E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

ZEKİ SOYAK

CUMA SOHBETLERİ;

RAMAZAN

Muhterem müslümanlar Ramazan ayı müslümanlar için bir rahmet, mağfiret ve arınma ayıdır. Bin aydan hayırlı olan Kadir gecesi bu aydadır. Kur’an bu ayda nazil olmuş ve İslam’ın beş şartından biri olan orucun tutulması bu aya tahsis edilmiştir. O bakımdan müslümanlar İslam’ın diğer bir şartı olan zekâtı da Ramazan ayında vermeyi bir örf haline getirmişlerdir. Böylece nefsini oruçla arındıran müslüman, malını da zekâtla arındırarak büyük bir huzur içerisinde bayrama kavuşmaktadır.

Oruç, Hz Âdem aleyhisselamdan, ahir zaman nebisi Hz Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme kadar bütün şeriatlarda inananlara farz kılınan kadim bir ibadettir. İslam’ın beş şartından biri oruç, biz ümmet-i Muhammed’e hicretin ikinci senesinde Şaban-ı şerifin üçüncü günü veya diğer bir rivayete göre onuncu günü farz kılınmıştır. Allah celle celaluh şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler, sizden önce geçen milletlerde olduğu gibi sizin üzerinize de oruç farz kılındı. Umulur ki ittika edersiniz, sakınırsınız, nefsinize zebun olmaz ve orucu tutarsınız.” (Bakara 183)

Bir hadis-i şerifte de şöyle buyrulmaktadır:

“Her şeyin bir zekâtı vardır. İnsan vücudunun zekâtı ise oruçtur. Oruç sabrın yarısıdır.” (İbn Mace)

Diğer bir hadis-i şerifte ise şöyle buyruluyor:

“Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin olsun ki oruçlunun ağız kokusu, Allah indinde misk kokusundan daha güzeldir.” (Buhârî)

Bir hadis-i kudside ise şöyle buyrulur:

“Aziz ve celil olan Allah celle celaluh buyurur: “Kul muhakkak ki şehvetini, yemesini, içmesini benim rızam için terk etmiştir. Oruç benim içindir. Ben de orucun mükâfatını vereceğim. Onun mükâfatını vermek bana aittir.” (Buhârî, Müslim)

Başka bir hadis-i şerifte de:

“Oruçlu için iki ferahlık/iki sevinç vardır. Birincisi iftar vaktinde ki ferahlık/ sevinç/ sürur ve diğeri de Rabbine kavuştuğu anda (oruç tutmasından dolayı kendisine ihsan edilen, ikram edilen nimetleri gördüğü zaman, Rabbinin cemalini cennetten gördüğü zaman)dır.” (Buhârî)

 Diğer bir hadis-i şerifte:

“Bir kişi inanarak ve karşılığını sadece ve sadece Allah’tan bekleyerek, isteyerek oruç tutarsa onun geçmiş günahlarının hepsi affolunur” (Riyazu’s-Salihin) buyuruyor Âlemlerin Efendisi.

Değerli müminler, elbette ki insanların cennete karşı bir sevdası var. Çünkü cennetten Rab Teâlâ ve tekaddes hazretlerinin cemali müşahede edilecek, görülecek. Rabbimiz celle celaluhu cennetten göreceğimizden dolayı biz cennete müştakız, ona aşığız. Peki cennetin de kendisine âşık olduğu kişiler var mı? Evet, var ve şöyle buyruluyor:

Birincisi Kur’an okuyucuları. Yani öyle Kur’an okuyor ki sadece lisanı ile değil, kalbi ile okuyor ve okuduğu Kur’an ile amel ediyor. İşte böyle bir Kur’an okuyucusuna, Kur’an hafızına veya hafız olmasa da sürekli Kur’an okuyan, hatimler yapan, okuduğu Kur’an’ı kendi hayatına yansıtan, onun ahkâmıyla amel eden insanlara cennet âşıktır.

İkincisi lisanını muhafaza eden. Gıybetten, dedikodudan, yalandan dolandan, iftiradan, Allah celle celaluhun yasakladığı, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin men ettiği kötü sözlerden, küfürden, şirkten ve nifaktan lisanını temizleyen bir insana cennet âşıktır, onu beklemektedir, büyük bir sevda ile…

Üçüncüsü de açları doyuran kişi. Değerli müminler, bu ramazan günleri her zamankinden daha dikkatli, daha rikkatli olalım. Etrafımızı dört gözle temaşa edelim, araştıralım. Yakınımızda uzağımızda iftar ve sahur sofralarında, çoluğuyla çocuğuyla boynu bükük, çocuklarının istediği şekilde onları doyuramayan aileleri bulalım. Bunlar belki en yakınımızdadır da biz onlardan habersiziz. İşte o açları doyurana da, cennet müştaktır, âşıktır.

Dördüncüsü ramazan da yalnız Allah için oruç tutan, karşılığını da yalnız Allah celle celaluhtan bekleyen kişilere de cennet müştaktır, onları beklemektedir. Öyle ise bu arınma ayı, Kur’an ayı, mağfiret rahmet ayı olan ramazanı çok iyi bir şekilde değerlendirmeye çalışalım.

Oruç aynı zamanda bedeni hafifletiyor. Kalbi nurlandırıyor. Kalp nurlandığı zaman, nefis ve şehvetin zulümatından ruhumuz kurtuluyor. Beden de nefsin ve şehvetin zincirlerini kırıyor ve hür oluyor. Allah’a kullukta hür oluyor. Günahlardan vazgeçmekte sabırlı oluyor. Çünkü bu ayda şeytanlar zincire vurulur. Kişi ramazan ayında eğer bir kusur, bir günah işliyorsa o nefsindendir. Çünkü bu ayda şeytanlar zincire vurulduğundan müslümanlar arasında fazla bir faaliyet gösteremez. İşte oruç tutarak da nefsimizi körletmeye çalışalım. Nefsimizin şomluğuna, nefsimizin azgınlığına gem vuralım ve böylece ramazanımızı çok güzel bir şekilde geçirmeye çalışalım.

Kıymetli müminler, hikmet ehli, kalbin nurlanıp selamet bulmasını beş şeye bağlamışlardır.

1- Namaz kılmak. Sadece bedenimizle yatıp kalkarak değil ruhumuzun da secdelerde, rükûlarda, kıyamlarda, kıraatlarda bedenimizle yatıp kalkması ile namaz kılmak gerekir. Yoksa beden yatıp kalkarken ruhumuz, aklımız, kalbimiz başka yerlerde ise, namazın niçin kılındığının farkında değilsek, Rabbimizin huzurunda olma şuurunda değilsek, böyle bir namaz elbette ki kalbi nurlandırmaz.

2- Oruç tutmak. Oruç tutmak keza kalbi nurlandırır. Çünkü oruç sadece Allah rızası için tutuluyor. Oruç da riya olmaz. Bir insan gizliden gizliye orucunu yiyebilir ve insanlara da oruç tuttuğu zehabını uyandırabilir. Oruç, gizlide açıkta Allah celle celaluh rızası için tutulduğu için orucun sevabını Allah celle vermekte ve kalbi nurlandırmaktadır.

3- Aç kalmak. Aç kalmak, az yemek manasındadır. Tıka basa yediğimiz zaman ruh midenin tazyiki altında kalmakta ve yediğimiz yemekler, içtiğimiz meşrubatlar buharlaşmakta, uyku getirmekte, kasvet getirmektedir. Bunun için az yemek, az uyumak ve az konuşmak kalbi nurlandırıyor.

4- Kur’an okumak. Kur’an’ı da amel etmek için okumalıyız. Manasını bilmeyenler de Kur’an’ın Allah kelamı olduğu ve Kur’an okuduğu zaman Allah ile tekellüm ettikleri şuuru ile okurlarsa bu da kalbi nurlandırır.

5- Salihlerle beraber oturup kalkmak. Bu hususta Allah celle celaluh: 

“Allah’tan korkunuz ve sadıklarla beraber olunuz.” (Tevbe 119) buyuruyor.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Midenin üçte birini yemekle, üçte birini su ile ve üçte birini de boş bırakmalıdır” (Tirmizî, İbn Mace) buyurmaktadır.

Aşırı şekilde, tıka basa yemek herkese malum ve tıbben sabit nice hastalıklara sebep teşkil etmektedir. Az yemenin midenin bir kısmını boş bırakmanın da nice faydalarının olduğu yine herkesçe malum bir şeydir. Bu bakımdan oruç hem madden hem manen bir arınma, bir durulma ve yeniden kendimizi bulma, çevreyi tanıma ve nefsimizin dışında diğer insanların da olduğu ve onların da hakları bulunduğu ve bu hususta mükellefiyetlerimizin mevcudiyetinden daha etkin bir şekilde haberdar olmadır. Ancak oruç yalnız Allah emrettiği için tutulursa bu faydalar meydana gelir.

Değerli müslümanlar, salihler ve ehl-i hikmet, orucu üç kısma ayırır. Birincisi avam tabakanın tuttuğu oruç, ikincisi havasın tutuğu oruç, üçüncüsü ise havassul havasın tuttuğu oruç. Avamın tuttuğu oruç, mideyi, ferci ve şehveti malum şeylerden korumaktır. Yememek içmemek, cinsî münasebette bulunmamak işte bu avamın orucudur. Havasın yani salihlerin orucu ise gözü, kulağı, dili, kalbi, eli, ayağı hülasa vücudun bütün azalarını her türlü kötülükten, Allah’ın men ettiği şeylerden koruyarak oruç tutmak, kısacası bütün azalara oruç tutturmaktır. Göz harama bakmayacak. Kulak kötü, manasız, lüzumsuz sözler dinlemeyecek, böyle bir mecliste ise orayı terk edecek veyahut da buna mani olacak. Dilimiz hakkı konuşacak, güzelleri konuşacak. Acı da olsa hakkı konuşmak, tatlı olan kötü konuşmaktan Allah indinde çok daha makbuldür. Elimiz yetim başı okşamalı. Kalbimiz Allah’ı zikretmeli. Kötü niyetleri, kötü düşünceleri, masiyeti kalbimizden söküp atmalıyız. Ayaklarımız hizmette, Allah’a kullukta Allah yolunda yürümekte tozlanmalı. Hülasa bütün azalara oruç tutturmak, salihlerin yani havas olanların orucudur.

Hassul hasların orucu ise kalbi bütün kederlerden, bütün gamlardan temizlemek ve Allah’tan başka her şeyi kalpten çıkarıp atmak sureti ile oruç tutmaktır. Başımıza birçok sıkıntılar gelebilir. Hoşumuza gitmeyen haller zuhur edebilir. Nefsimize ağır gelen sözlerle, işlerle hakaretlerle karşı karşıya gelebiliriz. Böyle bir durumda bile kalbi Allah’tan gayrı hiçbir şeyle meşgul etmeyerek, sürekli zikir ve tefekkür halinde oruç tutmaktır ki, bu da peygamberlerin ve sıddıkların orucudur. Rabbim celle celaluh bizlere de böyle güzel oruçlar tutmak nasip eylesin.

Değerli müminler, oruçta iki mühim haslet vardır ki bu hasletler oruca ayrı bir mana vermektedir:

a) Oruç Allah ile kullar arasında bir sırdır. Sabırla yapılan derûnî bir ameldir. Orucu kimin tuttuğunu ancak Allah bilir.

b) Oruç, Allah düşmanı şeytanı kahretmektedir. Çünkü oruca riya karıştıramaz. Sonra şeytan şehvetler vasıtası ile kişiyi yakalar. Oruç ise şehvetleri kırar.

Oruçlu kişinin iftarda acele etmesi sahur yemeğini ise tehir etmesi sünnettir. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“İnsanlar iftarı acele yapmaya devam ettikçe, hayır üzere yaşamakta daimdirler.” (Buhârî, Müslim Savm)

Diğer bir hadis-i şerifte:

“Biz peygamberler cemaati iftarımızda acele davranmaya, sahurumuzu tehir etmeye ve namazda sağ ellerimizi sol ellerimizin üzerine koymaya memur olduk” (İbn Hıbban) buyuruyor.

Değerli müminler, sahura kalkmamak bir fazilet değildir. Bilakis sahura kalkıp bir yudum su ile de olsa sahur yapmak sünnettir. Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Sahura kalkınız. Çünkü sahurda bereket vardır” (Buhârî, Müslim) buyuruyor.

Yine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Ya Rabbi, ümmetime sahur yemeğinde bereket ver! Ey ümmetim, bir yudum suyla, bir hurma, tanesiyle birkaç kuru üzüm tanesiyle de olsa sahur yapın! Zira size melekler salatu selam ederler” (Müsned-i Ahmed) buyuruyor.

“Üç şey vardır ki bunlar üzerine kul hesaba çekilmez. 1-Sahur yemeği 2-İftar yemeği 3-Din kardeşleriyle yenilen yemek”(İ. Gazalî) denilmiştir.

Yani müslümanlar bir araya toplanmışlar veya bir müslüman bir kısım müslüman kardeşlerini zengin fakir ayırt etmeden davet etmiş, beraberce iftar yemeği yiyorlar, sahur yemeği yiyorlar ya da sahur, iftar değil de ramazan dışında herhangi bir günde öyle bir davette beraber bulunuyorlar. İşte böyle yemeklerde Allah celle celaluh hesap sormuyor.

Değerli müminler, elbette ki müslüman her zaman dikkatli olacak. Her zaman kötülüklerden nefsini arındırmaya çalışacak. Her zaman Allah celle celaluhun, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin emrettikleri doğrultusunda yaşamaya, nehyettiklerinden uzaklaşmaya çalışacak. Ama ramazan ayında, her zamankinden dikkatli olunmalıdır. Haramlardan kaçma, ibadet, hayru hasenata yapışma hususunda, çok daha gayretli, çok daha titiz ve dikkatli olmalıyız. Orucu sadece aç kalmak saymayıp bütün azalarımızla oruç tutmalıyız. Teravih namazlarını sonuna kadar kılmalıyız. Ramazanın ilk günleri bakıyorsunuz genci, yaşlısı, çocuğu, kadını, erkeği camileri tıklım tıklım dolduruyor. Bu ne güzel bir mutluluktur! O mübarek gecelerde, camilerin tıklım tıklım dolu olduğu yerlerde teravih namazı kılarken insan sanki manen kanatlanıyor. Fakat bakıyorsunuz ki ramazan günleri ilerledikçe, camiler yavaş yavaş tenhalaşmaya başlıyor. Bu acı bir şey. Mümin bir işe başladığı zaman onu tamamlamalıdır. Kaldı ki teravih bizim için sünnet-i müekkededir. Onu sonuna kadar kılmamız gerekmektedir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

“Nice oruç tutan insanlar vardır ki onların orucu sadece aç ve susuz kalmaktan ibarettir.” (İbn Mace, Nesai)

Rabbim bizi böyle oruç tutmaktan korusun. Yani dili, gözü, kulağı, eli, ayağı, kalbi oruç tutmuyor. Yine kalbinde kötülükler var. Yine eliyle, ayağıyla Allah’ın men ettiği işleri yapıyor. Dili kötü sözler, Allah’ın men ettiği sözler konuşuyor.  Kulağı öyle. Böyle bir oruç kişiye bir şey kazandırmıyor.

 Büyükler şöyle buyuruyor:

“Dünyada ne kadar kalacaksan dünya için o kadar çalış. Ahirette ne kadar kalacaksan ahiret için de o kadar çalış. Allah celle celaluha ne miktarda muhtaçsan Allah için o kadar amel et. Ateşe ne kadar dayanabileceksen, sabredebileceksen o kadar cehennem ameli işle!”

Demek ki değerli müminler, biz dünyada geçici bir hayat yaşıyoruz. Ne zaman nerede nasıl öleceğimizi de bilmiyoruz. Her an onunla karşılaşabiliriz. Bir gün ölüm meleği yanımızda olur ve bizi çok hazırlıksız olduğumuz bir anda bulabilir. Öyleyse dünyada ne kadar kalacağız, işte dünyaya o kadar çalış buyuruluyor. Ahirette ne kadar kalacaksan o kadar çalış. Ahiret ebedî bir hayat. Allah’a ne kadar muhtaçsan o kadar amel et. Bizim Allah’a muhtaç olmadığımız bir an var mı ki? Sonra ateşe ne kadar sabredebilirsen o kadar cehennemlik ameller işle. Rabbim cümlemizi korusun! Ateş, cehennem ateşi. Cehennem ateşinden bir şule şayet yeryüzüne düşseydi, yeryüzünü helak ederdi. Böyle bir ateşe dayanmak mümkün mü? Bir hafif mum ışığına parmağımızı tutsak ne kadar dayanabiliriz? Cehennem ateşini düşünelim.

Öyleyse ramazanımızı çok iyi bir şekilde değerlendirelim. Kalplerimizi yumuşatalım nurlandıralım. Fakir fukarayı gözetelim. Zekâtlarımızı bu ayın içinde verelim. Mümkün olduğu müddetçe peşin verelim zekâtlarımızı. İleri aylara zekâtlarımızı senet çekle bırakmayalım. Ama imkânı olmayabilir. Ekonomik krizler içerisinde peşin veremeyebilir. Bu da, çok uzak olmamak şartıyla, ileriki aylara çek, senet verebilir. Zekâtları layık olan yerlere harcayalım, rasgele zekâta layık olmayanlara vermeyelim. Araştıralım. Biz araştıramıyorsak emin olduğumuz şahıslar vasıtasıyla veya emin olduğumuz vakıflar, müesseseler vasıtası ile zekâtımızı layık olan yerlere, muhtaç olan yerlere ulaştırmaya çalışalım.

Rabbimiz celle celaluh bizleri bu ramazanda arıtsın, durultsun, halis muhlis ameller yapmak nasip etsin. Tevbeler ve istiğfarlarımızı kabul ederek ve günahlarımızdan tamamen sıyrılmış olarak, annemizden doğduğumuz şekilde tertemiz olarak, bayrama ulaşmayı, bayram sevincini günahlarımızdan arınmış olarak yaşamayı Rabbim bizlere nasib etsin.

Şu ramazanın mübarek günlerinde Filistin’de, Çeçenistan’da, dünyanın dört bucağında mazlum, mustazaf, mağdur durumda olan, kâfirlerin sultası altında inim inim inleyen müslüman kardeşlerimize Rabbimiz celle celaluh yar ve yardımcı olsun. En yakın zamanda onları bu felaketlerden kurtarsın ve bizleri geçmişte olduğu gibi İslam’ın o yüce izzetiyle, şerefiyle yeniden şereflendirsin. Ve bizi bize, bizi nefsimize bırakmasın. Müslüman olarak yaşayıp müslüman olarak ölmeyi, müslüman olarak haşrolmayı Rabbimiz celle celaluh cümlemize nasip etsin. Âmin.

 

 

 

 

 

 

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.