HAK DİN
İSLAMDIR
ZARÛRÂT-I DİNİYYE
“Bugün sizin için dininizi
kemale erdirdim.” (Maide 3)
Diğer dinlere karşı size
yardım ederek ve sizi onlara karşı üstün kılarak dininizi
olgunlaştırdım. İnanç esaslarını sağlam temeller üzerine bina
ederek, şeriat hükümlerini belirli ve tutarlı esaslara
bağlayarak ve bu ana kurallar üzerine ictihat şartlarını size
öğreterek dininizi olgunlaştırdım. Sizi hidayete erdirerek ve
buna muvaffak kılarak ya da size gönderdiğim dini ikmal ve
şeriatını tamamlayarak ve Mekke’yi fethedip oraya güven içinde
galip olarak girmenizle, cahiliye adetlerinin ve alametlerinin
kaldırılmasıyla ve müşriklerin hacdan men edilerek Kâbe’yi
çıplak tavaf etmelerinin önlenmesiyle “size” olan nimetimi
tamamladım. Ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim. Bütün
dinler arasından size İslam seçtim, Allah katındaki din
İslam’dır. Başkaları değil. (Ruhu’l-Beyan)
Din, taraf-ı ilahîden vaz
olunmuş bir kanun-ı ilâhidir. Din insanları yaratılıştaki gaye
ve hikmetten haberdar eder. Din insanlara hidayet ve saadet
yollarını gösterir. İnsanlar maddî, manevi her nokta-i nazardan
dine muhtaçtırlar. İnsanların ilmî, edebî, içtimaî, siyasî
tekamülat hususunda dinden daha ulvî, daha mühim bir âmil olmaz.
Ahlakın esası, medeniyetin
en birinci istinatgâhı dindir. Din olmadıkça ahlak-ı fedailden
eser görülmez. Bugün bozulan ahlak ve düzenlerin düzelmesinin
adresi yüce İslam dinidir. Keşke insanlık bir bilse.
DİNİN KAYNAĞI
İslam inanışına göre dinin
kurucusu Allah’tır. Bütün sahih dinler Allah’tan gelmiş ve
safiyetlerini korudukları sürece yürürlükte kalmışlardır. İlk
insan aynı zamanda ilk peygamberdir ve kendisine bildirilen din
de tevhid dinidir. Allah’ın varlığı, birliği, zat ve sıfatları
açısından O’nun mükemmelliğiyle nübüvvet ve ahiret inancı gibi
temel itikadî prensipler (zarurat-ı diniye) bütün ilahî dinlerde
değişmez ilkeler olarak yer almıştır. Bundan dolayı İslamî
inanışa göre Hz. Âdem’den, Hz. Muhammed’e kadar bütün
peygamberlerin getirdiği hak dinlerin ortak adı İslam’dır. Ancak
tarihin akışı içerisinde insanlar, hak dinden uzaklaşmışlar ve
beşerî zaaf neticesinde dinde meydana gelen dejenerasyon
sebebiyle Allah peygamber göndererek insanları ya eski dinlerini
aslî şekliyle öğrenip uygulamaya çağırmış veya yeni bir din ve
şeriat göndermiştir.
Din sadece inançtan ibaret
değildir. Aynı zamanda kişinin dünyevî hayatına yön verecek
ahlakî, hukukî ve sosyal kuralları da ihtiva eder. Bu sebeple
dini yalnızca kişi ile inandığı varlık arasında bir vicdan
meselesi olarak ortaya koymak yanlıştır. Dînî kuralların
bağlayıcılık özelliği ve müeyyideleri vardır. (T.D.V İslam
Ansiklopedisi)
İlahî dinler vahye dayanır.
İslam dininde iman asıl ve bölünmeyi kabul etmez. Bir bütündür.
Haramları helalleri, emir ve nehiyleri ile insanların hayatını
tanzim eder bunlara uyanlar ahirette mükâfatlanırlar. Uymayanlar
ise günahlarına göre hak ettikleri azaba duçar olurlar.
İnsanlar tasdik ve inkâr
açısından üç grupta incelenebilirler.
MÜMİN
Allah’a, Hz. Peygambere ve
onun haber verdiği şeylere yürekten inanıp kabul ve tasdik eden
kimseye mümin denir. Müminler, Allah’a, ahiret gününe ve gaybe
inanırlar. Namazlarını kılar zekâtını verirler. Allah Teâlâ da
bunların karşılığı olarak şöyle buyuruyor:
“Allah mümin erkeklere ve
mümin kadınlara, içinde ebedî kalmak üzere, altından ırmaklar
akan cennetler ve adn cennetlerinde güzel meskenler vaat etti.
Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş da
budur.” (Tevbe 72)
Kur’an’da müminlerin
özellikleri mevcuttur. Dünyada nasıl bir nizam içerisinde
yaşamaları icab eder, ahiret için hazırlığın nasıl olması
gerekir, bunlar en güzel şekilde beyan edilmektedir. Allah Teâlâ:
“Kendilerine okunan kitabı
sana indirmemiz onlara yetmez mi?” (Ankebut 51)
“Kuluna Allah kâfi değil
midir?” (Zümer 35) buyurmakla bizleri uyarıyor.
Rabbim bizleri ve ümmeti
imanda daim eylesin. Âmin.
KÂFİR
İslam dininin temel
prensiplerine inanmayan, Hz. Peygamberin yüce Allah’tan
getirdiği kesin olan ve tevatür yoluyla bize kadar ulaşmış
bulunan esaslardan (zarûrât-ı diniye) bir veya bir kaçını yahut
tamamını inkâr eden kimseye kâfir denir. Mesela haramları kabul
etmeyen, melekleri, cinleri kabul etmeyen kâfir olur.
Bunların ahiretteki
cezalarını Allah Teâlâ şöyle beyan ediyor.
“Kâfir olanlara gelince,
onlara cehennem ateşi var. Öldürülmezler ki ölsünler.
Üzerlerinden cehennemin azabı da hafifletilmez. İşte her nankörü
böyle cezalandırırız.” (Fatır 37)
“Şüphesiz ki ayetlerimizi
inkâr eden kâfirleri yarın ateşe atacağız, derileri piştikçe
azabı duysunlar diye kendilerine değiştirerek başka deriler
vereceğiz.” (Nisa 56)
“Şüphesiz ki Allah kâfirleri
sevmez.” (Âl-i İmran 32)
“Gerçekleri inkâr eden
(kâfirler) elbette zalimdirler.” (Bakara 154)
Kâfirler, ancak dünyada
ölmeden önce iman ederlerse kendilerini cehennemden kurtarırlar.
Zira kişi iman ve salih amel ile Allah katında değer kazanır.
İman etmediği müddetçe hiç kimsenin Allah katında kıymeti
yoktur. Bizlerin de bir kâfirin küfür halini kabul etmemize
imkân yoktur.
MÜNAFIK
Münafık küfrünü gizleyerek
kendini mümin gösteren veya imanla küfür arasında bocalayan
kimse anlamındadır. Bir başka deyimle, inanmadığı halde
kendisini mümin gösteren kimse demektir.
“Aslında inanmadıkları halde
Allah’a ve ahiret gününe iman ettik derler.” (Bakara 8)
Bunların: “Cimri, yalancı ve
kibirli oldukları” (Tevbe 67), “gösterişe önem verdikleri, maddî
menfaat için namaz kıldıkları namaz, dua ve ibadetlerde isteksiz
davrandıkları” (Nisa 142), “erkek ve kadınlarının kötülüğü
emredip, iyiliği engelledikleri” (Tevbe 67-68) ve “kötü haber
yaydıkları” (Ahzab 57-60) Kur’an-ı Kerimde açıklanmıştır.
Münafıkların bir kısmı
imanda münafık, Bir kısmı da amelde münafıktır. Mesela bir
hadiste münafıklık alametleri, yalan söylemek, sözünde durmamak
ve emanete hıyanet etmek şeklinde özetlenmiştir. (Buhârî ve
Müslim)
Sahabilerin zaman zaman
kendilerinde nifak olup olmadığı hususunda endişeye kapıldıkları
nakledilmektedir. (Buhârî) Hatta Hasan-ı Basri, büyük günah
işleyenlerin münafık olduğunu ileri sürer.
Rabbim küfürden, nifaktan,
şirkten, riyadan, hasetten ümmet-i Muhammedi ve bizleri muhafaza
buyursun. Âmin.
İMANDA İTİBAR SONUCADIR
Mümin, iman esaslarından
birini inkâr anlamına gelen söz ve davranışlardan kaçınmalıdır.
İnanılması gerekenlerden birini veya bazısını inkâr tümünü inkâr
sayılacağından kişi imandan çıkar. Kendisine tecdid-i iman ve
tecdid-i nikâh gerekir. Mümin Allah’ın rahmetinden ümit
kesmemeli, korku ve ümit arasında olmalıdır. Bilhassa son
zamanlarda dinde samimi olmayanların din adına söz
söylediklerini müşahede ediyor ve üzülüyoruz. Söylenen ve
yazılanlar Kur’an ve sünnete uygunsa kabulümüzdür. Degilse onu
kabul etmemiz mümkün değildir. Çünkü söylenen söz küfürse, küfre
rıza küfür olur. Kimse zamanın gereğidir diye haramları helal
gibi göstermesin. Bilsin ki haramlar ve helaller kıyamete kadar,
hatta mahşerde de geçerlidir. Zira kişi mahşerde, Kur’an’daki
haram ve helalleri göz önünde tutularak hesaba çekilir.
Allah’ım ruhumuzu
bedenimizden kâmil bir imanla ayır, öyle ki biz Senden Sen de
bizden razı olarak. Allah’ım ümmeti Muhammedi Kur’an’a mahkûm
et. Âmin.