NİHAİ
EVRENSEL İSLAM BİRLĞİNE GİDEN SÜREÇTEKİ DÖNÜM NOKTALARI 3
Hicrî üçüncü asır; Hz.
Peygamber’den sonra, İslâm’ın evrensel boyutta anlaşıldığı,
kaynakların hemen hemen tümüyle derlendiği, insanı ve kâinâtı
inceleyen bilim dallarıyla, vahyi inceleyen bilim dallarının iç
içe olduğu bir dönemdir. Bu dönem, İslâm kültür ve medeniyetinin
altın çağı olarak nitelendirilir. Daha sonraki ilmî çalışmalar,
bu dönemde yapılan çalışmalara şerhler, hâşiyeler ve bölgesel
şartlara uyarlama çalışmaları şeklinde olmuştur.
Bağdat, Mâverâünnehir ve
Endülüs merkezli ortaya çıkan ilmî çalışmalar devam ettiği ve bu
çalışmaların ortaya çıkardığı yazılı birikimin, Asr-ı Saâdet
Arapçasıyla anlaşıldığı ve güncel bilgiyle işleme tâbi tutulup
pratik uygulama bilgisinin elde edildiği dönemlerde İslâm âlemi
aydınlanmış; kitapların ve diğer yazılı kültürün ortadan
kaybolduğu veya olduğu halde Asr-ı Saâdet Arapçasıyla
anlaşılmadığı, ya da insan ve kâinat bilgisinin ihmâl edilip bu
kitapların taşıdığı bilgilerle işleme tâbi tutulmadığı
dönemlerde İslâm Dünyâsı, iç karışıklıklara, kaosa sürüklenmiş,
işgallere uğramıştı.
Şimdi, Bağdat, Mâverâünnehir
ve Endülüs merkezli kitâbî birikimin; büyük İslâm Devletlerinin
oluşumu ve günümüze etkilerini ele alalım:
İslâm Dîni, “Kitâbî” olarak
nakledilen bir din olduğundan İslâm’a saldırıların ilk hedefi
işte bu yazılı birikimler oldu. Bütün yıkımlardan sonra hayatta
kalmayı başarabilen kitaplar, devre tamamlanınca yanan lambalar
gibi, elden ele, nesillerden nesillere, akıp geldikleri bölge ve
zamanların insanlarını aydınlattılar.
Abbasîler Döneminde, ilimle
uğraşanlar, daha çok, “Mevâlî’den” yani Arap olmayanlardan
teşekkül ediyordu. Orta Asya’dan, “Memlûk (Kölemen)” olarak
getirilen insanlar, ilm-i idareyi ve askerlik sanatını
öğrendiler.
Hülâgû’nun Bağdat’ı harap
etmesi sırasında (M.1258) milyonlarca cilt kitap yakıldı.
Nehirler, kitap aktı. Bu tahribattan, Allah’ın bir lütfu olarak
kurtarılabilen -otuz milyon cildin üzerinde olduğunu
hocalarımdan dinlemiştim- kitaplar, Harran’a taşınmış, oradan
da, Memlûk Sultanı Baybars tarafından Mısır’a, Şii-Fâtımî
Kültürünün etkilerini dengelemek için götürülmüş; işte bu
kitaplar, meşhur El-Ezher* Üniversitesinin temelini teşkil
etmiştir.
Baybars, Ayn Câlût’ta, Moğol
ordusunu yenerek, İslâm âleminin yüreğine su serpmişti. İslâm
âlemi’ni kasıp kavuran Moğol istîlâsına karşı duruşu ve bu
istîlâyı püskürtmeyi sağlayan Memlûk dinamizminin temelinde
yine, vahyi, insanı ve kâinâtı birlikte okuyarak güncel pratik
Kurân bilgisini elde etme ve yaşama becerisi yatıyordu.
Belki, tarihçilerin üzerinde
durmadıkları bir önemli husus; ki, günümüze ve günümüzdeki
çağdaş Moğollara karşı oluşturulan en büyük proje olan, İslâm
Birliğine İttihâd-ı İslâm- giden yolda ışık tutan; Baybars
Döneminde, Şiî-Sünnî anaforunda oluşan Hilâfet anlayışı; bu
anlayışın ortaya çıkarttığı, “Müslümanların birliği” oluşumudur…
Bir sel gibi akıp gelen,
ortalığı yakıp yıkan Moğol saldırılarını durdurabilecek tek set,
“Şiî-Sünnî anaforunda” bir hilâfet anlayışıydı.
Baybars’ın yeniden ihyâ
ettiği ve ilmî hüviyetine kavuşturduğu, Mısır’daki El-Ezher’in
ilmî temellerinde; dînî ilimler ile dünyevî ilimleri -ki, bu
sınıflandırma bile değişkendir- bir potada tahsil etme ve
Şiî-Sünnî anaforunda bir hilâfet anlayışı günümüze kadar buluna
geldi.
Baybars tarafından Mısır’a
getirilen, değişik şekillerde kurtarılarak, değişik illere
götürülen, şahıslara ait kütüphanelerde muhafaza edilen, Bağdat
kaynaklı kitaplar, tarihin akışı içerisinde, zaman zaman
kaybolarak, zaman-zaman gün yüzüne çıkarak varlıklarını ve
zamanda yolculuklarını sürdürdüler.
Gerek Bağdat gerek Endülüs,
gerekse Mâverâünnehir kaynaklı kitaplardan, zamanın
tahribatından kurtulup elden ele, son yüz yıla ulaşabilenler,
İstanbul Millet ve Süleymâniye, Londra İngiliz Müzesi, Fransa
Luvr Müzesi kütüphaneleri gibi dünyanın belli başlı
kütüphanelerinde yerini aldı. Bu kitapların toplanması ve gün
yüzüne çıkarılıp, insanlığın faydasına sunulmasında; Ali Emîrî
Efendi, Muhammed Hamîdullah gibi hayatlarını bu işi adayan
insanların büyük payı oldu. Yine, İslâm’ı, evrensel ve birlik
boyutuyla anlamamızı sağlayacak bu eserlerin anlaşılmasında
temel teşkil edecek, Arapça Dilbilgisi kitapları ve lügatler de
son yüz yılda büyük oranda gün yüzüne çıkmış oldu.
- Ezher, 972 yılında,
Fâtımîler tarafından, Fâtımî Mezhebi’nin ilkelerini tedris
amacıyla, önce câmi olarak yapılmış, ancak zamanla, İslâm
âleminin dört bir yanından öğrenciler gelmeye başlayınca;
989 yılında, hem dînî hem de dünyevî ilimlerin okutulduğu
bir külliyeye dönüştürülmüştür. Burada verilen bilgiler;
“dînî” ve “dünyevî” diye bir sınıflandırmaya tâbi
tutulmadığından Kur’ânî bilgi güncellenebiliyordu. Ezher’in;
Cumhûriyet Dönemi ve günümüze etkilerini, çalışmamızın
ileriki bölümlerinde ele alacağız. Eyyûbîler Döneminde, Şiî-Fâtımîler’den
kalan eserlere karşı, Sünnîlerin şiddete başlaması
sonucunda, Salahaddîn-i Eyyûbî Ezher’in faaliyetlerini
askıya aldı. M. 1266 yılına kadar bu durum devam etti.
Baybars, bu tarihte tekrar, El-Ezher’i ilmî hüviyetine
kavuşturdu. (Bkz: Büyük İslâm Tarihi, Çağ Yay, C. 5)