EĞİTİM VE
ÖĞRETİM
Her halükarda, Allah
rızasını ön planda tutan bir ebeveynin Muhammed ümmetine ve
insanlık âlemine yapabileceği en büyük iyilik hayırlı evlat
yetiştirmektir. Evladın hayırlı yetiştirilmesinde “talim
terbiye” işin olmazsa olmazıdır.
Çocuk haneye yollanmış ilahî
bir emanettir. Emanete nasıl davranılacağını İslam
belirleyecektir.
Emaneti kabul eden, emin
olmak zorundadır. Aksi takdirde emanete ihanet söz konusu
olabilir. Bu çocuğun harcanışıdır. Bu harcanış hem çocuğa, hem
Allah celle celaluha, hem topluma, hem kendimize ihanettir.
Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem efendimiz:
“Çocuklarınıza öğreteceğiniz
ilk kelime La ilahe illallah olsun” buyurmaktadır.
Böylece çocuğun bir damlacık
yüreğine dünya ve ahiret saadetinin ana ilkesi yerleştirilmiş
olacaktır. Nasıl ki isim verilirken de kulağına, “Allahu ekber”
hakikati okunmuştur. Böylece, “işte yavrum, bunlar dinimizin ana
çizgileridir, ileride sana çok lazım olacaktır, şimdiden
hatırında bulunsun” demiş oluyoruz. Çocuğun hak ve hakikate
açık, batıla kapalı olmasını hedefliyoruz.
Çocuk dindarlığı ana baba
dindarlığından geçer. İlk yıllarda çocuğun bütün alıcıları açık
ve çalışır vaziyettedir. İyi veya kötü duyduğu ve gördüğü her
şeyi kapar. Bu sebeple, mümkün mertebe, çocuk ailede güzel
şeyler duymalı ve görmelidir. Böylece çocuğun “ilk terbiye ocağı
ana kucağı” olacaktır. Önce anneler çocuklarını, sonra çocuklar
annelerini yüceltecektir. Çocuk şahsiyetinin ilk tohumlarını bu
yaşlarda alır. Okullar ve çevre bunları geliştirir veya
köreltir.
Bin öğüt bir örnek yerini
tutmaz. Duymak, görmek gibi değildir. Hz. Enes radıyallahu anhın
ifade ettiği gibi Rasulü Zişan efendimiz sallallahu aleyhi ve
sellem, “niçin yaptın, niçin yapmadın”dan ziyade örnek olarak
yetiştirirdi.
Çocukluk safhasında, Allah
sevgisi her vesileyle verilmeye çalışılmalıdır. Sevgi kalbin
gıdasıdır. Allah sevgisi ise sevgilerin zirvesidir. Yüce Allah
kendi zatına “merhameti” ilke edinmiştir. Bu nedenle O’nun
şefkat ve merhameti anlatılarak, çocuk Allah celle celaluha
sevgi kapısından götürülecektir. Azabın ve cehennemin hikmetini,
çok daha ileri yaşlarda hayatı, insanları ve olayları tanıdıkça
kavrayacaktır. Bu sebeple, yeri geldiğinde, “söversen Allah
senin dilini yakar” yerine “sövmezsen Allah seni cennete koyar”
demeyi tercih etmek durumundayız. Asan kesen bir varlığı çocuğa
sevdirmek mümkün değildir.
“Rab” kelimesi Kur’an-ı
Kerimde 965 yerde geçer. Rab, severek büyüten, geliştiren,
terbiye eden demektir. Dolayısıyla eli sopalı ebeveyn
(anne-baba), eli sopalı öğretmen bu tavrını Rabbûl alemîne
onaylatamayacağı gibi, Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme de
onaylatamaz. Bir tokat belki çocuğu zahirde hizaya getirecektir
ama iç dünyasında ne yıkımlara sebep olduğunu Allah bilir.
Rabbimiz severek yetiştirip geliştiren, terbiye edendir.
Yaşlı başlı insanlar olarak
hâlâ insanlardan takdir bekleriz ama maalesef takdir etmeyi bir
türlü öğrenemeyiz. Hâlbuki takdir bilhassa çocuğun terbiyesinde
çok önemli bir yer tutar. Bu yaşlarda çocuklar, olumlu
davranışları takdir edilip mükâfatlandırılarak terbiye
edilmelidir. Bir aferin, bir küçük hediye çocuk için bir düğün
bayram sevinci meydana getirebilir. Unutmayalım, “sevgi
dünyamızın ikinci güneşidir”.
Çocuğu dinlemek, sorularını
ciddiye almak ona değer vermektir. Bu çocuğun hakkı ve
ihtiyacıdır. Psikiyatristler sadece dinlerler, işte o kadar.
Dinlenmemek adam yerine konmamak ve muhatap alınmamaktır. Bu
çocuk için “önemsiz bir kişiyim” duygusunun uyanmasını netice
verecektir.
Yaşı ilerledikçe çocuğa
hataları elbette söylenecektir ama ne yapmaması gerektiği
söylendiğinde alternatifi de söylenmelidir. Çözüm
gösterilmiyorsa sadece kınama bir şey ifade etmeyecek, hatta
çocuğu bunaltarak isyan ettirecektir. Allah Rasulü sallallahu
aleyhi ve sellem hurmaları taşlayan bir çocuğa: “Hurmaları
taşlama da yere düşenlerden ye!” buyurmuştur. Ne yapmaması
gerektiğini söylediği gibi ne yapması gerektiğini de
söylemiştir.
Çocuk sistemli öğrenme
çağına geldiğinde de, yine merakını uyandırıp sevdirerek
öğretme, ilgisini canlı tutma önemlidir. “En kolay iş severek
yapılan iştir” derler. Çocuk dersini severse zorlukları aşmak
onun için eğlenceli olacak ve kendine olan güveni gelişecektir.
“İlgi” öğrenmenin anahtar kelimesidir. İlgi bilgiyi
doğuracaktır. İlgilenen bilgilenecektir. Tuzu yiyen, suyu
kendisi bulacaktır. İnsanlardan farklı bir yanı olmasa da aşırı
merak kişiyi hatırı sayılır bir bilgin haline getirebilir.
İlgi ve merakın, öğrenme
arzusunun bir ömür boyu artarak sürmesi ilim yolcusu için çok
önemli bir vasıftır. Okulla beraber okuma da bitiyorsa okul en
önemli vazifesini yapamamış, çocuktaki öğrenme arzusunu ortaya
çıkaramamış, geliştirememiş demektir. Bu açıdan baktığımızda
okullarımızın hali bir trajediden başka bir şey değildir.
Okulların okumayı sevdirmek diye bir derdi yoktur. Okumayı
sevmeyen, çocuğa nasıl sevdirecektir? Okuma sevdirilmeyecekse
okul niçin vardır? Okulu bitirmiş olmak her şeyi öğrenmiş olmak
demek değildir, sadece kendi kendine öğrenebilir hâle gelmektir.
İnsan hayatı boyunca öğrenmeye ve öğretmeye devam edecektir.
Kalem ve kitap son nefesimizle beraber elimizden düşecektir.
Okullarımız merak
uyandırmalı ve öğrenme usullerini öğretmelidir. “Dağ ne kadar
yüksekte olsa, yol onun üstünden aşar.” Ötesini öğrenci kendisi
halledecektir. Çocuğun tabii eğilimleri göz önünde
bulundurulmadan icra edilen bir eğitim ve öğretim faaliyeti,
çocuğu ilim yolcusu değil, diploma avcısı haline getirecektir.
İstemeye istemeye işlenen derslerle, hayata değil imtihanlara
hazırlayan bir sistemle çocuk nereye varacaktır? Bezginliğe,
boşluğa ve bunalıma.
Şunu da önemle ifade
etmeliyim ki, çocuklarımıza yapacağımız en büyük iyilik onları
Kur’an ve sünnetle tanıştırmaktır. Çocuk bir kere Kur’an ve
sünnetle ilgilenmenin tadına varırsa bu ilgi bir ömür boyu
sürecektir. Bu ilgi çocuğun, gönül dünyasını hep canlı
tutacaktır. Bu, çocuğun kültürünün alt yapısı, ana istikameti
olacaktır. Kur’an’la ilgilenen, diyalogunu Allah celle celaluh
ile kurmuş demektir. Bu saadet-i dareyne vesiledir.
“Hâşâ ki, eğitim ve öğretim
ciddi bir konudur, oyun değildir” vesselam.
Not: Bu yazının
hazırlanmasında Prof. Dr. M. Akif Kılavuz’un “Aile Eğitimi ve
Gençlik Sorunları” isimli eserinden istifade edilmiştir.