HEPİMİZ
ÇOBAN MIYIZ, SÜRÜ MÜYÜZ?
Medyadaki Cübbeli Ahmet Hoca
haberlerini nasıl değerlendirmeliyiz? Hocaya mı yoksa medyaya mı
öfkelenmeliyiz? Yoğun yayın sağanağının hedeflediği, bizden
beklediği nedir? Önce medyanın tavrını çok iyi okumalıyız. Bir
örnek kişi üzerinden dindar kitlelere söylenen nedir? Ey ahali!
Sizin hocalarınız, kanaat önderleriniz size öğüt verenler sizin
gibi yaşamıyor. Geçin onların masallarını, siz bildiğiniz gibi
yaşayın mı denilmek isteniyor. Ya da din adına size
öğütlenenler, öğüt verenlerce bile yaşanmadığına göre boş şeyler
midir? denilmek isteniyor. Medyanın toplumla olan kimlik
bunalımı göz önüne alındığında hiçte yabana atılmayacak
sorulardır bunlar. Medya, zaten sürekli toplumun değerleriyle
çatışma halinde. Bu son örnek somutlaştırılmış, görüntülü,
itiraflı ve etkili bir saldırı. Sonra kendimize dönüp
sorgulamalıyız: Cemaat yapılarını, holdingleşmeleri, din,
siyaset ve ticaret iç içe geçmişliğini modellerin yanlışlığını,
kolaycı kurtuluş reçetelerini… Peygamberimiz sallallahu aleyhi
ve selem: “Hepiniz çobansınız” buyururken neden hepimizin sürü
hâline getirildiği, neden birey toplum ilişkisini bütüncül ve
tevhidî bir anlayışa dönüştüremediğimizi, neden hesap sormayı ve
istişareyi terk ettiğimizi, neden kendimizi bir başka insanın
önünde ölü gibi sessiz ve tepkisiz olmanın erdem olduğuna
inandırıldığımızı, neden kendimiz okumayıp başkalarının
okumalarını dinlemenin kolaycılığına sığındığımızı, neden dini
şekildeki aşırılıkların ölçülerine kendimizi hapsettiğimizi … Bu
soruları devam ettirmek mümkün. Her soru çuvaldız gibi, her soru
incitiyor. Gelin bu soruları önce kendimize soralım. Ne varsa
düzeltilecek önce kendimizden başlayalım. Hiç kimseye
öfkelenmeden…
SİVİL SİYASET BİLDİK
AYARLAMALARLA PÜSKÜRTÜLÜYOR
DYP Genel Başkanı Mehmet
Ağar’ın terörle ilgili açıklamaları her kesimde ilgi uyandırdı,
dikkat çekti. Biraz ezber bozucuydu çünkü. Biraz sivil bir
yaklaşımdı, bir damla gözyaşını otuz bin zayiata tercih
ediyordu. Sivil için, bir ananın gözyaşı için, yürek yangını
için adımlar atılırdı. Asker için zayiat doğaldı, hedefe ulaşmak
için daha fazla vatan evladı feda edilebilirdi. Vatan evlatları
buna hazırdı.
Yıllardır süregelen bu
tartışma başlamadan bitti. Ortada şehitler, gaziler ve
kahramanlar varken anaların gözyaşının ne kıymeti vardı ki? Hem
bu zat, kim oluyordu ki? İsterse yıllarca terörle mücadelenin
başında bulunsun. Nihayet bir siyasetçi gözüyle bakıyordu. Bu
alan siyaset alanı değil, güvenlik alanıydı, bu alanda siyaset
değil silah konuşurdu.
Sahi siyasetin giremediği
alanlar mı var ülkemizde?
HER SALDIRI BİR
HESAPLAŞMADIR
Fransız parlementosunun
“Ermeni soykırımı yoktur” diyenlere ceza verilmesini öngören
yasayı onaylaması, milletimize yapılmış bir saldırıdır ve bir
hesaplaşmayı getirecektir. Bu olayın bir avuç Ermeni’yi mutlu
etmek için yapılmadığında herkes hemfikir olduğuna göre
amaçların ne olabileceği üzerinde duralım:
1- Bu olay AB içindeki
hesaplaşmanın bir uzantısıdır.
Uzun uzun anlatamayacağımız
için kısaca şunu söyleyebiliriz. Türkiye’nin AB üyeliği
konusunda Avrupa ikiye ayrılmıştır. Fransa karşı grubun başını
çekmektedir. Türkiye’yi öfkelendirerek AB’den soğutacak bir adım
atmıştır.
2- Türkiyedeki AB
karşıtlarının ekmeğine yağ sürülmüştür. Yakın zamanda seçime
gidecek bir Türkiye’de, AB karşıtı cephe seçimlerden daha güçlü
çıkabilir..
3- Hükümet yoğun propaganda
ve tepki seli içinde hedeflerini kaybederek ve iktidar hırsıyla
sivil-bürokrat ve ulusalcı cepheye prim verecek uygulamalara
geçebilir. AB hedefleri yerine ABD’ye daha da yakın olmayı
tercih edebilir.
Toplum olarak tarihimizle
bir hesaplaşma yapmamızda mümkün. Bir uzak ihtimal ama, Ermeni
iddialarının yaşandığı yıllara dönüp sorgulamalar yaparak,
sayfayı başa çevirmek de mümkün. Tarihin tekerrür edip durduğunu
da göz önüne alırsak bunu yapmaya mecburuz.
a) O yıllarda Türk, Kürt,
Ermeni, Rum, Arap tüm Osmanlı tebaası çok acı çekmiştir.
Hiçbirinin acısı, kaybı diğerinden az değildir.
b) Tüm imparatorluk
toplumları bağımsızlıklarını kazanarak topraklarımız
kaybedilmiştir.
c) Emperyalist ve sömürgeci
güçler kendi insanları da dahil tüm dünyayı kana boyuyarak acı
çektirmiştir. Bunlar arasında Fransa da vardır.
d) Bu olayların en büyük
mağduru biziz. Hem vatan topraklarını kaybettik, hem de
evlatlarımızı.
İyi de bunu kendi kendimize
yaptık. Kime kızacağız, kimden hesap soracağız? Elbette o gün
iktidarı elinde bulunduran ihtilalci hükümete. Hâlâ her birini
büyük kahraman ve vatansever diye andığımız maceracı,
hayalperest, zorba ihtilal komitacılarına. 1908’de ihtilal yapıp
1918’de tüm vatanı düşmana teslim eden akıldan yoksun İttihat ve
Terakki zihniyetine.
Bu hesaplaşmayı yapmadığımız
için ihtilaller peş peşe geliyor. Her ihtilal toplumu eziyor,
parçalıyor, öğütüyor. Hâlâ İttihat Terakki kafasında olanlar,
yüksek perdeden meydan okuyup kahramanlık edebiyatı yapıyor.
Evet biz yenilgilerimizin hesabını her seferinde yalnızca
sivillere sormayı bırakıp askere de sormaya başladığımız zaman
tarihin dokunulmadık hiçbir alanı kalmayacaktır. Hiç bir
kahramanlık öyküsü dokunulmayı engellememeli. Bu saldırıdan bir
de böyle bir hesaplaşma çıkarmalıyız.