“CİHAD” ve
“KITAL” ÜZERİNE BİR KAVRAM ANALİZİ
Özellikle son zamanlarda
“hoşgörü”, “barış” “diyalog” vb. kavramlarla “cihad”, “kıtal”
ve “şehadet” gibi kavramların içlerinin boşaltılmak istendiğini
müşahede ediyoruz. İslam elbette ki barış, hoşgörü ve diyalog(
biz diyaloğu tebliğ/irşat olarak anlıyoruz) dinidir. İslam’ın
hoşgörü, barış ve diyalog/tebliğ/irşad dini olması cihad, kıtal
ve şehadet gibi kavramların içlerinin boşaltılmasını
gerektirmez. Biz bu yazımızda ağırlıklı olarak cihad nedir,
kıtal nedir, cihad ve kıtal arasındaki fark nedir? sorularına
cevap arayacağız.
Kur’an’ın temel
kavramlarından biri olan “cihad”, cehd kökünden türemiş olup
sözlükte çabalamak, uğraşmak, gayret etmek, bir işi başarmak
için bütün imkânları kullanmak gibi anlamlara gelir.
İslam terminolojisinde ise
cihad: “İslamî emirleri, vecibeleri öğrenip ona göre yaşamak ve
başkalarına tebliğ etmek, iyiliği emredip kötülüklerden
sakındırmaya çalışmak, nefis/ iç düşmanla ve dış
düşmanlara(kâfirler/müşrikler/zalimler) karşı Allah rızası için
ve Allah yolunda mücadele etmektir.” Bir diğer tanımla cihad:
“İman edip salih ameller
işlemek, İslam’ı öğrenip başkalarına öğretmek, fitne, zulüm ve
fesadı önleyip barış ve huzuru sağlamak, başta İslam toplumunun
ve tüm insanlığın faydasına olacak ilmî çalışmalar yapmak,
iyiliklerin yayılıp kötülüklerin ortadan kalkması için mücadele
etmek, nefsi haramlardan, günahlardan alıkoymak, İslam’ın
bilinmesi, tanınması ve yayılması için çalışmak, İslam’a ve
müslümanlara savaş açanlara karşı Hakk yolda mücadele etmektir.”
Bu tanımlarda Allah rızası
ve Allah yolunda ifadesi olmazsa olmaz bir şarttır. Yukarıda
verilen tanımlara dikkat edildiğinde görülecektir ki, cihadın
nefis terbiyesinden toplumsal görev ve sorumlulukların yerine
getirilmesine, İslam’a ve müslümanlara savaş açanlara karşı
mücadele etmeye kadar birçok çeşitleri vardır.
Cihadın temel gayesi
yeryüzünden fitneyi kaldırıp İslam’ı hâkim kılmaktır. Bir diğer
ifadeyle Allah’ın biz mümin kullarına verdiği bedenî, malî ve
zihnî imkânları ve nimetleri Allah yolunda kullanmak ve bu
uğurda fedâ etmektir. İnsanın maddî ve manevî bütün varlığını
Allah yolunda ortaya koyarak hakkın düşmanlarını ortadan
kaldırmak için mücadele etmesi cihaddır. İslam’da cihad farzdır,
nitekim ilgili bir ayette de:
“Hoşunuza gitmese de
düşmanlarla savaşmanız size farz kılındı.” (Bakara 2/216)
buyrulmuştur(ayrıca bkn: Bakara 2/193; Tevbe 9/ 29,36).
Hz. Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem de:
“Cihad kıyamete kadar devam
edecek bir farzdır.” buyurmaktadır.
Bu farz, bazı hallerde
farz-ı kifaye, bazı hallerde farz-ı ayındır. Müslümanlar içinden
bir grup, cihadın gayesini gerçekleştirebiliyor, müslümanların
İslam’ı yaşama hak ve hürriyetlerini, can, mal, ırz ve
namuslarını, haysiyetlerini, vatanlarını İslam düşmanlarına
karşı koruyabiliyorsa o takdirde cihad, farz-ı kifaye olur ve
diğer müslümanların üzerinden sorumluluk kalkar. Şayet fert
fert, gücü yeten her müslümanın düşmana karşı koyma zorunluluğu
varsa, o zaman cihad farz-ı ayın olur, herkesin bizzat cihad
etmesi gerekir.
Cihad şu üç şeye karşı
yapılır:
a) Nefisle cihad: Bu cihada
“cihad-ı kebir”(büyük cihad) de denilir. Hz. Peygamber, Tebük
seferinden, dönüşte ashabına şöyle buyurmuştu: “Küçük cihaddan
büyük cihada dönüyoruz.” Bu hadiste Hz. Peygamber, kalabalık bir
ordu ile katıldığı Tebük seferini, “küçük cihad” olarak
nitelendirirken, nefse karşı verilen mücadeleyi “büyük cihad”
olarak nitelemektedir. Bu cihad, iman edip salih ameller işlemek
ve de nefsi haram ve günah olan şeylerden alıkoymak suretiyle
yapılan cihaddır (bkn: Maide 5/105; Enam 6/48; Araf 7/ 35;
Ankebut 29/6) Ayrıca nefisle cihad için şu misalleri
verebiliriz. Savaşa gitmekte olan İslam ordusuna katılmak için
gelen bir sahabiye Hz. Peygamberimiz, anne ve babasının sağ
olup olmadığını sorar. Sahabi de, anne ve babasının sağ olduğunu
söyleyince Hz. Peygamber: “O halde anne ve babana hizmet ederek
‘nefsin’ ile cihad et.” buyurmuştur.
Hz. Ayşe validemiz,
Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme: “Ey Allah’ın Rasulü!
Görüyoruz ki, cihad amellerin en faziletlisi. Öyleyse biz
kadınlar da cihad etmeli değil miyiz?” diye sorunca Hz.
Peygamber: “Siz kadınlar için cihadın en faziletlisi makbul
hacdır.” diye cevap vermiştir.
b) Şeytana karşı cihad:
Şeytanın hile ve aldatmalarına karşı yapılan cihaddır. Şeytan
“takva sahipleri”ne karşı etkili olamaz (Araf 7/201; Hicr
15/39-40; İsra 17/65).
c)
Kâfirlere/münafıklara/zalimlere/ bozgunculara karşı cihad:
Hakk’ı hakim kılmak batılı yok etmek için zikredilen kimselere
karşı yapılan cihaddır. (Bakara 2/190, 193, 218, 244; Âl-i İmran
3/ 142,195. İlgili ayet ve sûrelerin devamı için bkn. Nevzat
Yüksel, Kur’an Fihristi, s. 183 vd)
Cihad vasıtaları ise
şunlardır:
a) Malla cihad: Allah’ın biz
müminlere verdiği, mal ve servetin Allah yolunda
harcanmasıdır.(Nisa 4/95; Enfal 8/72; Tevbe 9/41)
b) Canla cihad: Vücudumuzun
bütün azalarıyla Allah yolunda cihad etmektir.
c) İlimle cihad: Kur’an,
cehaleti ve cahiliye çağını ortadan kaldırmak için
indirilmiştir. İlim yoluyla cihadda en önemli vasıta Kur’an’dır
(Bakara 2/269; Nahl 16/125; Furkan 25/52). Bu cihadın esası,
ilim yoluyla tebliğ ve davete dayanır.
d) Sözle cihad: Bu cihad
şeklide yukarıdaki ilimle cihada dâhildir. Konuyla ilgili bir
hadiste de: “Müşriklerle ellerinizle ve dillerinizle cihad
ediniz.” buyrulmaktadır. Hak ve hakikati, en tehlikeli
zamanlarda bile, hiçbir şeyden korkmadan ve çekinmeden söylemek
de bu çeşit cihaddandır. Nitekim bu konuda Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Zalim bir hükümdar
karşısında hak ve adaleti açıkça söylemek büyük cihaddır.”
Emri bil maruf, nehyi anil
münker, yani iyiliği emredip kötülükten sakındırmak suretiyle
yapılan cihad da bu sınıfa girer.
Konumuzun temelini oluşturan
cihad ile kıtal arasındaki farka gelince: Kıtal; fiilî çatışma,
savaş/harb, askerî harekât, karşılıklı çarpışma, vuruşma gibi
anlamlara gelir. Eğer cihad ile kıtal anlamca aynı olsaydı,
Kur’an’da “kıtal”, “harb” ve “gazâ” kelimeleri ayrıca
kullanılmazdı. Buradaki anlam nüansını/ farklılığını iyi
anlamalıyız. Cihad, kıtalden daha geniş bir kavramdır, kıtal ise
cihadın sadece bir parçasıdır. Cihad çok yönlüdür; bedenî, malî,
fiilî, ilmî, fikrî, kalbî vs. Kıtal ise yukarda da bahsettiğimiz
gibi sıcak çatışma, karşılıklı çarpışma, vuruşma şeklinde
yapılır. Cihadın belli bir zamanı ve mekânı yoktur, kıtalın ise
belli bir zamanı ve mekanı vardır. Bu zaman ve mekân ise
muharebe ve gâza meydanlarıdır. Nitekim Rasulullah’ın mübarek
ömrü muharebe ve gâza meydanlarında geçmiş, müşriklerle bizzat
harbetmiş, vuruşmuş, Uhud’ da yaralanmıştır. Küfrün önde
gelenlerinden Übey bin Halef’i, bizzat kendi eliyle öldürmüştür.
Yine Rasulullah, İslam düşmanlarına karşı bizzat 27 defa “gazve”
düzenlemiş, yine kendisinin tayin ettiği sahabi bir komutanla
İslam düşmanlarına karşı 35 ila 66 arasında değişen “seriyye”ler
düzenlettirmiştir.
İslam, kıtal/savaş
realitesini göz ardı etmez, zira savaş insanlık tarihi kadar
eski bir olgudur. Savaş, çoğu zaman arzu edilmese de kaçınılmaz
olur. Nitekim: “Hoşunuza gitmese de düşmanla savaşmak üzerinize
farz kılındı.” (Bakara 2/ 216) ayeti kerimesi bu gerçeği ifade
eder.
İslam’da savaş; toprak ele
geçirmek, bir ülkenin yeraltı ve yer üstü kaynaklarını ele
geçirmek, kargaşa ortamı doğurmak, intikam almak, baskı ve zulüm
yapmak vb. amaçlar için asla yapılamaz. Tam aksine yeryüzünde
Hakkı hâkim kılmak, fitneyi ve zulmü ortadan kaldırıp huzur ve
barışı sağlamak için yapılır. Ve yine cihaddan maksat, insanları
tağutî rejimlerin baskı ve zorbalıklarından kurtarıp İslam’ın
evrensel ve değişmez hakikatlerini tüm insanlığa ulaştırma
çabası yatar.
Müslüman bir topluluk
kâfirlere eman verirse, eman verilen bu kâfirlerle yeryüzünde
fesat çıkarma, bozgunculuk yapma, İslam’a ve müslümanlara
saldırma durumu hariç, savaşılmaz. Nitekim ilgili bir hadiste
de:
“Ey müminler! Düşmanla
karşılaşmayı arzu etmeyiniz, Allah’tan afiyet ve sıhhat
isteyiniz.” buyrulmuştur.
Ancak yukarıda da
belirttiğimiz gibi yeryüzünde fitne, fesat ve zulmü durdurup
barış, huzur ve güveni sağlamak; kâfirlerin müslümanların can,
mal, ırz ve namus güvenliğini tehdit etmeleri veya saldırmaları,
İslam’ın yaşanmasını ve yayılmasını engellemeleri halinde
kıtal/savaş meşrudur. Nitekim:
“Yeryüzünde fitne ortadan
kalkıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla
savaşın.” (Bakara 193),
“Sizinle toptan savaştıkları
gibi siz de müşriklerle savaşın.” (Tevbe 36; Ayrıca bkn. Bakara
218; Âl-i İmran 142, 195; Nisa 74-76, 84, 90, 95-96; devam eden
ayet ve sûreler için Nevzat Yüksel, age, s.183 vd).
Konuyla ilgili hadislerde
de:
“Ben, Lailahe illallah
Muhammeden Rasulullah deyinceye kadar savaşla emrolundum.”
“Kim Allah’ın isminin ve
dininin yücelmesi için savaşırsa o mümindir.”
“Mümin kılıcı ve dili ile
cihad eder.” buyrularak kıtalın/ savaşın önemine değinilmiştir.
Burada bir hususa özellikle
değinmek gerekiyor. Kıtal/savaş, Allah yolunda ve Allah rızası
içindir, zira tağutî sistemlerin ve rejimlerin savaş
felsefesinde seküler/dünyevî /maddî çıkarlar hâkimdir, İslam’ın
savaş felsefesinde ise “ahiret”e ait ulvi bir gaye vardır.
Yeryüzünde mustazaflar,
ezilenler, zulme uğrayanlar –ki kıyamete kadar olacaktır-
olduğu müddetçe müminler için “cihad” ve “kıtal” kaçınılmazdır
(Bakara 2/195) Çünkü hem yeryüzünde “barış”ı ve “huzur”u
sağlayıp ezilmekte ve zulüm görmekte olan insanların temel hak
ve hürriyetlerini korumak ve savunmak, hem de göklerde ve
yerdeki dengeyi/ mizanı korumak (Rahman 55/ 5-14) ancak “cihad”
ve “kıtal” ile mümkündür.
Netice itibariyle şunları
söyleyecek ve özetleyecek olursak; cihad çok yönlü -canla,
malla, ilimle, sözle, fikirle vs.- olarak yapılırken, kıtal ise
savaş araç ve gereçleriyle yapılan sıcak bir çatışmayı,
muharebeyi, karşılıklı vuruşmayı ifade eder. Diğer bir ifadeyle
“kıtal” “cihad”ın sadece bir kısmını oluşturur. Özellikle
batılı araştırmacılar, cihadın bir saldırı olduğunu, İslam’ın bu
saldırılarla yayıldığını -son olarak bu deli saçmalığını Papa
16. Benedikt söylemişti- müslümanların bu saldırılar neticesinde
başka ülkeleri işgal ettiklerini öne sürerler. Şunu rahatlıkla
söyleyebiliriz ki İslam’da haksız yere adam öldürmek, (zira
böyle bir şey bütün insanlığı öldürmek gibidir (Maide 32),)
intikam almak, insanları İslam’a girmeye zorlamak, toprak elde
etmek, bir ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarını ele geçirip
sömürmek vb. amaçlarla karşı tarafa savaş ilan edilemez. Tam
tersine “cihad” ve “kıtal”, yeryüzünde Hakk’ın hâkim kılınması
fitnenin, fesadın ve zulmün ortadan kaldırılıp insanlığın
“huzur” ve “barış” içinde yaşaması için bir vesiledir.
Bibliyografya
-Akay, Hasan, İslamî
Terimler Sözlüğü, İşaret Yay, İstanbul 1995
-Behiy, Muhammed, İnanç ve
Amelde Kur’anî Kavramlar (çev: Ali Turgut), Yöneliş Yay,
İstanbul 1988
-Çelebi, Ahmet, İslam
Düşüncesinde Cihad ve Savaş Siyaseti (çev: Abdullah Kahraman),
İz Yay, İstanbul 1994
-Duman, Zeki, Beyanu’l-Hak/
Nüzul Sıralı Tefsir, Fecir Yay, Ankara 2006
-Ece, Hüseyin, İslam’da
Temel Kavramlar, Beyan Yay, İstanbul 2000
-Eren, Şadi, Kur’an’da Cihad
ve Savaş, Nesil Yay, İstanbul 1996
-Kerimoğlu, Yusuf, Kelimeler
ve Kavramlar, İnkılab Yay, İstanbul 1997
-Özel, Ahmet, “Cihad”,
D.İ.A, c: 7, İstanbul 1993
-Soyak, Zeki, İslam Ahkâmı,
İlkadım Yay, 2. bsk, Nevşehir 2003
-Soyak, Zeki, Fazilet
Toplumu, İlkadım Yay, Nevşehir 2006
-Şamil İslam Ansiklopedisi,
“Cihad”, c: 1, İstanbul 2000
-Şimşek, Said, Kur’an’ın Ana
Konuları, Beyan Yay, İstanbul 1999
-Ünal, Ali, Kur’an’da Temel
Kavramlar, Kırkambar Yay, İstanbul 1998
-Yüksel, Nevzat, Kur’an
Fihristi, Bayrak Yay, İstanbul 1993
-http://www.kuranfihristi.net
-http://www.ikraislam.com