KURANDA
NAMAZ
Salât “saliye” fiilinden
türemiş olup sözlükte dua etmek, yalvarmak, istiğfarda bulunmak
gibi anlamlara gelir. İslam ıstılahında ise tekbir ile başlayıp
selâm ile tamamlanan birtakım rükün, şart ve sözlerden oluşan
yüce bir ibadettir.
Salât Kur’an’da pek çok
ayete zikredilmiştir. Bunların 27’si zekât ile birlikte
zikredilmiştir. Müstakilen geçtiği yerlerde de tekil ve çoğul
olarak 83 ayette geçmektedir. Kur’an-ı Kerim’de “Salât” lafzını
incelediğimizde, 67 yerde müfret, 11 yerde hem müfret ve hem de
zamire muzaf olarak ve 5 yerde de “salâvat” şeklinde çoğul
olarak geçtiğini görmekteyiz.1
Ayrıca 3 yerde mâzi fiili
olarak “sallâ” (Kıyâme 75/31; A’lâ 87/15; Alak 96/10) şeklinde 4
yerde muzâri fiil olarak “yusallî, ve yusallûne” (Nisâ 4/103;
Âl-i İmran 3/39; Ahzab 33/43, 56) şeklinde 4 yerde de emir
olarak “felyusalli- salli-sallu” (Nisâ 4/102; Tevbe 9/103; Ahzab
33/56; Kevser 108/2) şeklinde bir yerde de “la tusalli” (Tevbe
9/84) şeklinde, nehy-i hâzır olarak geçtiğini müşâhede
etmekteyiz.
Salât kelimesinin Kur’an-ı
Kerim’de kullanıldığı manalara gelince; eğer salât Allah’tan
olursa “rahmet ve kulunun şanını yüceltmek” manasına
gelmektedir. Nitekim Yüce Allah:
“Allah ve melekleri,
peygambere salât etmektedir.” (Ahzab 33/56) yani, Allah ve
melekleri peygamberin şanını yüceltmektedirler. İbn Abbas’tan
gelen bir rivayete göre ayetin manası: “Şüphesiz ki Allah
peygambere rahmet etmekte, melekleri ise ona dua ve istiğfarda
bulunmaktadırlar” şeklindedir.2
“İşte Rablerinden salâvat ve
rahmet hep onlaradır ve doğru yolu bulanlar da onlardır.”
(Bakara 2/157)
Bu ayet-i kerime’de geçen
“salâvat”ın manası “bağışlamalar” demektir. Zira Allah’ın
kullarına salâtı ise, kullarını bağışlaması, onların günahlarını
affetmesi demektir. 3
Daha önce de bahsettiğimiz
gibi, eğer salât meleklerden olursa, “dua ve istiğfar etmek”
manasındadır.4
-“Bedevî Araplardan kimi de
var ki Allah’a ve ahiret gününe inanır, verdiğini Allah katında
yakın dereceler kazanmağa ve Resulün dualarını almaya vesile
sayar.” (Tevbe 9/99)
Ayet-i kerimedeki
“Salavâti’r-Rasul” “peygamberin ona duası ve istiğfarı”
manasındadır. Nitekim İbn Abbas’ta ayetteki
“Salavâti’r-Rasul”den kastedilen “peygamberin istiğfarı”
olduğunu söylemektedir. Katade’de; “peygamberin duası” manasında
olduğunu söylemiştir.5
“Onların mallarından bir
miktar sadaka al ki onunla onları temizleyesin, yüceltesin ve
onlara salât et; çünkü senin salâtın, onları(n ızdıraplarını)
yatıştırır. Allah işitendir, bilendir.” (Tevbe 9/103)
Yukarıdaki ayette “ve salli
aleyhim”in (onlara salât et) manası, “günahlarının bağışlanması
için onlara dua ve istiğfar et”. “İnne salateke” “Muhakkak ki
senin salâtın”; yani şüphesiz ki senin dua ve istiğfarın onlar
için rahmet, vakar ve kalplerinin mutmain olması için
sekinedir.6
“Eğer Allah’ın, bazı
insanları diğer bazılarıyla (bertaraf etmesi) savması olmasaydı,
içlerinde Allah’ın ismi çok anılan manastırlar, kiliseler,
havralar ve mescitler yıkılırdı.” (Hac 22/40)
İlim ehli bu ayetteki
“salâvat”tan kastedilen mana hakkında ihtilaf etmişlerdir. İbn
Abbas, bu ayetteki “salâvat”tan kasıt, “el-Kenâisü“
kiliselerdir, demiştir. Dahhak ise, “salâvat”tan kastedilen
şeyin Yahudilerin havraları olduğunu ve onların havrayı “salûtâ”
olarak isimlendirdiklerini söylemiştir. Katâde’de “salâvat”tan
kasıt, “Yahudilerin havralarıdır” demiştir. Ebu’l-Aliye ise, bu
ayetteki “salâvat”’tan kasıt, Sabiilerin mescidleridir,
demiştir. Mücâhid ise ayette geçen “salâvat”tan kasıt,
“Müslümanların ve Ehl-i Kitabın yollarda bulunan mescitleridir”
demiştir. İbn Zeyd ise; “salâvat”tan kasıt, “İslâm ehlinin
mescidleridir”, demiştir.7
Namaz manasına gelen “salât”
ise, Kur’an-ı Kerim’de 80 ayetten fazla yerde geçmektedir. Salât
lafzı, Kur’an-ı Kerim’de en fazla bu manada kullanılmıştır. Bu
manadaki ayetlerden birkaç örnek verelim:
“Namazı bitirdiğiniz zaman
ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde (uzanarak) Allah’ı anın;
güvene kavuştuğunuz mu namazı (tam) kılın. Çünkü namaz,
mü’minlere vakitli olarak farz kılınmıştır.” (Nisâ 4/103)
“Namazı kılın, zekâtı verin,
rükû edenlerle beraber eğilin.” (Bakara 2/43)
“İnsanlara güzel söz
söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin.” (Bakara 2/83)
“Yavrucuğum, namazı kıl,
iyiliği emret, kötülükten vazgeçir ve başına gelene sabret.
Çünkü bunlar, Allah’ın yapmanı emrettiği kesin işlerdendir.”
(Lokman 31/17)
Yukarıdaki ayetlerde de
görüldüğü gibi Kur’an namaz üzerinde çok durmuştur. Çünkü namaz
ikâme edildiğinde kişiyi her türlü kötülükten alıkoyup takvâ
sahibi yapar. Muttakî olan kişi de ilahî azaptan kurtulur.
Kur’an, namazı imân ve
takvâ’nın bir gereği saymıştır:
“İşte o kitap kendisinde hiç
kuşku yoktur; takva sâhipleri için yol göstericidir. Onlar ki
gaybe inanırlar, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz
rızıktan Allah için harcarlar.” (Bakara 2/2-3)
Namazı huşû’ ile ve sürekli
olarak kılan mü’minleri övmüştür:
“Namazlarını saygı ile kılan
mü’minler başarıya erdiler.” (Mü’minûn 23/1-2)
“Ve namazlarını koruyan
mü’minler başarıya erdiler.” (Mü’minûn 23/9)
Kur’an, namazı kitab ve
vakitli farz olarak nitelendirmiştir: “namaz mü’minlere vakitli
bir kitabtır (vakitli olarak kılmaları yazılmıştır)” (Nisâ
4/103)
Allah’ın diğer emir ve
nehiylerinin yararlarını vurgulayan Kur’an, namazın ahlâkî ve
sosyal yararlarına da işaret etmiştir:
“Ey inananlar sabırla ve
namazla yardım dileyin. Kuşkusuz Allah, sabredenlerle
beraberdir.” (Bakara 2/53)
“O kitap’tan sana
vahyedileni oku, namazı kıl. Doğrusu namaz, kötü ve iğrenç
şeylerden vazgeçirir. Allah’ı anmak elbette en büyük
(ibadet)tir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebût 29/45)
Yüce Allah Peygamber’ine,
üzüntü ve tasalarını namazla tedâvi etmesini emretmiştir:
“Andolsun, onların
söylediklerine senin canın sıkıldığını biliyoruz. Sen Rabbini
överek tesbih et ve secde edenlerden ol (namaz kıl) ve yakîn
gelinceye (ölünceye) kadar Rabbine kulluk et.” (Hicr 15/97-99)
Hiç kuşkusuz iman ve kalb
huzuru ile kılınan namaz, insanı kötü düşüncelerden, korku ve
ızdıraptan kurtarır. O insan dünya için üzülmez, Allah’tan başka
yarar ve zarar veren görmez. Herşeyi Allah’tan bilir, yalan ve
nifaktan utanır. Her an kendisini Allah’ın huzuruna durmağa
hazırlar. Ankebût suresinin 45’inci ayetinde bildirildiği üzre
kötülüklerden, çirkin işlerden kaçınır; Meâric suresinin
19-34’ncü ayetlerinde bildirildiği üzre sabırsızlıktan,
huysuzluktan sakınır, yüksek ahlâk ile bezenir. İşte asıl namaz,
sâhibine bu yüksek ahlâk ve karakterleri kazandırır. Sahibine bu
vasıfları kazandırmayan namaza gerçek namaz denmez. Nitekim
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğu rivayet
edilmiştir: “Bir kişiyi, kıldığı namaz, kötü ve çirkin işlerden
menetmezse, o kimsenin, o namazdan, Allah’tan uzaklaşmaktan
başka bir yararı olmaz.” 8 Zira namaz ibadeti, namaz kılan
kimseye yüksek bir ahlak, sağlam bir şahsiyet ve karakter
kazandırır. O kimseyi, salih ve muttaki kimseler derecesine
çıkarır.
* Fırat Ünv. İlahiyat
Fakültesi Prof. Dr.
Dipnotlar:
1- Bkz., Bakara 2/157, 238;
Tevbe 9/99; Hac 22/40; Mü’minûn 23/9.
2- et-Taberî, Ebû Câfer
Muhammed b.Cerir, Câmiu’l-Beyân an Te’vîli’l-Kur’an, Mısır,
1954, XXII, 43.
3- et-Taberî, age., II, 42.
4- Ateş, Süleyman, Yüce
Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, VII, 196.
5- et-Taberî, age., XI, 5.
6- et-Taberî, age., XI, 16.
7- Bkz., et-Taberî, age.,
XVII, 176, 177.
8- İbn Kesîr, Tefsir, III,
415.