa etti...
»»Çağlar,
ABD’de yakalandı...
»»F
tipi tepkisinde önlemler artıyor...
»»İMAM
HATİPLİ POLİS OLAMIYOR...
»»Vali-Müdür
çekişmesi mi, hedef Tantan mı?...
»»Bayrak
tüzüğünde yanlıştan dönüldü...
»»Anayasa
Mahkemesi kuruluşunu kutladı...
»»Çeçenistan,
katliam, eylem...
»»Frekans
bir var, bir yok... »»Ayrıntılar
için...
|
|
|
Fıkıh; |
|
SEDD-İ
ZERAYİ
|
ABDULLAH
GÜZEL |
|
Şer’î
delilller, aslî ve fer’î olmak üzere ikiye ayrılırlar. Aslî
deliller dörttür: Kitap, sünnet, icma ve kıyastır. Fer’î
deliller ise istihsan, istishab, (mesalihi mürsele) örf ve adet, şer’u men kablena, sahabe kavlî ve seddi
zerâ-i dir.Bu
dört aslî delil ve onlara bağlı ve onlardan çıkarılmış
fer’î deliller, müctehid alimler tarafından hüccet olarak
kullanılıp hüküm istinbat edilebilir. İctihad derecesine vasıl
olmayan kimselerin şer’î deliller ile hüküm istinbat
etmeleri mümkün değildir. Mukallid kimseler için tâbi
oldukları müctehidin re’yi yegane delildir.»»Devamı
için...
|
|
|
|
|