ANADOLUDA
TÜRK İSLAM MÜHRÜ
Anadolu, Ön Asya'nın bir
parçası olarak Türkiye'nin Asya kıtasında bulunan toprağını
oluşturan ve üç tarafı denizlerle çevrili olan bir yarımadadır.
Yüzölçümü 647,500 km2 yi bulur. Yarımadanın kuzeyinde Karadeniz,
batısında Marmara ve Adalar (Ege) denizleri, güneyinde ise
Akdeniz yer almaktadır. Bugün için doğusunda Gürcistan,
Ermenistan, Azerbaycan, İran; güney ve güneydoğusunda ise Irak
ve Suriye ile kara sınırları vardır.
Anadolu kelimesinin
Latincesi Anatolia’dır. Anatole “doğu”, Anatolia ise, “Güneşin
doğduğu yer” anlamındadır ve Adalar (Ege) Denizi’nin Doğu
kıyısındaki bütün toprakları içine almaktadır. Ayrıca bu
yarımadanın diğer adları, Ön Asya ve Küçük Asya'dır (Asya
Minör). Bu tabir Latince “Küçük Asya” anlamına gelen “Asia
Minor”dan ve Yunanca “Mikra Asia”dan türemiştir.
Anadolu, yaklaşık bin
yıldır, Türk hâkimiyeti altında bulunmaktadır ve bugün
yarımadanın tamamı Türkiye sınırları içinde bulunmaktadır. Bu
nedenle bu yarımadanın gerçek adı kesinkes “Anadolu”dur. Bin yıl
öncesine gidip, bin yıldır “Anadolu” olan yarımadanın adını
“Anatolia” demek bilim adına tam anlamıyla cehalet olur. Ve bu
çabalar, “öküz altında buzağı aramaya” benzer.
Türklerin Anadolu’ya İlk
Gelişleri
Türklerin Anadolu’ya
gelişleri, M.Ö. 4000 yıllarına kadar inmektedir. Bunun en
gerçekçi dayanağı, Sümerlerin konuştukları Sümercede çok sayıda
(165 kelime) Türkçe kelimenin olmasıdır.
Türklerin Anadolu’ya ikinci
kez gelişleri 395 yılında olmuştur. Büyük Hun İmparatorluğu'nun
yıkılışından sonra Batıya göç eden Hunların bir kolu 395
tarihinde Erzurum üzerinden Anadolu'ya gelmiştir. Bu tarihte
Roma İmparatoru I. Theodosius (Teodos) ölünce, Hun Türkleri hem
Balkanlardan Trakya yarımadasına ve hem de Kafkaslardan
Anadolu’ya giriş yapmışlardır.
Hun Türklerinin akınları
karşısında şaşkına dönen Romalıların ve Sasanîlerin en muhkem
kaleleri birer birer düşmüştür. Hun akıncıları, Erzurum
bölgesinden itibaren Karasu, Fırat vadilerini takiben Melitene
(Malatya)’ya ve Kilikkia (Çukurova)’ya ilerlemişler, bölgenin en
tahkimli kaleleri olan Edessa (Urfa) ve Antakya’yı bir müddet
kuşattıktan sonra, Suriye’ye inerek Tyros (Sur)’u baskı altına
almışlar, oradan Kudüs’e yönelmişlerdir. Hun akıncıları
sonbahara doğru, kuzeye yönelerek Orta Anadolu’ya, Kappadokia-Galatia
(Kayseri-Ankara ve havalisi)’ya ulaşmışlar ve oradan Azerbaycan-Bakü
yolu ile kuzeye giderek anayurtlarına dönmüşlerdir.
Akhunlar (Batı Hunları),
Anadolu’ya 451 yılında gelmiştir. Akhun göçlerinin en büyüğü 466
tarihinde gerçekleşmiştir. Avrupa Hunları'na bağlı Ağaçeri Türk
boyları Anadolu'ya gelmişler ve yerleşmişlerdir. Anadolu'ya Türk
göçleri, 558 ve 575 yıllarında da devam etmiştir. Bu dönemde,
Güney Kafkasya'da Hazar İmparatorluğu'nun temelini oluşturan
Sabir (Sabar) Türk toplulukları yoğun bir şekilde Anadolu'ya
gelmişlerdir. Bulgar Türkleri, Avar Türk boyları, Uz-Peçenek
Türkleri ve Kuman-Kıpçak Türk boyları Anadolu'ya yoğun olarak
gelen ve yerleşen Türk boyları arasında bulunmaktadır. Doğu
Karadeniz Bölgesi'nin Türkleşmesinde en önemli rolü oynayan Türk
toplulukları Oğuz boylarıyla birlikte Kuman-Kıpçaklardır.
Türklerin İslam dinini kabul
ettikten sonra Anadolu’ya gelişleri daha anlamlı ve daha kalıcı
olmuştur. Anadolu’nun Türkleşmesinde dönüm noktasını “Fetih ve
Gazâ Ruhu” oluşturmuştur. Bu nedenle, Malazgirt Zaferi
Anadolu’nun Türkleşmesinde dönüm noktası olmuştur.
Türklerin İslamiyet’i Kabul
Etmeleri
Türklerin İslâmiyet ile
tanışmaları, Halife Hz. Ömer radıyallahu anh döneminde başlar.
Türklerin İslamiyet ile tanışmalarına ve gruplar halinde
müslüman olmalarına, 751 yılında yapılan Talas Savaşı vesile
olmuştur. Talas Savaşı, 751 yılında bugünkü Kırgızistan
sınırları yakınlarında Araplarla Çinliler arasında yapılmıştır.
İkinci Göktürk Devletinin yıkılmasının ardından doğuya ilerleyen
Çin ordusu ile Ebu Müslim’in gönderdiği Müslüman Arap orduları
arasındaki savaşı, Karluk Türklerinin yardımı ile Araplar
kazanmıştır. Bu yenilgi ile Çin ordusu geri çekilirken bölgenin
hâkimiyeti Araplara geçmiştir. Bu savaş sonrasında bölgenin
Abbasî Devletine geçmesi ile Türklerin İslamiyeti kabul etme
süreci hızlanmıştır. Karluk, Yağma ve Çiğil boyları İslamiyeti
kabul etmiş ve Türk boyları gruplar halinde İslamiyet’e girmeye
başlamışlardır. Sekizinci asırda müslümanlarla tanışıp
içlerinde bu dini kabul edenlerin bulunduğu Türklerin, onuncu
asırda topluca İslâmiyet'i kabulü, netice itibariyle tarihteki
birçok hâdiseye yön vermesi bakımından pek önemlidir.
İlk müslüman Türk Devleti,
840–1212 tarihleri arasında, Türkistan ve Maveraünnehir'de
hâkimiyet kuran Karahanlılardır. Karahanlılar, Karluk, Çiğil,
Yağma ve diğer Türk boylarından meydana gelmiştir. “Kara”
kelimesi, Türkçede, kuzey yönünü işaret etmesinin yanında,
büyüklük ve yükseklik de ifade etmektedir. Bu nedenle Karahanlı
Türk Devleti, Kuzey Türk Devleti ya da Büyük Türk Devleti
anlamlarını taşımaktadır.
Karahanlılar Devleti, 840
senesinde Uygur Devleti'nin Kırgızlar tarafından yıkılmasıyla,
Orta Asya bozkırlarında, Bilge Kül Kadır Han tarafından
kurulmuştur. Kadır Han, Mâveraünnehir'i almak isteyen Samanîler
Devleti ile mücadele etmiştir. Kadır Han'dan sonra, iki oğlundan
Bazır Arslan Han, Balasagun'da Büyük Kağan olarak, kardeşi
Oğulçak Kadır Han ise, Orta Kağan olarak Taraz'da devleti idare
etmişlerdir. Oğulçak Kadır Han, Samanî hükümdarı İsmail bin
Ahmed ile devamlı olarak mücadele etmiştir. Samanîler, 883
yılında Taraz'da devleti ele geçirince, Oğulçak, Kaşgar'ı merkez
yapıp Samanî hâkimiyetindeki bölgelere akınlara başlamıştır. Bu
akınlar sırasında Oğulçak Kadır Han'ın yeğeni Satuk,
Karahanlılara sığınan Ebu Nâsır adlı Sâmânî şehzadesi ve
müslüman din adamları ile tanışarak İslâm dînini kabul etmiştir
Müslüman olunca Abdülkerim
adını alan Satuk Buğra Han, doğudaki amcasına karşı
mücadelesinde, müslüman gönüllülerden yardım almıştır.
Abdülkerim Satuk Buğra Han, 995 yılında vefat edince, yerine
oğlu Musa başa geçmiştir. Musa Han’ın kısa süren saltanatından
sonra yerine kardeşi Baytaş Arslan Han geçmiştir. Baytaş Arslan
Han, doğu kağanı Arslan Han'ı mağlup ederek, sülalenin bu kolunu
ortadan kaldırmış ve bütün Karahanlıları birleştirmiştir. Baytaş
Arslan Han, Karahanlı ülkesinde İslâmiyet'in yayılması
faaliyetlerini tamamlayınca, komşu Türk boylarını İslâm'a
daveti, kendisine en büyük amaç edinmiştir.
Bugün Orta Asya Türk
Dünyası'nda, İslâmiyetin ilk dönemlerinin izlerini görmek
mümkündür. Özbekistan'ın Semerkant şehrinde, Peygamberimizin
yeğeni, yani Hz. Abbas radıyallahu anhın küçük oğlu Hz. Kusem
radıyallahu anhın türbesi bulunmaktadır. Türk Dünyası
İslâmiyetle tanıştıktan sonra, Türkler, İslâm'ın bayrağını çok
geniş topraklar üzerinde dalgalandırmak için asırlar boyu at
sırtından inmemişlerdir. İslâm dini, Yesevî’nin yürüyüşüyle Orta
Asya’ya baştanbaşa yayılmış, Hz. Mevlana ile Horasan'dan
Anadolu'ya taşınmış ve Yunus Emre ile tüm Anadolu'yu sarmıştır.
Müslüman Arapların
Anadolu’ya Gelişleri
Anadolu’nun İslamiyet ile
tanışması, İkinci Halife Hz. Ömer zamanında olmuştur. Hz.
Ömer’in komutanlarından İyad bin Ganem komutasındaki İslam
Orduları, fetih için Anadolu’nun güneydoğusundan giriş yapmışlar
ve 639 tarihinde Urfa’yı fethetmişlerdir. Bölge ve şehirde
oturan halk bu tarihte İslamiyet’i kabul etmiştir. Yedinci
yüzyıl ortalarına doğru Urfa ve çevresinin kültürel yapısı
değişmiş ve bölge “Müslüman Yurdu” haline gelmiştir.
Güneydoğu Anadolu, Emevî
(661–750) ve Abbasîler (750–990), döneminde âdeta altın
çağlarını yaşamıştır. Özellikle Abbasî hükümdarı Halife Harun
el-Reşid döneminde, Avrupa’da Ortaçağın karanlık dünyası
yaşanırken, Diyarbekir, Harput, Mardin, Harran ve Urfa ilimde,
sanatta ve ticarette çok ileriye gitmişlerdir. Arapların
hâkimiyeti ile bölgede, din olarak İslamiyet, dil olarak da
Arapça hâkim olmuştur.
Müslüman Türklerin
Anadolu’ya Gelişleri
Anadolu'nun Türkleşmesinde
Malazgirt Zaferi adeta bir dönüm noktasıdır. 26 Ağustos 1071
tarihinde Selçuklu Sultanı Alparslan’ın Bizans imparatoru
Romanos Diogens‘e karşı kazandığı Malazgirt Zaferi ile Anadolu
kapıları ebediyen Türklere açılmıştır. Malazgirt Zaferinden
sonra gelişen siyasî, askerî ve sosyal olaylar sonucunda Anadolu
hem yoğun bir nüfus göçüne sahne olmuş; hem de yapılan
fetihlerle kısa sürede “Türk Yurdu” haline gelmiştir. Malazgirt
Zaferinden sonra, Anadolu'ya gelip yerleşen Uç-Türkmen Beyleri,
Bizans'a ait topraklarda sürekli olarak genişleme siyaseti
gütmüşlerdir.
Malazgirt Zaferinden sonra,
Denizli Çivril yakınlarında yapılan Miryokefalon (Myriokephalon)
savaşı ve zaferi, Anadolu’nun Türkleşmesinde ve
Müslümanlaşmasında ikinci dönüm noktasını oluşturmuştur.
Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan ile Bizans imparatoru
Manuel I Komnenos arasında, 17 Eylül 1176 Denizli Çivril
yakınlarında(Büyük Menderes Vadisi) Miryokefalon'da yapılan
savaşı Türkler kazanmıştır. Zaferden sonra, Türkistan ve
Horasandan gelen Türkmen göçleri bütün hızıyla devam etmiştir.
1220'de Harzemşahlar'ın Cengizhan'a yenilmesinden sonra, Moğol
istilâsından kaçan tüccar ve zanaatkâr Türkmenler yeniden
Anadolu'ya göç etmeye başlamışlardır. Bu göçlerle Anadolu, hem
nüfus itibariyle fazlalaşmış, hem de iyice Türk-İslam
karakterine bürünmüştür.
Türkler, kısa sürede tüm
Anadolu’yu hâkimiyetleri altına almaya başlamışlardır.
Türkmenler bir taraftan askerî ve siyasî hâkimiyet mücadelesi
verirken, diğer taraftan Anadolu'yu mamur bir Türk-İslâm beldesi
yapmak amacıyla, camiler, medreseler, hanlar, hamamlar, yollar
ve köprüler gibi dinî ve sosyal kurumlar yaptırmışlardır. Öte
yandan Anadolu’ya göç eden Türkmenler, yeni yerleştikleri
köylere, kasabalara ve şehirlere, Bayındır, Kargın, Eymür,
Iğdır, Kayı, Afşar, Salur, Çubuk, Afşin, Oğuzeli, Artuklu,
Bozdoğan, Aydın gibi tamamen öz Türkçe olan kendi boy ve şahıs
adlarını vermişlerdir. Sonuç olarak, yaklaşık bin yıldır buram
buram Türk ve Müslüman kokan Anadolu toprakları üzerinde,
Anadolu Selçuklu Devleti, Beylikler, Osmanlı Yüce Devleti ve
Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.
Anadolu Coğrafyasının
Türk-İslam Fetihlerindeki Etkisi
Dünya üzerinde genel olarak
bakıldığında, Anadolu, Asya-Avrupa-Afrika kıtalarının kesişme
noktasında yer almaktadır. Bu itibarla Anadolu, kıtalar arası
bir kavşak, köprü ya da geçiş bölgesidir. Afrika’nın etkileri
güney ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine, Asya’nın etkileri Doğu
ve İç Anadolu bölgelerine, Avrupa’nın etkileri Marmara ve Batı
Anadolu bölgelerine kadar sokulur ve ülkenin ortasında adeta bu
üç kıta birbirine kavuşurlar. Anadolu yarımadasının üç tarafı
denizlerle çevrilidir. Söz konusu bu denizler, Cebel-i Tarık
Boğazı ile Atlas Okyanusu'na, Süveyş Kanalı ile Hint Okyanusu'na
bağlantılıdır. Dolayısıyla deniz ulaşımında stratejik bir öneme
sahiptir.
Anadolu, dağlık bir
yarımadadır. Ovalar, daha ziyade kıyılarda ve akarsu vadilerinde
yer alır. Akarsular bakımından, bölgenin en zengin ülkesidir.
Anadolu, matematik konumu itibariyle, orta enlemlerde yerini
almakta ve ılıman bir iklim görülmektedir. Sıcaklık değerleri,
enleme bağlı olarak güneyden kuzeye, yüksekliğe bağlı olarak
batıdan doğuya doğru düşmektedir. Böylece, ülkenin en sıcak
bölgeleri, güney, güneydoğu ve güneybatı bölgeleri iken, en
soğuk bölgesi ise Kuzeydoğu Anadolu bölgesidir. Anadolu, insan
yaşamı için en ideal bir kuşakta yer almaktadır. Bu özelliğinden
dolayı, Anadolu toprakları, tarihin en eski dönemlerinden beri,
hep büyük devletlere beşiklik yapmış ve çok sayıda medeniyetin
kurulmasına zemin hazırlamıştır.
Anadolu’da Türk-İslam Mührü
Anadolu, en eski çağlardan
beri çeşitli ırklara mensup birçok kavime ve millete vatan
olmuştur. Ancak insanlık tarihinde en fazla Türklere vatan
olmuştur.
Onbirinci yüzyılda tam bir
“Müslüman Türk Yurdu” olan Anadolu, bu özelliğini günümüze kadar
devam ettirmiştir. Ve bundan sonra da Anadolu daima “Müslüman
Türk Yurdu” olarak kalacaktır. Yaklaşık bin yıl devam eden
Müslüman Türk hâkimiyeti sonucunda, Anadolu’da daha önce hüküm
sürmüş olan devletlerin kültürleri tamamen silinmiştir.
Bin yıllık hâkimiyet
boyunca, Anadolu’nun dağında taşında, yaylasında ovasında,
köyünde şehrinde velhasıl her karış toprağında “Müslüman Türk
Mührü” vurulmuştur.
Bugün için Anadolu
toprakları üzerinde Türkiye Cumhuriyeti vardır. Gerçi bugün için
Türkiye, Anadolu topraklarının coğrafî avantajlarını yeterince
kullanamamaktadır. Ancak bugünkü durum, avantajların hiçbir
zaman için kullanılamayacağı anlamını taşımaz. Anadolu’nun sahip
olduğu avantajlar, yakın gelecekte inşallah yeniden devreye
girecektir. Geçmişte olduğu gibi, yakın gelecekte de
Anadolu’daki Müslüman Türk Mührü’nün barış ve huzur ortamı bütün
dünyaya yansıyacaktır.
* Prof.Dr. Marmara Üniv.
Atatürk Eğt. Fak. Coğrafya Anabilimdalı Başkanı
www.ramazanozey.net