E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

İDRİS ARPAT

GÖNLÜMÜZDEN

GÖNLÜNÜZE;


YILDIZ DAĞI EFSANESİ

Dağ-taş, durmadan yürüdüler. Dik yamaçlardan tırmandılar. Kararlıydılar. Günlerce yürüdüler. Hareket ve yükselme duygusu yorgunluklarına rağmen onlara azim ve canlılık veriyordu.

Beş-on adımda değişen manzara, kılıç gibi yükselen dağ uçları, çelik gibi bir hava ve endişe karışımı esrarengiz duygular…

Günlerce bu minval üzere yürüdüler. Derken, insan ayağı basmadık bir düzlüğe ulaştılar. Bu mekân insanda nezafet, nezaket ve kutsallık duygularını uyandırıyordu.

Alanın bir köşesinde üç çadır vardı; altın rengi, ipekten üç çadır. Çadırların kıble istikametinde üç kız ayakta konuşuyorlardı.  Nurdan mıydılar, ışıktan mı? Anlayamadılar. Çadırlara yaklaşmalarına da izzet ve haysiyetleri müsaade etmedi.

En küçükleri: “uzayın kızları bunlar” dedi, “ay ışığından yaratılmış olabilirler.”

Başkan, yavaşça; “kim bilir?” diye cevap verdi. Geçip gittiler.

Meçhul bir istikamette yollarına devam ettiler.

Yürüdüler, yürüdüler. Baş döndüren uçurumlardan, hırçın derelerden, gönüllere ferahlık veren düzlüklerden geçtiler. Nice zaman sonra bir uzun alana vardılar. Uzayıp giden bir alan ve bembeyaz binlerce koyun. Sanki yeşil zeminlere beyaz bulutlar serilmiş. Başlarında üç çoban ve üç sadık bekçi.

Yörük Beyi onları çok candan karşıladı.

Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Gözümüz yollarda kaldı ya huu. Hele buyurun, buyurun şöyle geçin.

Üç arkadaşı bir ocağın başına aldılar, serdiler kuruttular.

-Ee başkan anlat bakalım fihi mafihimizi

-Ne anlatayım aziz dostum. Zehirli mekânlarda zehirli duygular içinde pek bunaldık. Basitlik bezginlik soluya soluya halsiz düştük. Şifa arayışındayız bu yüzden yollardayız. Bu vesileyle size de bir selam verelim hal-hatır soralım dedik.

-Eyvallah başkanım, Ve aleykümüsselam. Ne güzel düşünmüşsünüz.

Çok geçmeden ayna gibi parlayan taslarda kaynatılmış sütler ikram ettiler. Sütler bal ile tatlandırılmıştı.

-Şunu için de içinize can, dizinize derman gelsin.

Ardı ardına nice izzet ü ikramlar sundular.

Buralarda “tabiat ve insan çağı” hala varlığını sürdürüyordu. Cümle varlık, bir mukaddes neşe içindeydi.

Bir-kaç gün kaldılar, kendilerine geldiler. Gür kaynaklardan nasiplendiler yeniden can buldular.

Bir sabah, Yüce Yaratan’a şükür faslından sonra müsaade istediler.

Yörük Beyi, dolu bir dağarcık getirdi. En gencine”bunu sen taşı” buyurdu.

Misafirleriyle beraber, epeyce yürüdü. Sonra hepsine teker, teker sarıldı, omuzlarına sertçe vurup sırkaladı.

- Buradan ileride dikkatli ve metanetli olun, tekin değildir. Yolunuz açık olsun. Ben döneyim artık, dedi.

Başkan:

- Eyvallah dostum, bu kereminizi unutmayacağız. Tekrar görüşeceğimizi umuyorum. Sağlık ve afiyetle kalınız, dedi ve yola revan oldular.

Günlerce yürüdüler.

Beyazlara bürünmüş yüksek düzlükler, yerden göğe, gökten yere savrulan karlar, uzun-uzun kurt ulumaları, derinlerde çağlayan dereler, iliklere işleyen yalnızlık duyguları.

-Neredeyiz Başkan?

-Dünya’nın çatısında.

-Nereye gidiyoruz?

-Meçhule

Tipi göz açtırmıyor, rüzgâr gittikçe hırçınlaşıyordu.

Başkan bağırdı:

-Dikkatli olun, savruluyoruz.

Artık kimse kimseyi görmüyor, nerede olduğunu bilmiyor, ne olacağını kestiremiyordu. Dağ uçları arasında saatlerce savruldular.

İşte, nehrin yüzlerce metre yükseklikten döküldüğü uçurumun tam kenarındalar. Korku ve ürperti uyandıran dev bir şelale burası.

Uzun uzun bu kudret gösterisini temaşa ettiler. İhtişam gözleri kamaştırıyordu. Tepelerinde uçuşan vahşi kuşlar, dereleri dolduran gümbürtüler ve çatlayan su sesleri

Ağızlarını bıçak açmıyordu.

Bu yaşananlar neyin nesiydi.

Bazı duyguları kelimelere yüklemek mümkün değil.

Duygusal yoğunluk arttıkça söz bitiyor.

İhtişam ve temaşa insanı sarıp sarmalıyordu.

Bu arada iyice acıkmışlardı. Dağarcıktaki kavurma ve ekmek ile karınlarını doyurdular.

Başkan:

Durmak ölümdür arkadaşlar, yolcu yolunda gerek, gidiyoruz, dedi.

Üç gün, üç gece daha yürüdüler.

Verimli topraklar, platolar, gür ormanlar, pırıl pırıl dereler, gür kaynaklar ve ince ayar bir terbiyeyle donanmış insanlar arasında buldular kendilerini

Biz de buralarda mekân tutsak olur mu? Başkan

Başkan usulca

Bilmem ki, dedi.

Devam etti:

Bilmem ki dostum olur mu? Bu yolculuk nereye kadar? Dünya diye bir vazifemiz var. Ve de bu dünya da sadece ruhumuzla yaşamıyoruz. Arş-ı Ala ile de, toprakla da irtibatımızı sürdürmek durumundayız.

-Başkan!

-Buyur gardaş

-Ev-bark edinecek miyiz?

-Evi anladık da, bark ne demek oluyor? ………..

Aradan yıllar geçti. Çoluk-çocuk büyüdü.

Süt-liman yaşanan bir hayat, mes’ud bir şekilde devam edip gidiyordu.

Günlerden bir gün, baktılarki hala gelen “kargalar” “küresel lanet”in “ölüm kargaları” Son cenneti de vurmaya geliyorlardı.

En gençleri:

-Ateş ediyorum Muhterem Başkanım.

-Acıma dostum, kurtlara acırsan kuzuları koruyamazsın.

Makine kavminin tetikçileri bunlar, tabiat ve insan çağının katilleri. Yüceler yücesi Kudret’e sığınarak direniyoruz dostum, hep beraber! Kuvvete kuvvetle karşı durmaktan başka çaremiz yok.

Sonsuzluk arzusuyla gönlümüzü ihya eden Rabbimize hamdolsun.

Üç samimi dost, Peygamberane bir gayreti sonuna kadar sürdürdüler. Hiçbir ‘’karga’’ çapraz ateşi aşamadı.

Yıldız dağı, “ölüm kargaları”na mezar oldu.

Üç samimi dost, sevinçle tekbir getirerek birbirlerine sarıldılar ve nurdan bir yumak oluşturdular.

Ve Yıldız Dağı “Üçler”i bağrında barındırmakla şad oluyordur.

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.