E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

ZEKİ SOYAK

CUMA SOHBETİ;


HAYATTA ÖLÜM DE BİR İMTİHANDIR 1

Hayat bir imtihan, ölüm de bir imtihandır. Rabbimiz bizleri bu zorlu imtihanlarda muvaffak kılsın, kaybedenlerden eylemesin. Çünkü ölümle kaybedilen imtihan, telafisi mümkün olmayan bir kayıptır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Mülk, (gerçek hükümranlık, mutlak hükümranlık) elinde olan Allah yücelerin yücesidir. O, her şeye kadirdir. Mutlak kudret sahibidir. O Allah ki, ölümü de hayatı da, sizi imtihan etmek için yaratmıştır.” (Mülk 1-2)

Hangimiz daha güzel amel işleyeceğiz, hangimiz daha güzel kulluk yapacağız, hangimiz Allah’ın bizden istediği gibi bir kul olacağız? İşte Rabbimiz bunu ortaya çıkarmak için ölümü ve hayatı yarattı. O Aziz olan Allah, o Gafur olan Allah, işte ölüm gerçeğini, hayat gerçeğini böylece gözümüzün önüne seriyor ve bizim rast gele yaratılmadığımızı beyan ediyor.

Değerli müslümanlar! Hz. Âdem aleyhisselam ve Hz. Havva validemizden beri sürekli imtihan olunuyor insanoğlu. Nasıl ki Âdem aleyhisselam ve Havva validemiz, cennette imtihan olundular ve bunun sonucunda, Allah’ın bize bildirdiği veya bildirmediği,  

nice hikmetlerle cennetten yeryüzüne indirildiler. Âdem aleyhisselam ve Havva validemiz yeryüzünde de büyük bir imtihana tâbi tutuldular. Rivayetler çeşitli olmakla beraber onlardan birisi, Hz. Âdem aleyhisselam Hz Havva validemiz tam 300 yıl birbirinden ayrı kaldılar. Bir taraftan cennetten yeryüzüne indirilmek, bir taraftan Allah’a karşı zelle kabilinden de olsa bir itaatsizlik, bir taraftan da birbirinden ayrı kalmanın, hasret ateşinin kalplerini, yüreklerini yakıp kavurduğu bir ayrılık, bir hasret yaşadılar. Âdem aleyhisselam yıllarca ağladı. Gözyaşları mübarek yüzlerinde iz bıraktı.

Bir gün yine Rabbine niyaz eder, dua ederken, yalvarıp affını dilerken cennette yaratıldığı anı hatırladı. Cennette yaratıldığı ve dizinin üzerine doğrulup başını arşa doğru kaldırdığı zaman, orda bir kelime-i tayyibe görmüştü. O “La ilahe illallah, Muhammedun Rasulullah” kelime-i tayyibesiydi. İşte o güzel kelimeyi hatırladı. Ve Rabbine şöyle niyaz etti: “Ya Rab! Ben yaratıldığımda dizimin üzerine doğrulup başımı kaldırmıştım. Arşın altında bu kelime-i tayyibeyi okudum. Onu gördüm La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah. Eğer Muhammed aleyhisselam senin katında çok makbul, çok değerli, itibarlı biri olmasaydı onun ismini, isminle beraber yazmazdın. Ya Rabbi! O’nun yüzü suyu hürmetine beni affet” demiştir.

Âlimler, o âlemlerin Efendisini şöyle tasvir ederler: Aslıhu nurun, neslihu Âdem, halqihu muqaddem, ba’suhu muahhar. Yani  Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem o canımız, efendimiz onun aslı nurdur, nesli de Âdem’dir. Âdem aleyhisselamdan önce, O nur olarak yaratılmıştı. O her ne kadar en önce yaratılan olsa da en son peygamber olarak gönderilmiştir. İşte Hz Âdem aleyhisselam o zorlu imtihanda o güzel sonucu, Rasulullahı, âlemlerin efendisini, canlar canını hatırlayarak ve O’nun vesilesiyle Allah’tan af dileyerek elde etti. Allah, Hz. Âdem aleyhisselamın bu tevbesini nihayet kabul buyurdu da onu affeyledi ve Hz Havva validemizle buluşturdu. Ve ondan sonra yeryüzü insanla tanıştı. Kabileler, milletler ve nihayet yeryüzü insanoğluyla mamur oldu.

Hz Âdem aleyhisselam cennette imtihan olundu da cennetten dünyaya gelince imtihan olunmadı mı? Son nefesine kadar hep imtihan. Habil ile Kabil hadisesini hatırlayalım aziz kardeşlerim. Hz. Âdem aleyhisselamın iki oğlu. Onlar da imtihan olundular ve onlar vasıtasıyla yine cedd-i âlâmız Hz Âdem aleyhisselam ve Havva validemiz de imtihan olundular. Sabrettiler ve Allah’ın takdirini kabul buyurdular. Bizler de imtihan olunuyoruz. Hayatımız hep imtihanla geçiyor, hayat bir imtihan, ölüm de bir imtihandır. Ölüm anında ölümün mukaddimesi olan haller ve ölümcül hastalık anında bir imtihandan geçiriliyoruz. Ne kadar sabredebiliyoruz? Ölüm, adım adım bize yaklaşırken, Azrail aleyhisselam, ölüm meleği kapımızı çalarken, onu nasıl karşılıyoruz? Bin bir şikâyetle mi? Ölümden korkarak mı? Yoksa Mevlana gibi “şeb-i arus” bir düğün gecesi, sevgiliye kavuşma gecesi gibi mi karşılıyoruz? İşte o anda, yani ölüm anındaki imtihanı kazanabilmek hayattaki imtihanı kazanmakla mümkündür. Eğer hayatımızda, bildiğimiz bilmediğimiz, farkına vardığımız varmadığımız nice imtihanları kazanarak o son imtihana kadar gelebilmişsek, muhakkak Allah yar ve yardımcımız olacak ve o imtihanı da kazanacağız. Ölüm anındaki imtihanı kazanmak, müminin en büyük bayramıdır. Çünkü Allah’a imanla kavuşmak demek, ebedî hayata, ebedî nimetlere nail olmak demektir. Cennete dâhil olmak, Allah’ın cemalini temaşa etmek demektir. Peygamberler sofrasında oturmak, peygamberler meclisinde,  onlarla beraber olmak demektir. Rabbimiz bize her iki imtihanda da muvaffakiyetler nasip eylesin.

Değerli müslümanlar! Ölüm, müslüman için bir yok oluş değil, yeni bir hayata doğuştur. Hem de öyle bir hayat ki, ebedî... Bu sebeple ölümden korkmamıza gerek yok. Baba sulbünden anne rahmine, anne rahminden dünya rahmine doğduk, ondan sonra berzahın rahmine doğacağız. Berzahın rahmi mezardır, kabirdir. Ondan sonra da mahşer rahmine doğacağız. Yani ebedi âleme intikal edeceğiz ve sonra cennet ya da cehennem. Cehennemden Allah muhafaza buyursun. Rabbim, cümlemize, son nefesimizde imtihanı kazanıp o en büyük bayram sevincini yaşamayı, sırattan geçmeyi nasip etsin, cennete de dâhil olan kullarından eylesin. Bu hususta Allah şöyle buyuruyor:

“Her nefis, her can taşıyan mutlaka ölümü tadacaktır.” (Enbiya 35)

Ölümden kurtuluş yoktur. Muhakkak ki ecirleri yani dünyada yaptıklarınızın karşılıkları da eksiksiz size verilecektir. Kıyamet gününde herkes yaptığının karşılığını bulacaktır. Kim cehennemden uzaklaştırılır ve cennete girdirilirse mutlaka kurtulmuş, selamete ermiştir. Aziz kardeşim, o ne büyük bir kurtuluştur! O büyük kurtuluş için bize bir hatırlatma, bizi bir şeyden sakındırma var. Nedir o?

“Dünya hayatı bir aldanma, bir aldanış mekânından başka bir şey değildir.” (Enam 32, Ankebut 64, Hadid 20)

“Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, Allah'ın vaadi muhakkak haktır. Sakın bu dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o aldatıcı şeytan sizi, Allah hakkında da aldatmasın.” (Fatır 5)

Evet, dünyanın kendisi bir aldatmadır. Öyleyse cennete girmek, cehennemden uzaklaşmanın yolu, dünyanın aldatıcı bir hayat olduğunu idrak edip dünyadaki imtihanları kazanmaktan geçmektedir. Hayatta bu imtihanı kazanan, ölüm anında da inşallah imtihanı kazanır demektir. Allah buyuruyor ki:

“Sizler muhakkak mallarınız hususunda, canlarınız hususunda, imtihan olunacaksınız.” (Âl-i İmran 186)

Evet, bakarsınız ki, çok zengin iken fakir olabiliriz.  Bir zamanlar çok çok kazanırken bir de bakarsınız ki hiçbir şey kazanamaz oluruz, ticaretimiz ölür. Canlarımızla imtihan olunuruz. Can deyince sadece kendi canımız değil, işte evladımız, iyalimiz, yakınlarımızdan da kaybettiklerimiz olur. Bizden önce onlar rahmet-i Rahman’a kavuşur. Sabrediyor muyuz, şükrediyor muyuz? İsyan mı ediyoruz?  Hastalanabiliriz veya sıhhatte olabiliriz. Sıhhatte olduğumuz zaman şükrediyor, hastalandığımız zaman isyan mı ediyoruz? Allah, çeşit çeşit mal mülk, zenginlikler verirken şükrediyoruz. Allah,  verdiklerini alırken isyan mı ediyoruz? İşte bu hususlarda hep imtihan olunuyoruz.  Bakarsınız ki, bir zaman en yüksek mevkilere gelmişsinizdir. Bir bakarsınız ki hapishanedesiniz. Nereden nereye geliyorsunuz? Bunlar insanlık tarihinde her zaman olagelmiş olaylardır. Köleler hükümdar olmakta, hükümdarlar köle olmakta. Hapistekiler çıkıp hükümdar olmakta. Hükümdar olanlar hapse sokulmakta. Çeşit çeşit imtihanlar. Evet, bunlarla imtihan olunacaksınız. Sonra:

“Sizden önce kendisine kitap verilenlerden nice sözler işiteceksiniz.” (Âl-i İmran 186)

Yani, sizi inciten sözler, size hakaret eden sözler, sizi yalanlayan sözler işiteceksiniz. Kimler onlar? Yahudiler, hıristiyanlar. Nitekim âlemlerin efendisi, canımız Hz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz o yahudilerden neler işitmedi, ne iftiralara muhatap olmadı Medine-i Münevvere’de. Şirk üzere olan, Allah’a şirk koşan müşriklerden de birçok söz işiteceksiniz. Geçmişte böyle oldu. Mekke-i Mükerreme’de Rasulullah aleyhisselama, o canlar canı Efendimize müşriklerin yaptıklarını bir düşünün kardeşler.

Değerli müminler! Bir düşünelim neler söylediler, ne ithamlarda bulundular, ne baskılar uyguladılar! Üç yıl muhasara altına aldılar. Yiyecek, içecek hiçbir şey vermediler. Rasulullah aleyhisselam, Beytullah’ta, Allah’ın evi Kâbe’de namaz kılarken secdeye gittiğinde, yeni kesilmiş bir devenin işkembesini getirip mübarek boyunlarına koydular. Amcası Ebu Leheb ve karısı, ayağına batsın da incinsin diye, geçtiği yollara dikenler attılar. Taif şehrinde insanları imana, ebedî kurtuluşa davet ettiği halde onlar neler yapmadılar? Ayak takımlarına taş attırdılar, mübarek vücudundan kanlar aktı, ayakkabısının içi kanla doldu. Bütün bunlara karşı O sallallahu aleyhi ve sellem hep sabretti. O’nun sevgili dostları da aynı şekilde sabretti.

Biz müslümanlar da gerek yahudilerden gerek hıristiyanlardan, gerekse müşriklerden olan İslam karşıtı her çeşit güçten benzer hakaretler, benzer sözler, benzer ithamlar işiteceğiz. İşte o zaman bir imtihanla karşı karşıya olduğumuzu anlayacağız. Bu ithamlar, bu eziyetler, belki de cana kastetme noktasına kadar gelen bu zulümler karşısında davamızdan -Allah korusun- vaz mı geçeceğiz, yoksa devam mı edeceğiz? Elbette ki imtihanı kazanmanın yolu davamıza devam etmektir. Çünkü bu geçici hayat, bir gün bitecek, ebedî hayata intikal edeceğiz. Öyleyse biz, faniyi değil, ebedî olanı, dünyayı değil, ukbayı, insanların beğenisini değil, Allah’ın rızasını tercih edelim. İşte o zaman kazananlardan oluruz. Allah Teâlâ bu ayet-i kerimenin tamamında şöyle buyurmaktadır:

“Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihan olunacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah'a ortak koşanlardan size eziyet verici birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’tan gereği gibi korkarsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir.” (Âl-i İmran 186)

Rabbimiz, bizleri bu en güzel işi tutanlardan, sabr-ı cemil sahibi olanlardan eylesin

Değerli müminler! Bu imtihanda, yani dünya imtihanında, hayat imtihanında başarılı olabilmek için şu dört engeli selametle geçmemiz lazım. Bu engelleri geçebilirsek muhakkak vasıl ilallah olacak ve imtihanları kazanarak Rabbimize ulaşmış, O’na kavuşmuş olacağız. Nedir bu engeller? Her şeyden önce kendimiz yani nefsimiz bir engeldir. Öyle ise nefsimizi iyi tanımamız lazım. Kim ki nefsini gerçek manada iyi tanırsa, Rabbini iyi tanımış olur. Öyle ise nefsimizi iyi tanıyacağız. Onun oyunlarına, hilelerine arzularına, hevâ ve heveslerimizin peşine düşmeyeceğiz. Sehl ibn Tusteri hazretlerine soruyorlar:

“Efendim bu nefisle ile mücadele nasıl olur? Nefisle mücadele nefsin her istediğini reddetmekle mi olur yoksa başka türlü mü olur?”

Bu hususta, başka Allah dostlarına da sorulmuş. Abdulhalik Gücdüvani Hazretlerine de sorulmuş. Verilen cevaplar aşağı yukarı hep aynı:

“Çoğu kez insan bunda yanılır, yani nefis bizi bazen aldatmak için bir istekte bulunabilir. O istek de Allah’ın emrine muhalif olmayabilir. Bunu seçebilmek için çok yüksek bir ilme sahip olmak gerekir. Öyle ise yapılacak iş, Allah neyi emrediyorsa ona uymak, neyi nehyediyorsa, yasaklıyorsa ondan uzak durmaktır. Böylece nefis yenilebilir.”

Demek ki aziz müslümanlar, nefis engelini aşmak için Allah Teala bize neyi emrettiyse ona ittiba edeceğiz, Rasulullah’ın sünnetine uyacağız. Onlar bizi neden men etmişse ondan uzak duracağız.

İkincisi şeytan; şeytan da bizim için ikinci bir engeldir. O engeli aşmamız gerekiyor. Bir görünmeyen malum şeytan var, bir de görünen insan şeytanları var. Fakat buradaki birinci engel, bu görünmeyen şeytandır. O diğer insanlar engeli de ayrıdır. Cinlerin en azgınlarına, kâfirlerine şeytan denir. Yani cinlerin, insanlar gibi, müslümanı var, münafığı var, kâfiri var. İşte cinlerin küfürde en ileride olanlarına şeytan denir. Rabbimiz bizleri onlardan muhafaza buyursun. Aslında şeytanın hilesi zayıftır. Öyle çok fazla bir güce kuvvete sahip değildir. O sadece vesvese verir, o vesveseye kulak vermezsek onu atlatır, onu yenebiliriz.

Üçüncü engel insanlardır. Çevremizden, en yakınımızdan başlayarak insanlar da mühim bir engeldir. Kadın engeli vardır, arkadaş engeli vardır, akraba engeli vardır. Vardır da vardır. Kadınların hilesi çok büyüktür, yani şeytanın hilesinden daha büyüktür. Arkadaş olduğumuz kişi iyi biri değilse bizi çok yanlış yerlere götürebilir.

Dördüncü engel de dünyadır. Dünya deyince içinde her şey var. Makam var, mevki var, para var, pul var, zenginlik var, kadın var, evlat var. Var da var. Bunların her biri ayrı ayrı bizim için engeldirler. Öyle ise bu engelleri aşmamız lazım. İşte başkalarının hatırı için, arkadaş hatırı için,  hanımımızın hatırı için, evladımızın hatırı için, nice nice büyük günahlar işleriz. Hepimizin hayatında buna benzer günahlar olur. Hâlbuki bu insanların hatırı mevzu bahis olduğu zaman, muttaki bir müslüman hemen tefekküre dalacak. Kendi kalp kulağına seslenecek: “Ey nefis, arkadaşın hatırı var, eşin dostun hatırı var; hanımının evladının hatırı var, annenin babanın hatırı var da; peki Allah’ın hatırı, O’nun rızası yok mu? Allah’a isyan olan yerde kula itaat olur mu? Elbette ki olmaz.” diyecek.

Değerli müminler! Başkalarının hatırı için Allah’a asi olmayacak, başkalarının hatırı için günah çamuruna batmayacağız. Şunu çok iyi bilmeliyiz ki insanların en ahmağı, başkalarının dünyası için ukbasını harap eden, başkalarının dünyası için ahiretini satanlardır. Bu gibileri ne kadar çok! Bakıyorsunuz ki başkalarının günahını savunuyor. Hem de öyle bir günah ki kebair, hatta imana saldırıyor, İslam’a saldırıyor. Başka bir insan, o saldıranın saldırısını savunuyor, müdafaa ediyor. Başkasının hatırı için, belki de hiç tanımadığı bir insan, şu veya bu mülahazalarla bu insanı savunuyor ve kendi ebedî hayatını harap ediyor, dolayısı ile şu hayat imtihanını kazanamıyor, kaybediyor.

(Devam Edecek)

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.