40 Soruda
Kur’an ve Sünnete Göre Şefaat İnancı
Doç. Dr. Mesut Erdal,
Akademi Yayınları
İstanbul 2006, 183 shf, Tlf:
0216 318 42 88
Her şeyden önce bu eserin
başlıca yazılma sebebi, şefaatin doğru olarak bilinmesi ve ona
göre davranılmasıdır. Yazar, bu çalışmasında şefaatle ilgili 40
soru tespit ederek ve bu sorulara cevap arayarak eserini meydana
getirmiş.
Kur’anın temel
kavramlarından biri olan şefaat nedir? Hem sözlük anlamı olarak
hem de terim olarak şefaat ne demektir? Şefaat inancının
insanları tembelliğe götürecek bir yanı var mıdır? Varsa bu
nasıl izah edilir? Şefaat ahirette kimler içindir? Şefaatten
istifade etmek için neler yapmak gerekir? Şefaatle ilgili bu tür
soruları daha da çoğaltabiliriz.
Kur’anî bir kavram olan
şefaatin halkımız arasındaki algılanma şekli ise şöyledir: Her
türlü günah ve isyana dalan insanlar, ahirette şefaat ediciler
vasıtasıyla, hiçbir ceza görmeksizin cennete gireceklerdir.
Hâlbuki şefaat, İslam âlimlerine göre günahkâr olan müminlerin,
cehennemde cezalarını çektikten sonra tahakkuk edecek bir
olaydır. Bu durum, insanı günahlardan ve isyanlardan sakındırma
bakımından çok önemlidir. Böylece Müslümanlar, günahlara ve
isyanlara girmekten, dolayısıyla dünyada, kabir hayatında ve
kıyamet gününde çarptırılacakları cezalardan uzak kalmaya
çalışırlar.
Kitapta cevabı verilen 40
sorunun bazıları ise şunlardır:
- Allah’ın İzni Olmaksızın
Bir Kimse Şefaatçi Olabilir mi?
- Allahû Teâlâ’nın Sevgili
Peygamberimize Vaat Ettiği Makam-ı Mahmud’un Şefaatle Münasebeti
Nedir?
- Meleklerin Şefaati Kimlere
Nasip Olacaktır?
- “O’nun izni olmadan
huzurunda şefaat etmek kimin haddine?” (Bakara 255) Ayeti Nasıl
Tefsir Edilmektedir?
- O Gün Şefaat Kimlere Fayda
Verecek?
- Şefaatçilerin Şefaatinin
Fayda Vermeyeceği Zümre Hangisidir?
- Kur’an-ı Kerim, Ahirette
Şefaatle Kurtuluşa Ümit Bağlayanlara Nasıl Uyarıda
Bulunmaktadır?
Allah’ın Aşkınlığı
Fahrettin Razi (Çeviren ve
Notlandıran: Doç. Dr. İbrahim Coşkun)
İz Yayınları, İstanbul 2006,
237 shf, Tlf: 0212 520 72 10
Kelam ve tefsir ilimlerinde
büyük şöhrete sahip olan Fahrettin Razi, Doç. Dr. İbrahim
Coşkun’un çevirisini yaptığı ve notlarla zenginleştirdiği bu
eserde, “Müşebbihe” olarak anılan “insanbiçimci” kelam akımının
Kur’an ve hadislerde Allahû Teâlâ’yı tavsif eden ifadeleri ele
almakta; bütünlük ve derinlikten yoksun olduğu gerekçesiyle de
eleştirmektedir. Fahrettin Razi’ye göre, Allahın haberi
sıfatlarını bildiren ayet ve hadislerin böyle lafızda kalan
yahut literalist tarzda anlaşılması, aslında gerçek anlamdan
uzaklaşılmasından başka bir şey değildir. Önemli olan lafızların
anlamını nassın kendi bütünlüğü içinde kavramaktır. Allah’ı
tavsif eden bazı ifadelerin zahiri anlamlarıyla yetinmek, bizi
içinden çıkılmaz inanç problemleriyle yüz yüze getirecektir.
Fahrettin Razi bu endişelerini şöyle dile getirmektedir:
“Kur’an’da Allah Teâlâ hakkında yüz, göz, yan, ayak gibi
kavramlar kullanılmaktadır. Eğer biz bu mefhumların zahiri
manalarını ele alırsak, bir yüzü ve bu yüz üzerinde birçok gözü
bulunan, vücudunun bir tek tarafı olan ve bu tek taraf üzerinde
birçok eli bulunan ve bir tek ayağı olan bir kişiyi ilâh olarak
kabul etmemiz gerekir ki, dünyada dahi böyle bir acayip varlığı
hayal edemeyiz. Hiçbir akıl sahibi, Rabbini böyle çirkin
sıfatlarla nitelendirmeye razı olmaz.”
Kitap, Müşebbihe adlı
sapkın fırkanın Allah’ın haberî sıfatlarını bildiren ayet ve
hadisleri yorumlarken nasıl istismar ettiğini ifade noktasında
reddiye niteliği taşımaktadır. Ayrıca kitapta Kur’an’daki
müteşabih ayetlerin varlığı, bazı çevrelerin dokunulmaz alan
gibi görmelerinin aksine, insanların kâinat kitabı ile Allah’tan
gelen kitabı sürekli okumaları ve düşünmelerine bağlanmakta;
Allah’ın insan aklına verdiği değere dikkat çekilmektedir. Yine
kitapta, tarihi doğru okuma ve ibret alma adına genel olarak
Ashab-ı Kiram’a saygıyı belirttikten sonra, aralarında
gerçekleşen bazı olaylar hususunda objektif değerlendirmeler
yapılmasını, bunun bir netice olarak akaid ile ilgili zayıf
hadisleri delil olarak kullanmanın sakıncalarına dikkat
çekilmektedir.