E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

İLHAN ÖZTÜRK

HABER YORUM  ;


HEPİMİZ ÇOBAN MIYIZ, SÜRÜ MÜYÜZ? 

Medyadaki Cübbeli Ahmet Hoca haberlerini nasıl değerlendirmeliyiz? Hocaya mı yoksa medyaya mı öfkelenmeliyiz? Yoğun yayın sağanağının hedeflediği, bizden beklediği nedir? Önce medyanın tavrını çok iyi okumalıyız. Bir örnek kişi üzerinden dindar kitlelere söylenen nedir? Ey ahali! Sizin hocalarınız, kanaat önderleriniz size öğüt verenler sizin gibi yaşamıyor. Geçin onların masallarını, siz bildiğiniz gibi yaşayın mı denilmek isteniyor. Ya da din adına size öğütlenenler, öğüt verenlerce bile yaşanmadığına göre boş şeyler midir? denilmek isteniyor. Medyanın toplumla olan kimlik bunalımı göz önüne alındığında hiçte yabana atılmayacak sorulardır bunlar. Medya, zaten sürekli toplumun değerleriyle çatışma halinde. Bu son örnek somutlaştırılmış, görüntülü, itiraflı ve etkili bir saldırı. Sonra kendimize dönüp sorgulamalıyız: Cemaat yapılarını, holdingleşmeleri, din, siyaset ve ticaret iç içe geçmişliğini modellerin yanlışlığını, kolaycı kurtuluş reçetelerini… Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selem: “Hepiniz çobansınız” buyururken neden hepimizin sürü hâline getirildiği, neden birey toplum ilişkisini bütüncül ve tevhidî bir anlayışa dönüştüremediğimizi, neden hesap sormayı ve istişareyi terk ettiğimizi, neden kendimizi bir başka insanın önünde ölü gibi sessiz ve tepkisiz olmanın erdem olduğuna inandırıldığımızı, neden kendimiz okumayıp başkalarının okumalarını dinlemenin kolaycılığına sığındığımızı, neden dini şekildeki aşırılıkların ölçülerine kendimizi hapsettiğimizi … Bu soruları devam ettirmek mümkün. Her soru çuvaldız gibi, her soru incitiyor. Gelin bu soruları önce kendimize soralım. Ne varsa düzeltilecek önce kendimizden başlayalım. Hiç kimseye öfkelenmeden…

SİVİL SİYASET BİLDİK AYARLAMALARLA PÜSKÜRTÜLÜYOR

DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar’ın terörle ilgili açıklamaları her kesimde ilgi uyandırdı, dikkat çekti. Biraz ezber bozucuydu çünkü. Biraz sivil bir yaklaşımdı, bir damla gözyaşını otuz bin zayiata tercih ediyordu. Sivil için, bir ananın gözyaşı için, yürek yangını için adımlar atılırdı. Asker için zayiat doğaldı, hedefe ulaşmak için daha fazla vatan evladı feda edilebilirdi. Vatan evlatları buna hazırdı.

Yıllardır süregelen bu tartışma başlamadan bitti. Ortada şehitler, gaziler ve kahramanlar varken anaların gözyaşının ne kıymeti vardı ki? Hem bu zat, kim oluyordu ki? İsterse yıllarca terörle mücadelenin başında bulunsun. Nihayet bir siyasetçi gözüyle bakıyordu. Bu alan siyaset alanı değil, güvenlik alanıydı, bu alanda siyaset değil silah konuşurdu.

Sahi siyasetin giremediği alanlar mı var ülkemizde?

HER SALDIRI BİR HESAPLAŞMADIR

Fransız parlementosunun “Ermeni soykırımı yoktur” diyenlere ceza verilmesini öngören yasayı onaylaması, milletimize yapılmış bir saldırıdır ve bir hesaplaşmayı getirecektir. Bu olayın bir avuç Ermeni’yi mutlu etmek için yapılmadığında herkes hemfikir olduğuna göre amaçların ne olabileceği üzerinde duralım:

1- Bu olay AB içindeki hesaplaşmanın bir uzantısıdır.

Uzun uzun anlatamayacağımız için kısaca şunu söyleyebiliriz. Türkiye’nin AB üyeliği konusunda Avrupa ikiye ayrılmıştır. Fransa karşı grubun başını çekmektedir. Türkiye’yi öfkelendirerek AB’den soğutacak bir adım atmıştır.

2- Türkiyedeki AB karşıtlarının ekmeğine yağ sürülmüştür. Yakın  zamanda seçime gidecek bir Türkiye’de, AB karşıtı cephe seçimlerden daha güçlü çıkabilir..

3- Hükümet yoğun propaganda ve tepki seli içinde hedeflerini kaybederek ve iktidar hırsıyla sivil-bürokrat ve ulusalcı cepheye prim verecek uygulamalara geçebilir. AB hedefleri yerine ABD’ye daha da yakın olmayı tercih edebilir.

Toplum olarak tarihimizle bir hesaplaşma yapmamızda mümkün. Bir uzak ihtimal ama, Ermeni iddialarının yaşandığı yıllara dönüp sorgulamalar yaparak, sayfayı başa çevirmek de mümkün. Tarihin tekerrür edip durduğunu da göz önüne alırsak bunu yapmaya mecburuz.

a) O yıllarda Türk, Kürt, Ermeni, Rum, Arap tüm Osmanlı tebaası çok acı çekmiştir. Hiçbirinin acısı, kaybı diğerinden az değildir.

b) Tüm imparatorluk toplumları bağımsızlıklarını kazanarak topraklarımız  kaybedilmiştir.

c) Emperyalist ve sömürgeci güçler kendi insanları da dahil tüm dünyayı kana boyuyarak acı çektirmiştir. Bunlar arasında Fransa da vardır.

d) Bu olayların en büyük mağduru biziz. Hem vatan topraklarını kaybettik, hem de evlatlarımızı.

İyi de bunu kendi kendimize yaptık. Kime kızacağız, kimden hesap soracağız? Elbette o gün iktidarı elinde bulunduran ihtilalci hükümete. Hâlâ her birini büyük kahraman ve vatansever diye andığımız maceracı, hayalperest, zorba ihtilal komitacılarına. 1908’de ihtilal yapıp 1918’de tüm vatanı düşmana teslim eden akıldan yoksun İttihat ve Terakki zihniyetine.

Bu hesaplaşmayı yapmadığımız için ihtilaller peş peşe geliyor. Her ihtilal toplumu eziyor, parçalıyor, öğütüyor. Hâlâ İttihat Terakki kafasında olanlar, yüksek perdeden meydan okuyup kahramanlık edebiyatı yapıyor. Evet biz yenilgilerimizin hesabını her seferinde yalnızca sivillere sormayı bırakıp askere de sormaya başladığımız zaman tarihin dokunulmadık hiçbir alanı kalmayacaktır. Hiç bir kahramanlık öyküsü dokunulmayı engellememeli. Bu saldırıdan bir de böyle bir hesaplaşma çıkarmalıyız.

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.