E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

PROF. RAMAZAN ÖZEY

KAPAK;

ANADOLUDA TÜRK İSLAM MÜHRÜ  

Anadolu, Ön Asya'nın bir parçası olarak Türkiye'nin Asya kıtasında bulunan toprağını oluşturan ve üç tarafı denizlerle çevrili olan bir yarımadadır.  Yüzölçümü 647,500 km2 yi bulur. Yarımadanın kuzeyinde Karadeniz, batısında Marmara ve Adalar (Ege) denizleri, güneyinde ise Akdeniz yer almaktadır. Bugün için doğusunda Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, İran; güney ve güneydoğusunda ise Irak ve Suriye ile kara sınırları vardır.

Anadolu kelimesinin Latincesi Anatolia’dır. Anatole “doğu”, Anatolia ise, “Güneşin doğduğu yer” anlamındadır ve Adalar (Ege) Denizi’nin Doğu kıyısındaki bütün toprakları içine almaktadır. Ayrıca bu yarımadanın diğer adları, Ön Asya ve Küçük Asya'dır (Asya Minör). Bu tabir Latince “Küçük Asya” anlamına gelen “Asia Minor”dan ve Yunanca “Mikra Asia”dan türemiştir.

Anadolu, yaklaşık bin yıldır, Türk hâkimiyeti altında bulunmaktadır ve bugün yarımadanın tamamı Türkiye sınırları içinde bulunmaktadır. Bu nedenle bu yarımadanın gerçek adı kesinkes “Anadolu”dur. Bin yıl öncesine gidip, bin yıldır “Anadolu” olan yarımadanın adını “Anatolia” demek bilim adına tam anlamıyla cehalet olur. Ve bu çabalar, “öküz altında buzağı aramaya” benzer.

 

Türklerin Anadolu’ya İlk Gelişleri

Türklerin Anadolu’ya gelişleri, M.Ö. 4000 yıllarına kadar inmektedir. Bunun en gerçekçi dayanağı, Sümerlerin konuştukları Sümercede çok sayıda (165 kelime) Türkçe kelimenin olmasıdır.

Türklerin Anadolu’ya ikinci kez gelişleri 395 yılında olmuştur. Büyük Hun İmparatorluğu'nun yıkılışından sonra Batıya göç eden Hunların bir kolu 395 tarihinde Erzurum üzerinden Anadolu'ya gelmiştir. Bu tarihte Roma İmparatoru I. Theodosius (Teodos) ölünce, Hun Türkleri hem Balkanlardan Trakya yarımadasına ve hem de Kafkaslardan Anadolu’ya giriş yapmışlardır.

Hun Türklerinin akınları karşısında şaşkına dönen Romalıların ve Sasanîlerin en muhkem kaleleri birer birer düşmüştür. Hun akıncıları, Erzurum bölgesinden itibaren Karasu, Fırat vadilerini takiben Melitene (Malatya)’ya ve Kilikkia (Çukurova)’ya ilerlemişler, bölgenin en tahkimli kaleleri olan Edessa (Urfa) ve Antakya’yı bir müddet kuşattıktan sonra, Suriye’ye inerek Tyros (Sur)’u baskı altına almışlar, oradan Kudüs’e yönelmişlerdir. Hun akıncıları sonbahara doğru, kuzeye yönelerek Orta Anadolu’ya, Kappadokia-Galatia (Kayseri-Ankara ve havalisi)’ya ulaşmışlar ve oradan Azerbaycan-Bakü yolu ile kuzeye giderek anayurtlarına dönmüşlerdir.

Akhunlar (Batı Hunları), Anadolu’ya 451 yılında gelmiştir. Akhun göçlerinin en büyüğü 466 tarihinde gerçekleşmiştir. Avrupa Hunları'na bağlı Ağaçeri Türk boyları Anadolu'ya gelmişler ve yerleşmişlerdir. Anadolu'ya Türk göçleri, 558 ve 575 yıllarında da devam etmiştir. Bu dönemde, Güney Kafkasya'da Hazar İmparatorluğu'nun temelini oluşturan Sabir (Sabar) Türk toplulukları yoğun bir şekilde Anadolu'ya gelmişlerdir. Bulgar Türkleri, Avar Türk boyları, Uz-Peçenek Türkleri ve Kuman-Kıpçak Türk boyları Anadolu'ya yoğun olarak gelen ve yerleşen Türk boyları arasında bulunmaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesi'nin Türkleşmesinde en önemli rolü oynayan Türk toplulukları Oğuz boylarıyla birlikte Kuman-Kıpçaklardır.

Türklerin İslam dinini kabul ettikten sonra Anadolu’ya gelişleri daha anlamlı ve daha kalıcı olmuştur. Anadolu’nun Türkleşmesinde dönüm noktasını “Fetih ve Gazâ Ruhu” oluşturmuştur.  Bu nedenle, Malazgirt Zaferi Anadolu’nun Türkleşmesinde dönüm noktası olmuştur.

 

Türklerin İslamiyet’i Kabul Etmeleri

Türklerin İslâmiyet ile tanışmaları, Halife Hz. Ömer radıyallahu anh döneminde başlar. Türklerin İslamiyet ile tanışmalarına ve gruplar halinde müslüman olmalarına, 751 yılında yapılan Talas Savaşı vesile olmuştur. Talas Savaşı, 751 yılında bugünkü Kırgızistan sınırları yakınlarında Araplarla Çinliler arasında yapılmıştır. İkinci Göktürk Devletinin yıkılmasının ardından doğuya ilerleyen Çin ordusu ile Ebu Müslim’in gönderdiği Müslüman Arap orduları arasındaki savaşı, Karluk Türklerinin yardımı ile Araplar kazanmıştır. Bu yenilgi ile Çin ordusu geri çekilirken bölgenin hâkimiyeti Araplara geçmiştir. Bu savaş sonrasında bölgenin Abbasî Devletine geçmesi ile Türklerin İslamiyeti kabul etme süreci hızlanmıştır. Karluk, Yağma ve Çiğil boyları İslamiyeti kabul etmiş ve Türk boyları gruplar halinde İslamiyet’e girmeye başlamışlardır.  Sekizinci asırda müslümanlarla tanışıp içlerinde bu dini kabul edenlerin bulunduğu Türklerin, onuncu asırda topluca İslâmiyet'i kabulü, netice itibariyle tarihteki birçok hâdiseye yön vermesi bakımından pek önemlidir.

İlk müslüman Türk Devleti, 840–1212 tarihleri arasında, Türkistan ve Maveraünnehir'de hâkimiyet kuran Karahanlılardır. Karahanlılar, Karluk, Çiğil, Yağma ve diğer Türk boylarından meydana gelmiştir. “Kara” kelimesi, Türkçede, kuzey yönünü işaret etmesinin yanında, büyüklük ve yükseklik de ifade etmektedir. Bu nedenle Karahanlı Türk Devleti, Kuzey Türk Devleti ya da Büyük Türk Devleti anlamlarını taşımaktadır.

Karahanlılar Devleti, 840 senesinde Uygur Devleti'nin Kırgızlar tarafından yıkılmasıyla, Orta Asya bozkırlarında, Bilge Kül Kadır Han tarafından kurulmuştur. Kadır Han, Mâveraünnehir'i almak isteyen Samanîler Devleti ile mücadele etmiştir. Kadır Han'dan sonra, iki oğlundan Bazır Arslan Han, Balasagun'da Büyük Kağan olarak, kardeşi Oğulçak Kadır Han ise, Orta Kağan olarak Taraz'da devleti idare etmişlerdir. Oğulçak Kadır Han, Samanî hükümdarı İsmail bin Ahmed ile devamlı olarak mücadele etmiştir. Samanîler, 883 yılında Taraz'da devleti ele geçirince, Oğulçak, Kaşgar'ı merkez yapıp Samanî hâkimiyetindeki bölgelere akınlara başlamıştır. Bu akınlar sırasında Oğulçak Kadır Han'ın yeğeni Satuk, Karahanlılara sığınan Ebu Nâsır adlı Sâmânî şehzadesi ve müslüman din adamları ile tanışarak İslâm dînini kabul etmiştir

Müslüman olunca Abdülkerim adını alan Satuk Buğra Han, doğudaki amcasına karşı mücadelesinde, müslüman gönüllülerden yardım almıştır. Abdülkerim Satuk Buğra Han, 995 yılında vefat edince, yerine oğlu Musa başa geçmiştir. Musa Han’ın kısa süren saltanatından sonra yerine kardeşi Baytaş Arslan Han geçmiştir.  Baytaş Arslan Han, doğu kağanı Arslan Han'ı mağlup ederek, sülalenin bu kolunu ortadan kaldırmış ve bütün Karahanlıları birleştirmiştir. Baytaş Arslan Han, Karahanlı ülkesinde İslâmiyet'in yayılması faaliyetlerini tamamlayınca, komşu Türk boylarını İslâm'a daveti, kendisine en büyük amaç edinmiştir.

Bugün Orta Asya Türk Dünyası'nda, İslâmiyetin ilk dönemlerinin izlerini görmek mümkündür. Özbekistan'ın Semerkant şehrinde, Peygamberimizin yeğeni, yani Hz. Abbas radıyallahu anhın küçük oğlu Hz. Kusem radıyallahu anhın türbesi bulunmaktadır. Türk Dünyası İslâmiyetle tanıştıktan sonra, Türkler, İslâm'ın bayrağını çok geniş topraklar üzerinde dalgalandırmak için asırlar boyu at sırtından inmemişlerdir. İslâm dini, Yesevî’nin yürüyüşüyle Orta Asya’ya baştanbaşa yayılmış, Hz. Mevlana ile Horasan'dan Anadolu'ya taşınmış ve Yunus Emre ile tüm Anadolu'yu sarmıştır.

 

Müslüman Arapların Anadolu’ya Gelişleri

Anadolu’nun İslamiyet ile tanışması, İkinci Halife Hz. Ömer zamanında olmuştur. Hz. Ömer’in komutanlarından İyad bin Ganem komutasındaki İslam Orduları, fetih için Anadolu’nun güneydoğusundan giriş yapmışlar ve 639 tarihinde Urfa’yı fethetmişlerdir. Bölge ve şehirde oturan halk bu tarihte İslamiyet’i kabul etmiştir. Yedinci yüzyıl ortalarına doğru Urfa ve çevresinin kültürel yapısı değişmiş ve bölge “Müslüman Yurdu” haline gelmiştir.

Güneydoğu Anadolu, Emevî (661–750) ve Abbasîler (750–990), döneminde âdeta altın çağlarını yaşamıştır. Özellikle Abbasî hükümdarı Halife Harun el-Reşid döneminde, Avrupa’da Ortaçağın karanlık dünyası yaşanırken, Diyarbekir, Harput, Mardin, Harran ve Urfa ilimde, sanatta ve ticarette çok ileriye gitmişlerdir. Arapların hâkimiyeti ile bölgede, din olarak İslamiyet, dil olarak da Arapça hâkim olmuştur.

Müslüman Türklerin Anadolu’ya Gelişleri

Anadolu'nun Türkleşmesinde Malazgirt Zaferi adeta bir dönüm noktasıdır. 26 Ağustos 1071 tarihinde  Selçuklu Sultanı Alparslan’ın Bizans imparatoru Romanos Diogens‘e karşı kazandığı Malazgirt Zaferi ile Anadolu kapıları ebediyen Türklere açılmıştır. Malazgirt Zaferinden sonra gelişen siyasî, askerî ve sosyal olaylar sonucunda Anadolu hem yoğun bir nüfus göçüne sahne olmuş; hem de yapılan fetihlerle kısa sürede “Türk Yurdu” haline gelmiştir. Malazgirt Zaferinden sonra, Anadolu'ya gelip yerleşen Uç-Türkmen Beyleri, Bizans'a ait topraklarda sürekli olarak genişleme siyaseti gütmüşlerdir.

Malazgirt Zaferinden sonra, Denizli Çivril yakınlarında yapılan Miryokefalon (Myriokephalon) savaşı ve zaferi, Anadolu’nun Türkleşmesinde ve Müslümanlaşmasında ikinci dönüm noktasını oluşturmuştur.  Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan ile Bizans imparatoru Manuel I Komnenos arasında, 17 Eylül 1176 Denizli Çivril yakınlarında(Büyük Menderes Vadisi)  Miryokefalon'da yapılan savaşı Türkler kazanmıştır. Zaferden sonra, Türkistan ve Horasandan gelen Türkmen göçleri bütün hızıyla devam etmiştir. 1220'de Harzemşahlar'ın Cengizhan'a yenilmesinden sonra, Moğol istilâsından kaçan tüccar ve zanaatkâr Türkmenler yeniden Anadolu'ya göç etmeye başlamışlardır. Bu göçlerle Anadolu, hem nüfus itibariyle fazlalaşmış, hem de iyice Türk-İslam karakterine bürünmüştür.

Türkler, kısa sürede tüm Anadolu’yu hâkimiyetleri altına almaya başlamışlardır. Türkmenler bir taraftan askerî ve siyasî hâkimiyet mücadelesi verirken, diğer taraftan Anadolu'yu mamur bir Türk-İslâm beldesi yapmak amacıyla, camiler, medreseler, hanlar, hamamlar, yollar ve köprüler gibi dinî ve sosyal kurumlar yaptırmışlardır. Öte yandan Anadolu’ya göç eden Türkmenler, yeni yerleştikleri köylere, kasabalara ve şehirlere, Bayındır, Kargın, Eymür, Iğdır, Kayı, Afşar, Salur, Çubuk, Afşin, Oğuzeli, Artuklu, Bozdoğan, Aydın gibi tamamen öz Türkçe olan kendi boy ve şahıs adlarını vermişlerdir. Sonuç olarak, yaklaşık bin yıldır buram buram Türk ve Müslüman kokan Anadolu toprakları üzerinde, Anadolu Selçuklu Devleti, Beylikler, Osmanlı Yüce Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.

Anadolu Coğrafyasının Türk-İslam Fetihlerindeki Etkisi

Dünya üzerinde genel olarak bakıldığında, Anadolu, Asya-Avrupa-Afrika kıtalarının kesişme noktasında yer almaktadır. Bu itibarla Anadolu, kıtalar arası bir kavşak, köprü ya da geçiş bölgesidir. Afrika’nın etkileri güney ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine, Asya’nın etkileri Doğu ve İç Anadolu bölgelerine, Avrupa’nın etkileri Marmara ve Batı Anadolu bölgelerine kadar sokulur ve ülkenin ortasında adeta bu üç kıta birbirine kavuşurlar.   Anadolu yarımadasının üç tarafı denizlerle çevrilidir. Söz konusu bu denizler, Cebel-i Tarık Boğazı ile Atlas Okyanusu'na, Süveyş Kanalı ile Hint Okyanusu'na bağlantılıdır. Dolayısıyla deniz ulaşımında stratejik bir öneme sahiptir.

Anadolu, dağlık bir yarımadadır. Ovalar, daha ziyade kıyılarda ve akarsu vadilerinde yer alır. Akarsular bakımından, bölgenin en zengin ülkesidir. Anadolu, matematik konumu itibariyle, orta enlemlerde yerini almakta ve ılıman bir iklim görülmektedir. Sıcaklık değerleri,  enleme bağlı olarak güneyden kuzeye, yüksekliğe bağlı olarak batıdan doğuya doğru düşmektedir. Böylece, ülkenin en sıcak bölgeleri, güney, güneydoğu ve güneybatı bölgeleri iken, en soğuk bölgesi ise Kuzeydoğu Anadolu bölgesidir. Anadolu, insan yaşamı için en ideal bir kuşakta yer almaktadır. Bu özelliğinden dolayı, Anadolu toprakları, tarihin en eski dönemlerinden beri, hep büyük devletlere beşiklik yapmış ve çok sayıda medeniyetin kurulmasına zemin hazırlamıştır.

Anadolu’da Türk-İslam Mührü

Anadolu, en eski çağlardan beri çeşitli ırklara mensup birçok kavime ve millete vatan olmuştur. Ancak insanlık tarihinde en fazla Türklere vatan olmuştur.

Onbirinci yüzyılda tam bir “Müslüman Türk Yurdu” olan Anadolu, bu özelliğini günümüze kadar devam ettirmiştir. Ve bundan sonra da Anadolu daima “Müslüman Türk Yurdu” olarak kalacaktır. Yaklaşık bin yıl devam eden Müslüman Türk hâkimiyeti sonucunda, Anadolu’da daha önce hüküm sürmüş olan devletlerin kültürleri tamamen silinmiştir.  

Bin yıllık hâkimiyet boyunca, Anadolu’nun dağında taşında, yaylasında ovasında, köyünde şehrinde velhasıl her karış toprağında “Müslüman Türk Mührü” vurulmuştur.

Bugün için Anadolu toprakları üzerinde Türkiye Cumhuriyeti vardır. Gerçi bugün için Türkiye, Anadolu topraklarının coğrafî avantajlarını yeterince kullanamamaktadır. Ancak bugünkü durum, avantajların hiçbir zaman için kullanılamayacağı anlamını taşımaz. Anadolu’nun sahip olduğu avantajlar, yakın gelecekte inşallah yeniden devreye girecektir. Geçmişte olduğu gibi, yakın gelecekte de Anadolu’daki Müslüman Türk Mührü’nün barış ve huzur ortamı bütün dünyaya yansıyacaktır.

 

* Prof.Dr. Marmara Üniv. Atatürk Eğt. Fak. Coğrafya Anabilimdalı Başkanı

www.ramazanozey.net

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.