E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

 AHMET İLHAN

KAPAK;

FETİH BARIŞ VE ADALETTİR     

Fetih, Kur’an’ın temel kavramlarından biridir. Müslümanlara mahsus bir durumu ifade eder. Başka milletlerin işgal, istila, sömürü gibi çeşitli anlamlara gelen kelimeleri kullanmalarına karşı, Kur’an’ın “fetih” kelimesini kullanmasının çok mühim bir yeri vardır. Fetihle cihadın ya da kıtalın aynı anlamda kullanılmadıkları açıktır. İslam’ın cihad ve kıtal emirlerini de vermesine rağmen müjdelediği fetihtir:

“Biz sana apaçık bir fetih verdik” (Fetih 1).

Yine aynı surenin 18. ve 27. ayetlerinde de “yakın bir fetih” müjdesine dikkat çekilmektedir. Bu müjdelere geri döneceğiz. Önce fetih kelimesinin sözlük anlamı ile konuyu anlatmaya çalışalım. Açma, yol gösterme, genişletme, hüküm verme, galibiyet ve zafere ulaşma fethe yüklenen anlamlardır. Terim olarak ise: “Müslümanların bir ülke veya şehir/şehirleri, i’lây-ı kelimetullah amacıyla İslam’a açmaları, İslam devleti idaresine almalarıdır.”

İslamî kaynaklarda Hz. Peygamber ile ashab-ı kiram tarafından gerçekleştirilen zaferlerle dolu sefer ve savaşlar için sık sık fetih kavramının kullanıldığı görülmektedir. Bununla amaçlanan yalnız maddî kazanımlar değildir. Çünkü bu kavram, öncelikle ve daha çok insanların aklını ve kalbini İslam’ın hakikatlerine açmak, ikinci olarak da İslam’ın evrensel mesajının önündeki engelleri kaldırmak, insanların aklına ve kalbine ulaşmayı mümkün kılacak ortamı hazırlamak anlamına gelir. Fetih kavramına böyle bir anlamın yüklenmesinin temelinde Medine’nin savaşsız olarak fethedilmesi ve İslam’a kazandırılması vardır. Nitekim konuyla ilgili olarak Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Ülkeler ve şehirler mücadeleyle alınır, Medine ise Kur’an’la fethedilmiştir.” (Belazuri 1/6) buyurmuştur.

Bu fetih, gerçek bir fetihtir.

Fetih suresinin müjdelediği Hudeybiye anlaşması da insanların, toplulukların İslam’a karşı oluşturdukları surlara bir kapı açmak olarak değerlendirilebilir. Sürekli çatışma ve savaş halinde olan insanların birbirlerini dinlemeleri ve anlamaları mümkün değildir. Barış dönemi, duvarlar arkasından değil yan yana ilişkiyi gerçekleştirmiştir. Anlaşma da, tarafların birbirinin varlığını tanımaları anlamına gelmektedir.

Fetih aynı zamanda, hüküm verme, hâkim olma, yönetme, aralarındaki anlaşmazlıkları giderme, haksızlıkları ortadan kaldırma; cihad ayetinde de geçtiği gibi, zalimin hüküm vermesini giderme, toplumu gerçekten adalete açma biçiminde anlaşılabilir. Mekke’nin fethi(Nasr suresi) yine güç kullanarak ama kıtal olmaksızın gerçekleştirilmesine rağmen, Medine’ye benzememektedir. Fetih adaletle gerçekleştirilmiştir. Önce yönetim gücü elde edilmiş, sonra da adaletle insanların gönlü İslam’a açılmıştır. Sonra da Nasr suresinde buyrulduğu gibi insanlar, topluluklar halinde İslam’a koşmuşlardır.

 Elbette ki her fetih, galibiyet ve zaferdir. Ama her galibiyet veya zafer fetihler doğurmamıştır. Yine elbette fetih, barış ve adaletle kazanılmıştır. Ama her fetih, zorlu bir mücadelenin neticesinde gerçekleştirilmiştir. Hudeybiye anlaşmasına gelinceye kadar müslümanlar, Mekkelilerle defalarca savaşmak zorunda kalmışlardır. Eğer müslümanlar, her defasında haklı davalarını güçle korumak zorunda kalmasalardı, böyle bir barış olmayacaktı, böyle fetihler de olmayacaktı. Hüküm vermeniz için sadece haklı olmanız yetmemektedir, aynı zamanda güçlü olmanız gerekmektedir.

“Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsan ettik.” (Fetih 1)

“Allah sizi, onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra Mekke’nin göbeğinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çekendir.” (Fetih 24)

Bu ayetlerin açıklamasında Elmalılı Yazır şu açıklamaları yapmaktadır:

“Müslümanlar müşrikleri, mağlup edip diyarlarına sahip olmuşlardı. Barış yapmaya müşrikler istekli olmuşlardı. Bu barışla Müslümanlığın dünyada bir devlet olarak varlığı, düşmanları tarafından dahi tasdik edilerek bir anlaşmaya bağlanmış bulunuyordu. Böylece bu, daha sonra devam edecek fetihler zincirinin başı olmuş, bundan sonraki İslam fetihlerinden her biri bunun altında şubesi sayılacak bir şekilde vaat edilmiş oluyordu ki, surenin başı bunu ilahî bir dille açıklamaktadır. Aslında yine surenin içinde ‘yakın fetih’ diye işaret edildiğinden bunu pek yakından Hayber’in fethi takip etmiş, sonra da Mekke fetholunmuştur.” (Hak Dini Kur’an Dili, c: 7, s.155)

Hudeybiye anlaşması müminler için önemli imtihanlarla dolu bir anlaşmadır. Düşmanın üzerine silahsız gidilmesi, düşmanla karşı karşıya gelip yenilme endişesi, umre yapılmaması sebebiyle Rasulullah’a olan güvenin sınanması, biata çağrılarak Allah ve Rasulü için ölüm andı istenmesi, bunların hepsi birer imtihan olarak yaşanmış, münafıklar seçilmiş, müminler arasında da tartışmalar yaşanmıştır. Anlaşma maddelerinin müslümanların aleyhine olması, anlaşma sırasında yaşanan olaylar, anlaşmanın yazılması sırasındaki hoşnutsuzluklar, anlaşma sonrası Ebu Cendel’in Mekkeli müşriklere iadesi hep sıkıntıları göstermektedir. Müminlerin umre yapmadan Medine’ye geri dönmeleri de büyük üzüntü doğurmuştur.

Bütün bu imtihanların sonunda, bin kişinin üzerinde olan bu mümin topluluğu başarıya ulaşmış, Allah ve Rasulüne iman ve sadakatlerini perçinleyerek bir fetih toplumu olduklarını göstermişlerdir.

“İmanlarına iman katsınlar diye, müminlerin kalplerine güven(sekinet) indiren O’dur. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah bilendir, her şeyi hikmetle yapandır.” (Fetih 4)

Müminleri olgunlaştıran Allah’tır. Bu ancak Allah’a ve Rasulüne olan iman ve güvenlerinin bir neticesidir. Apaçık ortaya çıkan şudur: Allah ve Rasulü müminlerle beraber olduğu sürece, müminler için tehlike ve sıkıntı yoktur. Mutlaka galip gelecek onlardır. Herhangi bir endişe veya sıkıntıya gerek yoktur. İbni İshak’ın rivayet ettiği Hz. Ömer’le ilgili bir hâdise, müminlerin imtihanına güzel bir örnektir.

Hz. Ömer, Hz Ebu Bekir’e gelerek aralarında şöyle konuşma geçiyor:

Hz. Ömer Ebu Bekir’e:

“Rasulullah, Allahın elçisi değil midir?” diye sordu. Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer’e:

— Evet diye cevap verdi.

— Biz müslüman değil miyiz?

— Evet.

— Öyleyse niçin böyle bir anlaşmayla müşriklere taviz veriyoruz?

Hz. Ömer bu konuşmayı, Rasulullah’a gelerek O’nunla da yapıyor. Hz. Ömer daha sonra şöyle söylüyor:

“O gün yaptığımdan ötürü, söylediğim sözlerden korkarak azad ettiğim kölelere, kıldığım namazlara, tuttuğum oruçlara, verdiğim sadakalara hâlâ devam ederim. Ben o gün, söylediğimin iyi olmasını ümit ederek yapmıştım.” (Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, c. 13, s.7323)

O gün müminler, imanlarına iman katmış, imtihanları başarmış, gelecekle ilgili müjdeleri hak etmişlerdir. Buradan fethin müminler tarafındaki fotoğrafı ortaya çıkmaktadır. Allah ve Rasulü için maldan, candan vazgeçip içtenlikle hareket edebilme olgunluğudur. İ’lây-ı kelimetullah için tereddütleri, çelişkileri bir yana itip tam bir güvenle yola çıkabilmektedir. Hudeybiye’de müminler nasıl bir niyet ve samimiyet imtihanından geçtilerse, kıyamete kadar gelecek olan müminler de aynı imtihanı yaşayacaklardır. Ortada ne bir ganimet vardır, ne bir dünya menfaati. Sadece ilahî bir davet ve bu davete uyan müminler vardır.

Fetih bir diriliştir. Öldürmek değil, yeniden inşâ etmektir. Bireyin kendini yeniden inşâsı bir fetihtir. Toplumun kendini yeniden inşası bir fetihtir. Kendi kendini inşâ etmede zorlama düşünülemez. Bunda bir zorlama yoktur. Kişiyi gönüllü olarak değişime ikna etmek söz konusudur. Bunu karşılar mı bilemeyiz. “İnkılâb” kelimesi böyle bir durumu ifade etmektedir. Fetihle savaş arasındaki ayrılık da belki buradan doğmaktadır. Savaş yok eder, zorlar, tehdit eder; bu yüzden arzu edilmez, acı verir. Fetih var olmaktır, yaşamaktır; bu yüzden sevinç verir. Hz. Ömer’in inkılâbı ile Medine’nin ya da Mekke’nin inkılâbında bir zorlama yoktur. Bu ancak apaçık bir fetihtir; bu, gönüllerin yeni bir hayata açılmasıyla mümkün olmuştur.

Peygamberimiz Mekke’nin fethinden sonra halka şöyle seslenmiştir: “Gidiniz, hepiniz serbestsiniz.” Prof. Dr. Muhammed Hamidullah’ın Mekke’nin fethiyle ilgili olarak anlattığı iki olay var ki, yukarıdaki görüşün doğruluğuna işaret etmektedir. Birincisinde Peygamberimizle Ebu Süfyan’ın hanımı Hind arasında geçen konuşmadır. Peygamberimiz Hind’de şunları söylemektedir:

—Çocuklarınızı öldürmeyeceksiniz.

—Zina etmeyeceksiniz.

—Hırsızlık yapmayacaksınız.

Bir galibin istediği şeylere dikkat edersek, istenen yepyeni ve aslî fıtrata bir uygun bir yaşam tarzıdır. İstenen kim olursa olsun reddedilemeyecek güzelliklerdir. İstenen fetihtir, inkılâptır.

İkincisi ise Bilâlî Habeşi ezan okurken Attab bin Esid şöyle diyor:

“Allah’a şükür ki, babam şimdi hayatta değil. Şayet o, şu zencinin Kâbe’de ezan okuduğunu görseydi kahrolurdu.”

Kısa bir süre sonra Rasulullah onlara affedildiklerini ve serbest olduklarını ilan ediyor. Attab, Peygamberimize koşarak iman ediyor. Biraz önce o sözleri söyleyen kişi, fetih ve inkılâpla bambaşka bir kişi oluveriyor. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, bunu üzerine Attab’ a şok edici bir şey söylüyor: “Seni Mekke valisi yaptım.”  Muhammed Hamidullah şöyle diyor:

“Biliyoruz ki, askerlerinden hiçbirini, Mekke’de garnizon tesis etmek için, bırakmaksızın Hz. Peygamber gayet kısa bir zaman içinde Medine’ye çekilmiş ve Mekke’nin idaresini İslam’ı henüz yeni kabul etmiş bir Mekkeliye bırakmıştı. Bütün bunlar, insan kalbinin nasıl kazanılacağını/fethedileceğini gösteren apaçık vakalardandır.” (Muhammed Hamidullah, Hz. Peygamberin Savaşları, s.109-125)

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki fetih, ancak niyeti fetih olanların, kendilerini fetih toplumuna dönüştürenlerin, Allah’ın müjdesini hak edenlerin ulaştıkları bir zaferdir.

Allah’ın fetih müjdesi çağların ötesine, tüm müminleredir. Müminler kendi durumlarını değiştirmeden, Allah durumlarını değiştirmeyecektir. Müminlerin kendi inkılâpları büyük cihadı kazanmaları ve kendi fetihlerini gerçekleştirmeleri halinde, dünya yeni fetihleri ve mutlulukları yaşayacaktır. Günümüz insanlığının beklediği fetih yakındır.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.