KÜRESELLEŞMENİN İSLİM DÜNYASI ÜZERİNDEKİ SOSYO-EKONOMİK ETKİLERİ
1. BÖLÜM: KÜRESELLEŞME
OLGUSU VE GENEL ETKİLERİ
Dünya, sürekli bir değişim
ve gelişim süreci yaşamaktadır. Böyle akıl almaz bir sürecin
sürdürülmesinin altında yatan en önemli faktör “küreselleşme”
faktörüdür. Küreselleşmenin, somut yanları olmakla birlikte daha
çok soyut ve sanal bir olgudur; dinamizmi ise gelişmekte olan
teknolojidir. Başdöndürücü bir hızla sürekli olarak gelişen
teknolojik yenilikler, anonim birliktelikleri de beraberinde
getirmiştir.
Anonim birlikteliklerin bir
olumlu bir de olumsuz olmak üzere iki etkisi bulunmaktadır.
Olumlu olan yönü, sınırsız iletişim imkanlarıyla tüm sektörlerde
ortak işbirliklerinin artması ve bilgi paylaşımının yaygın bir
hale gelmesidir. Bugün internet ortamında sağlanan bilgi
paylaşımı, belki de bir çağ atlama merhalesidir, diyebiliriz.
Zira veri tabanları sayesinde elde edilen bilgilerin klasik
anlamda elde edilmesi aylarca zaman alan bir çalışmayı
gerektiriyordu. Oysa şimdi aynı bilgiyi bir kaç saniyede elde
edebilmekteyiz.
Küreselleşmenin sağladığı
imkânlar iyi kullanıldığı takdirde, bilgi paylaşımının yanı sıra
kültürler
ve medeniyetler arasındaki
tanıma, tanışma ve birbirini anlama imkânları elde edilmiş
olacak ve bir ülfet sağlanacaktır. Medeniyetlerarası çatışmanın
en büyük sebebi cehalet ve peşin hükümlülük olduğundan, internet
aracılığıyla sağlanan bu tanıma, tanışma ve birbirini anlama
aktiviteleri medeniyetler çatışmasını değil; insanlığın ortak
problemlerine çözüm getirmeyi ve dayanışmayı beraberinde
getirecektir. O zaman dünya yaşanılmaz bir atmosferden
kurtulacak ve herkese yer olan bu muhteşem gezegende huzur hâkim
unsur haline gelecektir.
Küreselleşmenin sağladığı
anonim birlikteliğin sayılamayacak kadar faydaları
bulunmaktadır, ancak zararları da bir o kadar veya daha
fazladır. Sanal âlemdeki muzır neşriyatın büyük kitlelere
ulaştırılması çok kolay bir hale geldiğinden, bu kitlelerin
ifsat edilmesi ve toplumda suç makinaları haline getirilmesi
işten bile değildir.
Mikroçipin oluşturduğu ve
küresel kapitalizmin yaydığı tüketim ve israf ekonomisinin,
hackerlerin oluşturduğu ekonomik zararların, sibernomik ve
elektronik ticaretin oluşturduğu risklerin boyutları öyle bir
düzeye ulaşmış bulunuyor ki, tahmin edilmesi bile imkânsızdır.
İKİNCİ BÖLÜM: İSLAM
DÜNYASINA YÖNELİK
SOSYO-EKONOMİK ETKİLER
Dünyada hüküm süren, ABD’li
ve batılı küresel aktörlerin başını çektiği, tamamen vehim ve
önyargılara dayandırdığı ve uygulama alanına koyduğu “Yeni Dünya
Düzeni” projeleri özellikle İslam Dünyası’nı çok yakından
ilgilendirmektedir.
Yeni Dünya Düzeni projesini
hazırlayan küresel aktörler, hazırladıkları bu Yeni Dünya
Düzeninde 3. Dünya Ülkelerini ve İslâm Dünyasını hiç de memnun
etmeyecek bir anlayış hâkimdir. Örneğin “Büyük Ortadoğu Projesi”
adı altında yutturulmaya çalışılan ve aslında Ortadoğu’nun
Irak’ta ve Lübnan’da olduğu gibi, felâketini hazırlayacak olan
bu proje, emperyalist küresel güçlerin ve aktörlerin kendi
kapitalist hâkimiyetlerini yerleştirme projesidir, müslümanlara
hayat hakkı tanımamayı ve müslüman ülkelerdeki yer altı ve yer
üstü kaynaklarının sömürülmesini öngörür.
ABD’nin demokrasiyi, liberal
ve modern(!) bir yönetim anlayışını vaadederek yerleştirmeye
çalıştığı bu ve buna benzer projelerin ABD ve stratejik
müttefiklerinden başkasına bir fayda sağlamayacağı açıktır ki,
Irak Savaşı buna en güzel bir örnektir. Yani bu tür projeler,
siyasî bir atakla stratejik bir savaşı kazanmayı hedeflemektedir
ve islâm dünyasına fayda getirmediği gibi aksine çok büyük
zararlar ve yıkımlar getirmiştir.
Aslında dünyanın birçok
yerinde rehabilite edilmesi gereken ve toplumlarının huzura
kavuşturulması için insan hak ve özgürlüklerinin yerleştirilmesi
gereken ülkeler bulunmaktadır. Bu bağlamda hukukun üstünlüğü,
insan hak ve hürriyetlerine saygı, adil ve şeffaf bir yönetim,
sosyal adalet ilkesi vb. kavramların vahiy ve sünnet ışığında
yeniden tanımlanarak uygulama alanına konulmalıdır. Ülkemiz
dâhil birçok ülkede bu kavramları kendi saltanatlarına alet
etmekte olan toplum mühendisleri bulunmaktadır. Bu toplum
mühendisleri, kendi sanal alemlerinde biçimlendirdiği insan
tiplerinin dışındakilere hayat hakkı tanımamaktadır. Zira
onların da arkasında güç dengelerini ellerinde bulunduran
küresel aktörler, onlardan böyle olmasını istemekte ve karşıt
fraksiyonları sindirme, engelleme, yükselmelerini ve toplumda
önemli noktalara gelmelerini engellemektedirler. İşte
düzeltilmesi gereken olgular bunlardır ve bunların düzeltilmesi
için tüm insanlık bu küresel şer güçlere karşı mutabakat
ortamları hazırlamalıdır. Yukarıda da ifade ettiğim gibi bazı
temel kavramlar yeniden ve doğru bir şekilde tanımlanıp uygulama
alanına koyulmalıdır.
Acaba küresel arenada
hazırlanmış ve hazırlanmakta olan küresel projeler, sadece Batı
Dünyası toplumlarının refah, huzur ve iyi bir yönetim anlayışına
sahip olmalarına mı hizmet etmekte, yoksa İslam âlemi’nin sosyo-ekonomik
yapısının rehabilite edilmesi ve iyileştirilmesine de hizmet
etmekte midir? İşte sorun burada yatmaktadır.
Hâl-i âlem şahittir ki,
küresel bağlamda yapılan ve toplumların sosyo-ekonomik
görünümlerini etkileyen faaliyetler, İslam dünyasının tamamen
aleyhine yönelik faaliyetlerdir. Bugün küresel çapta İslam
âleminin lehine işleyen kaç tane örnek gösterebiliriz?
Afganistan ile başlayan ve Irak’ı bir kaos ortamına sürükleyen
süreç İslam âleminin lehine olan bir süreç midir? Yine İran’ın
nükleer faaliyetlerinin bahane edilerek saldırı hazırlıklarının
yapıldığı yeni bir süreci yaşamaktayız. Peki, aynı şey neden
işgalci İsrail için geçerli olamamaktadır? İran bir İslam ülkesi
olduğu için değil midir?
Batı dünyasının büyük bir
kısmı, bugün İslam’ı “terör dini” olarak nitelendirmekte ve
birçok terör olayında müslümanları baş aktör olarak
nitelendirmektedir. Bu düşünce tarzı tamamen cahillikten ve
peşin hükümlülükten kaynaklanmaktadır. Zira İslam dini bir barış
dinidir, teröre asla prim vermez. Kaldı ki, bugün dünyanın bazı
yerlerinde işlenen terör faaliyetlerinin aktörlerinin kimler
tarafından oluşturulduğu ve beslendiği bilinmektedir. Bu
teröristlerin İslam dinini temsil etmeleri asla mümkün değildir.
İslam dini, bir kişiyi haksız yere öldürenin tüm insanlığı
öldürmüş olacağını; bir insanın hayatını kurtaranın ise tüm
insanlığı kurtarmış olacağını telkin eden bir dindir. Siz hangi
İslam’dan bahsederek İslam dininin bir terör dini olduğunu
söylüyorsunuz? Biz müslümanların böyle bir İslam dininden
haberimiz yoktur.
Küreselleşme olgusuyla İslam
dünyası, batılı emperyalistlerin işgal alanına uğramıştır. Bir
küresel savaş olan Irak savaşı halkının sosyal ve ekonomik
hayatını felç etmiştir. Birçok masum insan ölmüş ve birçok insan
sakat kalmıştır. Ortada böyle bir olgu varken, küreselleşmenin
İslam âleminin yararına işlediğini söylemek saf dillik olur. O
halde, küresel refah, küresel barış, demokrasi, insan hak ve
hürriyetlerini yerleştirmek istediğini iddia eden işgalci
emperyalist güçler, bir an önce işgal ettikleri İslam
ülkelerinden çekip gitmelidirler; zira bölgede huzursuzluğun,
çatışmaların kaynağı bu emperyalist güçlerdir.
Y. Doç. Dr. Kenan ÖREN
Erciyes Ünv. Nevşehir
İktisadi ve İdari Bilimler Fak. Öğretim Üyesi