FİTNE, ANARŞİ
VE DEVLET
Bütün toplumların
düzenlerini ayakta tutmalarına karşı en büyük düşmanları fitne,
fesat, bozgunculuktur. Tarih, enkaz haline gelmiş düzenlerin
yıkıntılarını ve acı akıbetlerini sergilemektedir.
İslam dini, kendi usulü
içerisinde daha ilk zuhurunda çeşitli tedbirlerle duruma verdiği
ehemmiyeti göstermiştir. Kaynaklarda konuyla ilgili birçok
haberlere rastlanabilir. Daha sonraları devlet yıkıcılığı,
ihtilal vs. şeklinde de tavsif edilecek olan fitne, çok şiddetli
bir şekilde yasaklanmıştır.
Kur’an-ı Kerimde Cenab-ı
Allah şöyle buyurmaktadır:
“Ey müminler! Öyle bir
fitneden sakınınız ki, o, hiç de sizden yalnız kalmaz (onun
musibeti günahsızlara da dokunur)” (Enfal 25)
Fitneden Ne
Anlaşılmaktadır?
Fitne kelime olarak,
imtihan, sınamak manalarına gelmektedir. Kullanılış itibarı ile
de fesat çıkarmak, fasıklık, günahkârlık insanlar arasında
ayrılık çıkarmak, memleketin düzenini bozmak, toplumu anarşiye
itmek manalarına gelmektedir. Fitnenin mahiyeti ile ilgili
olarak Tecrid-i Sarih’te enteresan bir izaha da rastlanmaktadır:
“Zalim umeraya hayırhane
öğüt vermeyip, müdahane eylemek…”(1)
İnsanların yaratılışında
fitneye meyillilik vardır. Bu yüzden dünya tarihinde ihtilal,
darbe vs. teşebbüsünde bulunanlar bu meyilden yararlanmışlardır.
Kaynağı belirsiz propagandalar kitleleri celbederek önü alınmaz
büyük olaylara imkân vermişlerdir.
Merhum Elmalılı M. Hamdi
Yazır, bahsi geçen ayetin tefsirinde şöyle demektedir:
“Ve bir fitneden korununuz
ki her halde içinizden bilhassa zulmedenlere isabet etmez.
Yalnız işi yerinden oynatanlara mahsus bir musibet olmakla
kalmaz, belki umumileşir, size de şamil olur. Bazı günahlar
vardır ki zararı umumi olur. Sebep olacağı fitne ve ihtilal,
çekeceği minnet ve musibet yalnız o günahı yapan, işi yerinden
oynatan ve bu suretle kendine ve başkasına zulmetmiş olan
zalimlere kalmaz da kurunun yanında yaşı da yakar. Mesela
münkeri ilan etmek, iyiliği emredip kötülüğü menetmek işinden
uzaklaşmak, inanç bozukluğu, kavram kargaşası, mücadeleden
kaçınma bu cinstendir.
Bir şahsın hatası bir orduyu
batırabilir. Peygamberimizin hadisinde geldiği gibi bir geminin
dibini delmeğe uğraşan bir şahsın işi öyle bir boğulma musibeti
doğurur ki, bu fitne o geminin içinde bulunanlardan yalnız onu
delene veya ona yardım edenlere veya görüp susanlara değil, hiç
haberi olmayanlara varıncaya kadar isabet edecek geniş kapsamlı
bir musibet olur. Hatta hiç haberdar olmayanların gafletlerinden
dolayı vaziyetleri daha feci olur.
Bunun için böyle bir
musibete başlangıçtan meydan vermemek için genel bir kontrolde
(kontrol- oto kontrol) bulunmak ve onu deleni menetmek o gemide
bulunanların hepsine farz-ı kifaye olan bir vazifedir. İçlerinde
bazıları bu vazifeyi yerine getirdikleri takdirde hepsi
kurtulur, hiçbiri aldırmayıp gemi delindiği takdirde ise hepsi
günahkâr olur.
Fakat dikkat edilmek gerekir
ki, gemiyi delmeğe kalkanı menedelim derken herc-ü merc ile
dengeyi bozup, geminin devrilmesine de sebebiyet verilmemelidir.
Önce farz-ı kifayenin yerine
getirilmesini üstlenerek – farz-ı ayn gibi icra edecek kaptan ve
maiyeti gibi – iyiliği emredip, kötülüğü menetmek görevini
yapmak. İkinci olarak herkesin kendi nefsini hesaba çekmesi,
Üçüncü olarak da genel cereyandan gaflet etmeyerek umumi
kontrolü dikkatle titizlikle ve güzel ahlak ile devam ettirmek
ve bu şekilde de umumi fitneden korunmak gerekir.
Bu ise her müminin kendi
nefsinde Allah ve Rasulü için itaat ve icabeti getirmek ve fitne
vaki olmamak için kendine ve mahiyetine ihtimam ile gafletten
uzak eylemesine uygundur.
Bundan anlaşılır ki, umumi
fitne yalnız asıl günahı işleyen zalimlerin cezası değil, aynı
zamanda korunmayıp onun gerçekleşmesine meydan veren gafillerin
gafletlerinin cezasıdır.
Son nefese kadar çalışıp da
başarmayanlara gelince, onlar için Allah indinde mazuriyet
vardır. Bununla beraber o zalim veya gafillerin için de bulunup
onlara mücaveret ettiklerinden dolayı dünyada o musibetin
dairesinden hariç kalmamaları da ihtimal dâhilindedir. Ahirette
sevap kazanırlarsa da dünyada mihnet çekerler ve bunların
çektikleri, sebep olanların günahlarını artırır.”(2)
Peygamberimiz sallallahu
aleyhi ve sellem ve Ashabının Görüşleri
Rasul-i Ekrem şöyle
buyurmaktadır:
“Her kim emirinden fena bir
halin sudur ettiğini görürse onun fenalığına sabretsin (isyan
etmesin). Çünkü kim (İslam) camiasından bir karış ayrılır da
ölürse, muhakkak o cahiliyet ölümüyle ölür.”
Bu hadisin şerhinde, asi
fert olarak ölür, kâfir olarak ölür demek değildir
denilmektedir. (3)
Bir başka hadis-i şerifte
şöyle buyrulmaktadır:
“Yakın bir istikbalde bir
takım fitneler olacaktır. Fitne zamanında ona karışmayıp oturan
kişi, karışmak üzere ayakta duran kişiden daha hayırlıdır. O
hengâmede ayakta duran da (fitne esbabını hazırlamağa) gidenden
hayırlıdır. Bu yolda yürüyen de bilfiil fesada çalışandan
hayırlıdır. Her kim fitne vukuuna muttali olup onu görmeye
çalışırsa muhakkak onun kahrına uğrar. Her kim o fitne zamanında
iltica edecek veya sığınacak bir yer bulursa hemen sığınsın.
(Fesatçılara karışmasın).” (4)
Peygamberimiz şöyle
buyurmaktadır:
“Benden sonra fitne
olacaktır. O zaman uyuyan kimse uyanık kimseden oturan kimse
koşan kimseden daha hayırlıdır. Kim o fitne zamanına ulaşırsa
kılıcıyla sert bir kayaya yürüyüp kırılıncaya kadar vursun.
Sonra fitne ortadan kalkıncaya kadar kayaya yaslanıp kalsın.”
(Ahmed b. Hanbel, Taberani, Ebu Yala)
Ebu Es’aş Es Sani anlatıyor:
“Yezid bin Muaviye beni Abdullah bin Ebu Evfa’ya gönderdi.
Yanımda Rasulullah’ın ashabından bir grup da vardı. Ben ona,
‘insanlara neyle emrediyorsunuz?’ diye sordum. O,
Peygamberimizin kendisine şöyle tavsiye ettiğini söyledi.
“Eğer bu şeylerden bir şeye
kavuşursan Uhud dağına yönelmemi, kılıcımı kırmamı ve evimde
oturmamı söyledi.” Yine de üzerime gelirse? diye sordum. Ve
aramızda şu konuşma geçti.
-Mahzenine gir!
-Mahzenime de gelirse?
-İki dizinin üzerine çök.
Şöyle söyle: “İşte benim ve senin günahın, yüklen. Eğer böyle
yaparsan cehennem ehlinden olursun. Zalimlerin cezası budur.”
Ben de böyle yaptım.
(el-Bezzar)
“Eğer insanları dünya metaı
için savaşırlarken görürsen kılıcınla çölde en büyük kayaya
yönel ve o kayaya kılıcınla kırılıncaya kadar vur. Sonra evinde
sana günahkâr bir el, ya da ölüm gelinceye kadar otur. Ben de
Rasulullah’ın dediği gibi yaptım.” (Taberani)
“Peygamberimize Necran
kılıcı hediye edilmişti. Peygamberimiz bu kılıcı Muhammed bin
Mesleme’ye verdi. Ona şöyle dedi:
-Allah yolunda bu kılıçla
savaş. İnsanların ileri gelenleri ihtilaf ederlerse onunla taşa
vur. Sonra evine gir ve sana günahkâr bir el veya ölüm gelinceye
kadar, atılmış bir elbise gibi ol.” (Taberani)
“İbnu’l-Hakem bin
Amru’l-Gıfari anlatıyor. Dedem bana şöyle anlattı:
-Ali bin Ebi Talib’in elçisi
geldiği zaman Hakem bin Amr’ın yanında oturuyordum. Elçi ona
şöyle dedi:
- Sen bu iş hususunda bize
yardım etmeye daha layıksın. O elçi ile şöyle cevap gönderdi:
- Ben amcanın oğlu, dostum,
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin, “bu ve benzeri
durumlar olduğu zaman odundan bir kılıç edinmemi” istediğini
duydum ve odundan bir kılıç edindim.
“Huzeyfe anlatıyor:
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
—Karanlık gecenin parçaları
gibi fitne size gelmiştir. Bu zamanda kişi mümin olarak
sabahladığı halde kâfir olarak akşamlar. Mümin olarak
akşamladığı halde kâfir olarak sabahlar. Sizden biriniz az bir
dünya menfaatine dinini satar. Ben de:
- Peki ya Rasulallah, biz ne
yapalım? dedim. Aramızda şöyle bir konuşma geçti:
- Elini kırarsın
- Elim iyileşirse?
- Diğer elini kırarsın
- O elim de iyileşirse?
- Ayağını kırarsın
- Peki ne zamana kadar ya
Rasulallah?
- Sana günahkar bir el, ya
da ölüm gelinceye kadar” (Taberani)
“Rib’i anlatıyor:
Huzeyfe’nin cenazesinde bir adamın şu cenazenin sahibi şöyle
derdi diye anlatırken duydum.
- Rasulullah’tan işittiğim
şey hususunda benim için bir beis yoktur. Savaşırsanız evime
girerim. Eğer üzerime gelirseniz, işte benim ve kendinizin
günahı yüklenin derim” (Ahmed bin Hanbel)
KARGAŞA ZAMANI
Vabisatü’l-Esedî anlatıyor:
Kûfe’de evimde idim. Kapının önünden esselamu aleykum girebilir
miyim? diye bir ses işittim. Aleykum selam dedim. İçeri girince
gördüm ki bu Abdullah bin Mesut’tu. Dedim ki:
- Ey Eba Abdurrahman tam
öğle vakti bu ne ziyaretidir?
- Gün bana uzun geldi. Hadis
rivayet edeceğim birini düşündüm, dedi. O bana ben de ona hadis
rivayetine başladık. Bana Rasulullah’tan işittiği hadisi
anlatmaya başladı.
- Fitne olacak. O günde
uyuyan yatakta olandan, yatakta olan oturandan, oturan ayakta
olandan, ayakta olan yürüyenden, yürüyen binici olandan, binici
olan daha hızlı olan biniciden daha hayırlıdır. O günde
öldürülenlerin hepsi cehennemdedir.
- Ey Allah’ın Rasulü, bu
günler hangi günlerdir?
- Kargaşalık, anarşi
günleridir.
- Kargaşalık günleri ne
zamandır?
- Bir adamın arkadaşına
güveni kalmadığı zamandır.
- Bu zamana ulaşırsam ne
yapmamı emredersin?
- Elini ve dilini tut,
mahallene gir.
- Ey Allah’ın Rasulü
mahalleme de girerlerse?
- Evine gir.
- Evime de girerlerse?
- Mescidine gir ve şöyle yap
dedi ve sağ eliyle bileğini tuttu. Ve:
- Ölünceye kadar böylece Ya
Rabbi, Ya Allah de! ( Ebu Davud, Ahmed bin Hanbel)
“Halid bin Artufe şöyle
anlatıyor: Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle
dedi:
- Ey Halid, senden sonra
olaylar, fitneler ve karışıklıklar olacaktır. Katil değil de
maktul Allah’ın kulu olmaya muktedir olursan öyle yap!” (Ahmed
bin Hanbel, Bezzar, Taberani)(5)
Enfal suresindeki mezkûr
ayet-i kerime hakkında Zübeyr bin Avvam da şöyle demiştir: “Bu
ayet nazil olduğunda biz Peygamberin ashabı Rasulullah ile
beraber yekvücut medenî bir camia halinde idik. Birbirimize bu
fitne ve ihtilaf da nedir ki? diye sorduk. Anlamıyorduk ki bu
fitne, zamanı gelince vuku bulacaktır.”
Yine Hz. Zübeyr demiştir ki:
“Biz Peygamberin ashabı
Rasul-i Ekrem’le beraber yaşadığımız günlerde bu ayetle
korkutulup ikaz olunmuştuk. Fakat hiçbirimiz bu ayetin hassaten
bize hitap olunduğunu sanmamıştık.”(6)
Fitne, müslüman toplumlarda
daha ilk asırlardan itibaren problem olma özeliğini taşımıştır.
Asrımızda da İslam âleminin içinde bulunduğu karışıklık ve
kargaşalık yine aynı belanın eseridir.
Fitnenin temelinde ilk
asırlarda olduğu gibi yine gayrı İslamî güçler vardır. Abdullah
bin Sebe’lerin ektiği tohumlar zaman zaman kurumasına rağmen
yeniden yeşertilmiştir. İnsanları sarıp sarmalayan dünya, mal
hırsı gayri İslamî güçlere imkân hazırlamakta, fitnenin
yayılmasını kolaylaştırmaktadır. Müslümanların fitne karşısında
İslam’ın emirlerine sımsıkı sarılmaları gerekmektedir. Aksi
halde Cenab-ı Allah’ın hükmü kesindir:
“Ey müminler! Öyle bir
fitneden sakınınız ki, o, hiç de sizden yalnız zulmedenlere
dokunmakla kalmaz. (Onun musibeti günahsızlara da dokunur).” (Enfal
25)
Dipnotlar:
1- Tecrid-i Sarih Tercümesi,
c. 12, s. 290
2- Hak Dini Kur’an Dili, c.
4, s. 2387-2389
3- Tecrid-i Sarih Tercümesi,
c. 12, s. 292
4- A.g.e. s. 299
5- Mu’cemu’z-Zevaid, Heysemi,
c. 7, s. 301-303
6-Tecrid-i Sarih Tercümesi,
c. 12, s. 291