E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

CEMİL USTA

FIKIH;

ALLAH NURUNU TAMAMLAYACAKTIR 

“Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler hoşlanmasa da Allah mutlaka nurunu tamamlayacaktır.” (Tevbe 32)

Ehl-i kitabın her ikisi de(yahudiler ve hıristiyanlar) Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar, yani Kur’an’ı reddediyorlar. O’nun sunduğu tevhid inancını, Allah’ın ortaklardan ve çocuklardan münezzeh olduğu gerçeğini ve Kur’an’ın getirdiği hükümleri yalanlıyorlar. Kur’an’ın helal ve haram saydığı şeylere karşı çıkıyorlar.

Bu ifadeler, ehli kitap ve onlar gibi düşünen herkesi içine alır. Günümüz dünyasında nice müslüman, bulunduğu makam ve mevki adına veya dünyalık az bir menfaat karşılığı, zaman ve şartları bahane ederek haram ve helalleri ihlal ediyor. Bu sebeple bu ayet, isimleri Ahmet ve Mehmet olsa bile, bunları da içine alır. Zira zaman haramları helal, helalleri haram yapmaz. Helal ve haramlar kıyamete kadar geçerlidir. Mahşerde herkes Kur’an’ın içindeki hükümlere göre hesaba çekilecek, mizan terazisi Kur’an’daki helal ve haramlara göre kurulacaktır. Çünkü Kur’an, Allah kelamıdır, hükmü asla değişmez.

Ayette “ağızlarıyla” ifadesi, ağızlarından çıkan batıl sözleriyle demektir. Mesela Kuran’ın hükümlerini geriye dönme, orta çağ karanlığı, irtica diye vasfedenler; kahrolsun şeriat gibi sözleri sarf edenler tevbe istiğfar etmeli, hatta imanını ve nikâhını tazelemelidir.

“Hâlbuki kâfirler hoşlanmasa da Allah, mutlaka nurunu tamamlayacaktır.” Yani Allah Teâlâ Kelime-i Tevhid’i yüceltmek ve İslam dinini hâkim kılmak suretiyle nurunu tamamlamayacaktır.

Konu ile ilgili başka bir ayet-i celile de şöyle buyruluyor:

“Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler.” (Saff 8)

Sanki doğan güneşi ağızlarıyla püf diyerek söndürüverecekmiş gibi Hakk’ı yalan ve iftira ile iptal etmek istiyorlar. Allah’ın Habibinin bizlere emanet etmiş olduğu Kur’an ve sünneti, hak nuru olan İslam’ı uydurma sözlerle, yalan yanlış propagandalar, tahrif olunmuş kitaplarla söndürmek için her türlü haksızlığı yapmak istiyorlar. Hatta tahrif olan, ilahî vahiyle hiçbir ilgisi olmayan ehli kitap ve mensupları ile diyalog gibi garip temennileri işitiyor, onlar adına hallerine üzülüyoruz. Bazen de dînî tahsil yapmış, ama dini kavrayamamış kişilerin din adına, dinî olmayan fetvalar verdiklerine üzülmemek elde değil. İnsanın aklına gelmiyor değil, bunlarda mı ağızları ile İslam’ın nurunu söndürmek istiyorlar? Ayetin devamında:

“Allah nurunu tamamlayacaktır. İsterse kâfirler hoşlanmasınlar.” buyrulmaktadır. (Saff 8)

İMAN ETSELERDİ DAHA HAYIRLI OLURDU

“Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız. Kitab ehli de inanmış olsaydı kendileri için elbette iyi olurdu.” (Âl-i İmran 110)

“Ey Muhammed! De ki: ‘Ey insanlar ben sizin hepinize göklerin ve yerin sahibi olan ve kendisinden başka ilah bulunmayan, yaşatan, öldüren Allah’ın elçisiyim.’ Öyle ise Allah’a ve ümmi peygamber olan Rasulüne iman edin ve O’na uyun ki doğru yolu bulasınız.” (Araf 158)

Buradaki ey insanlar hitabı geneldir. Rasulullah aleyhisselatü vesselam, kendi zamanında olan ve kıyamete kadar da gelecek olan cinlerin ve insanların hepsine peygamber olarak gönderilmiştir. Diğer peygamberler ise böyle değildir. Onlar, belli bir kavme gönderilmiş ve şeriatları da bir sonraki peygambere kadar devam etmiştir.

Ayet-i celilede Allah Teâlâ peygamberimizle ilgili şöyle buyuruyor:

“Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Sebe 28)

Bunun da ötesinde Peygamberimiz âlemler için bir rahmet vesilesidir. Zira Allah celle celaluhu: “Ey Habibim! Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” buyuruyor. (Enbiya 107)

Tüm insanlığın iman etmesi ve cehennemin şiddetli azabından kurtulması için çalışmamız gerekir. Cehennemden ebedî olarak kurtulmak için iman etme ve salih amel yapma şartı vardır. İman edenler imanında daim olmalı, imanla ölmek için gayret ve dua etmelidir. İmandan mahrum olan ehl-i kitap ve diğer gayrimüslimler de iman etmeli ki cehennem azabından kurtulsunlar. Ayet-i celile ile örnek verecek olursak:

“Bizim ayetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremeyeceklerdir. Biz suçluları işte böyle cezalandırırız!” (Araf 40)

“İman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenleri, sonra da inkârları artıranları Allah ne bağışlayacak ne de onları doğru yola iletecektir.” (Nisa 137)

Bir vakıadır ki evvela iman etmiş, sonra küfürde karar kılmış ve küfrünü artırmış olanları, Allah’ın mağfiret etmesine ve doğru yola sevk eylemesine ihtimal yoktur.

Hadisi şerifte Peygamberimiz aleyhissalatü vesselam Efendimiz:

“Karanlık gecenin (zifiri) karanlıklarına benzeyen fitneler zuhur etmeden salih amelleri işlemede acele edin. Zira o fitneler, zuhur ettiği vakit, kişi mümin olarak sabahlayacak, kâfir olarak akşamlayacak yahut mümin olarak akşamlayacak, kâfir olarak sabahlayacak. Dinini bir dünya metaı mukabilinde satacaktır.” buyurmuştur. (Müslim 1/447)

Çünkü fitneler çoğaldığı zaman kalpler bozulur, imanın safiyeti kalmaz. Kalplere gaflet ve fısk-ı fücur dolar. İmanın muhafazası pek kolay olmaz Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de önemine binaen:

“Ey iman edenler! Allah’tan O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.” (Âl-i İmran 102) buyurmaktadır.

Peygamberimiz aleyhissalatü vesselam:

“İmanın tadını alanların özelliklerinden biri de Allah onu küfürden kurtardıktan sonra, yine küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına hoşlanmamasıdır.” diye buyuruyor. (Buhârî)

 

İMAN İLE KÜFÜR ARASINDAKİ SINIR

İman Hz. Peygamber Efendimizin getirdiklerini tasdik, küfür ise Peygamberimizin Allah’tan getirdiklerini inkâr etmek demektir. Dinî vecibeleri yerine getirmek yani amel, kalpteki imanın varlığının göstergesi olarak kabul edilmiştir. Küfrün en belirgin alameti, dinin temel esaslarından birini veya tamamını reddetmek yahut onları beğenmemek, önemsememek ve değersiz saymaktır.

Mümin Allah’a ve Peygamber Efendimize ve onun haber verdiği şeylere yürekten inanıp kabul ve tasdik edendir. Kâfir, İslam dininin temel prensiplerine inanmayan, inkâr eden kimsedir.

Allah Teâlâ Kuran-ı Kerim’inde:

“Ehl-i kitap ve müşriklerden olan inkârcılar içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en şerlileri onlardır. İman edip salih ameller işleyenlere gelince halkın en hayırlısı da onlardır.” (Beyyine 6-7) buyurmaktadır.

Bizler de imansızlara imanın zaruretini anlatmamız, hak dini tebliğ etmemiz gerekir. Bilhassa gençlerimize sahip çıkmamız elzemdir. Herkes kendini sorumlu kabul edip, üzerine düşen uyarıyı usulüne uygun olarak yapmalıdır. Haramların serbest olduğu, Allah’ın emirlerinin gizlendiği bir dünyada, aklıselim sahibi her mümin,  bu konuda ciddi ciddi düşünmelidir. Zira Allah Teâlâ Peygamberimize: “Ey Rasulüm! Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın.”  buyurmaktadır. (Şuara 3)

Peki, bize gelince imansızların imandan mahrum olması, imanlıların ise haramlara dalması bizi ne kadar rahatsız ediyor? Allah’ım ümmeti Muhammedi Kur’an’a mahkûm et. Âmin.

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.