E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

FATİH YILMAZ

DENEME;

İLİM 1 

İslâm dini ilme, okumaya, öğrenmeye ve bilgiye büyük önem vermiştir. Olgunlaşma yolunda insanın ilk yapacağı iş, cehaletten kurtulmak için gereken çabayı sarf etmesidir. Kişinin olgunluğa atacağı ilk adım ilimle başlar. Kendini ilme adayıp tefekkür kapılarını açmalıdır. İlim sayesinde kendisini tanımalıdır. Kendini bilen Rabbini de bilecektir. İnsan, yeryüzüne gayesiz gönderilmemiştir. Hedeflerine ulaşabilmesi için de mutlaka okuması, bilmesi lazımdır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme inen ilk vahiyde okumaktan, kalemden, eğitim ve öğretimden bahsedilir:

"Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir alakadan yarattı. Oku! İnsana kalemle yazı yazmayı öğretip ona bilmediklerini öğreten Rabbin sonsuz lütûf sahibidir." (el-Alak 1-5)

İslâm, insanın yaratılışına uygun bir din olduğu için bütün müslümanlara ilmi farz kılmıştır. Her müslümanın dînî görevlerini yerine getirecek, helâl ile haramı, hak ile batılı birbirinden ayırt edecek kadar bilgi sahibi olması farzdır. Yani kendisini ilgilendiren konuları bilmesi gerekir. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

"İlim tahsil etmek her müslüman erkek ve kadına farzdır" (İbn Mace, Mukaddime, 17) buyurmuştur.

Tıp, hesap ve teknik gibi cemiyet için gerekli olan her türlü bilgiyi öğrenmek farz-ı kifayedir. Bu tür ilimler cemiyetin bazı fertleri tarafından öğrenilirse, bu farz yerine getirilmiş olur. Fakat kimse öğrenmezse, toplumun bütün fertleri Allah katında sorumlu olurlar. Ama kişinin kendi halini ilgilendiren ilmihâl’ini kesinlikle öğrenmesi lazımdır. Yukarıdaki hadisi şerif de buna işaret etmektedir.

Övünmek ve başkalarına karşı üstünlük taslamak için ilim öğrenmek ise mekruhtur. Büyük gönül insanı Yunus, ilim konusunda şöyle diyor:

Okudum bildim deme

Çok tâat kıldım deme

Eri Hak bilmez isen

Abes yere yelmektir

Allah Rasûlü, dualarında faydasız ilimden Allah’a sığınırdı. Peki, faydalı ilim nedir, nasıl olmalıdır? Faydalı ilim, insanlığın yararına kullanılabilen ilimdir. Faydalı ilim, uygulanılabilen ilimdir. Faydalı ilim, öğrenildikçe bilgisizliğimizi hissettirip öğrenme şevk ve gayreti veren, kötü huy ve davranışlardan koruyan ilimdir. Faydalı ilim, bize bizi tanıtan, gerçek benliğimizi öğreten ilimdir. Faydalı ilim, bize Yaratıcımızı tanıtan ilimdir.

İlim uçsuz bucaksız bir deniz, ilim öğrenen de o denizin kıyılarında yüzmeye çalışan bir dalgıçtır. “Dünya beni nasıl görecek, bilemem. Fakat ben kendimi, keşfedilmemiş kocaman bir gerçekler okyanusu  içinde, kıyıda oyalanan, arada bir, ya daha yumuşak bir taş veya güzel bir deniz kabuğu bulan bir çocuk gibi görüyorum.” diyen Isaac Newton, ilmin kazandırdığı alçak gönüllülüğe bürünebilmiş bir ilim adamıdır.

“Bütün bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir.” diyen Sokrates, büyük gerçeği dile getiriyor. Öğrenilenler ne kadar çok olursa olsun, öğrenilmeyenler yanında nokta kadar dahi kalmaz. Öğrenmenin sonu yoktur. Bilgiye doymak yoktur… Öğreneceğiz, devamlı öğreneceğiz.

Diploma almak için gayret edilebilir. Ama diplomalı olmakla bilgili olmayı karıştırmamalı. Nice yüksek okul bitirmiş kimseler vardır ki, okulu bitirir bitirmez kitabı kalemi bir tarafa atmış, okuma ve öğrenmeden bıkmış, âdeta okumayı boykot ederek kitaplara düşmanca bir tutum içerisine girmiştir.

Böyle olmayalım. Öyle akademiler bitirmiş insanlar var ki, ilkokul bitirmiş birçok insanın ferasetini onda göremiyorsunuz. Değil başkalarına fayda sağlasın, kendisine dahi faydası yok.

İnsanı gurura,  kibire  götüren bilginin de faydalı olduğu söylenemez. Bir makam, mevki sahibi olmak, insanlara tepeden bakmak için ilim öğrenilmez. “Bu meseleyi ben bilirim. Benim saham. Bu konuda benim kadar bilgili kimse yoktur. Siz bunu bilemezsiniz. Ben her şeyi bilirim” gibi ifadeler, aslında cehaletin belgesidir. Böyle düşünen insanın ilmi kimseye fayda sağlamadığı gibi sahibini de helak eder.

Sâdi, “ne kadar çok okursan oku, bilgine yaraşır biçimde davranmazsan cahilsin. Bilgisine göre davranmayan insan, üzerine kitap yüklenmiş hayvandan farksızdır.” derken,  böylelerini de aynı sınıfa sokar.

Her şeyi bildiğini söyleyen insan, hiçbir şey bilmeyen insandır. Bilgisine yakışır şekilde hareket edebilen kişi, gerçekten aydındır. Işığıyla etrafını aydınlatır. Her konuda “biliyorum” havasına giren, bilmediğini itiraf etmekten çekinen yarı aydınlar, insanlığı felaketlere sürüklemekten, karanlığa atmaktan başka bir işe yaramazlar.  Hem tahripçi aydın, hem de bilmediğini bilmeyen yarı aydının ikisi de zararlıdır. Bunlar insanlığın felâket tellâllarıdır. Birisi, bilgisini yıkmakta kullanır. Diğeri bilmediği halde “biliyorum” diye her yeri yakar, yıkar da farkında bile olmaz.

Gerçek aydın, gazete bilgisiyle, kulaktan dolma düşünceler ve direktiflerle hareket edip hüküm vermez. Araştırarak, düşünerek, gerçeğe sadık kalarak hareket eder. Gerçek aydın, öğrenmenin hedef değil, insanlığa hizmet aracı olduğunu bilir. İlmini insanlığın yararına kullanır.

 Okumaktan maksat faydalı olmaktır. İlim, insanlığa hizmete kullanılabiliyorsa kıymetlidir. Uygulamaya dökülmeyen bilgi bir işe yaramaz. İlim, insanı olgunlaştırmalı, beğenilen ve sevilen kişi haline getirmeli. Bu hususta bir hikâyede şöyle anlatılır:

Padişahlardan birine demişler ki:

-Efendim, falan yerde bir adam var, iğnenin deliğinden yüz ipliği geçiriyor. Padişah çok meraklanmış ve adamın bulunup getirilmesini emretmiş. Kısa zaman sonra maharetli adam huzura çıkarılmış ve padişah adama:

-Senin iğne deliğinden yüz ipliği geçirdiğini söylüyorlar. Bu doğru mu? demiş. Adam:

-Evet efendim, demiş. Padişah:

-Hadi öyleyse maharetini göster.

Adam padişahın önünde bir iğnenin deliğinden yüz ipliği gerçekten de geçirmiş. Padişah hayretle bu durumu izledikten sonra:

-Bu adama yüz altın verin, daha sonra da yatırıp yüz sopa vurun. Adama yüz altın verilmiş ve sonra da yüz sopa atılmış. Adam dayağı yedikten sonra padişaha dönüp:

 “-Efendim, yüz altını anladım da, şu yüz sopanın aslı nedir?” diye sormuş.

Padişah:

-Evladım, yüz altın yaptığın işin mükafatıdır. Yüz sopa da boş şeylerle uğraşıyorsun, onun cezasıdır, demiş.

Buradan alacağımız hisse, yaptığımız işin ilmî ve topluma faydalı olması lazımdır. Yoksa faydasız ve boş şeylerin hiç kimseye bir kazancı olmaz. Günümüzde maalesef boş şeylerle uğraşanların sayısı oldukça fazla. Televizyonlarda şaklabanlık yapanlardan tutun da sayın sayabileceğiniz kadar.

Oysa zamanın ne kadar değerli olduğunu idrak edenler bunlara asla prim vermezler. “Malayani maksadı geri bırakır” sözü çok meşhurdur. Müslümanın boş şeylerle uğraşacak vakti yoktur. Ucuz işlerle uğraşan kişi, öz benliğinden uzaklaşıp kişiliksiz ve kimliksiz biri olur. Toplumda kısa bir süre alkışlanan bu tür kişiler, çok çabuk unutulur ve silinir giderler.

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.