E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

AHMET İLHAN

KAPAK;

FİTNE, ANARŞİ VE DEVLET

Bütün toplumların düzenlerini ayakta tutmalarına karşı en büyük düşmanları fitne, fesat, bozgunculuktur. Tarih, enkaz haline gelmiş düzenlerin yıkıntılarını ve acı akıbetlerini sergilemektedir.

İslam dini, kendi usulü içerisinde daha ilk zuhurunda çeşitli tedbirlerle duruma verdiği ehemmiyeti göstermiştir. Kaynaklarda konuyla ilgili birçok haberlere rastlanabilir. Daha sonraları devlet yıkıcılığı, ihtilal vs. şeklinde de tavsif edilecek olan fitne, çok şiddetli bir şekilde yasaklanmıştır.

Kur’an-ı Kerimde Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır:

“Ey müminler! Öyle bir fitneden sakınınız ki, o, hiç de sizden yalnız kalmaz (onun musibeti günahsızlara da dokunur)” (Enfal 25)

Fitneden Ne Anlaşılmaktadır?

Fitne kelime olarak, imtihan, sınamak manalarına gelmektedir. Kullanılış itibarı ile de fesat çıkarmak, fasıklık, günahkârlık insanlar arasında ayrılık çıkarmak, memleketin düzenini bozmak, toplumu anarşiye itmek manalarına gelmektedir. Fitnenin mahiyeti ile ilgili olarak Tecrid-i Sarih’te enteresan bir izaha da rastlanmaktadır:

“Zalim umeraya hayırhane öğüt vermeyip, müdahane eylemek…”(1)

İnsanların yaratılışında fitneye meyillilik vardır. Bu yüzden dünya tarihinde ihtilal, darbe vs. teşebbüsünde bulunanlar bu meyilden yararlanmışlardır. Kaynağı belirsiz propagandalar kitleleri celbederek önü alınmaz büyük olaylara imkân vermişlerdir.

Merhum Elmalılı M. Hamdi Yazır, bahsi geçen ayetin tefsirinde şöyle demektedir:

“Ve bir fitneden korununuz ki her halde içinizden bilhassa zulmedenlere isabet etmez. Yalnız işi yerinden oynatanlara mahsus bir musibet olmakla kalmaz, belki umumileşir, size de şamil olur. Bazı günahlar vardır ki zararı umumi olur. Sebep olacağı fitne ve ihtilal, çekeceği minnet ve musibet yalnız o günahı yapan, işi yerinden oynatan ve bu suretle kendine ve başkasına zulmetmiş olan zalimlere kalmaz da kurunun yanında yaşı da yakar. Mesela münkeri ilan etmek, iyiliği emredip kötülüğü menetmek işinden uzaklaşmak, inanç bozukluğu, kavram kargaşası, mücadeleden kaçınma bu cinstendir.

Bir şahsın hatası bir orduyu batırabilir. Peygamberimizin hadisinde geldiği gibi bir geminin dibini delmeğe uğraşan bir şahsın işi öyle bir boğulma musibeti doğurur ki, bu fitne o geminin içinde bulunanlardan yalnız onu delene veya ona yardım edenlere veya görüp susanlara değil, hiç haberi olmayanlara varıncaya kadar isabet edecek geniş kapsamlı bir musibet olur. Hatta hiç haberdar olmayanların gafletlerinden dolayı vaziyetleri daha feci olur.

Bunun için böyle bir musibete başlangıçtan meydan vermemek için genel bir kontrolde (kontrol- oto kontrol) bulunmak ve onu deleni menetmek o gemide bulunanların hepsine farz-ı kifaye olan bir vazifedir. İçlerinde bazıları bu vazifeyi yerine getirdikleri takdirde hepsi kurtulur, hiçbiri aldırmayıp gemi delindiği takdirde ise hepsi günahkâr olur.

Fakat dikkat edilmek gerekir ki, gemiyi delmeğe kalkanı menedelim derken herc-ü merc ile dengeyi bozup, geminin devrilmesine de sebebiyet verilmemelidir.

Önce farz-ı kifayenin yerine getirilmesini üstlenerek – farz-ı ayn gibi icra edecek kaptan ve maiyeti gibi – iyiliği emredip, kötülüğü menetmek görevini yapmak. İkinci olarak herkesin kendi nefsini hesaba çekmesi, Üçüncü olarak da genel cereyandan gaflet etmeyerek umumi kontrolü dikkatle titizlikle ve güzel ahlak ile devam ettirmek ve bu şekilde de umumi fitneden korunmak gerekir.

Bu ise her müminin kendi nefsinde Allah ve Rasulü için itaat ve icabeti getirmek ve fitne vaki olmamak için kendine ve mahiyetine ihtimam ile gafletten uzak eylemesine uygundur.

Bundan anlaşılır ki, umumi fitne yalnız asıl günahı işleyen zalimlerin cezası değil, aynı zamanda korunmayıp onun gerçekleşmesine meydan veren gafillerin gafletlerinin cezasıdır.

Son nefese kadar çalışıp da başarmayanlara gelince, onlar için Allah indinde mazuriyet vardır. Bununla beraber o zalim veya gafillerin için de bulunup onlara mücaveret ettiklerinden dolayı dünyada o musibetin dairesinden hariç kalmamaları da ihtimal dâhilindedir. Ahirette sevap kazanırlarsa da dünyada mihnet çekerler ve bunların çektikleri, sebep olanların günahlarını artırır.”(2)

 

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve Ashabının Görüşleri

Rasul-i Ekrem şöyle buyurmaktadır:

“Her kim emirinden fena bir halin sudur ettiğini görürse onun fenalığına sabretsin (isyan etmesin). Çünkü kim (İslam) camiasından bir karış ayrılır da ölürse, muhakkak o cahiliyet ölümüyle ölür.”

Bu hadisin şerhinde, asi fert olarak ölür, kâfir olarak ölür demek değildir denilmektedir. (3)

Bir başka hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:

“Yakın bir istikbalde bir takım fitneler olacaktır. Fitne zamanında ona karışmayıp oturan kişi, karışmak üzere ayakta duran kişiden daha hayırlıdır. O hengâmede ayakta duran da  (fitne esbabını hazırlamağa) gidenden hayırlıdır. Bu yolda yürüyen de bilfiil fesada çalışandan hayırlıdır. Her kim fitne vukuuna muttali olup onu görmeye çalışırsa muhakkak onun kahrına uğrar. Her kim o fitne zamanında iltica edecek veya sığınacak bir yer bulursa hemen sığınsın. (Fesatçılara karışmasın).” (4)

Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:

“Benden sonra fitne olacaktır. O zaman uyuyan kimse uyanık kimseden oturan kimse koşan kimseden daha hayırlıdır. Kim o fitne zamanına ulaşırsa kılıcıyla sert bir kayaya yürüyüp kırılıncaya kadar vursun. Sonra fitne ortadan kalkıncaya kadar kayaya yaslanıp kalsın.” (Ahmed b. Hanbel, Taberani, Ebu Yala)

Ebu Es’aş Es Sani anlatıyor: “Yezid bin Muaviye beni Abdullah bin Ebu Evfa’ya gönderdi. Yanımda Rasulullah’ın ashabından bir grup da vardı. Ben ona, ‘insanlara neyle emrediyorsunuz?’ diye sordum. O, Peygamberimizin kendisine şöyle tavsiye ettiğini söyledi.

“Eğer bu şeylerden bir şeye kavuşursan Uhud dağına yönelmemi, kılıcımı kırmamı ve evimde oturmamı söyledi.” Yine de üzerime gelirse? diye sordum. Ve aramızda şu konuşma geçti.

-Mahzenine gir!

-Mahzenime de gelirse?

-İki dizinin üzerine çök. Şöyle söyle: “İşte benim ve senin günahın, yüklen. Eğer böyle yaparsan cehennem ehlinden olursun. Zalimlerin cezası budur.”

Ben de böyle yaptım. (el-Bezzar)

“Eğer insanları dünya metaı için savaşırlarken görürsen kılıcınla çölde en büyük kayaya yönel ve o kayaya kılıcınla kırılıncaya kadar vur. Sonra evinde sana günahkâr bir el, ya da ölüm gelinceye kadar otur. Ben de Rasulullah’ın dediği gibi yaptım.” (Taberani)

“Peygamberimize Necran kılıcı hediye edilmişti. Peygamberimiz bu kılıcı Muhammed bin Mesleme’ye verdi. Ona şöyle dedi:

-Allah yolunda bu kılıçla savaş. İnsanların ileri gelenleri ihtilaf ederlerse onunla taşa vur. Sonra evine gir ve sana günahkâr bir el veya ölüm gelinceye kadar, atılmış bir elbise gibi ol.” (Taberani)

“İbnu’l-Hakem bin Amru’l-Gıfari anlatıyor. Dedem bana şöyle anlattı:

-Ali bin Ebi Talib’in elçisi geldiği zaman Hakem bin Amr’ın yanında oturuyordum. Elçi ona şöyle dedi:

- Sen bu iş hususunda bize yardım etmeye daha layıksın. O elçi ile şöyle cevap gönderdi:

- Ben amcanın oğlu, dostum, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin, “bu ve benzeri durumlar olduğu zaman odundan bir kılıç edinmemi” istediğini duydum ve odundan bir kılıç edindim.

“Huzeyfe anlatıyor: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

—Karanlık gecenin parçaları gibi fitne size gelmiştir. Bu zamanda kişi mümin olarak sabahladığı halde kâfir olarak akşamlar. Mümin olarak akşamladığı halde kâfir olarak sabahlar. Sizden biriniz az bir dünya menfaatine dinini satar. Ben de:

- Peki ya Rasulallah, biz ne yapalım? dedim. Aramızda şöyle bir konuşma geçti:

- Elini kırarsın  

- Elim iyileşirse?

- Diğer elini kırarsın

- O elim de iyileşirse?

- Ayağını kırarsın

- Peki ne zamana kadar ya Rasulallah?

- Sana günahkar bir el, ya da ölüm gelinceye kadar” (Taberani)

“Rib’i anlatıyor: Huzeyfe’nin cenazesinde bir adamın şu cenazenin sahibi şöyle derdi diye anlatırken duydum.

- Rasulullah’tan işittiğim şey hususunda benim için bir beis yoktur. Savaşırsanız evime girerim. Eğer üzerime gelirseniz, işte benim ve kendinizin günahı yüklenin derim” (Ahmed bin Hanbel)

KARGAŞA ZAMANI

Vabisatü’l-Esedî anlatıyor: Kûfe’de evimde idim. Kapının önünden esselamu aleykum girebilir miyim? diye bir ses işittim. Aleykum selam dedim. İçeri girince gördüm ki bu Abdullah bin Mesut’tu. Dedim ki:

- Ey Eba Abdurrahman tam öğle vakti bu ne ziyaretidir?

- Gün bana uzun geldi. Hadis rivayet edeceğim birini düşündüm, dedi. O bana ben de ona hadis rivayetine başladık. Bana Rasulullah’tan işittiği hadisi anlatmaya başladı.

- Fitne olacak. O günde uyuyan yatakta olandan, yatakta olan oturandan, oturan ayakta olandan, ayakta olan yürüyenden, yürüyen binici olandan, binici olan daha hızlı olan biniciden daha hayırlıdır. O günde öldürülenlerin hepsi cehennemdedir.

- Ey Allah’ın Rasulü, bu günler hangi günlerdir?

- Kargaşalık, anarşi günleridir.

- Kargaşalık günleri ne zamandır?

- Bir adamın arkadaşına güveni kalmadığı zamandır.

- Bu zamana ulaşırsam ne yapmamı emredersin?

- Elini ve dilini tut, mahallene gir.

- Ey Allah’ın Rasulü mahalleme de girerlerse?

- Evine gir.

- Evime de girerlerse?

- Mescidine gir ve şöyle yap dedi ve sağ eliyle bileğini tuttu. Ve:

- Ölünceye kadar böylece Ya Rabbi, Ya Allah de! ( Ebu Davud, Ahmed bin Hanbel)

“Halid bin Artufe şöyle anlatıyor: Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle dedi:

- Ey Halid, senden sonra olaylar, fitneler ve karışıklıklar olacaktır. Katil değil de maktul Allah’ın kulu olmaya muktedir olursan öyle yap!” (Ahmed bin Hanbel, Bezzar, Taberani)(5)

Enfal suresindeki mezkûr ayet-i kerime hakkında Zübeyr bin Avvam da şöyle demiştir: “Bu ayet nazil olduğunda biz Peygamberin ashabı Rasulullah ile beraber yekvücut medenî bir camia halinde idik. Birbirimize bu fitne ve ihtilaf da nedir ki? diye sorduk. Anlamıyorduk ki bu fitne, zamanı gelince vuku bulacaktır.”

Yine Hz. Zübeyr demiştir ki:

“Biz Peygamberin ashabı Rasul-i Ekrem’le beraber yaşadığımız günlerde bu ayetle korkutulup ikaz olunmuştuk. Fakat hiçbirimiz bu ayetin hassaten bize hitap olunduğunu sanmamıştık.”(6)

Fitne, müslüman toplumlarda daha ilk asırlardan itibaren problem olma özeliğini taşımıştır. Asrımızda da İslam âleminin içinde bulunduğu karışıklık ve kargaşalık yine aynı belanın eseridir.

Fitnenin temelinde ilk asırlarda olduğu gibi yine gayrı İslamî güçler vardır. Abdullah bin Sebe’lerin ektiği tohumlar zaman zaman kurumasına rağmen yeniden yeşertilmiştir. İnsanları sarıp sarmalayan dünya, mal hırsı gayri İslamî güçlere imkân hazırlamakta, fitnenin yayılmasını kolaylaştırmaktadır. Müslümanların fitne karşısında İslam’ın emirlerine sımsıkı sarılmaları gerekmektedir. Aksi halde Cenab-ı Allah’ın hükmü kesindir:

“Ey müminler! Öyle bir fitneden sakınınız ki, o, hiç de sizden yalnız zulmedenlere dokunmakla kalmaz. (Onun musibeti günahsızlara da dokunur).” (Enfal 25)

Dipnotlar:

1- Tecrid-i Sarih Tercümesi, c. 12, s. 290

2- Hak Dini Kur’an Dili, c. 4, s. 2387-2389

3- Tecrid-i Sarih Tercümesi, c. 12, s. 292

4- A.g.e. s. 299

5- Mu’cemu’z-Zevaid, Heysemi, c. 7, s. 301-303

6-Tecrid-i Sarih Tercümesi, c. 12, s. 291

 

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.