E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

 MUSTAFA SUNA

DENEME;

NİHAİ EVRENSEL İSLAM BİRLĞİNE GİDEN SÜREÇTEKİ DÖNÜM NOKTALARI 3 

Hicrî üçüncü asır; Hz. Peygamber’den sonra, İslâm’ın evrensel boyutta anlaşıldığı, kaynakların hemen hemen tümüyle derlendiği, insanı ve kâinâtı inceleyen bilim dallarıyla, vahyi inceleyen bilim dallarının iç içe olduğu bir dönemdir. Bu dönem, İslâm kültür ve medeniyetinin altın çağı olarak nitelendirilir. Daha sonraki ilmî çalışmalar, bu dönemde yapılan çalışmalara şerhler, hâşiyeler ve bölgesel şartlara uyarlama çalışmaları şeklinde olmuştur.

Bağdat, Mâverâünnehir ve Endülüs merkezli ortaya çıkan ilmî çalışmalar devam ettiği ve bu çalışmaların ortaya çıkardığı yazılı birikimin, Asr-ı Saâdet Arapçasıyla anlaşıldığı ve güncel bilgiyle işleme tâbi tutulup pratik uygulama bilgisinin elde edildiği dönemlerde İslâm âlemi aydınlanmış; kitapların ve diğer yazılı kültürün ortadan kaybolduğu veya olduğu halde Asr-ı Saâdet Arapçasıyla anlaşılmadığı, ya da insan ve kâinat bilgisinin ihmâl edilip bu kitapların taşıdığı bilgilerle işleme tâbi tutulmadığı dönemlerde İslâm Dünyâsı, iç karışıklıklara, kaosa sürüklenmiş, işgallere uğramıştı.

Şimdi, Bağdat, Mâverâünnehir ve Endülüs merkezli kitâbî birikimin; büyük İslâm Devletlerinin oluşumu ve günümüze etkilerini ele alalım:

İslâm Dîni, “Kitâbî” olarak nakledilen bir din olduğundan İslâm’a saldırıların ilk hedefi işte bu yazılı birikimler oldu. Bütün yıkımlardan sonra hayatta kalmayı başarabilen kitaplar, devre tamamlanınca yanan lambalar gibi, elden ele, nesillerden nesillere, akıp geldikleri bölge ve zamanların insanlarını aydınlattılar.

Abbasîler Döneminde, ilimle uğraşanlar, daha çok, “Mevâlî’den” yani Arap olmayanlardan teşekkül ediyordu. Orta Asya’dan, “Memlûk (Kölemen)” olarak getirilen insanlar, ilm-i idareyi ve askerlik sanatını öğrendiler.

Hülâgû’nun Bağdat’ı harap etmesi sırasında (M.1258) milyonlarca cilt kitap yakıldı. Nehirler, kitap aktı. Bu tahribattan, Allah’ın bir lütfu olarak kurtarılabilen -otuz milyon cildin üzerinde olduğunu hocalarımdan dinlemiştim- kitaplar, Harran’a taşınmış, oradan da, Memlûk Sultanı Baybars tarafından Mısır’a, Şii-Fâtımî Kültürünün etkilerini dengelemek için götürülmüş; işte bu kitaplar, meşhur El-Ezher* Üniversitesinin  temelini teşkil etmiştir.

Baybars, Ayn Câlût’ta, Moğol ordusunu yenerek, İslâm âleminin yüreğine su serpmişti. İslâm âlemi’ni kasıp kavuran Moğol istîlâsına karşı duruşu ve bu istîlâyı püskürtmeyi sağlayan Memlûk dinamizminin temelinde yine, vahyi, insanı ve kâinâtı birlikte okuyarak güncel pratik Kurân bilgisini elde etme ve yaşama becerisi yatıyordu.

Belki, tarihçilerin üzerinde durmadıkları bir önemli husus; ki, günümüze ve günümüzdeki çağdaş Moğollara karşı oluşturulan en büyük proje olan, İslâm Birliğine İttihâd-ı İslâm- giden yolda ışık tutan; Baybars Döneminde, Şiî-Sünnî anaforunda oluşan Hilâfet anlayışı; bu anlayışın ortaya çıkarttığı, “Müslümanların birliği” oluşumudur…

Bir sel gibi akıp gelen, ortalığı yakıp yıkan Moğol saldırılarını durdurabilecek tek set, “Şiî-Sünnî anaforunda” bir hilâfet anlayışıydı.

Baybars’ın  yeniden ihyâ ettiği ve ilmî hüviyetine kavuşturduğu, Mısır’daki  El-Ezher’in ilmî temellerinde; dînî ilimler ile dünyevî ilimleri -ki, bu sınıflandırma bile değişkendir- bir potada tahsil etme ve Şiî-Sünnî anaforunda bir hilâfet anlayışı günümüze kadar buluna geldi.

Baybars tarafından Mısır’a getirilen, değişik şekillerde kurtarılarak, değişik illere götürülen, şahıslara ait kütüphanelerde muhafaza edilen, Bağdat kaynaklı kitaplar, tarihin akışı içerisinde, zaman zaman kaybolarak, zaman-zaman gün yüzüne çıkarak varlıklarını ve zamanda yolculuklarını sürdürdüler.

Gerek Bağdat gerek Endülüs, gerekse Mâverâünnehir kaynaklı kitaplardan, zamanın tahribatından kurtulup elden ele, son yüz yıla ulaşabilenler, İstanbul Millet ve Süleymâniye, Londra İngiliz Müzesi, Fransa Luvr Müzesi kütüphaneleri gibi dünyanın belli başlı kütüphanelerinde yerini aldı. Bu kitapların toplanması ve gün yüzüne çıkarılıp, insanlığın faydasına sunulmasında; Ali Emîrî Efendi, Muhammed Hamîdullah gibi hayatlarını bu işi adayan insanların büyük payı oldu. Yine, İslâm’ı, evrensel ve birlik boyutuyla anlamamızı sağlayacak bu eserlerin anlaşılmasında temel teşkil edecek, Arapça Dilbilgisi kitapları ve lügatler de son yüz yılda büyük oranda gün yüzüne çıkmış oldu.

  • Ezher, 972 yılında, Fâtımîler tarafından, Fâtımî Mezhebi’nin ilkelerini tedris amacıyla, önce câmi olarak yapılmış, ancak zamanla, İslâm âleminin dört bir yanından öğrenciler gelmeye başlayınca; 989 yılında, hem dînî hem de dünyevî ilimlerin okutulduğu bir külliyeye dönüştürülmüştür. Burada verilen bilgiler; “dînî” ve “dünyevî” diye bir sınıflandırmaya tâbi tutulmadığından Kur’ânî bilgi güncellenebiliyordu. Ezher’in; Cumhûriyet Dönemi ve günümüze etkilerini, çalışmamızın ileriki bölümlerinde ele alacağız. Eyyûbîler Döneminde, Şiî-Fâtımîler’den kalan eserlere karşı, Sünnîlerin şiddete başlaması sonucunda, Salahaddîn-i Eyyûbî Ezher’in faaliyetlerini askıya aldı. M. 1266 yılına kadar bu durum devam etti. Baybars, bu tarihte tekrar, El-Ezher’i ilmî hüviyetine kavuşturdu. (Bkz: Büyük İslâm Tarihi, Çağ Yay, C. 5)

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.