E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

İDRİS ARPAT

GÖNLÜMÜZDEN GÖNLÜNÜZE;

EĞİTİM VE ÖĞRETİM

Her halükarda, Allah rızasını ön planda tutan bir ebeveynin Muhammed ümmetine ve insanlık âlemine yapabileceği en büyük iyilik hayırlı evlat yetiştirmektir. Evladın hayırlı yetiştirilmesinde “talim terbiye” işin olmazsa olmazıdır.

Çocuk haneye yollanmış ilahî bir emanettir. Emanete nasıl davranılacağını İslam belirleyecektir.

Emaneti kabul eden, emin olmak zorundadır. Aksi takdirde emanete ihanet söz konusu olabilir. Bu çocuğun harcanışıdır. Bu harcanış hem çocuğa, hem Allah celle celaluha, hem topluma, hem kendimize ihanettir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

“Çocuklarınıza öğreteceğiniz ilk kelime La ilahe illallah olsun” buyurmaktadır.

Böylece çocuğun bir damlacık yüreğine dünya ve ahiret saadetinin ana ilkesi yerleştirilmiş olacaktır. Nasıl ki isim verilirken de kulağına, “Allahu ekber” hakikati okunmuştur. Böylece, “işte yavrum, bunlar dinimizin ana çizgileridir, ileride sana çok lazım olacaktır, şimdiden hatırında bulunsun” demiş oluyoruz. Çocuğun hak ve hakikate açık, batıla kapalı olmasını hedefliyoruz.

Çocuk dindarlığı ana baba dindarlığından geçer. İlk yıllarda çocuğun bütün alıcıları açık ve çalışır vaziyettedir. İyi veya kötü duyduğu ve gördüğü her şeyi kapar. Bu sebeple, mümkün mertebe, çocuk ailede güzel şeyler duymalı ve görmelidir. Böylece çocuğun “ilk terbiye ocağı ana kucağı” olacaktır. Önce anneler çocuklarını, sonra çocuklar annelerini yüceltecektir. Çocuk şahsiyetinin ilk tohumlarını bu yaşlarda alır. Okullar ve çevre bunları geliştirir veya köreltir.

Bin öğüt bir örnek yerini tutmaz. Duymak, görmek gibi değildir. Hz. Enes radıyallahu anhın ifade ettiği gibi Rasulü Zişan efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, “niçin yaptın, niçin yapmadın”dan ziyade örnek olarak yetiştirirdi.

Çocukluk safhasında, Allah sevgisi her vesileyle verilmeye çalışılmalıdır. Sevgi kalbin gıdasıdır. Allah sevgisi ise sevgilerin zirvesidir. Yüce Allah kendi zatına “merhameti” ilke edinmiştir. Bu nedenle O’nun şefkat ve merhameti anlatılarak, çocuk Allah celle celaluha sevgi kapısından götürülecektir. Azabın ve cehennemin hikmetini, çok daha ileri yaşlarda hayatı, insanları ve olayları tanıdıkça kavrayacaktır. Bu sebeple, yeri geldiğinde, “söversen Allah senin dilini yakar” yerine “sövmezsen Allah seni cennete koyar” demeyi tercih etmek durumundayız. Asan kesen bir varlığı çocuğa sevdirmek mümkün değildir.

“Rab” kelimesi Kur’an-ı Kerimde 965 yerde geçer. Rab, severek büyüten, geliştiren, terbiye eden demektir. Dolayısıyla eli sopalı ebeveyn (anne-baba), eli sopalı öğretmen bu tavrını Rabbûl alemîne onaylatamayacağı gibi, Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme de onaylatamaz. Bir tokat belki çocuğu zahirde hizaya getirecektir ama iç dünyasında ne yıkımlara sebep olduğunu Allah bilir. Rabbimiz severek yetiştirip geliştiren, terbiye edendir.

Yaşlı başlı insanlar olarak hâlâ insanlardan takdir bekleriz ama maalesef takdir etmeyi bir türlü öğrenemeyiz. Hâlbuki takdir bilhassa çocuğun terbiyesinde çok önemli bir yer tutar. Bu yaşlarda çocuklar, olumlu davranışları takdir edilip mükâfatlandırılarak terbiye edilmelidir. Bir aferin, bir küçük hediye çocuk için bir düğün bayram sevinci meydana getirebilir. Unutmayalım, “sevgi dünyamızın ikinci güneşidir”.

Çocuğu dinlemek, sorularını ciddiye almak ona değer vermektir. Bu çocuğun hakkı ve ihtiyacıdır. Psikiyatristler sadece dinlerler, işte o kadar. Dinlenmemek adam yerine konmamak ve muhatap alınmamaktır. Bu çocuk için “önemsiz bir kişiyim” duygusunun uyanmasını netice verecektir.

Yaşı ilerledikçe çocuğa hataları elbette söylenecektir ama ne yapmaması gerektiği söylendiğinde alternatifi de söylenmelidir. Çözüm gösterilmiyorsa sadece kınama bir şey ifade etmeyecek, hatta çocuğu bunaltarak isyan ettirecektir. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem hurmaları taşlayan bir çocuğa: “Hurmaları taşlama da yere düşenlerden ye!” buyurmuştur. Ne yapmaması gerektiğini söylediği gibi ne yapması gerektiğini de söylemiştir.

Çocuk sistemli öğrenme çağına geldiğinde de, yine merakını uyandırıp sevdirerek öğretme, ilgisini canlı tutma önemlidir. “En kolay iş severek yapılan iştir” derler. Çocuk dersini severse zorlukları aşmak onun için eğlenceli olacak ve kendine olan güveni gelişecektir. “İlgi” öğrenmenin anahtar kelimesidir. İlgi bilgiyi doğuracaktır. İlgilenen bilgilenecektir. Tuzu yiyen, suyu kendisi bulacaktır. İnsanlardan farklı bir yanı olmasa da aşırı merak kişiyi hatırı sayılır bir bilgin haline getirebilir.

İlgi ve merakın, öğrenme arzusunun bir ömür boyu artarak sürmesi ilim yolcusu için çok önemli bir vasıftır. Okulla beraber okuma da bitiyorsa okul en önemli vazifesini yapamamış, çocuktaki öğrenme arzusunu ortaya çıkaramamış, geliştirememiş demektir. Bu açıdan baktığımızda okullarımızın hali bir trajediden başka bir şey değildir. Okulların okumayı sevdirmek diye bir derdi yoktur. Okumayı sevmeyen, çocuğa nasıl sevdirecektir? Okuma sevdirilmeyecekse okul niçin vardır? Okulu bitirmiş olmak her şeyi öğrenmiş olmak demek değildir, sadece kendi kendine öğrenebilir hâle gelmektir. İnsan hayatı boyunca öğrenmeye ve öğretmeye devam edecektir. Kalem ve kitap son nefesimizle beraber elimizden düşecektir.

Okullarımız merak uyandırmalı ve öğrenme usullerini öğretmelidir. “Dağ ne kadar yüksekte olsa, yol onun üstünden aşar.” Ötesini öğrenci kendisi halledecektir. Çocuğun tabii eğilimleri göz önünde bulundurulmadan icra edilen bir eğitim ve öğretim faaliyeti, çocuğu ilim yolcusu değil, diploma avcısı haline getirecektir. İstemeye istemeye işlenen derslerle, hayata değil imtihanlara hazırlayan bir sistemle çocuk nereye varacaktır? Bezginliğe, boşluğa ve bunalıma.

Şunu da önemle ifade etmeliyim ki, çocuklarımıza yapacağımız en büyük iyilik onları Kur’an ve sünnetle tanıştırmaktır. Çocuk bir kere Kur’an ve sünnetle ilgilenmenin tadına varırsa bu ilgi bir ömür boyu sürecektir. Bu ilgi çocuğun, gönül dünyasını hep canlı tutacaktır. Bu, çocuğun kültürünün alt yapısı, ana istikameti olacaktır. Kur’an’la ilgilenen, diyalogunu Allah celle celaluh ile kurmuş demektir. Bu saadet-i dareyne vesiledir.

“Hâşâ ki, eğitim ve öğretim ciddi bir konudur, oyun değildir” vesselam.

Not: Bu yazının hazırlanmasında Prof. Dr. M. Akif Kılavuz’un “Aile Eğitimi ve Gençlik Sorunları” isimli eserinden istifade edilmiştir.

 

 

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.