İYİ İNSAN
OLMAK
Lokman Hakim, kaliteli insan
olabilmek için sekiz haslet olduğunu, bunlara titizlikle
uyulduğunda kurtuluşa erişeceğini beyan ediyor. Kâmil bir
insanda olması gereken özellikler, bir göz atalım: Lokman Hakim
diyor ki:
“1- Namazda iken kalbini,
2- İnsanlar arasındayken
dilini,
3- Sofrada iken elini,
4- Başkalarının evindeyken
gözünü muhafaza et!
Diğer dört hasletin de
ikisini alıp daima hatırla, ikisini de unut! Her ahvalde
hatırlayacağın iki husustan birincisi, Allah Teâlâ’dır ki, O’nu
çokça zikret. İkincisi ise, ölümdür ki onu da hiç unutma!
Unutacağın iki şeyden biri,
başkasına yapmış olduğun iyiliklerdir ki, hemen unut! Bir de,
başkalarının sana yapmış olduğu kötülükleri unut.
Eğer dikkatli olur da, bu
sekiz hasletle amel edersen, kurtuluşa erersin.”
Görülüyor ki, kurtuluşun
reçetesi açıkça sunulmuştur. Kaliteli insanın daima iyilik
tarafı ağır basacak, devamlı iyiliklerle iştigal edecek ki,
kâmil insan olabilsin. Kendisine haksızlık yapılsa dahi iyi
düşüncesini değiştirmeyecek, kin ve intikam hırsına
kapılmayacaktır. Bunun aksini yaparsa zaten o insanın
olgunluğundan söz edilemez.
Hz. Peygamber Muhammed
sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şeriflerinde şöyle
buyuruyor:
“Size iyilik yapanlara karşı
iyilik yapmak, fenalık yapanlara da fenalık yapmak meziyet
değildir. Asıl meziyet, size fenalık yapanlara karşı aynı
şekilde mukabelede bulunmayıp iyilik yapabilmektir.” (Tirmizî)
Din, Allah'ın insanlara
bildirdiği ilâhî bir kanun, dindarlık ise insanın kendi arzusu
ile bu nizama uyması olduğuna göre, hakiki iyilik, hayrı, Allah
katında iyi olduğu için yapmaktır. Çünkü böylesi bir imanla
hayır işlemek Allah'ın hoşnutluğunu talep demektir. Allah
katında hayır olan her işin neticesinde bir sevabın bulunduğu,
bu sevabın en büyüğünün ise "Allah'ın rızası" olduğu kabul
edilirse, hayrın fazileti ve önemi inkâr edilmez.
Kur'an'ın, hayra davet
edenleri "en hayırlı ümmet" olarak nitelendirmesi hayrın
faziletini; "iyilikte insanları yarışa teşvik etmesi" de hayrın
önemini belirtir.
"Ey müminler, rükû edin,
secde edin, Rabbinize ibadet edin, hayır işleyin ki umduğunuza
erip kurtulasınız." (Hacc 77) mealindeki bu ayet ve benzeri
diğer ayetler ise hayrın, ibadetlerin tümünü kapsayıcı
özelliğine ve hayır işle-minin gereğine işaret eder.
Hayır işlemenin ve hayra
davet etmenin en iyi nümunesi olan Allah Rasulü sallallahu
aleyhi ve sellem:
“İnsanların en hayırlısı,
Allah'ın kitabını en çok okuyan (ve emirlerine uyup
yasaklarından sakınarak) Allah’tan en çok korkan, iyiliği
emredip kötülüklerden sakındıran, akrabayı en çok ziyaret
edendir." (Ramuz el-Ehadis) buyurarak hayrın faziletinin yanında
mahiyetine de yeterince açıklık getirmiştir. Ayrıca
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin:
“İyiliğe delalet eden
kimseye o iyiliği yapanların ecri gibi sevap vardır" buyurması
ise, hayır yapmanın yanında ona vesile olmanın da önemine ve
faziletine işaret eder.
Ayet ve hadislerde fazileti
ve önemi açıkça belirtilen hayrı işlemenin ve hayırlı bir insan
olmanın ilk şartı, "sağlam bir imanla iyiliği ilke haline
getirmektir." Bu şuura eren müslümanlar, inançlarından
kaynaklanan hayır sevgisini hayatlarına nakşedip, yaşadıkları
her yerde kalıcı hayır eserleri yapmakla adeta anıtlaşmışlardır.
Bu eserler günümüzde olduğu gibi sadece maddî çıkar sağlama
amacıyla değil, aksine Allah'ın hoşnutluğunu kazanıp insanlığın
ihtiyacını karşılamak gayesiyle yapılmıştır.
Yaratan’ın, tüm
nimetlerinden fazlasıyla yararlanan insan, kendisini yaratana
karşı tüm sorumluluklarını yerine getirmek zorundadır. Mademki
bu dünya ahiretin imtihan tarlasıdır; o halde imtihanın gereğini
yerine getirmelidir. İslam’ın tüm kural ve kaidelerine uyup
imtihanı kazanma çabası içinde olmalıdır.
İnsanın, iyi olma yolunda
harcadığı çabanın yüce Allah tarafından boşa çıkarılmayacağı
Kur’an-ı Mübin’de açık bir şekilde belirtilmektedir. İyi ve
kaliteli insan olma yolunda atılan her adım, onu bu dünyada
mutluluk ve huzura götüreceği gibi öbür âlemde de ebedî saadete
ulaştıracaktır. Bu hâl, insanın iç dinamizminin harekete
geçmesini sağlayacak ve onu ataletten kurtaracaktır. Geçici heva
ve hevesler uğruna ebedî âlemi kaybetmeye, akıllı insanın hiç
hakkı yoktur.
Allah insanı bir imtihandan
geçmesi için bu dünyaya göndermiştir. O, Rasulleri aracılığıyla
Hakkı (İslam’ı) vahyetmiş ve insana bu gerçeğe inanma veya
inanmama özgürlüğünü vermiştir. İnandıktan sonra da ona teslim
olma veya olmama özgürlüğünü vermiştir. İmtihan sırrı sebebiyle
ahiret, cennet, cehennem gibi hususlar perdelenmiş, ecel
gizlenmiştir.
Yüce Yaratan, dileseydi tek
tip insan yaratabilirdi. Hani, günümüzde kurşun asker olarak
tabir ediliyor ya, işte öyle. O zaman; iyi kötü, güzel çirkin,
Hak batıl ve daha birçok mefhum ayırt edilemeyecek, dolayısıyla
imtihanın ve yaradılışın hiçbir önemi ve anlamı kalmayacaktı.
Allah, gerçeği hiçbir zaman herkesin kayıtsız şartsız kabul
edeceği bir şekilde çırılçıplak gözler önüne sermez; çünkü o
zaman imtihan diye bir şey söz konusu olmaz ve başarı veya
başarısızlık kavramları anlamlarını yitirir. O zaman insanın
düşünce özgürlüğü de elinden alınmış olurdu. Bu ise hesap
gününde insanın mazeretler ileri sürmesini sağlardı.
İyilikte yarışan insan
olmalıyız. Başkalarında görmek istediğimiz güzellikleri önce
kendi nefsimizde yaşamalıyız. Her şeyin iyi ve hoş tarafını
görmeliyiz. Kötü olarak tanımladığımız kişilerin dahi mutlaka
iyi bir tarafı vardır. Adamın yetmiş tane iyi tarafı var biz
onları göremiyoruz, bunun yanında bir kötü tarafını hemen
görüyor, onu dilimize doluyor ve yargılamaya başlıyoruz. Yeter
ki biz ona iyi gözle bakalım. Kişinin hatalarını, kırıcı ve
yıkıcı bir şekilde değil de yapıcı ve olur tarafından kendisine
münasip bir lisanla anlatırsak, her şeyin çok güzel olacağından
emin olabiliriz. Dünya dediğin ne ki… Yalancı bir saltanattan
başka bir şey değildir. Sonu hüsran ve sonu acı, devrik bir
saltanat değil mi?
Güneş ufkumuza düştüğünde
hesabımız şu olmalı: “Bugün Allah için hangi iyilikleri yapayım?
Hangi kötülüklerden sakınayım veya sakındırayım? Şu güzel günü
müslümanca nasıl yaşayayım? Bütün fiil ve davranışlarımda
bulunduğum mevki ve makamda topluma ve Yaratan’ıma karşı nasıl
daha verimli olurum?” Bu düşüncelerimizi pratiğe de
yansıttığımızda göreceğiz ki her şey iyi, herkes güzel ve has,
yollardan engeller kalkmış, huzur ve saadetin yolu açılmış.