E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

ZİYA GÖKÇE

KAPAK;

İZZETLE YAŞAMA YOLLARI

Cihad kavramı, güç ve gayret sarf etmek, bir işi başarmak için elinden gelen bütün imkânları kullanmak manasındaki cehd, kökünden türemiştir.

İslamî bir terim olarak cihada, dinî emirleri öğrenip ona göre yaşamak ve başkalarına öğretmek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmaya çalışmak, İslam’ı tebliğde nefse ve dış düşmanlara karşı mücadele vermek şeklinde genel ve kapsamlı bir anlamı[1] yüklemek mümkündür.

Cihad, hak dine davet etmek ve onu kabul etmeyenlere karşı maddî ve beşerî güçle mücadele etmektir.

Diğer bir deyişle cihad, “ilây-ı kelimetullah” için her türlü faaliyeti hiçbir şeyden çekinmeden ortaya koymak, Allah’ın yolunda, O’na lâyık olacak bir şekilde gayret göstermek ve Allah Teâlâ’nın rızası dışında hiçbir karşılık beklemeden İslam düşmanlarına gerekenleri yapmaktır.

Cihad, öyle bir hadisedir ki; bazen tebliğcinin ağzından çıkan bir söz, bazen kalemin ucundan çıkan bir yazı, bazen de bir zalime karşı haykırılan bir hak söz ve yeri geldiğinde mazlumun hakkını zalimlerden alan bir savaştır.

Cihadı bu şekilde algılayan elbette geceleri zahit, gündüzleri de mücahit olacaktır.

Üstat Said Havva, Kur’an ve sünnete dayanarak cihadın çeşitlerini şu şekilde sıralamaktadır: Dil ile cihad, eğitim (ilim) ile cihad, el ve nefis ile cihad, siyaset ile cihad ve mal ile cihaddır[2]

1- Dil/Söz İle Cihad

Cihadın ilk adımı dil/sözle ile atılır. İslam’ın gerçeklerini ulaşılabilen herkese duyurmak ve anlatmaktır. Dinsizlere, kâfirlere ve münafıklara, tevhidi delilleriyle sunmak bu kısımdandır. Emr-i bilma’ruf ve nehyi anil münker bu ümmete kitap, sünnet ve icma ile sabit olan bir farzdır.

Allah Teâlâ:

“Sizden hayra çağıran iyiliği emredip kötülüğü men’eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmran 104) buyurmaktadır.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:

“Benden önce, Allah’ın herhangi bir ümmete gönderdiği hiçbir peygamber yoktur ki, onun ümmetinden havarileri (dostları ve yardımcıları), sünnetine tâbi olan ve emrine uyan ashabı olmasın. Daha sonra onların ardından yapmadıklarını söyleyen ve emrolunmadıkları şeyleri yapan nesiller ortaya çıkmıştır. İşte kim onlara karşı eliyle cihad ederse o mümindir, kim onlara karşı diliyle cihad ederse o mümindir ve kim onlara karşı kalbiyle cihad ederse o da mümindir. Ama bunun ötesinde hardal tanesi kadar bile bir iman yoktur.” [3]

Başka bir hadis-i şerifte Allah Rasulü:

“Cihadın en faziletlisi zalim sultan karşısında hakkı söylemektir.” buyurmuşlardır.[4]

Dil ile cihad mühim bir görevdir. Bu görev el ile cihaddan önce gelir. Bütün peygamberler risalet görevlerine dil ile başlamışlardır. İnsanları Allah Teâlâ’nın emrine bununla çağırdıklarından önemi büyüktür. Toplumun salahı ancak iyiliği teşvik etmek ve kötülüklerden alıkoymakla mümkündür. Müslümanlar bu hususta üzerine düşen görevlerini yerine getirmelidirler.

Kur’an-ı Kerim’de:

“(Ey Muhammed!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Çünkü Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir.” (Nahl 125) buyrulmuştur.

Tebliğ, vaaz ve nasihat dil ile cihad nevindendir. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz dil ile cihadın terkinde karşılaşılacak akıbeti şöyle beyan ediyor:

“İsrail oğullarının işlediği ilk kusur şudur: Bir adam ile karşılaşırlar ve ona: ‘Allah’tan kork ey adam, yaptığın kötü işleri terk et, çünkü onu yapman helâl değildir’ der. Ertesi gün onunla tekrar karşılaşınca onu aynı kötülüğünü yaparken bulduğu halde, bu durum bu adamı onunla beraber yemekten, içmekten ve oturmaktan alıkoymaz. Onlar bunu böyle yapınca Allah da onların kalplerini birbirine benzetmiştir.”  Rasulullah daha sonra şu ayeti okudu:

“İsrail oğullarından kâfir olanlar Davud ve Meryem oğlu İsa’nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bunun sebebi söz dinlememeleri ve sınırı aşmalarıdır. Onlar işledikleri kötülükten birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Yaptıkları iş ne kötüdür! Onların çoğunun inkârcılarla dost olduklarını görürsün. Nefislerinin onlar için (ahiret hayatları için) önceden hazırladığı şey ne kötüdür! Durum şu ki Allah onlara gazap etmiştir ve onlar azap içinde devamlı kalıcıdırlar. Eğer onlar Allah’a ve Peygambere, O’na indirilene iman etmiş olsalardı onları dost edinmezlerdi; fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.” (Maide 78-81)

Sonra Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle dedi:

“Hayır! Allah’a yemin olsun ki, ya iyiliği emredip kötülükten alıkoyacak, zalimin zulmüne engel olacak, onu Hakk’a sevk edecek ve haktan başka bir yola sapmasına izin vermeyeceksiniz, ya da Allah sizin kalplerinizi birbirine benzetecek ve sonra onlara (İsrail oğullarına) lânet ettiği gibi size de lânet edecektir.” [5]

Her insan maddî imkânlarını sarf etmeden dili ile cihad eder, İslam’a hizmet yapabilir. Ancak İslam’ı anlatmak için, İslam’ı çok iyi bilmek gerekir. İslamî bilgiye sahip olmadan dil ile yapılacak cihadın fazla bir faydası olmayacaktır.

2- Eğitim (İlim) ile Cihad

Emr-i bilmaruf ve nehyi anil münker cihadını yapabilmek eğitim ve ilim ister. Tebliğ usulünü iyi bilmek, duruma uygun hareket tarzı belirlemek ve muhatabı deliller ile ikna etmek ilimle yapılabilecek bir cihaddır.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize cihada katılmak isteyen bir adam gelerek izin istemiş, Rasulullah da o kimseye:

- Annen ve baban sağ mıdır? diye sordu.

- Adam: “Evet” dedi.

- Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz: “Git onlara hizmet ve hürmet ederek cihad et.” buyurdular.[6]

Başka bir hadiste:

“Bir adam Yemen’den Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem efendimize hicret etti. Efendimiz kendisine: “Senin Yemen’de hiç kimsen yok mu?” buyurdu.

- Adam: “Annem babam var.” dedi.

- Efendimiz: “Sana izin verdiler mi?” diye sordu.

- Adam: “Hayır” dedi. Bunun üzerine Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem: “Onların yanına dön ve izin iste. Eğer izin verirlerse Allah yolunda cihad et, izin vermezlerse yanlarında kalıp onlara iyilik et.” buyurdular.[7]

İzin meselesi anne ve babanın müslüman olma şartına bağlıdır. Çünkü kâfir olan anne ve baba İslam’ın zaferi ve kendi dinlerinin zaafiyeti için bir gün olsun cihad için izin vermezler. Bu durumda onlardan izin almak gerekmez.

İşte bütün bu sınırlar ve ince farklar ancak ilimle bilinebilir. Kim ilimden uzak durur cihadla meşgul olursa; hataya düşmesi veya hiç farkında olmadan doğru yoldan ayrılması kolayca mümkündür.[8]

İslam’ın emrettiği bütün cihad çeşitleri, delilleri ve izahları ilimle olan cihaddandır.

Allah Teâlâ:

“Kâfirlere itaat etme, onlarla Kur’an’la büyük bir cihad yap.” (Furkan 52) buyurarak ilimle cihadı sadece cihad değil, bilakis “büyük cihad” olarak isimlendirmiştir. Ayette geçen cihad, Mekke’de savaşa izin verilmeden önce işlenen cihaddır. Münafıklara ve fitnecilere karşı yapılan cihad da bu çeşittendir.

Kur’an da: “Ey Peygamber! Kâfir ve münafıklarla cihad et ve onlara karşı sert ol!” (Tevbe 73, Tahrim 9) ifadesinde kâfirlere karşı cihad el ile olurken, münafıklara, bozgunculara da dil ve ilim ile olmaktadır.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

“Kim ilim tahsili için yola çıkarsa, evine dönünceye kadar Allah yolundadır.” [9] buyurarak ilim tahsilini Allah yolunda saymıştır. İslam’ın kaim olması cihadla olduğu kadar aynı zaman da ilim iledir.

Ebu’d Derda radıyallahu anh: “Sabah ve akşam ilim meclisine gitmeyi cihad saymayan kimsenin aklı zayıf, görüşü kısadır.” [10] demiştir.

3- El ve Nefis ile Cihad

Cihad denildiğinde ilk anlaşılan el ve nefisle yapılan cihaddır ki, bunun içinde kıtal vardır. Kıtal, İslam toprakları dışında yaşayan kâfirlerle yapılır. Şüphesiz ki bu cihad da hem el hem de nefis (can) ortaya konulduğundan daha kapsamlı ve geniştir.

Çünkü küfür, şirk, nifak, her türlü kötülük ve şer odaklarına karşı cihad ederken el ve nefis (can) ile müdahale olacaktır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:

“Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin, buna gücü yetmezse dili ile buna da muktedir olamazsa kalbi ile değiştirsin. İşte bu imanın en zayıf derecesidir.” [11] buyurmuştur.

Cihadın fazileti de burada ortaya çıkmaktadır. Allah’a yaklaşmak için, O’nun kötü gördüğünü ortadan kaldırmak için eli, dili ve canı feda etmek gerekir.

Allah Teâlâ Kur’an’da:

“Mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer anlıyorsanız, bu sizin için daha hayırlıdır.” (Tevbe 41)

“Allah, mallarıyla ve canlarıyla mücadele edenleri derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır.” (Nisa 95) 

“Savaşan, ancak kendi öz canı ile savaşmış olur. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir.” (Ankebut 9) buyurmuştur.

Allah yolunda müstekbir ve müstevli dinsizlere karşı el, dil ve nefisle mücadele etmek en büyük ibadettir.

4- Siyaset ile Cihad

Müslüman her fert bulunduğu yerde hakkın hâkimiyetini sağlayacak çaba ve gayretle bir hizmet içinde olmalı, olanları desteklemelidir. İnsanlara ve özellikle idarecilere durumuna göre nasihat etmelidir.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

“Din nasihattir.” buyurdu.

Sahabe: “Kime?” Ey Allah’ın elçisi dediler.

Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem de:

“Allah’a, kitaba, peygamberlerine, müslümanların idarecilerine ve bütün müslümanlara!”  buyurdular.[12]

İnsanlığın hayrı için onları yanlış işlerinde uyarmak bir ibadet ve görevdir.

Ebu Bekir radıyallahu anhtan rivayete göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:

Ey insanlar, sizler şu ayeti okuyunuz:

“Ey iman edenler! Siz kendinize bakınız, siz doğru yolda olunca, sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır.” (Maide 105)

Ben Rasulullah’ın şöyle söylediğini işittim:

“İnsanlar bir zalimi görür de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah’ın o yüzden onların hepsini cezalandırması yakındır.” [13]

Beşerî, siyasî ve hukukî alanlara vahiy ikliminin hâkim olması ve zulmün ortadan kaldırılması için, yapılan mücadeleler siyasî cihadın bir ifadesidir.

5- Mal ile Cihad

Bu yukarda sayılan cihad çeşitleri için olmazsa olmaz şartlardandır. Tüm çalışmalar maddî durumlara göre gelişmekte ve zirveleşmektedir.

Cihadın dil, ilim, eğitim ve siyasetle yapılabilmesi için gerekli olan kitap, dergi, gazete vb. diğer levazımı elde etmek maddî güç ve imkâna bağlıdır. Bu güç oranında başarı elde edilebilir.

Allah Teâlâ müslümanlardan mallarını ve canlarını satın aldığını bildiriyor:

“Allah müminlerden mallarını ve canlarını onlara (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah üzerine hak bir vaattir. Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır? O halde O’nunla yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kurtuluştur.” (Tevbe 111)

Allah yolunda mal ve can ile cihad büyük bir fedakârlık ve fazilettir.

“Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir. Siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.” (Enfal 60)

Bu ne karlı bir alışveriştir, satan eşrefi mahlûk olan insan, alan ise mülkün sahibi Allah Teâlâ’dır.  Müslümanın dinî vecibelerini yerine getirmesi, vatanını, ırzını ve namusunu korumak için cihad ibadetini yapması gerekir. Aksi halde zilletle, düşmanın boyunduruğu altında yaşamak durumunda kalır.

Bu nedenle malını ve canını Allah’a satan mümin için cihad bir düğündür. Felaha ermek, her türlü tasalluttan kurtulmak ve Allah Teâlâ’nın hoşnutluğunu kazanmak, İslam adına hizmet etmek cihad etmekten geçmez mi?

Cihad kelimesi duyulunca, savaşmak, kılıç çekmek, silahlara sarılmak, ölmek ve öldürmek anlaşılmamalıdır. Bunlar cihadın içerisinde olan bir bölümdür. Müslümanın hayatı, iman ve cihaddır. Seher vakti Allah’ı zikreden bir zakir, şükreden şakir ve yeri geldiğinde de cihad eden bir mücahiddir.

Tüm cihad alanları içinde yer alan, nefsiyle yaptığı mücadeleyi kazanan, Allah’ın rızasına eren ve izzetle yaşayan müslüman ne güzel müslümandır.

Dipnotlar:

[1] İslam Ansiklopedisi, T.D.V. C:7, shf: 527

[2]   Said Havva, Allah Erinin Ahlak ve Kültürü, Hilal Yayınları, İst,1980

[3] Müslim, İman;80, Ahmed B. Hanbel, Müsned:1/458, 461

[4] Ebu Davud, Melahim 17, Tirmizi, Fiten 13

[5] Ebu Davud,melahim 16, Tirmizi, Tefsir 6, bu hadis “hasen” dir.

[6] Buhari, cihad 138, Müslim, Birr 5, Ebu Davud, Cihad 31

[7] Ebu Davud, Cihad 31

[8] El-Kardavi Dr. Yusuf, Hz. Peygamber ve İlim, Şule Yay, İst,1991, s. 151

[9] Tirmizi, İlim

[10] İbni Kayyım, Miftah’u Dari’s saadet, I-71

[11] Müslim, İman 78, Tirmizi, Fiten 11; Nesai, İman 17, Ahmed, 3/20, 49

[12] Buhari, İman 42, Müslim, iman 95; Ebu Davud, Edep, 59

[13] Ebu Davud, Melahim 17; Tirmizi, Fiten 13

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.