|
Başyazı;
|
|
MÜLKÜN
SAHİBİNE YÖNELELİM
|
ZEKİ SOYAK
|
|
İnsanlık
serüveni acı-tatlı, mutlu-mutsuz nice hadiselerle doludur. Öyle
olaylar yaşanmıştır ki, insan insanlığından utanmakta,
toplumun bu denli aşağıların aşağısına yuvarlanmasına,
ahlâkın tefessüh edip insanlık onurunu kaybetmesine şaşıp
kalmaktadır. Öyle vahşetler irtikap edilmiştir ki, olanlar karşısında
dehşetle irkilmemek, donup kalmamak mümkün değildir. Çok
uzaklara gitmeye ne hâcet.
»»Devamı
için...
|
|

|
|
»
ilkadım'dan |
|
Kapak Dosyası;
CÜMLE
MEVCUDAT ZAKİR KAİNAT DERGAHTIR...
|
|
TÜRK
TARİHİNDE TASAVVUF VE TARİKATLAR
|
ABDULLAH
FARUK
|
|
Dünyadaki
bütün dinlerin kalbî, ruhî ve ahlâkî yönü vardır. Bunun
yaygın adına ise Mistizm denir. Mistik faaliyetlerin bizim
medeniyetimizdeki adı ise Tasavvuftur.
Tasavvuf
özelde kişilerin ruhlarında derin izler bırakırken genelde
ise toplumu ahlaklı kılan temel etkenlerdendir. Bu yönüyle
tasavvuf sadece kişileri değil toplumları ve devletleri de etki
alanı içine almıştır. »»Devamı
için...
|
|
|
TASAVVUFİ
YAŞANTIDA ÖNE ÇIKAN BAZI TARİKATKAR
|
ÖMER
ÇAVUŞOĞLU
|
|
a)
Behâeddin Nakşbend (k.s.): Adı Muhammed b. Muhammed el Buharî’dir.
718/1218 tarihinde Buhara’ya 9 km. uzaklıkta Kasr-ı Hindüvan
(Kasr-ı Ârifan)’da dünyaya geldi.Nakşibend
dünyaya geldiği zaman Hacegân Tarîkatı şeyhlerinden Muhammed
Baba Semmasî (ölm. 740)1339) müritleriyle birlikte o köye
gelmiş ve henüz çok küçük yaşlarda bulunan Nakşbend’i
manevi evlatlığa kabul etmiştir. Baba Semmasî’nin müridi
bulunan Emir Külâl’e: “Bu erin terbiyesi sana aittir.”
dediği rivayet edilir.
»»Devamı
için...
|
|
|
TARİKATLAR
NEDEN YASAKLANDI
|
AKİF DURSUN |
|
Osmanlı
yıkılıyordu. Bütün kadrolar Osmanlı’nın yıkılışını
durdurma telaşındaydılar. Aralarındaki birtakım ayrılıklara
rağmen ittifak ettikleri nokta modernleşme idi. Bütün herkes,
umera, ulema, urefa modernleşmenin (teknolojik atılımın)
gerekliliğinde müttefikti. Ama bunun yol ve yöntemi hakkında
ihtilaf vardı. Modernleşme önce orduda başladı, yetmeyince
saraya geçti. O da yetmedi bürokrasiye sıçradı.
»»Devamı
için...
|
|
| TASAVVUF HAKKINDA FIKHİ MÜLAHAZALAR
|
YUNUS
HÜDAYİ |
| Özellikle
şerî bir denetim mekanizmasına sahip olmadığımız şu dönemlerde
tasavvuf ve tarikat konularında kafaları karıştıran, içinden
çıkılması müşkil bir çok problem baş göstermiştir.
Tefrikalar ve fitneler zihinleri teşviş etmiş, yaşla-kuru
birbirine karışmış, dine saldıranlar bu alanı boş bulmuş,
insanları dinden soğutmak için her türlü desise ve hileleri
kullanan küfr, nifak ve fitne çevreleri en tesirli malzemeyi bu
sahada bulmuştur. Üzülerek müşahede ettiğimiz bu duruma
siyasetin de etkisiyle ve cehaletin de serpilip saçaklanmasıyla
büyüyen fitneleri eklediğimizde çok kimsenin sarsıldığını
biliyoruz. Hele bir kısım şeyh namını kendilerine vermiş
ehliyetsiz kimselerin tahribatı da meseleyi en son bilen-bilmeyen
herkesin diline düşürmüş ve olayı medyatik hale getirmiştir.
»»Devamı
için...
|
|
|
TASAVVUF İSLAMİ YAŞANTIMIZIN MERKEZİDİR
|
ZEKİ
FAZLIOĞLU
|
| Allah
Teâla ve tekaddes hazretleri, Hz. Âdem aleyhisselamdan,
Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’e kadar insanlığın salâh
ve kurtuluşu, dünya ve ukba saadeti için, şeriatlar vazetmiş
ve bu şeriatları da, İslam şeriatı ile kemâle erdirmiştir.
Bir
müslüman iç ve dış âlemini şeriat sınırları içinde,
onun koyduğu hükümler doğrultusunda tanzim etmez, bütün varlığı
ile inanarak, benimseyerek ve severek uygulamaz ise kâmil bir mü’min
olamaz. İNSAN’I KÂMİL olmanın yolu şeriatın iç ve dış
âlemimiz ile ilgili ahkamını yaşantımıza yansıtmakla mümkündür.»»Devamı
için.... |
|
|
EDEB’İN KURANDAN KAYNAKLARI
|
ADEM
ÇATAK
|
|
“Kur’an-ı
Kerim’i, Hz. Rasulullah (s.a.v.) gibi yaşamaya çalışmak”(1)
olarak tanımlanan tasavvuf, diğer İslamî ilimler gibi Kur’an
ve Sünnet kaynaklı bir ilimdir.
Allah’ın
Kitabı Kur’an-ı Kerim, Allah’ın Rasulü (s.a.v.) gibi yaşamak
büyük bir hedef ve aksa’l-gâyedir. En doğru yolu(2), en güzel
bir kaynaktan(3) beslenerek/esinlenerek kat’etmeye çalışmak,
şüphesiz ki var olmanın en şerefli amacıdır.(4)
»»Devamı
için...
|
|
|
KALPLER
YA MELEKLERİNDİR YA DA ŞEYTANLARIN
|
ŞAFAK
DERMAN
|
|
Merkez,
bir objenin veya bir varlığın bütün sınırlarına göre tam
orta noktasıdır. Veya merkez, kendisine bağlı olan bütün
unsurları idare eden ve onlara hükmetme yetkisi bulunan bir güçtür.
İnsan, varlığını bir kan pıhtısıyla kazanmış, vücut
azaları ve organları sonradan oluşmuş bir varlıktır. İşte
bu vücut azalarına merkez konumundaki küçük bir et parçası
olan kalp, akıl unsurunu da kullanarak yönetip yön vermektedir.
»»Devamı
için...
|
|
|
TARİKATLAR
NİYE VE NASIL ORTAYA ÇIKTI
|
FİKRET
ŞANLI
|
|
Hz.
Ömer şöyle anlatıyor: Biz Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem ile otururken simsiyah saçlı ve bembeyaz elbiseli bir
adam çıkageldi ve bizden kimse de onu tanımıyordu.
Eğer
yoldan gelmiş osa idi yol yorgunluğu, kum fırtınasının
etkileri gibi seferin meşakkatlerinin üzerinde görülmesi
gerekirdi ve eğer yoldan gelmemiş ise zaten şehrin nüfusu
belli herkes dede ve baba isimleriyle bile biliniyor ama şahıs
tanınmıyor. O halde kimdi bu insan? »»Devamı
için...
|
|
|
TESCİLLİ
SAMİMİYET
|
CİHAD
BAŞBUĞ
|
| Yürür,
konuşur, saçını tarar, etrafı seyreder, su içer, miskinlik
yapar, çığlık atar, fısıldar, elma yer, şaka yapar, taş taşır...
Ve yine, heyecanlanır, kahrolur, sevinçten içi içine sığmaz,
hüzünlenir, kinlenir, kıskanır, şüphelenir, sevdalanır,
kuruntulanır, acı çeker... İnsan bütün bunları ve daha
nicelerini yapabilme melekesine sahiptir. Ne var ki, ilk olarak
saydığımız davranış şekillerini her istediğinde
sergileyebilmekte iken, ikinci kısımdaki duygu denilen kuvveleri
kontrol altında tutması oldukça güçtür. Hayatın normal akışı
içinde, her istediğinde kafasını kaşıyabilen bir insan, komşusunun
yeni aldığı avizesine haset etmekten kendisini alamaz.
»»Devamı
için... |
|
|
ŞEYH’ÜL
MUHARRİR AHMET KABAKLI
|
EMİRCAN
GÜLÇİÇEK
|
|
Fecr
ve batış arasıdır. Bir nefes alış ve bir nefes veriş arasındaki
süredir. Bir parantez içindeki iki tarih arasında bulunan kısa
çizgi... İzafiyet teorisiyle bazen uzun, bazen kısa olarak değerlendirilebilen
bir süreç...
Olgunlaşıp
semeresini veren bir meyve, toprağa düşüyor. Semeresini
veremeden düşen bir meyve, neslin tükenişine seyirci kalan bir
bilge kişi derecesinde acı çekiyor. Her an her saniye yıldız
kayıyor, yıldızlar kayıyor. Herşey aslına dönüşor.
Tohumun ağaca, ağacın tohuma dönüşümü gibi hikmetli bir süreç
verilen görevi en güzel şekilde ifâ ediyor.
»»Devamı
için...
|
|
|
Ölçüler
ve Dengeler; |
|
KİŞİNİN
DEĞERİ DEĞER VERDİKLERİ İLE ÖLÇÜLÜR-2
|
ZEKİ
SOYAK |
|
AKLI
MUHAFAZA
Aklı
muhafaza, aklı ifsat edici her türlü sapıklıklardan,
korumakla mümkündür. Onun için İslam dini içki, kumar, her türlü
uyuşturucuları, sapık, akla münâfi, topluma zararlı, kötü
düşünceleri yasaklamıştır. Akıllı olanların muttaki,
ahmak olanların facir oldukları belirtilmiştir.
“(Düşünün)
Rabbından sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, (inkar
eden) kör kimse gibi olur mu? Fakat bunu ancak akıl sahipleri
anlar.
(O
akıl sahipleri) ki onlar, Allah’ın ahdini yerine getirirler,
verdikleri sözü bozmazlar.»»Devamı
için...
|
|
|
Haber
Yorum;
|
|
DÖRT
YILLIK 28 ŞUBAT
|
AHMET
TAHA
|
|
28
Şubat 1997 tarihli MGK toplantısında alınan kararlar Türkiye
için bir dönüm noktası oldu. Zamanın Meclis dışı ve Hükümet
üzeri yetkilileri için en büyük iç tehdit irtica idi. Türkiye
irticanın ahtapot kollarına düşmeden, zinde güçler her önlemi
almalıydılar. 28 Şubat Postmodern darbesini haklı göstermeye
çalışan birtakım medyanın aklı, zamanın Refah-Yol hükümetinn
bir kaç icraatına takılıp kaldı. T.C. vatandaşı ve bu ülkenin
bir gerçeği olan, o zaman da, şimdi de bu topraklarda yaşayan,
fakat giyim ve hayat tarzları birilerine benzemeyen insanlara Başbakanlıkta
iftar yemeği verilmesi, ilk yurt dışı gezinin Libya, İran,
Malezya, Mısır, Pakistan’a yapılması, Sincan’da İsrail’e
karşı Filistin direnişini anlatan bir tiyatro sergilenmesi 28
Şubat’ın gerekçeleri arasında sayıldı.
»»Devamı
için...
|
|
|
Bilim; |
|
DİNSİZLİĞİN
NEDEN OLDUĞU CİNAYETLER
|
HARUN
YAHYA |
|
İslam
ahlakından uzak olmanın getirdiği zararlardan bir tanesi de,
insanlar arasında acımasızlığın, kindarlığın, öfkenin ve
zulmün hakim olmasıdır. Bu yapıdaki insanlar, kendi çıkarları
söz konusu olduğunda bir kimseye duydukları öfke sebebiyle ya
da hiçbir nedeni yokken rahatlıkla cinayet işleyebilmektedirler.
»»Devamı
için...
|
|
Düşünce; |
|
MAHŞER
ŞUURUNU CANLI TUT
|
İDRİS
ARPAT
|
|
İman
başta geliyor. Ağacın kökleri, binanın temelleri neyse
dindeki iman esasları da odur. Ağacın canlı, binanın sağlam
olması köklere ve temellere bağlı olduğu gibi, ibadet ve
ahlaktaki olgunlukta iman kuvvetine bağlıdır.
»»Devamı
için...
|
|
|
İZZET
VE ZİLLET
|
VEYİS
ERSÖZ
|
|
Oldukça
kısa olan insanın dünya hayatı ve izzet ile şanlı ve şerefli
bir şekilde, yahutta zillet ve meskenet içinde geçer. İzzetli
ve şerefli bir hayata sahip olabilmek için Allah’a kulluğun,
ahir zaman Nebisi’ne ümmet olmanın bütün şartlarını hakkıyla
yerine getirmek lâzımdır. İslamiyetten uzak bir yaşantı ile
izzete nail olmak mümkün değildir. Çok kısa ve geçici olan dünya
hayatının debdebesine, gösterişine, şatafatına ve saltanatına
aldananlar izzete asla nail olamaz. Ancak zillet ile muttasıl
olurlar.
»»Devamı
için...
|
|
|
|
|
|
|