İLİM 1
İslâm dini ilme, okumaya,
öğrenmeye ve bilgiye büyük önem vermiştir. Olgunlaşma yolunda
insanın ilk yapacağı iş, cehaletten kurtulmak için gereken
çabayı sarf etmesidir. Kişinin olgunluğa atacağı ilk adım ilimle
başlar. Kendini ilme adayıp tefekkür kapılarını açmalıdır. İlim
sayesinde kendisini tanımalıdır. Kendini bilen Rabbini de
bilecektir. İnsan, yeryüzüne gayesiz gönderilmemiştir.
Hedeflerine ulaşabilmesi için de mutlaka okuması, bilmesi
lazımdır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme inen ilk
vahiyde okumaktan, kalemden, eğitim ve öğretimden bahsedilir:
"Yaratan Rabbinin adıyla
oku! O, insanı bir alakadan yarattı. Oku! İnsana kalemle yazı
yazmayı öğretip ona bilmediklerini öğreten Rabbin sonsuz lütûf
sahibidir." (el-Alak 1-5)
İslâm, insanın yaratılışına
uygun bir din olduğu için bütün müslümanlara ilmi farz
kılmıştır. Her müslümanın dînî görevlerini yerine getirecek,
helâl ile haramı, hak ile batılı birbirinden ayırt edecek kadar
bilgi sahibi olması farzdır. Yani kendisini ilgilendiren
konuları bilmesi gerekir. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem:
"İlim tahsil etmek her
müslüman erkek ve kadına farzdır" (İbn Mace, Mukaddime, 17)
buyurmuştur.
Tıp, hesap ve teknik gibi
cemiyet için gerekli olan her türlü bilgiyi öğrenmek farz-ı
kifayedir. Bu tür ilimler cemiyetin bazı fertleri tarafından
öğrenilirse, bu farz yerine getirilmiş olur. Fakat kimse
öğrenmezse, toplumun bütün fertleri Allah katında sorumlu
olurlar. Ama kişinin kendi halini ilgilendiren ilmihâl’ini
kesinlikle öğrenmesi lazımdır. Yukarıdaki hadisi şerif de buna
işaret etmektedir.
Övünmek ve başkalarına karşı
üstünlük taslamak için ilim öğrenmek ise mekruhtur. Büyük gönül
insanı Yunus, ilim konusunda şöyle diyor:
Okudum bildim deme
Çok tâat kıldım deme
Eri Hak bilmez isen
Abes yere yelmektir
Allah Rasûlü, dualarında
faydasız ilimden Allah’a sığınırdı. Peki, faydalı ilim nedir,
nasıl olmalıdır? Faydalı ilim, insanlığın yararına
kullanılabilen ilimdir. Faydalı ilim, uygulanılabilen ilimdir.
Faydalı ilim, öğrenildikçe bilgisizliğimizi hissettirip öğrenme
şevk ve gayreti veren, kötü huy ve davranışlardan koruyan
ilimdir. Faydalı ilim, bize bizi tanıtan, gerçek benliğimizi
öğreten ilimdir. Faydalı ilim, bize Yaratıcımızı tanıtan
ilimdir.
İlim uçsuz bucaksız bir
deniz, ilim öğrenen de o denizin kıyılarında yüzmeye çalışan bir
dalgıçtır. “Dünya beni nasıl görecek, bilemem. Fakat ben
kendimi, keşfedilmemiş kocaman bir gerçekler okyanusu içinde,
kıyıda oyalanan, arada bir, ya daha yumuşak bir taş veya güzel
bir deniz kabuğu bulan bir çocuk gibi görüyorum.” diyen Isaac
Newton, ilmin kazandırdığı alçak gönüllülüğe bürünebilmiş bir
ilim adamıdır.
“Bütün bildiğim, hiçbir şey
bilmediğimdir.” diyen Sokrates, büyük gerçeği dile getiriyor.
Öğrenilenler ne kadar çok olursa olsun, öğrenilmeyenler yanında
nokta kadar dahi kalmaz. Öğrenmenin sonu yoktur. Bilgiye doymak
yoktur… Öğreneceğiz, devamlı öğreneceğiz.
Diploma almak için gayret
edilebilir. Ama diplomalı olmakla bilgili olmayı karıştırmamalı.
Nice yüksek okul bitirmiş kimseler vardır ki, okulu bitirir
bitirmez kitabı kalemi bir tarafa atmış, okuma ve öğrenmeden
bıkmış, âdeta okumayı boykot ederek kitaplara düşmanca bir tutum
içerisine girmiştir.
Böyle olmayalım. Öyle
akademiler bitirmiş insanlar var ki, ilkokul bitirmiş birçok
insanın ferasetini onda göremiyorsunuz. Değil başkalarına fayda
sağlasın, kendisine dahi faydası yok.
İnsanı gurura, kibire
götüren bilginin de faydalı olduğu söylenemez. Bir makam, mevki
sahibi olmak, insanlara tepeden bakmak için ilim öğrenilmez. “Bu
meseleyi ben bilirim. Benim saham. Bu konuda benim kadar bilgili
kimse yoktur. Siz bunu bilemezsiniz. Ben her şeyi bilirim” gibi
ifadeler, aslında cehaletin belgesidir. Böyle düşünen insanın
ilmi kimseye fayda sağlamadığı gibi sahibini de helak eder.
Sâdi, “ne kadar çok okursan
oku, bilgine yaraşır biçimde davranmazsan cahilsin. Bilgisine
göre davranmayan insan, üzerine kitap yüklenmiş hayvandan
farksızdır.” derken, böylelerini de aynı sınıfa sokar.
Her şeyi bildiğini söyleyen
insan, hiçbir şey bilmeyen insandır. Bilgisine yakışır şekilde
hareket edebilen kişi, gerçekten aydındır. Işığıyla etrafını
aydınlatır. Her konuda “biliyorum” havasına giren, bilmediğini
itiraf etmekten çekinen yarı aydınlar, insanlığı felaketlere
sürüklemekten, karanlığa atmaktan başka bir işe yaramazlar. Hem
tahripçi aydın, hem de bilmediğini bilmeyen yarı aydının ikisi
de zararlıdır. Bunlar insanlığın felâket tellâllarıdır. Birisi,
bilgisini yıkmakta kullanır. Diğeri bilmediği halde “biliyorum”
diye her yeri yakar, yıkar da farkında bile olmaz.
Gerçek aydın, gazete
bilgisiyle, kulaktan dolma düşünceler ve direktiflerle hareket
edip hüküm vermez. Araştırarak, düşünerek, gerçeğe sadık kalarak
hareket eder. Gerçek aydın, öğrenmenin hedef değil, insanlığa
hizmet aracı olduğunu bilir. İlmini insanlığın yararına
kullanır.
Okumaktan maksat faydalı
olmaktır. İlim, insanlığa hizmete kullanılabiliyorsa
kıymetlidir. Uygulamaya dökülmeyen bilgi bir işe yaramaz. İlim,
insanı olgunlaştırmalı, beğenilen ve sevilen kişi haline
getirmeli. Bu hususta bir hikâyede şöyle anlatılır:
Padişahlardan birine
demişler ki:
-Efendim, falan yerde bir
adam var, iğnenin deliğinden yüz ipliği geçiriyor. Padişah çok
meraklanmış ve adamın bulunup getirilmesini emretmiş. Kısa zaman
sonra maharetli adam huzura çıkarılmış ve padişah adama:
-Senin iğne deliğinden yüz
ipliği geçirdiğini söylüyorlar. Bu doğru mu? demiş. Adam:
-Evet efendim, demiş.
Padişah:
-Hadi öyleyse maharetini
göster.
Adam padişahın önünde bir
iğnenin deliğinden yüz ipliği gerçekten de geçirmiş. Padişah
hayretle bu durumu izledikten sonra:
-Bu adama yüz altın verin,
daha sonra da yatırıp yüz sopa vurun. Adama yüz altın verilmiş
ve sonra da yüz sopa atılmış. Adam dayağı yedikten sonra
padişaha dönüp:
“-Efendim, yüz altını
anladım da, şu yüz sopanın aslı nedir?” diye sormuş.
Padişah:
-Evladım, yüz altın yaptığın
işin mükafatıdır. Yüz sopa da boş şeylerle uğraşıyorsun, onun
cezasıdır, demiş.
Buradan alacağımız hisse,
yaptığımız işin ilmî ve topluma faydalı olması lazımdır. Yoksa
faydasız ve boş şeylerin hiç kimseye bir kazancı olmaz.
Günümüzde maalesef boş şeylerle uğraşanların sayısı oldukça
fazla. Televizyonlarda şaklabanlık yapanlardan tutun da sayın
sayabileceğiniz kadar.
Oysa zamanın ne kadar
değerli olduğunu idrak edenler bunlara asla prim vermezler.
“Malayani maksadı geri bırakır” sözü çok meşhurdur. Müslümanın
boş şeylerle uğraşacak vakti yoktur. Ucuz işlerle uğraşan kişi,
öz benliğinden uzaklaşıp kişiliksiz ve kimliksiz biri olur.
Toplumda kısa bir süre alkışlanan bu tür kişiler, çok çabuk
unutulur ve silinir giderler.