ALLAH NURUNU
TAMAMLAYACAKTIR
“Allah’ın nurunu ağızlarıyla
söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler hoşlanmasa da Allah
mutlaka nurunu tamamlayacaktır.” (Tevbe 32)
Ehl-i kitabın her ikisi de(yahudiler
ve hıristiyanlar) Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek
istiyorlar, yani Kur’an’ı reddediyorlar. O’nun sunduğu tevhid
inancını, Allah’ın ortaklardan ve çocuklardan münezzeh olduğu
gerçeğini ve Kur’an’ın getirdiği hükümleri yalanlıyorlar.
Kur’an’ın helal ve haram saydığı şeylere karşı çıkıyorlar.
Bu ifadeler, ehli kitap ve
onlar gibi düşünen herkesi içine alır. Günümüz dünyasında nice
müslüman, bulunduğu makam ve mevki adına veya dünyalık az bir
menfaat karşılığı, zaman ve şartları bahane ederek haram ve
helalleri ihlal ediyor. Bu sebeple bu ayet, isimleri Ahmet ve
Mehmet olsa bile, bunları da içine alır. Zira zaman haramları
helal, helalleri haram yapmaz. Helal ve haramlar kıyamete kadar
geçerlidir. Mahşerde herkes Kur’an’ın içindeki hükümlere göre
hesaba çekilecek, mizan terazisi Kur’an’daki helal ve haramlara
göre kurulacaktır. Çünkü Kur’an, Allah kelamıdır, hükmü asla
değişmez.
Ayette “ağızlarıyla”
ifadesi, ağızlarından çıkan batıl sözleriyle demektir. Mesela
Kuran’ın hükümlerini geriye dönme, orta çağ karanlığı, irtica
diye vasfedenler; kahrolsun şeriat gibi sözleri sarf edenler
tevbe istiğfar etmeli, hatta imanını ve nikâhını tazelemelidir.
“Hâlbuki kâfirler hoşlanmasa
da Allah, mutlaka nurunu tamamlayacaktır.” Yani Allah Teâlâ
Kelime-i Tevhid’i yüceltmek ve İslam dinini hâkim kılmak
suretiyle nurunu tamamlamayacaktır.
Konu ile ilgili başka bir
ayet-i celile de şöyle buyruluyor:
“Allah’ın nurunu ağızlarıyla
söndürmek isterler.” (Saff 8)
Sanki doğan güneşi
ağızlarıyla püf diyerek söndürüverecekmiş gibi Hakk’ı yalan ve
iftira ile iptal etmek istiyorlar. Allah’ın Habibinin bizlere
emanet etmiş olduğu Kur’an ve sünneti, hak nuru olan İslam’ı
uydurma sözlerle, yalan yanlış propagandalar, tahrif olunmuş
kitaplarla söndürmek için her türlü haksızlığı yapmak
istiyorlar. Hatta tahrif olan, ilahî vahiyle hiçbir ilgisi
olmayan ehli kitap ve mensupları ile diyalog gibi garip
temennileri işitiyor, onlar adına hallerine üzülüyoruz. Bazen de
dînî tahsil yapmış, ama dini kavrayamamış kişilerin din adına,
dinî olmayan fetvalar verdiklerine üzülmemek elde değil. İnsanın
aklına gelmiyor değil, bunlarda mı ağızları ile İslam’ın nurunu
söndürmek istiyorlar? Ayetin devamında:
“Allah nurunu
tamamlayacaktır. İsterse kâfirler hoşlanmasınlar.”
buyrulmaktadır. (Saff 8)
İMAN ETSELERDİ DAHA HAYIRLI
OLURDU
“Siz insanların iyiliği için
ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder
kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız. Kitab ehli de inanmış
olsaydı kendileri için elbette iyi olurdu.” (Âl-i İmran 110)
“Ey Muhammed! De ki: ‘Ey
insanlar ben sizin hepinize göklerin ve yerin sahibi olan ve
kendisinden başka ilah bulunmayan, yaşatan, öldüren Allah’ın
elçisiyim.’ Öyle ise Allah’a ve ümmi peygamber olan Rasulüne
iman edin ve O’na uyun ki doğru yolu bulasınız.” (Araf 158)
Buradaki ey insanlar hitabı
geneldir. Rasulullah aleyhisselatü vesselam, kendi zamanında
olan ve kıyamete kadar da gelecek olan cinlerin ve insanların
hepsine peygamber olarak gönderilmiştir. Diğer peygamberler ise
böyle değildir. Onlar, belli bir kavme gönderilmiş ve şeriatları
da bir sonraki peygambere kadar devam etmiştir.
Ayet-i celilede Allah Teâlâ
peygamberimizle ilgili şöyle buyuruyor:
“Biz seni bütün insanlara
ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik, fakat insanların
çoğu bunu bilmezler.” (Sebe 28)
Bunun da ötesinde
Peygamberimiz âlemler için bir rahmet vesilesidir. Zira Allah
celle celaluhu: “Ey Habibim! Biz seni âlemlere rahmet olarak
gönderdik.” buyuruyor. (Enbiya 107)
Tüm insanlığın iman etmesi
ve cehennemin şiddetli azabından kurtulması için çalışmamız
gerekir. Cehennemden ebedî olarak kurtulmak için iman etme ve
salih amel yapma şartı vardır. İman edenler imanında daim
olmalı, imanla ölmek için gayret ve dua etmelidir. İmandan
mahrum olan ehl-i kitap ve diğer gayrimüslimler de iman etmeli
ki cehennem azabından kurtulsunlar. Ayet-i celile ile örnek
verecek olursak:
“Bizim ayetlerimizi
yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte
onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar deve iğne deliğine
girinceye kadar cennete giremeyeceklerdir. Biz suçluları işte
böyle cezalandırırız!” (Araf 40)
“İman edip sonra inkâr
edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenleri, sonra da
inkârları artıranları Allah ne bağışlayacak ne de onları doğru
yola iletecektir.” (Nisa 137)
Bir vakıadır ki evvela iman
etmiş, sonra küfürde karar kılmış ve küfrünü artırmış olanları,
Allah’ın mağfiret etmesine ve doğru yola sevk eylemesine ihtimal
yoktur.
Hadisi şerifte Peygamberimiz
aleyhissalatü vesselam Efendimiz:
“Karanlık gecenin (zifiri)
karanlıklarına benzeyen fitneler zuhur etmeden salih amelleri
işlemede acele edin. Zira o fitneler, zuhur ettiği vakit, kişi
mümin olarak sabahlayacak, kâfir olarak akşamlayacak yahut mümin
olarak akşamlayacak, kâfir olarak sabahlayacak. Dinini bir dünya
metaı mukabilinde satacaktır.” buyurmuştur. (Müslim 1/447)
Çünkü fitneler çoğaldığı
zaman kalpler bozulur, imanın safiyeti kalmaz. Kalplere gaflet
ve fısk-ı fücur dolar. İmanın muhafazası pek kolay olmaz Allah
Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de önemine binaen:
“Ey iman edenler! Allah’tan
O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can
verin.” (Âl-i İmran 102) buyurmaktadır.
Peygamberimiz aleyhissalatü
vesselam:
“İmanın tadını alanların
özelliklerinden biri de Allah onu küfürden kurtardıktan sonra,
yine küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına hoşlanmamasıdır.”
diye buyuruyor. (Buhârî)
İMAN İLE KÜFÜR ARASINDAKİ
SINIR
İman Hz. Peygamber
Efendimizin getirdiklerini tasdik, küfür ise Peygamberimizin
Allah’tan getirdiklerini inkâr etmek demektir. Dinî vecibeleri
yerine getirmek yani amel, kalpteki imanın varlığının göstergesi
olarak kabul edilmiştir. Küfrün en belirgin alameti, dinin temel
esaslarından birini veya tamamını reddetmek yahut onları
beğenmemek, önemsememek ve değersiz saymaktır.
Mümin Allah’a ve Peygamber
Efendimize ve onun haber verdiği şeylere yürekten inanıp kabul
ve tasdik edendir. Kâfir, İslam dininin temel prensiplerine
inanmayan, inkâr eden kimsedir.
Allah Teâlâ Kuran-ı
Kerim’inde:
“Ehl-i kitap ve müşriklerden
olan inkârcılar içinde ebedî olarak kalacakları cehennem
ateşindedirler. İşte halkın en şerlileri onlardır. İman edip
salih ameller işleyenlere gelince halkın en hayırlısı da
onlardır.” (Beyyine 6-7) buyurmaktadır.
Bizler de imansızlara imanın
zaruretini anlatmamız, hak dini tebliğ etmemiz gerekir. Bilhassa
gençlerimize sahip çıkmamız elzemdir. Herkes kendini sorumlu
kabul edip, üzerine düşen uyarıyı usulüne uygun olarak
yapmalıdır. Haramların serbest olduğu, Allah’ın emirlerinin
gizlendiği bir dünyada, aklıselim sahibi her mümin, bu konuda
ciddi ciddi düşünmelidir. Zira Allah Teâlâ Peygamberimize: “Ey
Rasulüm! Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine
kıyacaksın.” buyurmaktadır. (Şuara 3)
Peki, bize gelince
imansızların imandan mahrum olması, imanlıların ise haramlara
dalması bizi ne kadar rahatsız ediyor? Allah’ım ümmeti Muhammedi
Kur’an’a mahkûm et. Âmin.