E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

ALTAY ÜNALTAY

KAPAK;


DÖRDÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI

“Bu Dördüncü Dünya Savaşı’dır.”

James Woolsey/CIA Eski Başkanı

11 Eylül ikiz kuleler saldırısından sonra ABD’nin tüm dünyada başlattığı birçok saldırıyı Amerikan hükümetinin neocon kadrolarına yakınlığı ile bilinen James Woolsey (Ceyms Wulsiy) böyle yorumlamıştı. 1. ve 2. Dünya savaşlarından sonra gelen soğuk savaş, bu anlayışa göre üçüncüsü oluyor ve Sovyetlerin yıkılmasıyla şimdi bir sonraki aşamaya giriliyordu: 4. Dünya Savaşı.

Ancak ortada ABD ile boy ölçüşecek güçte bir rakip yoktu. Adı “el-Kaide” olarak konmuş bir hayalet örgüt, ilk ve son kaloriferli binası Kabil bombardımanı sırasında yerle bir edilen bir Afganistan, ya da ne El-Kaide bağlantısı ne de kitle imha silahlarının mevcudiyeti bir türlü ispatlanamayan bir Irak vardı.

Bunlar bir dünya gücüne rakip değildi. Bu rakiplerle yapılacak bir savaşa da 4. Dünya Savaşı demek, mahallenin külhanbeyinin mahallenin yaramaz veledine attığı iki tokadı “büyük kavga” diye sunması kabilinden gülünç birşeydi. Ama uluslararası politikada ve (Woolsey’in geldiği) istihbarat işinde gülünçlüklere yer yoktur.

O halde 4. Dünya Savaşı’nda ABD’nin karşısına dikilen rakip kimdir? Sorunun cevabı savaşın isminde gizli: Bu bir dünya savaşıdır ve rakip, başta İslam ülkeleri olmak üzere bütün dünyadır. ABD tüm dünyaya savaş açmıştır ve artık, dünyamızın her yeri, Amerikan silahlı kuvvetleri için potansiyel operasyon ve işgal alanıdır.

ABD, 11 Eylül hadiselerinden beri İslam âleminde yürüttüğü sıcak ve diğer türden harekâtla bu bölgeyi büyük çapta istikrarsızlaştırmayı maalesef başardı. Şu an, bir yönden Irak ve Afganistan’da batağa saplanmış görünüyor. Öncelikle ABD’nin amacı başta Ortadoğu/ İslam ülkeleri olmak üzere tüm dünyada hegemonya kurmak, bunu kanlı tarihinde fazlasıyla ispat etti.1945’te 2. Dünya Savaşı’nın bitimiyle, eski emperyal Anglosakson güç olan Britanya(İngiltere)’nın Amerika’yı kendine halef tayin ettiği ve eski sömürgelerini, görünüşte “bağımsız devletler” görüntüsü altında, Amerikan emperyalizmine teslim ettiği bugün artık, herkesin kabul ettiği bilinen bir gerçektir. İki yüzyıl önce kendi bağımsızlığını Britanya’dan savaşla koparıp almış ABD’nin, zamanla bu tarihini tamamen unuttuğu ve Britanya’nın rahle-i tedrisinde emperyalizm dersi okuduğu, bu meyanda “hocasının” çok takdirini kazandığı bir gerçek ve bu Amerika’nın çelişkilerle dolu tarihinin en bilinen özelliklerinden. Lyndon Larouche(Lindon Laruş) gibi Amerikalı entellektüeller de bundan rahatsız olsa da, henüz ufukta bu siyasetin anahatlarının değişeceğine dair bir belirti yoktur. Öyle anlaşılıyor ki bu halef Anglosakson imparator, selefinin peşinde (ve hatta halen onun nezareti altında) devr-i hükmünü sürdürecektir.

1927 yılında ünlü bir İngiliz bilimkurgu yazarı olan Herbert Wells (Hörbırt Wels) “Açık Komplo”** adıyla bir kitap yazar. “Zaman Makinesi” ve "Dünyalar Savaşı” (en son Tom Cruise’un oynadığı versiyonuyla tekrar filme çekildi) gibi birçok ilginç gelecek kurgusu içeren roman ve kitaba imza atmış olan Wells’in, belki de günümüz açısından en ilgi çekici kitabı olan “Açık Komplo” pek bilinmez.

Açık komplo’da Wells’in özetle anlattığı, “Kuzey Atlantik Ulusları” liderliğinde kurulacak bir “Yeni Dünya Devleti” için işbirliği çağrısıdır. Wells, iki savaş arası dönemi Birleşmiş Milletleri olan “Milletler Cemiyeti”nin kendi muhayyilesindeki “devlet”in gülünç bir karikatürü olduğunu ve baştan başarısızlığa mahkûm olduğunu iddia eder. Nitekim İngiltere’nin güdümünde olan “Milletler Cemiyeti” yaklaşmakta olan 2. Dünya Savaşı’nı engelleyemedi.

Savaşın neticesine, Amerika’nın Hiroşima ve Nagazaki'ye attığı 2 atom bombası damgasını vurur. Artık Nükleer Çağ başlamıştır. Öte yandan ilginç olan şu ki, Amerika’nın nükleer bombaları geliştirmesinde başrol oynayan bilimadamlarından biri olan Macar asıllı nükleer fizikçi Leo Szillard(Lio Zilırd), bir nükleer bomba yapmak için ilhamını H. G. Wells’in bir eserinden aldığını açıklar.

“Açık Komplo”nun fikirbabası Wells için atom bombası da, aslında ne zamandır düşündüğü ve kendi sistematiği içinde bir yere oturttuğu harikalardan biridir. O, bunu “Kuzey Atlantik Ulusları” (NATO’nun adının açılımı da ne tesadüf “Kuzey Atlantik Paktı Örgütü”dür) elinde barışı sağlayacak mükemmel bir silah olarak görür; ama tabii atom bombalarının başka kimsenin eline geçmemesi şartıyla.

Amerika’nın atom saltanatı, 1949’da ilk Rus atom bombası patlayıncaya dek devam eder; sonra Soğuk Savaş başlar. Bu Soğuk Savaş,1992’de Sovyetlerin yıkılışıyla kapanır. Ortam “Açık Komplo” için müsaittir.

Açık komplo, özetle dünyada tek merkezin elindeki kahredici bir nükleer şemsiye altında zorla korunan, devlet yapılarının tamamen çözüldüğü, din ve millet gibi bağların tamamen ortadan kalktığı bir gelecek dünya varsayar ki, bugün gerçekleştirilme yolunda olan budur.

ABD Başkanı Bush, artık tehdit edildikleri takdirde atom silahı olmayan milletlere karşı da bunları kullanmaktan çekinmeyeceklerini söyler; “Kuzey Atlantik” uluslarından Fransa’nın Cumhurbaşkanı Chirac, 1 yıllık bir “çekingenlik” döneminden sonra Bush’a katılır. Bu Wells’in söylediği “nükleer tekel” şemsiyesindeki dünyadır.

Wells, yeni dünya da hâlâ milliyetçi emellerle saldırganlık yapanlara karşı şiddetle yürütülecek savaşlarla bunların cezalandırılmasını talep eder; yıllar sonra Bush’un Irak’a saldırırken kullandığı gerekçe de budur.

Wells, Asya, Afrika ve Güney Amerika ülkeleri halklarının, Kuzey Amerika ve Avrupa’nın peşinden gitmeleri ve onlardan “uygarlık öğrenmeleri” gerektiğini savunur. Bugün ortada, örneğin “Büyük Ortadoğu Projesi” adında bir iddia vardır; müslümanlara nasıl uygar müslüman olunacağı öğretilmek istenmektedir !

1927’de Wells’in çerçevesini çizmeye çalıştığı “Açık komplo” adım adım uygulamaya sokulmaktadır.

Wells, açık sözlülükle demokrasi düşmanı olduğunu da gizlememiştir: “Kurulacak yeni düzende olsa olsa kimi seçkinler arası bir ‘elit demokrasisi’ne yer verilebilir. Afrika’nın, Asya’nın ya da Ortadoğu’nun ilkel yerlilerinin söz hakkı yoktur; onlar itaat etmek ve uygarlığı öğrenmekle mükelleftir.”

İşte tüm bunların olması için, önce bir istikrarsızlaştırma kasırgasının İslam ülkelerinden geçmesi gerekiyor. Irak’taki direniş şanlı, ama Irak’ın şu anda ikiye bölündüğünü, devam eden Sünni ve Şi-i cami ve türbelerinin, cuma cemaatlerinin bombalanması eylemleri ile üçe bölünme tehlikesinin de belirdiğini akıldan çıkarmayalım. Bir kez bu tablo netleşirse sıra Nusayri-Sünni çekişmesinin ateşlenmesi ile Suriye’nin bölünmesine gelecek; bunu Hicaz Vahhabileri ile Necid (petrol bölgesi) Şiileri arasında kolaylıkla ateşlenebilecek bir kargaşa ile Suudi Arabistan ve diğer Ortadoğu ülkeleri izleyecektir. Mısır, Güney Sudan’daki isyan hareketleri “Hıristiyan Soykırımı” başlığı altında uluslararası gündeme taşınıp, Nil’in bu en sulak ve kontrolü kolay bölgesi kopartılarak tehdit altına konmuştur. Bundan sonra Nil sularından daha çok faydalanmak isteyen Mısır’a ciddi bedeller ödettirilmesi ihtimal dışı görülmüyor.

Tüm bu kargaşa içinde iki ülkenin kaderi belirsizdir: Türkiye ve İran. Her ne kadar İran üzerine ciddi bir baskı varsa da, bu satırların yazarı, ABD’nin hedefinin İran’ı bölmekten çok, olgun bir meyva gibi düşürmek olduğu kanaatindedir. Çünkü İslam’ın kuzey enlemlerindeki düzenlemeler daha çok Rusya’nın kalan gücünün yıkılması ve bu ülkenin zararsız küçük devletçiklere parçalanması hedefine yönelik görünüyor. Bu tamamlanıncaya kadar Türkiye ve İran’ın tek parça kalması isteniyor. Ama bu, örneğin Türkiye’de bölücü terörün ortadan kalkması, ya da İran Azerbaycan’ına yönelik karıştırma faaliyetlerinin olmaması anlamına gelmiyor. Bunun gibi birçok şey Türkiye ve İran üzerinde baskı unsuru olarak kullanılmaya devam edecektir.

Bu dünyada kimse sonsuz kudret sahibi değildir. “Açık Komplo”  küresel egemenlerin işgalci planlarıdır, ama elbette ki bunlara karşı direniş de olacak. Küresel egemenlerin planlarının gerçekleşmesi ya da gerçekleşmemesi bu direnişin kudret ve sertliğine bağlı olacaktır. Direnmek için de, önce neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmeliyiz ki, yığınak yanlış yapılmasın, cephe yanlış kurulmasın. Sonra zafer bizlerin olacaktır inşallah.

* Araştırmacı- Yazar

**H. G. Wells,  Açık Komplo: Dünya Devrimi Üzerine, Anka Yayınları, İstanbul 2004.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.