E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

NURİ ERCAN

İMBİK;

Kandırmaya Kurban Edilen Cümleler

“Sabah abdesti ile duruyorum ki, şöyle böyle…”

Dostum, abdestin olmasa idi ne olacaktı? Yalan mı söyleyecektin? Abdesti nelere zırh yaptığının bilincinde misin? Hayret ki ne hayret! Abdestsiz insan ruhundan ayrılmış mı oluyor? Nefis denilen şey abdestlilik sınırları içinde mi tezkiye edilmiş olur? Abdest alamadan yaptığımız fiiller arasında bize sevap olarak dönecek ameller yok mudur? Yoksa abdestsizlik dinden uzak kalmayı mı gerektiriyor? Abdestsiz iken her türlü yalanı söyleyebilir, her çeşit günahı işleyebilir miyiz? Abdestli insanlar günah işlemiyorlar mı? Abdesti kullanarak menfaat elde etmek ne kadar samimi, ne kadar ihlâslı bir tavırdır, dostum? Tamam, abdest insan için bir kalkandır, kabul; ancak bunu neden her yerde kullanmaya kalkıyorsun? Bu hareket, hiç de anlamlı değildir. Abdesti olmayan nefsinin peşinden koşu mu yapmalıdır? Dostum bu kandırmacıya lütfen bir son verelim.

“Ah şu işleri bir bitirsem, şunu yaparım, bunu gerçekleştiririm…”

Aziz Dostum, sık sık bana bu cümleyi söyleyerek sızlanıyorsun. Kendini kandırdığını itiraf etmeyi bir becerebilsen belki bir takım işleri yapmaya muktedir olabileceksin. Kendi kendini kandırmaktan vazgeç! Yıllardır bunları tekrar edip duruyorsun. Yok, şöyle olsa, böyle olurdu. Şunu yapabilseydim, öbürünü de gerçekleştirirdim. Zamanım yetseydi… Aklıma gelseydi… Fırsat bulsaydım… Falan mani oldu… Feşmekan müsaade etmedi… Zaten bu işlerde şunlar hâkim, biz giremeyiz… Yok efendim, bizim toplum bu işleri beceremez… Ben kimim, bu işin üstesinden gelmek kim! gibi mazeretleri terk etmelisin! Yapabileceğin işleri kafanda tasarlamalısın! Gerisi laf-u güzaf! Az yap, öz yap! Senden Yaratıcı bile yapabileceğin işlerden fazlasını istemiyor. Böyle boş cümlelerle başkalarının sende bir şeyler olduğu imajını oluşturmak istiyorsan nafile uğraşıyorsun. İnsanların yapısında konuşulanla yapılanı mukayese etme özelliği olduğunu cümle âlem biliyor. Hem neden suçu başkalarına atarsın anlamam, İlk İnsan bile Rabbine, “Ya rabbi, nefsimize zulmettik” demişti, pekâlâ, “Ya rabbi şeytan bizi kandırdı, biz de günah işledik.” diyebilirdi. Unutma ki şu âlemde sorumluluğu yüklenen tek varlık sensin. Sorumlu olduğunu kabul ettiğin zaman işlerin üstesinden gelebileceksin.

“Allah seni inandırsın ki…”

Bu cümleyle ne kastettiğini pek anlayamadım. Aziz dostum bu cümlenin peşi sıra bir takım hükümler, bir takım iddialar ortaya atıyorsun. Lakin Yüce Rabbimiz bizi senin iddialarının doğruluğu konusunda nasıl inandıracak, pek açıklamıyorsun! Bize vahiy mi indirecek? İlhamla mı bildirecek? Yoksa senin söylediklerinin doğru olduğunu yazıyla mı beyan buyuracak? Nasıl olacak bu iş? Diyelim  ki yalan söyledin, iftira attın Allah’ı nasıl şahit gösterebilirsin? Yoksa bu cümleyle şunu mu demek istiyorsun: “Ben ne dersem diyeyim, inanmak zorundasın”

“Abi bu elbise şu kadar, ama sen yabancı değilsin, senin için bu kadara olur”

Esnaf kardeşim beni nereden tanıyorsun? Tabiî ki yabancı, Alman ya da İngiliz değilim. Aynı dili konuşuyoruz. Ama nereden geliyor bu samimiyet? Oturup beraber muhabbet mi ettik? Bir yerlerde beraber mi çalıştık? Yoksa akrabalarımı mı unutuyorum? Herkese böyle davranıyorsan, bu takımın gerçek fiyatı nedir? Neden numara yapıyorsun? Gerçekleri söylemek o kadar zor mu? Sonra kalkıp, “ölüm haberi bile olsa söylemekten çekinmeyin, doğruyu söyleyin” buyuran bir Peygamberin olduğunu söyleyeceksin. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu, esnaf kardeşim?

Müjde! Müjde!

Eşantiyon Mevsimi Yaklaşıyor!

Müjdeler olsun ki, dört gözle beklediğimiz eşantiyon günleri yine gelip kapımıza dayandı. Hiç merak etmeyin önümüzdeki günlerde evlerimize son model takvimler, cıcılı bıcılı anahtarlıklar, renkli ev termometreleri, değişik uzunlukta ve özellikte  kalemler, hiç şaşırmayan duvar saatleri, turuncu  sırt çantaları ve daha neler nelerle  döneceksiniz. Çocuklarınız bayram edecek, bu eşantiyon parçaları ile. Ancak her şeyin bir üslubu, adabı olduğu gibi eşantiyon elde etmenin de yolları vardır. Buyurun size eşantiyon elde etmenin birkaç yolu!

 1- Hiç alışveriş yapmadığınız esnafı bile kasım, aralık, ocak aylarında ziyaret etmekten imtina etmeyiniz.

2- Hal hatır sorduktan sonra, esnafa bu yıl hangi eşantiyonu yaptırdığını sorarak “isteyenin bir yüzü kara…” atasözümüzü ilke edinip eşantiyon istemeyi ihmal etmeyiniz.

3- Eşinizi, dostunuzu çarşıda-pazarda iyi takip ederek koltuklarının altında gördüğünüz eşantiyon malzemeleri nereden aldıklarını sormayı unutmayınız.

4- Bir eşantiyon başka bir yerde de dağıtılıyorsa, “fazla mal göz çıkartmaz” diyerek, gözünüzü garantiye almaktan geri durmayıp, o eşantiyonu da eve götürüp diğerinin yanına koyabilirsiniz. Evde beş takvim, sekiz kalem, altı anahtarlık, üç termometrenin kime ne zararı olabilir?! Tabi ki kimseye zararı olmaz.

5- Bu aylarda sene boyunca hiç uğramadığınız resmi kurumlar, bankalar, dernekler, vakıflar, uğrayabileceğiniz yerlerdir. Siz Türk vatandaşısınız. Türk vatandaşlığı her kuruma aidiyetinizi hissettirecek zenginlikler taşır. Hiç çekinmeden gideceğiniz kurumlardan eşantiyonlarınızı alabilirsiniz.

6- Bütün bu maddeleri uyguladıktan sonra size şunları söyleyebilirim:

Artık veren el değil, alan elsiniz.

Birkaç parça eşantiyon için harcadığınız enerjiyi başka neler için harcayabilirsiniz düşünün.

Kendi kendinize sorun, siz sıradan olmamak için bir gayret sarf ediyor musunuz?

Kendinizi sigaya çekin: Ahlakî yozlaşmaya katkınız oluyor mu? Ve çocuklarınıza, şunu bedava, bunu eşantiyon olarak, öbürünü oradan parasız aldım diye hafiften hava atarken çocuklarınız sizin hakkınızda neler düşünebilir?

 

DÜŞÜNCE DAĞARCIĞI

 Sadaka Askıda

İtalya’da Napoli’nin kenar mahallerinin birinde, bir cafe-barda espressolarımızı içiyorduk, içeri giren müşterilerden biri, barmene “due caffee uno  sospeso” (iki kahve biri askıda) dedi, iki kahve parası verdi, bir kahve içip gitti. Barmen de tezgâhın üzerinde asılı duran, çiviye bir küçük kâğıt astı. Biraz sonra içeri iki kişi girdi. Onlar da “due caffee uno sospeso” (iki kahve biri askıda) dediler. Üç kahve parası verdiler ve iki kahve içtikten sonra gittiler. Barmen “askı”ya yine bir küçük kâğıt astı. Bunun gün boyu böyle sürdüğü anlaşılıyordu.

Bir süre sonra kahveye üstü başı biraz eski püskü belli ki yoksul bir kişi girdi ve barmene: “un caffee sospeso” (askından bir kahve) dedi. Barmen hemen bir kahve hazırladı ve yeni müşterinin önüne koydu. Yoksul kişi kahvesini içtikten sonra para ödemeden çıktı gitti. Barmen ise tezgâhın üzerindeki askıya taktığı kâğıtlardan birini kopardı, parçalayıp çöp kutusuna attı. (Bilgin ERYÜKSEL’den iktibas, “Öğretmenim Lütfen Bu Kitabı Okur musun?”, Hasan YILMAZ, s.40)

“Konya’da birkaç fırında askıda ekmek uygulaması başlatıldı.” (BASIN'DAN…)

Hadis: “Sizden öncekileri karış karış, kulaç kulaç takip edeceksiniz. Onlardan biri kiler deliğine girse siz de girmeye gayret edeceksiniz.” Rasulullah’a soruldu: “Onlar yahudi ve hıristiyanlar mıdır? Peygamberimiz buyurdu: “Başka kim olabilir?” (Hâkim)

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.