DERVİŞ
HOCA’LARIN HİKÂYESİ
Geçtiğimiz günlerde Derviş
GÜLTAŞ’ı kaybettik. Sıradan bir vefat haberi vermek gayesini
gütmüyorum. Hocanın arkasından ağıtlar yakmak niyetim de yok.
Onun bir hemşerisi ve bir öğrencisi olarak vefatından sonra onu
yâd etmek isteğimiz tezahür etmektedir. Toplumumuzun
yetiştirdiği, nadide bir çiçek gibi, renkli bir insan elbette
kısa sürede unutulacak değildir. Yüzlerce öğrenci üzerinde emeği
olan bir insan, yüzlerce hafızada yer etmiş demektir. Ancak biz
hoş görünüze sığınıp; maziye kulaç atarak, yeni nesillerin bu
gibi çilekeş ve örnek eğitimcilerden nasıl istifade
edebilecekleri konusunda ışık tutmayı deneyeceğiz.
İnsan yetiştirmek, yetişmiş
insanın değerini bilmek, çok zor olduğu gibi insanımızın önem
vermediği hususlardandır. Hele hele değerlerimizin anası mecrası
konumundaki temel kaynaklara ulaşabilen, o kaynaklardan istifade
edebilen, aldıklarını yayabilen vasıflı insan tipi
düşündüğümüzde, bu yukarıdaki cümlenin ne denli acı gerçekleri
ifade eder olduğu anlaşılır. Günümüzde temel kaynaklara
inebilecek vasıflı insanların bir kısmı yurtdışındaki bir takım
okullarda yetişip memleketimizde hizmet vermeye çalışmaktadır.
Derviş GÜLTAŞ Hocam, dünyaya
birçok konuda lider yetiştiren Ezher geleneğinden gelmiş
biriydi. Bu gelenekten elde ettiği donanımı ayrı ayrı izaha
gerek yok; bunu, bilenlere sadece hatırlatmak yeterlidir.
Derviş Hoca sıradan bir
insan değildi. Bir kere hayatı sıradan bir hayat değildi.
Eğitimciliği ise, öğrencilerine “Liseden hangi hocanızı
hatırlıyorsun?” denildiğinde hemen Derviş GÜLTAŞ’ı hatırlayacak
kadar sıradanlığı aşmıştır.
Askerlik dönüşü eften-püften
meseleler yüzünden babasıyla arası bozulan Derviş Hoca, gizlice
evden ayrılır. Bir süre Konya köylerinde dolaşıp; çıraklık işi
arar. Sonunda bir çiftçinin yanında iş bulur. Sene boyu her işi
yapacak, yeme –içme ağaya ait olmak üzere, 50–60 kile zahireyi
bir sene sonra alacaktır. Bu anlaşma hoşuna gitmiştir hocanın.
En azından köyünden, asık suratlı babasından biraz da olsa
uzakta kalmak iyi gelecektir kendisine.
Derviş hoca, köylü
tarafından sevilir ve benimsenir. Köy imamı ondaki zekâyı ve
ilim aşkını fark edince onu yurtdışında okumaya teşvik eder.
Biraz maddî destekle Suriye’ye gidebileceğini ve orada İslâmî
ilimleri okuyabileceğini anlatır. Derviş hoca ikna olur ve
yaklaşık olarak yirmi yıl sürecek eskilerin “er-Rıhle fi talebil
ilim” dedikleri cinsten çilelerle, vatan hasretiyle, gurbet
sancılarıyla dolu ilim öğrenme süreci başlamış olur.
Hoca Suriye’de bir süre
kalır. Mısır’a Ezher Üniversitesine geçmek için arkadaşlarını ve
bir odadan oluşan talebe evini terk eder. (Bir süre sonra tekrar
Şam’a arkadaşlarını ziyarete geldiğinde biraz kilo aldığından
evin kapısından girmekte zorlanmış ve şöyle bir espri yaptığı
anlatılmıştır: “Ulan arkadaşlar, buranın kapısını niye
küçülttünüz?!”
Mısır, hocamız için uzun
süre vatan-ı aslî olmuştur. Hem de Türkiye’ye hiç gelmeden.
Derslerde Mısır’ı anlatırken, Osmanlı eserlerine ve Osmanlı
dönemine mutlaka vurgu yapardı. Revak’ül Etrakı Osmanlıların
yaptığını ve Türk öğrencilerin orada barındıklarını ondan
öğrenmişizdir.
Duygusal olarak Türk
Milletini daima önde tutardı, ama ırkçı değildi. Sık sık
Zemahşeri’nin Türk olduğunu, ama Arapça öğretme konusunda
Araplara meydan okuduğunu anlatırdı. İmam-ı Azam’ın gerçekten
büyük imam olduğunu Mısırlı hocalarına anlattığını ve
delilleriyle bunu kabul ettirdiğini derslerde dile getirirken
büyük keyif alırdı. Sünnet-i seniyyeye en çok bağlı milletin
bizim milletimiz olduğunu da ifade ederdi.
Beraber tahsil yaptığı
arkadaşlarının anlattıklarına göre Derviş Hoca, arkadaşlarına
son derece bağlı, hemşerilerini koruyup kollar, yeni gelen Türk
öğrencilere her konuda yardım etmeye çalışırdı. O dönemde iki
ülke arasında Kültür Anlaşması olmadığı için birçok insanın
problemini hocamız kendi yöntemleriyle halletmesini bilmiştir
Yaklaşık yirmi yıl sonra
Derviş GÜLTAŞ üstadımız, elinde Ezher diploması ve yanında iki
sandık Arapça kaynak kitap olduğu halde memleketine, kendi
doğup büyüdüğü kasabasına döner.
Gel gör ki her şey
değişmiştir. Köyün ortasına asfalt yapılmıştır. Merkezde birkaç
ana cadde oluşmuş, eski hanın yerine bir cami yapılmıştır.
Bakkalların sayısı çoğalmış, belediye binası yapılmıştır. Köy
odalarının yerini kahvehaneler almıştır. Nüfus iki, bilemediniz
üç katına çıkmış, gençler orta yaşlı, orta yaşlılar ihtiyar
olmuştur. İnsanların kıyafetleri değişmiştir. Şapka giyenler
azalmış pantolon giyenler çoğalmıştır. Bu duruma şaşıran Hoca, o
sırada okunmakta olan ezanın “Tanrı Uludur” yerine
“Allahüekber” şeklinde okunduğunu işitince köprünün altından çok
suların geçtiğini düşünmekten kendini alamamıştır. Etrafına
iyice bakan hoca gerçekten değişimin verdiği şaşkınlıkla
kahvehaneye yönelir. Orada sandalyesinin ön ayaklarını havaya
getirerek, duvara yaslanıp oturan hemşerilerine selam verip
“Töngücü’nün evi ne tarafta” diye sormak zorunda kalmıştır.(Töngücü
babasının lakabıdır.) Daha sonra bu olay ve babasının evini
sormak zorunda kalması darb-ı mesel olmuştur, kendi beldesinde.
Adana İmam-Hatip Lisesi ilk
tayin yeridir Derviş hocanın. Bir sene sonra evlenip dünya evine
girer. (O yaşına kadar bekâr kalması, ilim uğruna büyük bir
fedakârlığa katlanmak değil midir?) Daha sonra Nevşehir
İmam-Hatip Lisesinde öğrencileri hamur gibi yoğurmaya devam
eder, Hocamız.
Nevşehir İmam-Hatip
öğrencileri çok iyi bilirler ki, onun bize basit gibi gelen
bazı sloganik cümleleri bir kitap okumuş kadar etki ederdi.
Akılda kalacak, unutulmayacak, hayat boyu prensiplerimiz olacak
cümleleri hep ondan öğrenmişizdir. Onun derslerini dört gözle
beklerdik. Dersleri sıkıcı olmazdı, tersine hiç unutulmayacak
zevkli anlar yaşanabilirdi. Konuştuğu kelimeler hemen
öğrencilerin dillerine pelesenk olurdu. Böylece Arapça ve diğer
ders literatürü öğrenci hafızasında yer ederdi. Espri yapmadan,
espri yapıyormuş gibi konuşmalar yapardı. Bu da ona karşı
saygıyla karışık bir sevgi oluşmasını sağlardı. Zaman zaman
dayak atmayı denerdi. Ancak onun sopasını yiyen arkadaşlarda
kinin, nefretin yerine, sevgi oluşurdu. Hatta ondan dayak yemek
için dersinde haylazlık yapan arkadaşlara rastlanmıştır.
Derviş GÜLTAŞ kendi
inandıklarından taviz vermeyi kabul etmezdi. Bu prensibi
müfettişler tarafından bile zedelenememiştir. Görevinden de
taviz vermez, bazen öğretmen arkadaşlarına bile görevi yerine
getirme konusunda sert çıktığı olurdu. Ders sonunda gezmeyi
sever, özel talebelerine “iyi ve dindar insanların temiz
kıyafetlerle dolaşmasının önemli olduğunu” anlatırdı. Angarya
işlere prim vermeden öğretmenlik yapmaya çalışırdı. Bazen
gereksiz yere ortaya konulmuş yönetmeliklere itiraz etmekten
çekinmezdi.
Renkli kişiliği ve örnek
şahsiyeti ile hafızalarımızda yer etmiş olan Hocamızı, kısa bir
zaman ve az bir yerde anlatmanın güçlüğü ortada. Derviş Hocamız
ilim yolunda çektiği sıkıntılar, eğitimciliği döneminde verdiği
emekler ve yetiştirdiği öğrencilerle benzeri az bulunan örnek
kişilerden olmayı çoktan hak etmiş biri olarak anılmaya devam
edecektir.