Hayat, İman ve Cihad
Hayata Kur’an ve sünnet
penceresinden baktığımızda, Allah’a imanı, imanın da hayata
hâkim kılınabilmesi içinde cihadın şart olduğunu görürüz.
“İman edenler Allah yolunda
savaşırlar...” (Nisa 76)
“İman edip de Allah yolunda
hicret ve cihad edenler, muhacirleri barındıran ve yardım
edenler var ya! İşte gerçek müminler onlardır...” (Enfal 74)
“Müminler ancak Allah’a ve
Rasulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah
yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte doğrular
ancak onlardır.”(Hucurat 15)
Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem Efendimiz de:
“Amellerin en faziletlisi
Allah’ın birliğine iman etmektir. Sonrada cihaddır.”
buyurmuştur. (Ahmet bin Hanbel)
Cihad Allah’ın mülkünde,
Allah’ın hükmünü hâkim kılma gayret ve çabasıdır. Hükmün hâkim
kılınması, önündeki tüm engellerle mücahede, tüm müminlere farz
kılınmıştır. Bu öyle bir mücahededir ki hakkıyla ifa edildiğinde
cirândan başlayıp cihanı sarar. İşte onun için cihad, imandan
sonra amellerin en faziletlisidir, gerçek müminlerin vasfıdır.
İmanlar onunla test edilir. Samimiyetler onunla sınanır. Hayat
onunla değer bulur. Ölüm onunla ölümsüzleşir. Kulluk onunla
kemale erer. Cihan onunla aydınlanır. Hayat, nefis ve şeytan
üçgenindeki bu hengâmeden güçlü bir iman ve Allah yolunda
cihadla ancak kurtuluşa erişilebilir. Nitekim ayeti celile de
Rabbimiz:
“Peygamber ve onunla beraber
inananlar mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün
hayırlar onlarındır. Ve kurtuluşa erenler de onlardır.” (Tevbe
88)
Bu öyle bir mücahededir ki
neticede dünyevî ve uhrevî bütün nimetlere ve bütün hayırlara
mazhariyet vardır. Onun için ne yapıp edip nefsi bu cihada ikna
etmeli ve kurtuluşa nail olmalıyız. Bu mücahedeye, sürekli
kötülüğü emreden nefisle başlamalıdır. Nitekim Rasulullah
Efendimiz:
“Gerçek mücahid Allah’a
itaat hususunda nefsiyle cihad eden kişidir.” buyurmaktadır.
Kişi, dışındaki isyana karşı
koymadan önce, kendi içindeki isyanı bastırmalıdır. Şirk, küfür,
nifak ve fıskı çirkin görüp kalplerini imanla, hayatlarını
cihadla süsleyebilenler, önce nefislerinin sonra da cihanın
mücahidi olmayı başarmışlardır. Nefsi için vuruşmaktan titrerken
Allah için vuruşmaya can atmışlardır. Çünkü onlar nefsi için
vuruşanın “katil”, Allah için vuruşanların ise ya “şehit” ya
“gazi” olacaklarının şuurundaydılar. Nitekim düşmanın boynunu
vurmak üzere olan Hz. Ali radiyallahu anh’ın yüzüne düşman
tükürür ve Hz. Ali, onu öldürmekten vazgeçer. Bunun üzerine o
kişi hayretle: “Beni daha çabuk öldürmen gerekirken niçin
öldürmekten vazgeçtin?” diye sorar. Hz. Ali: “Seni önce Allah
için öldürecektim. Fakat yüzüme tükürdükten sonra nefsim işe
karışır endişesiyle bundan vazgeçtim.” der. İşte niyet amel
münasebetindeki hassas çizgi!
Kur’an ve sünnet ölçülerinde
cihadı hayatının her safhasına hâkim kılabilen kimse, hiç
kimseden korkup çekinmez. Rabbimiz celle celaluh ayeti
celilesinde:
“...Allah yolunda cihad
edenler hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar.” (Maide 54)
buyurmaktadır. Çünkü bilirler ki Rabbi kendilerinin
yardımcısıdır.
“Rabbin cihad edenlerin
yardımcısıdır.” (Nahl 110)
Mümin hayatta cihadla
denendiğini bilir.
“Yoksa Allah içinizden cihad
edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete
girebileceğinizi mi sandınız?” (Âl-i İmran 142 ) buyurmuştur. Ve
şeytanî güçlerin Allah yolunda cihaddan uzaklaştırma çabalarına
aldırış etmez.
“Bir kısım insanlar
müminlere, ‘düşmanlarınız olan insanlar size karşı asker
topladılar. Aman onlardan sakının’ dediklerinde bu, onların
imanlarını bir kat daha artırdı. Ve onlar: ‘Allah bize yeter, O
ne güzel vekildir!’ dediler.” (Âl-i İmran 173)
Zilletten izzete giden yolun
cihaddan geçtiğini bilen mü’min, Allah yolundaki mücahede de
yerine çakılıp kalmaz.
“Ey iman edenler! Size ne
oldu ki Allah yolunda savaşa çıkın denildiği zaman yere çakılıp
kalıyorsunuz? Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz?
Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır. Eğer
gerektiğinde savaşa çıkmazsanız, Allah sizi pek elem verici bir
azap ile cezalandırır. Üzerinize sizden başka bir kavim getirir.
Siz savaşa çıkmamakla Allah’a hiçbir zarar veremezsiniz. Allah
her şeye kadirdir.” (Tevbe 38-39)
Dünya, cihadı ve mücahidi
karalama kampanyalarına günümüzde yoğun bir şekilde şahit
olmaktadır. Rasulullah’a ve Allah’ın dinine saldıranların güç
ellerine geçtiğinde ihtiyar, kadın ve çocuk demeden hiçbir hukuk
ve kural tanımadan Filistin’de, Afganistan’da, Kafkaslarda,
Irak’ta ve dünyanın dört bir yanında yaptıkları zulümlere tüm
insanlık şahitken müslüman olarak nasıl elimiz, kolumuz ve
dilimiz bağlı olarak kalabiliriz? Hem de Rabbimizin de şu ilahî
ikazı varken:
“Size ne oldu da Allah
yolunda ve: ‘Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar
ve bize tarafından bir sahip gönder. Bize katından bir yardımcı
yolla’ diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda
savaşmıyorsunuz.” (Nisa 75)
Müslümanın, uğrunda mücahede
edeceği o kadar değer var ki; onlar alıcısı Allah olan
değerlerdir. Satıcılar nerede? Ahiret tüccarları nerede?
Kazançlı ticareti Rabbimiz haber veriyor:
“Ey iman edenler! Sizi acı
bir azaptan kurtaracak ticareti haber vereyim mi? Allah ve
Rasulüne inanır, mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda cihad
edersiniz. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Saf
10-11)
Dünyevî ticareti uhrevî
ticarete tercih edenler için de ilahî bir tehdit var:
“De ki: babalarınız,
oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım ve akrabalarınız,
kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz
ticaretiniz, hoşlandığınız meskenler, size Allah’tan, Rasulünden
ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise Allah’ın emri
gelinceye kadar bekleyiniz. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete
erdirmez.” (Tevbe 24)
Mümin, Allah yolunda cihadda
münafık şarlatanların engellemelerine kulak vermez, ilahî
uyarıya kulak verir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Allah’ın Rasulüne muhalefet
etmek için geri kalanlar oturmaları ile sevindiler. Mallarıyla,
canlarıyla Allah yolunda cihad etmeyi çirkin gördüler. ‘Bu
sıcakta sefere çıkmayın’ dediler. De ki: ‘Cehennem ateşi daha
sıcaktır’ Keşke bilselerdi.” (Tevbe 81)
Mümin, cihadı hayatının
gayesi olarak görmeli, nefis ve şeytandan kaynaklanan hiçbir
mazeret, onu bu yoldan alıkoymamalıdır. İmanın tadını alarak
cihadın zevkine varmalıdır. Gayesi için çalışmayanın, her işinde
onu gözetmeyenin, davası için yaşamayı ve ölmeyi bilmeyenin
davasında samimi olamayacağını bilmelidir. Cihad öyle bir ibadet
ki kökü iman, gövdesi samimiyet, dalları cihad, meyvesi
şahadettir. Rasulullah Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
“Kim gaza ve cihad
etmeksizin ve cihadı arzu edipde kendi kendine ‘keşke bende
mücahitlerden olsaydım’ demeksizin vefat ederse münafıklıktan
bir şube üzerine ölür.” (Müslim)
Cihad edip meyvesine nail
olan şehitler için de Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah
yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz. Bilakis onlar Rableri
katında diridirler. Fakat siz anlayamazsınız.” (Bakara 154)
Allah, kendi yolunda şehit
olanlara ölü demekten bizleri men etmektedir. Rasulullah
aleyhisselam şöyle buyurdu:
“Allah kendi yolunda cihad
etmek için yola çıkana şu garantiyi verdi: Kim sırf benim
yolumda bana inanarak peygamberimi tasdik ederek çıkarsa onu
cennete sokmayı ya da çıktığı evine birçok sevapla veya
ganimetler elde ederek döndürmeyi garanti ederim. Muhammed’in
canı elinde olan Allah’a yemin ederim ki, herhangi bir kimse
Allah yolunda yara bere alırsa, kıyamet gününde yara bere aldığı
gündeki gibi gelir. Rengi kan renginde, kokusu misk kokusu
olarak gelir. Muhammed’in canını kudret elinde bulunduran
Allah’a yemin ederim ki, müslümanlara meşakkat vermeyecek olsam,
Allah yolunda gazveye çıkan hiçbir seriyyeden asla geri
kalmazdım. Ancak, onları hayvana bindirecek imkân bulamıyorum.
Onlar da beni takibe imkân bulamıyorlar. Benden geri kalmak da
onlara zor geliyor.
Muhammed’in canı elinde
olana yemin ederim ki, Allah yolunda harbe çıkıp öldürülmeyi,
sonra yine çıkıp öldürülmeyi ne kadar çok isterdim.” (Buhari,
Müslim, Muvatta, Nesai)
Allah yolunda cihad edenlere
yollar o kadar çok ki elinle, dilinle, malınla, canınla vb.
Yeter ki o yola koyul.
Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem Efendimiz:
“Müşriklerle mallarınızla,
canlarınızla, dillerinizle cihad ediniz.” buyurmaktadır.
Bu kadar Rabbanî ve Nebevî
bir ikaz ve müjdelerin muhatabı olan mümin, cihaddan nasıl fariğ
olabilir? Nasıl zulüm ve haksızlıklara bigane kalabilir? Allah
kendisini, yeryüzünün halifesi olarak yarattığı halde, Allah’ın
hükmünün hâkim olmasını yasaklayanlara karşı nasıl mücahede
etmez?
Haydin imanı yaşamak ve
yaşatmak için!
Allah’ın mülkünde Allah’ın
adının anılmasına mâni olan zorbalarla ve kâfirlerle mücahedeye!
Yürüyelim Allah yolunda
yürüyenler! Yürüyüşümüz dünya ve dünya üzerindeki her şeyden
daha hayırlıdır.
Verelim Allah yolunda
verenler! Rabbimiz bire yedi yüz verecek.
Vuralım Allah yolunda
vuranlar! Biz vurmadan Allah vuracak.
Ölelim Allah yolunda
ölenler! Makamımız cennet olacak.
Koşalım Allah yolunda
koşanlar! Terimiz toprağa düşmeden amelimiz Allah’a ulaşacak.
Konuşalım Allah yolunda
konuşanlar! Allah dillerimizin düğümünü çözecek.
Yazalım Allah yolunda
yazanlar! Mürekkebimiz şehid kanına denk olacak.