E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

FATİH YILMAZ

DENEME;

İLİM 2  

İlimden maksat kendini bilmektir. İlim ne ölçüde kendimizi tanımamıza vesile oluyorsa, o ölçüde faydalıdır. Varlığı, yarattıklarının varlığına benzemeyen, zatını kavramak mümkün olmayan, ancak eser ve sanatını idrak yolunu açık bırakan Hak Teâlâ, insanı yeryüzünde “halife” olarak yaratmıştır. Onu mahlûkatın en şereflisi kılmış ve kâinatın özü hüviyetinde var etmiştir. Kendisinde meknuz hakikatler itibariyle insan, küçük bir kâinattır. İlim de bu bakımdan, insana öncelikle kendisini tanıtmalı, varlığının gayesini bildirerek marifetullaha kapı aralamalıdır. Yunus Emre  de ilmin aslî gayesini ne güzel söylemiş:

İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin

Ya nice okumaktır

Okumaktan mânâ ne

Kişi Hakk’ı bilmektir

Çün okudun bilmezsin

Ha bir kuru emektir

İnsan, Yaratan’ın harika bir sanat eseridir. İnsanın kendini bilmesi bir yerde Sanatkârını bilmesi demektir. İnsan sormalı:

Beni en güzel bir biçimde yaratan kim? Sayısız nimetlerle besleyip büyüten kim? Atomdan güneş sistemine kadar her şeyi hizmetime veren kim? Bu soruların cevabını bulabilen insan, öğrenmenin maksadına ulaşmış demektir.

İlmin gayesi Yaratan’ı bulmak, O’na inanıp bağlanmaktır. İlimle iman ayrılmaz iki hakikattir. İnanmayı bütün hürriyetlerin üstünde gören John Milton:

“Bana bütün hürriyetlerden önce, bilmek, düşünmek, inanmak ve vicdana göre konuşmak değerlerini kazandırınız.” derken bir taraftan da ilimle imanın ayrılmazlığına dikkat çeker.

“İlimsiz din kör, dinsiz ilim topaldır” diyen Einstein da, dinle ilmin birbirini tamamladığını ifade eder. Ne dinden vazgeçilecek, ne de ilimden. Bunlar birbirini tamamlayan elektrik devreleri gibidir. Sanki bunlar birbirine iki zıt kutupmuş gibi algılarsak çok büyük bir yanlışa düşmüş oluruz.

İlim öğrenmekten maksat, bilginin insanoğluna mürşit ve rehber olması ve öğrenilen şeylerle, insanî kemâlâta giden yolların aydınlığa kavuşturulmasıdır. Binaenaleyh, rûha mâl edilmemiş bir ilim, sahibinin sırtında bir yük; insanı ulvî hedeflere tevcih etmeyen ma’rifet de, bir aldanmışlıktır.

Amel Etmedikçe

Yezîd bin Câbir diyor ki:

Ben Mu’âz bin Cebel’den şöyle işittim. Buyurdu ki:

“- Ne kadar çok ilim öğrenirseniz öğrenin, bunlarla amel etmedikçe öğrendiğiniz ilimden sevâb alamazsınız.”

Recâ bin Hayve şöyle bildiriyor:

Bir zamanlar Mu’âz bin Cebel’in bir sohbetinde bulunmuştum. İlim hakkında şöyle buyurdu:

“- Size benim vasiyetim olsun! İlmi, ancak Allah rızâsı için öğrenin! Zîrâ Allah rızâsı için öğrenilen ilim, takvâyı, Allah’tan korkmayı hâsıl eder. Bu niyetle ilim aramak ibâdettir. Bu ilmi müzâkere etmek tesbihtir; ilimden konuşmak, Allah yolunda cihâddır. Bilmeyene ilim öğretmek sadakadır. Bir mecliste bulunanlara ilimden bahsetmek, Allah Teâlâ’ya yakınlıktır. Zîrâ ilim, helâl ile harâmın terâzisi, Cennet ehlinin minâresi, gurbette insanın arkadaşıdır.”

Bir insan, bir yerde yalnız kaldığı zaman, ilim ona sıkıntıyı gideren bir arkadaş olur. Sıkıntı ve genişlik zamanlarında ilim, sahibine delildir. İlim, düşmanlara karşı çok iyi bir silâhtır. Dostlarının yanında insanın süsüdür. Cenâb-ı Hak bir kavmi, ilim ile yükseltir. İnsanı ilimle başkalarına rehber, öncü yapar ve insanlar ona itâat ederler. Melekler dahî ilim sahiplerinin dostluklarını arzularlar ve kanatlarını onların üzerine gererler.

Canlı ve cansız her ne varsa, hattâ denizlerdeki balıklar ve diğer hayvanlar, havada uçan kuşlar, karadaki bütün hayvanlar, âlimlere istiğfâr ederler. Çünkü ilim, insanın kalb gözünü açar, gözleri karanlıktan aydınlığa kavuşturan bir nûrdur.

İlim ile amel eden insan, seçilmiş kimselerin makamlarına yükselir. İlim sahipleri, dünya ve âhirette yüksek derecelere erişirler. İlimde tefekkür, nâfile oruç tutmak gibidir. İlmin öğretilmesi nâfile namaz kılmaktan sevâptır. İlim ile helâl ve haram olan şeyler ayırt edilebilir.

İlim, amellerin imamıdır. Amel, ilme tâbidir. İlimsiz amel olmaz. İlim, Cennet yoluna ışıktır. Cehennemlik olanlar, ilimden mahrum kalanlardır. Dünya ve âhiret saâdetinin kaynağı ve bütün ibâdetlerin efdali, en üstünü ilimdir.”

Bir arıyla insan yavrusunun farkını hiç düşündünüz mü? Yirmi günlük arının çiçek çiçek uçup bal yapmaya başladığını çok görmüşsünüzdür. Bir insan yavrusu ise iki senede ancak ayağa kalkar, konuşmaya başlar. 6-7 yaşında okula gider. Okumayı, yazmayı öğrenir. Liseyi, üniversiteyi bitirinceye kadar hep okur, öğrenir, didinir, çabalar. Çünkü yaşayabilmek için hayatı, insanları öğrenmeye muhtaçtır. 15-20 sene gibi uzun bir zaman anne babasının yardımına muhtaçtır. Onlarsız yapamaz. Kârını, zararını öğrenmek zorundadır. Ama bir arı yavrusu öyle mi? Onun bal yapabilmesi için ne okuyup öğrenmeye, ne de üniversite bitirmeye ihtiyacı vardır. Mükemmel olarak yaratılıp gerekli donanımlarla donatılmıştır. Daha petekten çıkar çıkmaz işbaşı yapar. Biz değil yirmi gün veya yirmi sene, hayat boyu öğrenmeye muhtacız. Bunun içindir ki, beşikten mezara kadar öğrenmemiz emredilmiştir. İnsan, kabiliyetlerini ancak okuyup öğrenmekle geliştirir. Bir çekirdeğe benzeyen duyguları bilgiyle kabuğunu çatlatır, filiz verip gelişir.

Kazanmak, başarmak, yükselmek isteyenler ilme sarılırlar. Öğrenme aşk ve şevkiyle yanıp kavrulmayanlar ise yerlerinde sayarlar. “Dünyayı isteyen ilme sarılsın. Ahireti isteyen yine ilme sarılsın” buyuran Peygamberimiz, bilginin önemini ne kadar güzel anlatır.

İlim öğrenmek sadece okula mahsus değildir. Okul insana anahtar verir. O anahtarla ilim hazinelerini açacak olan, insanın bizzat kendisidir. Ne yaparsa özel gayretiyle yapar.

Okulu bitirir bitirmez kitabı kalemi bir tarafa fırlatmak ne kadar yanlıştır! Hâlbuki ilmin ne yaşı, ne zamanı, ne de yeri vardır. Her yaşta, her yerde, her zaman öğrenilir.

İlim en büyük sermayedir. Ve insan her yaşta, her yerde ve her zaman sermayesini arttırmak ister.

Okudum bildim deme

Çok tâat kıldım deme

Eri Hak bilmez isen

Abes yere yelmektir

İslâm kadar ilme önem veren başka bir din yoktur. Erkam’ın evi müslümanların ilk medresesi olmuş ve hicretten sonra Medine’de inşa edilen Mescid-i Nebevi’nin bir bölümü (Suffe) sohbet ve ilim karargâhı olarak ayrılmıştır. Burada ashabın fakirleri devamlı ilim tedrisatında bulunmuşlar ve “Ashab-ı Suffe” namını alarak fakihliğe, müfessirliğe ve muhaddisliğe ulaşmışlardır. Kur’an-ı Kerim’de sadece ilim kelimesi yüz beş defa zikredilir. Bu kökten gelen diğer kelimelerle birlikte bu sayı sekiz yüz elli dokuzu bulur. Ayrıca “akıl, fikir, zikr” gibi kelimeler Kur’an-ı Kerim’de çok zikredilir.

İslâm’a göre ilim ve hikmet müminin kaybolmuş malıdır; mümin, yerine ve söyleyene bakmaksızın onu nerede bulursa alır. Her fenalığın, hatta küfür ve şirkin de başı bilgisizlik ve cehalettir. Küfrün ne demek olduğunu bilen bir kimse kâfir olmaz. Şirkin ne demek olduğunu bilen, başkalarını Allah’a ortak koşmaz, Allah’tan başkasına ibadet etmez. Bunun içindir ki Kur’an-ı Kerim’de: “Sakın ha cahillerden olma” buyruluyor. (Enam,35)            

Rabbimiz burada, cehlinde azanlardan olma, diye emrediyor. Çünkü bunlar bilmediğini de bilmeyenlerdir. Müslümanlar kendi aralarında herhangi bir konuşma esnasında sıkça, “ Ben cahilim.” diyor. Aslında bu ifade tarzı çok yanlıştır. Cehalet Ebu Cehil’in sıfatıdır, müslümanın olamaz. Ne demek lazım? “Ben bilmiyorum” veya “Bu konuda malumatım yok.” demek lazım. Çünkü Kur’an-ı Kerîm de yukarıda da okuduğumuz gibi bu hususta açık tehdit vardır. Yüce Rabbimiz: “Sakın ha cahillerden olma.” buyurmuştur.

Kur’an-ı Kerîm’in açıkça ifade ettiğine göre: “Kulları içerisinde Allah’tan ancak âlimler korkar” (el-Fâtır, 28) 

Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a biri âbid diğeri âlim iki kişiden bahsedilmişti.

“Âlimin âbide üstünlüğü, benim, sizden en basitinize olan üstünlüğüm gibidir” buyurdu. (Tirmizî, İlim 19)

Kur’an-ı Kerim’de ilmin her çeşidi övülmüş, bilenlerle bilmeyenlerin bir olamayacağı açıkça belirtilmiştir:

“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? “ (ez-Zümer 9)

Ünlü Çin bilgini Konfüçyus “Bilen kişiye dost ol, çünkü seni aydınlatır. Bilgisiz kişiye dost ol, çünkü sen onu aydınlatırsın. Bilmediğini bilmeyenlerden hemen uzaklaş, çünkü onlar aptaldır, seni de aptallaştırır.” demiştir.

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.