E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

NURİ ERCAN

İMBİK;

DERVİŞ HOCA’LARIN HİKÂYESİ

Geçtiğimiz günlerde Derviş GÜLTAŞ’ı kaybettik. Sıradan bir vefat haberi vermek gayesini gütmüyorum. Hocanın arkasından ağıtlar yakmak niyetim de yok. Onun bir hemşerisi ve bir öğrencisi olarak vefatından sonra onu yâd etmek isteğimiz tezahür etmektedir. Toplumumuzun yetiştirdiği, nadide bir çiçek gibi, renkli bir insan elbette kısa sürede unutulacak değildir. Yüzlerce öğrenci üzerinde emeği olan bir insan, yüzlerce hafızada yer etmiş demektir. Ancak biz hoş görünüze sığınıp; maziye kulaç atarak, yeni nesillerin bu gibi çilekeş ve örnek eğitimcilerden nasıl istifade edebilecekleri konusunda ışık tutmayı deneyeceğiz.

İnsan yetiştirmek, yetişmiş insanın değerini bilmek, çok zor olduğu gibi insanımızın önem vermediği hususlardandır. Hele hele değerlerimizin anası mecrası konumundaki temel kaynaklara ulaşabilen, o kaynaklardan istifade edebilen, aldıklarını yayabilen  vasıflı insan tipi düşündüğümüzde, bu yukarıdaki cümlenin ne denli acı gerçekleri ifade eder olduğu anlaşılır. Günümüzde temel kaynaklara inebilecek vasıflı insanların bir kısmı yurtdışındaki bir takım okullarda yetişip memleketimizde hizmet vermeye çalışmaktadır.

Derviş GÜLTAŞ Hocam, dünyaya birçok konuda lider yetiştiren Ezher geleneğinden gelmiş biriydi. Bu gelenekten elde ettiği donanımı ayrı ayrı izaha gerek yok; bunu, bilenlere sadece hatırlatmak yeterlidir.

Derviş Hoca sıradan bir insan değildi. Bir kere hayatı sıradan bir hayat değildi. Eğitimciliği ise, öğrencilerine “Liseden hangi hocanızı hatırlıyorsun?” denildiğinde hemen Derviş GÜLTAŞ’ı hatırlayacak  kadar sıradanlığı aşmıştır.

Askerlik dönüşü eften-püften meseleler yüzünden babasıyla arası bozulan Derviş Hoca, gizlice evden ayrılır. Bir süre Konya köylerinde dolaşıp; çıraklık işi arar. Sonunda bir çiftçinin yanında iş bulur. Sene boyu her işi yapacak, yeme –içme ağaya ait olmak üzere, 50–60 kile zahireyi bir sene sonra alacaktır. Bu anlaşma hoşuna gitmiştir hocanın. En azından köyünden, asık suratlı babasından biraz da olsa uzakta kalmak iyi gelecektir kendisine.

Derviş hoca, köylü tarafından sevilir ve benimsenir. Köy imamı ondaki zekâyı ve ilim aşkını fark edince onu yurtdışında okumaya teşvik eder. Biraz maddî destekle Suriye’ye gidebileceğini ve orada İslâmî ilimleri okuyabileceğini anlatır. Derviş hoca ikna olur ve yaklaşık olarak yirmi yıl sürecek eskilerin “er-Rıhle fi talebil ilim” dedikleri cinsten çilelerle, vatan hasretiyle, gurbet sancılarıyla dolu ilim öğrenme süreci başlamış olur.

Hoca Suriye’de bir süre kalır. Mısır’a Ezher Üniversitesine geçmek için arkadaşlarını ve bir odadan oluşan talebe evini terk eder. (Bir süre sonra tekrar Şam’a arkadaşlarını ziyarete geldiğinde biraz kilo aldığından evin kapısından girmekte zorlanmış ve şöyle bir espri yaptığı anlatılmıştır: “Ulan arkadaşlar, buranın kapısını niye küçülttünüz?!”

Mısır, hocamız için uzun süre vatan-ı aslî olmuştur. Hem de Türkiye’ye hiç gelmeden. Derslerde Mısır’ı anlatırken, Osmanlı eserlerine ve Osmanlı dönemine mutlaka vurgu yapardı. Revak’ül Etrakı Osmanlıların yaptığını ve Türk öğrencilerin orada barındıklarını ondan öğrenmişizdir.

Duygusal olarak Türk Milletini daima önde tutardı, ama ırkçı değildi. Sık sık Zemahşeri’nin Türk olduğunu, ama Arapça öğretme konusunda Araplara meydan okuduğunu anlatırdı. İmam-ı Azam’ın gerçekten büyük imam olduğunu Mısırlı hocalarına anlattığını ve delilleriyle bunu kabul ettirdiğini derslerde dile getirirken büyük keyif alırdı. Sünnet-i seniyyeye en çok bağlı milletin bizim milletimiz olduğunu  da ifade ederdi.

Beraber tahsil yaptığı arkadaşlarının anlattıklarına göre Derviş Hoca, arkadaşlarına son derece bağlı, hemşerilerini koruyup kollar, yeni gelen Türk öğrencilere her konuda yardım etmeye çalışırdı. O dönemde iki ülke arasında Kültür Anlaşması olmadığı için birçok insanın problemini hocamız kendi yöntemleriyle halletmesini bilmiştir

Yaklaşık yirmi yıl sonra Derviş GÜLTAŞ üstadımız, elinde Ezher diploması ve  yanında iki sandık Arapça  kaynak kitap olduğu halde memleketine, kendi doğup büyüdüğü kasabasına döner.

Gel gör ki her şey değişmiştir. Köyün ortasına asfalt yapılmıştır. Merkezde birkaç ana cadde oluşmuş, eski hanın yerine bir cami yapılmıştır. Bakkalların sayısı çoğalmış, belediye binası yapılmıştır. Köy odalarının yerini kahvehaneler almıştır. Nüfus iki, bilemediniz üç katına çıkmış, gençler orta yaşlı, orta yaşlılar ihtiyar olmuştur. İnsanların kıyafetleri değişmiştir. Şapka giyenler azalmış pantolon giyenler çoğalmıştır. Bu duruma şaşıran Hoca, o sırada okunmakta olan ezanın  “Tanrı Uludur” yerine “Allahüekber” şeklinde okunduğunu işitince köprünün altından çok suların geçtiğini düşünmekten kendini alamamıştır. Etrafına iyice bakan hoca gerçekten değişimin verdiği şaşkınlıkla kahvehaneye yönelir. Orada sandalyesinin ön ayaklarını havaya getirerek,  duvara yaslanıp oturan hemşerilerine selam verip “Töngücü’nün evi  ne tarafta” diye sormak zorunda kalmıştır.(Töngücü babasının lakabıdır.) Daha sonra bu olay ve babasının evini sormak zorunda kalması darb-ı mesel olmuştur, kendi beldesinde.

Adana İmam-Hatip Lisesi ilk tayin yeridir Derviş hocanın. Bir sene sonra evlenip dünya evine girer. (O yaşına kadar bekâr kalması, ilim uğruna büyük bir fedakârlığa katlanmak değil midir?) Daha sonra Nevşehir İmam-Hatip Lisesinde öğrencileri hamur gibi yoğurmaya devam eder, Hocamız.

Nevşehir İmam-Hatip öğrencileri  çok iyi bilirler ki, onun bize basit gibi gelen bazı sloganik cümleleri bir kitap okumuş kadar etki ederdi. Akılda kalacak, unutulmayacak, hayat boyu prensiplerimiz olacak cümleleri hep ondan öğrenmişizdir. Onun derslerini dört gözle beklerdik. Dersleri sıkıcı olmazdı, tersine hiç unutulmayacak zevkli anlar yaşanabilirdi. Konuştuğu kelimeler  hemen öğrencilerin dillerine pelesenk olurdu. Böylece Arapça ve diğer ders literatürü öğrenci hafızasında yer ederdi. Espri yapmadan, espri yapıyormuş gibi konuşmalar yapardı. Bu da ona karşı saygıyla karışık bir sevgi oluşmasını sağlardı. Zaman zaman dayak atmayı denerdi. Ancak onun sopasını yiyen arkadaşlarda kinin, nefretin yerine, sevgi oluşurdu. Hatta ondan dayak yemek için dersinde haylazlık yapan arkadaşlara rastlanmıştır.

Derviş GÜLTAŞ kendi inandıklarından taviz vermeyi kabul etmezdi. Bu prensibi müfettişler tarafından bile zedelenememiştir. Görevinden de taviz vermez, bazen öğretmen arkadaşlarına  bile görevi yerine getirme konusunda sert çıktığı olurdu. Ders sonunda gezmeyi sever, özel talebelerine “iyi ve dindar insanların temiz kıyafetlerle dolaşmasının önemli olduğunu” anlatırdı. Angarya işlere prim vermeden öğretmenlik yapmaya çalışırdı. Bazen gereksiz yere ortaya konulmuş yönetmeliklere itiraz etmekten çekinmezdi.

Renkli kişiliği ve örnek şahsiyeti ile hafızalarımızda yer etmiş olan Hocamızı, kısa bir zaman ve  az bir yerde anlatmanın güçlüğü ortada. Derviş Hocamız ilim yolunda çektiği sıkıntılar, eğitimciliği döneminde verdiği emekler ve yetiştirdiği öğrencilerle benzeri az bulunan örnek kişilerden olmayı çoktan hak etmiş biri olarak anılmaya devam edecektir.

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.