Kandırmaya
Kurban Edilen Cümleler
“Sabah abdesti ile duruyorum
ki, şöyle böyle…”
Dostum, abdestin olmasa idi
ne olacaktı? Yalan mı söyleyecektin? Abdesti nelere zırh
yaptığının bilincinde misin? Hayret ki ne hayret! Abdestsiz
insan ruhundan ayrılmış mı oluyor? Nefis denilen şey abdestlilik
sınırları içinde mi tezkiye edilmiş olur? Abdest alamadan
yaptığımız fiiller arasında bize sevap olarak dönecek ameller
yok mudur? Yoksa abdestsizlik dinden uzak kalmayı mı
gerektiriyor? Abdestsiz iken her türlü yalanı söyleyebilir, her
çeşit günahı işleyebilir miyiz? Abdestli insanlar günah
işlemiyorlar mı? Abdesti kullanarak menfaat elde etmek ne kadar
samimi, ne kadar ihlâslı bir tavırdır, dostum? Tamam, abdest
insan için bir kalkandır, kabul; ancak bunu neden her yerde
kullanmaya kalkıyorsun? Bu hareket, hiç de anlamlı değildir.
Abdesti olmayan nefsinin peşinden koşu mu yapmalıdır? Dostum bu
kandırmacıya lütfen bir son verelim.
“Ah şu işleri bir bitirsem,
şunu yaparım, bunu gerçekleştiririm…”
Aziz Dostum, sık sık bana bu
cümleyi söyleyerek sızlanıyorsun. Kendini kandırdığını itiraf
etmeyi bir becerebilsen belki bir takım işleri yapmaya muktedir
olabileceksin. Kendi kendini kandırmaktan vazgeç! Yıllardır
bunları tekrar edip duruyorsun. Yok, şöyle olsa, böyle olurdu.
Şunu yapabilseydim, öbürünü de gerçekleştirirdim. Zamanım
yetseydi… Aklıma gelseydi… Fırsat bulsaydım… Falan mani oldu…
Feşmekan müsaade etmedi… Zaten bu işlerde şunlar hâkim, biz
giremeyiz… Yok efendim, bizim toplum bu işleri beceremez… Ben
kimim, bu işin üstesinden gelmek kim! gibi mazeretleri terk
etmelisin! Yapabileceğin işleri kafanda tasarlamalısın! Gerisi
laf-u güzaf! Az yap, öz yap! Senden Yaratıcı bile yapabileceğin
işlerden fazlasını istemiyor. Böyle boş cümlelerle başkalarının
sende bir şeyler olduğu imajını oluşturmak istiyorsan nafile
uğraşıyorsun. İnsanların yapısında konuşulanla yapılanı mukayese
etme özelliği olduğunu cümle âlem biliyor. Hem neden suçu
başkalarına atarsın anlamam, İlk İnsan bile Rabbine, “Ya rabbi,
nefsimize zulmettik” demişti, pekâlâ, “Ya rabbi şeytan bizi
kandırdı, biz de günah işledik.” diyebilirdi. Unutma ki şu
âlemde sorumluluğu yüklenen tek varlık sensin. Sorumlu olduğunu
kabul ettiğin zaman işlerin üstesinden gelebileceksin.
“Allah seni inandırsın ki…”
Bu cümleyle ne kastettiğini
pek anlayamadım. Aziz dostum bu cümlenin peşi sıra bir takım
hükümler, bir takım iddialar ortaya atıyorsun. Lakin Yüce
Rabbimiz bizi senin iddialarının doğruluğu konusunda nasıl
inandıracak, pek açıklamıyorsun! Bize vahiy mi indirecek?
İlhamla mı bildirecek? Yoksa senin söylediklerinin doğru
olduğunu yazıyla mı beyan buyuracak? Nasıl olacak bu iş?
Diyelim ki yalan söyledin, iftira attın Allah’ı nasıl şahit
gösterebilirsin? Yoksa bu cümleyle şunu mu demek istiyorsun:
“Ben ne dersem diyeyim, inanmak zorundasın”
“Abi bu elbise şu kadar, ama
sen yabancı değilsin, senin için bu kadara olur”
Esnaf kardeşim beni nereden
tanıyorsun? Tabiî ki yabancı, Alman ya da İngiliz değilim. Aynı
dili konuşuyoruz. Ama nereden geliyor bu samimiyet? Oturup
beraber muhabbet mi ettik? Bir yerlerde beraber mi çalıştık?
Yoksa akrabalarımı mı unutuyorum? Herkese böyle davranıyorsan,
bu takımın gerçek fiyatı nedir? Neden numara yapıyorsun?
Gerçekleri söylemek o kadar zor mu? Sonra kalkıp, “ölüm haberi
bile olsa söylemekten çekinmeyin, doğruyu söyleyin” buyuran bir
Peygamberin olduğunu söyleyeceksin. Bu ne perhiz, bu ne lahana
turşusu, esnaf kardeşim?
Müjde! Müjde!
Eşantiyon Mevsimi
Yaklaşıyor!
Müjdeler olsun ki, dört
gözle beklediğimiz eşantiyon günleri yine gelip kapımıza
dayandı. Hiç merak etmeyin önümüzdeki günlerde evlerimize son
model takvimler, cıcılı bıcılı anahtarlıklar, renkli ev
termometreleri, değişik uzunlukta ve özellikte kalemler, hiç
şaşırmayan duvar saatleri, turuncu sırt çantaları ve daha neler
nelerle döneceksiniz. Çocuklarınız bayram edecek, bu eşantiyon
parçaları ile. Ancak her şeyin bir üslubu, adabı olduğu gibi
eşantiyon elde etmenin de yolları vardır. Buyurun size eşantiyon
elde etmenin birkaç yolu!
1- Hiç alışveriş
yapmadığınız esnafı bile kasım, aralık, ocak aylarında ziyaret
etmekten imtina etmeyiniz.
2- Hal hatır sorduktan
sonra, esnafa bu yıl hangi eşantiyonu yaptırdığını sorarak
“isteyenin bir yüzü kara…” atasözümüzü ilke edinip eşantiyon
istemeyi ihmal etmeyiniz.
3- Eşinizi, dostunuzu
çarşıda-pazarda iyi takip ederek koltuklarının altında
gördüğünüz eşantiyon malzemeleri nereden aldıklarını sormayı
unutmayınız.
4- Bir eşantiyon başka bir
yerde de dağıtılıyorsa, “fazla mal göz çıkartmaz” diyerek,
gözünüzü garantiye almaktan geri durmayıp, o eşantiyonu da eve
götürüp diğerinin yanına koyabilirsiniz. Evde beş takvim, sekiz
kalem, altı anahtarlık, üç termometrenin kime ne zararı
olabilir?! Tabi ki kimseye zararı olmaz.
5- Bu aylarda sene boyunca
hiç uğramadığınız resmi kurumlar, bankalar, dernekler, vakıflar,
uğrayabileceğiniz yerlerdir. Siz Türk vatandaşısınız. Türk
vatandaşlığı her kuruma aidiyetinizi hissettirecek zenginlikler
taşır. Hiç çekinmeden gideceğiniz kurumlardan eşantiyonlarınızı
alabilirsiniz.
6- Bütün bu maddeleri
uyguladıktan sonra size şunları söyleyebilirim:
Artık veren el değil, alan
elsiniz.
Birkaç parça eşantiyon için
harcadığınız enerjiyi başka neler için harcayabilirsiniz
düşünün.
Kendi kendinize sorun, siz
sıradan olmamak için bir gayret sarf ediyor musunuz?
Kendinizi sigaya çekin:
Ahlakî yozlaşmaya katkınız oluyor mu? Ve çocuklarınıza, şunu
bedava, bunu eşantiyon olarak, öbürünü oradan parasız aldım diye
hafiften hava atarken çocuklarınız sizin hakkınızda neler
düşünebilir?
DÜŞÜNCE DAĞARCIĞI
Sadaka Askıda
İtalya’da Napoli’nin kenar
mahallerinin birinde, bir cafe-barda espressolarımızı içiyorduk,
içeri giren müşterilerden biri, barmene “due caffee uno sospeso”
(iki kahve biri askıda) dedi, iki kahve parası verdi, bir kahve
içip gitti. Barmen de tezgâhın üzerinde asılı duran, çiviye bir
küçük kâğıt astı. Biraz sonra içeri iki kişi girdi. Onlar da
“due caffee uno sospeso” (iki kahve biri askıda) dediler. Üç
kahve parası verdiler ve iki kahve içtikten sonra gittiler.
Barmen “askı”ya yine bir küçük kâğıt astı. Bunun gün boyu böyle
sürdüğü anlaşılıyordu.
Bir süre sonra kahveye üstü
başı biraz eski püskü belli ki yoksul bir kişi girdi ve barmene:
“un caffee sospeso” (askından bir kahve) dedi. Barmen hemen bir
kahve hazırladı ve yeni müşterinin önüne koydu. Yoksul kişi
kahvesini içtikten sonra para ödemeden çıktı gitti. Barmen ise
tezgâhın üzerindeki askıya taktığı kâğıtlardan birini kopardı,
parçalayıp çöp kutusuna attı. (Bilgin ERYÜKSEL’den iktibas,
“Öğretmenim Lütfen Bu Kitabı Okur musun?”, Hasan YILMAZ, s.40)
“Konya’da birkaç fırında
askıda ekmek uygulaması başlatıldı.” (BASIN'DAN…)
Hadis: “Sizden öncekileri
karış karış, kulaç kulaç takip edeceksiniz. Onlardan biri kiler
deliğine girse siz de girmeye gayret edeceksiniz.” Rasulullah’a
soruldu: “Onlar yahudi ve hıristiyanlar mıdır? Peygamberimiz
buyurdu: “Başka kim olabilir?” (Hâkim)