ASKERİMİZİ
NE BEKLİYOR
Lübnan’a asker gönderme
konusunda kamuoyunda bölünmüşlük var. Bu bölünmüşlük asker
gönderildikten sonra daha da derinleşeceğe benziyor. Böyle bir
tartışmanın olması başlı başına demokratik bir sonuç…
Kore’ye asker gönderilirken
böylesi bir tartışma ortamı oluşmadığı için çok sayıda
askerimizi kaybettik. Bugün ortaya konulan kaygıların ya da
gerekçelerin çok iyi takip edilmesi gerekiyor. Askerin
gönderilmesi fikrinde olanların savundukları genelde şunlar:
1- Türkiye büyük devlet,
bölgesindeki sorunlara seyirci kalamaz.
2- Biz çatışmaya girmiyoruz.
İki taraf da bizi çağırıyor. Üstelik BM’nin kararı ve çağrısı
var.
3- Çaresiz kalan müslüman
kardeşlerimize yardımcı olmalıyız.
Karşı görüşte olanlar da
şunları söylüyorlar:
1- Bizi Hizbullah’la karşı
karşıya getirecekler, kardeşlerimizle kötü olacağız.
2- Orada Amerika ve
İsrail’in askeri olup, onların çıkarları için bulunacağız.
3- Hizbullah saldırmasa bile
İsrail, askerlerimize saldırabilir. Askerlerimiz risk altında.
Sonuç olarak şunu
söyleyebiliriz: Asker gönderme kararı kötü bir karar olabilir.
Umarız bu kötü karar iyi sonuçlar doğurur.
ETNİK SİYASET ETNİK ÇATIŞMA
DEMEKTİR
Tarihten ders alınmıyor.
Etnik siyaset, etnik çatışmayı, etnik çatışma etnik bölünmeyi
doğurmaktadır. Irak’ta bugün bunun bunların aşamalarını sıcağı
sıcağına yaşıyoruz. Kısa bir süre önce bunlar Bosna’da ve başka
yerlerde yaşandı.
Diyarbakır’daki meçhulümüz
olan katliam, Sakarya ve Söğüt’te yaşananlar, siyasetçilerin
etnik çatışmayı getirecek beyan ve davranışları, bölücü terör
örgütünün katliam ve eylemleri bizim de yaşadıklarımızdan ders
almadığımızı gösterir.
Siyaset kurumu toplumun
tamamını kucaklayan, tümünün refah ve mutluluğunu hedefleyen
anayasal, temel dairenin dışına çıkmamalıdır. Şehit
cenazelerinde kabaran öfkeler siyasete ve etnik çatışmaya alet
edilmemelidir. Birilerinin hoşuna gidecek hamasi sözler,
öngörülemeyen alanlarda acılara, yaralara ve soğukluklara neden
olabilir. Bazen bir kıvılcım bütün bir ülkeyi yangın yerine
çevirebilmektedir. İnsanların etnik kimlik ve duyguları üzerine
siyaset üretmek sonuçları itibariyle kardeşi kardeşe düşman
etmekle ve ülkeyi baştanbaşa ateşe atmakla aynı manaya
gelmektedir.
YA KONTROL ET, YA DA…
Tarihte camide, Allah’ın
evinde işlenen cinayetler çok azdır. Ama her olay çok etkili
olmuş ve çok nedenli olarak gerçekleşmiştir. Bayram Ali Öztürk
hocanın öldürülmesi de böylesi bir olaydır. İnsanlara nasihat
eden bir hocanın, üstelik çok yoğun duyguların yaşandığı bir
zaman diliminde katledilmesi, sarsıcı sonuçlar doğurmuştur. Daha
da sarsıcı sonuçlar doğurması beklenir.
Olayla ilgili
başlıca yorumlar şunlardır:
1- Bir meczup, kendi başına,
cinnet geçirip bu cinayeti işlemiştir.
2- Olay patrikhane ile
ilgilidir. Bağlı cemaatin o civarda olması, Vatikan tipi bir
fener ekümenik yapılanmasına engeldir. Bazı servisler cemaati
oradan çıkarmaya çalışmaktadır.
3- Cemaatin bir iç
meselesidir.
4- Cemaati kontrol eden
gücün cemaatin geleceğini dizayn etmek için yaptığı bir servis
operasyonudur.
5- Ya da henüz çözümlenmemiş
bir projenin ilk adımıdır. Daha sonra gelişecek olaylar belki bu
projeyi daha açık hale getirir.
Bizim tahminimiz ise
başlıkta yazılıdır.
PAPANIN SON UMUDU:
DİN SAVAŞLARI
Medeniyet savaşları, dünyanı
sonu derken Papa’nın projeye uygun çıkışını gördük. Özellikle
Katolik kilisesi gerileye gerileye namı büyük kendisi bir hiç
haline geldi. Önce yönetim erklerini kaybettiler. Sonra ekonomik
sömürü alanlarını yitirdiler. İslam’ın dünyaya sunduğu
aydınlanma sebebi ile bilim ve akıl dışı bir konuma itildiler.
Kiliseleri boş kaldı. Müntesipleri kendileriyle alay eder
oldular. Özellikle İslam ve Protestan kilisesi karşısında büyük
güç kayıplarına uğradılar. İslam’ı ve müslümanları terörist
gösterme çabaları da geri tepti. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi
ve selleme yapılan saldırılar, insanların ona yönelmesine sebep
oldu.
Yeni bir haçlı seferi için
Bush’un beklediği sözcükler Papa’nın ağzından çıkıverdi. Hesap
gayet açıktı sıradan Hıristiyan’ı İslam’a düşman ederek,
düşmanlık üzerinden kendisine bağlı kalmasını sağlamak.
Bizim yapmamız gereken
Papa’ya bu imkânı vermemek. Papa’nın hitap ettiği kitleleri
doğru bilgilerle aydınlatmak. Papanın sıradan ve etkisiz olduğu
kabulü ile önemsiz görmek, ciddiye almamak, popülaritesini
artırmamak, kendi projelerimizi yürütmeye devam etmek,
tepkilerimize akıl ve ölçü yüklemek, batı toplumlarının
sağduyularına hitap ederek karanlık ve acıyı kovmaktır.