E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

ABDULLAH YILDIZ

KAPAK;

ABD'NİN  YENİ DÜNYA DÜZENİ, BOP VE KÜRESEL İŞGALLER

II. Dünya Savaşı sonrasında dünyanın ABD-İngiltere ve Rusya arasında resmen paylaşılmasının ardından ABD liderliğindeki Batı blokunun askeri gücü olarak ortaya çıkan NATO, Soğuk Savaş döneminde Sovyet/Komünizm tehdidine karşı konuşlanmış, bütün askeri ve psikolojik imkânlarını “kızıl düşman”ın bertaraf edilmesi için seferber etmişti.

1990’da Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından işlevsiz kalan NATO, tek süper güç haline gelen ABD’nin öncülüğünde yeni düşmanını belirlemekte gecikmedi. Yeni tehlikenin adı: “fundamentalizm” ve “terör” kavramlarıyla özdeşleştirilen “İslâm” yani “yeşil tehdit”ti. O yıllardan beri dillerden düşmeyen Yeni Dünya Düzeni (aslında ‘Düzensizliği’), insanlık için, özellikle de müslüman dünya için işgal, kan, gözyaşı, acı ve ıstıraptan başka bir anlam taşımadı. Kuveyt oltasını yutan Irak, Amerikan saldırısına uğradı; Bosna, Cezayir, Çeçenistan, Keşmir kan gölüne döndü; Filistin’de daha fazla müslüman kanı akmaya başladı.

1999’da NATO’nun yeni konseptinde bazı değişiklikler yapıldı; “insan hakları ihlalleri, baskı rejimleri, etnik çatışmalar, iktisadî sıkıntılar, siyasî nizamın çöküşü, kitle imha silahları..” gibi gerekçelerle NATO’nun herhangi bir ülkeye müdahalesi (açıkçası ABD işgalleri) meşrû hale getirildi ve “yeni düşman”ın altı daha kalınca çizildi.

Ardından 11 Eylül 2001 provokasyonu düzenlenerek sözde “el-Kaide terörü” bahanesiyle önce Afganistan, sonra da kitle imha silahları masalıyla Irak işgal edildi, şimdi yeni işgaller gündemde. Bu arada ABD, İslâm’ı durdurmak ve İslâm dünyasına tamamen yerleşmek için yeni bir plân hazırladı. Bu plânın adı Büyük Ortadoğu Projesi yani BOP olarak tarihe geçti. (Son adıyla Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi yani GOKAG.)

 

Dördüncü Dünya Savaşı

(İslam’a Karşı Savaş)

Kesin olan şu ki, ‘küresel sistem’in yeni yüzyıldaki boy hedefi İslâm. Bütün plân ve projeler İslâm’ı durdurmaya yönelik. NATO Konsepti’nin 1991’de değişmesinin ardından gizli-kapaklı konuşulan bu gerçek, 1995’te zamanın NATO Genel Sekreteri Willy Claes tarafından açıkça deklare edilmişti:

“İslâm fundamentalizmi Komünizm’den çok daha tehlikelidir”. 

11 Eylül ise, İslâm’a karşı top yekün savaş sürecini başlattı. CIA eski başkanlarından James Woolsey, ‘mürettep’ 11 Eylül 2001 olayını müteakip ABD’nin başlattığı ‘Haçlı Savaşı’nı şöyle tanımlamıştı: “4. Dünya Savaşı başladı. Terörizme karşı savaş bunun sadece bir parçası. Bu savaş 20. yüzyıl boyunca (1. ve 2. Dünya savaşlarında ve 3. Dünya Savaşı da denebilecek Soğuk Savaş’ta) inşâ edip savunduğumuz liberal uygarlığa, Arap ve Müslüman dünyasından gelen tehditlere karşı demokrasiyi genişletme savaşıdır.” Woolsey, 4. Dünya Savaşı’nın “Soğuk Savaş gibi 40 yılı aşkın bir süre kadar uzun sürmeyeceğini umut ediyorum” dediğine göre, karşı karşıya bulunduğumuz yeni süreç hayli çetin ve uzun geçeceğe benziyor.

İşin ilginç tarafı, müslüman dünyaya ve bizzat İslâm’a karşı yürütülen bu topyekun savaşta ABD ve AB dahil Rusya, Çin, Hindistan gibi tüm şer güçler ittifak halinde. Papalık da ABD’nin başlattığı bu ‘kutsal savaş’ı desteklediğini açıkça deklare etmişti. İsrail ve İngiltere zaten kayıtsız-şartsız ABD’nin yanında. (Bir soru: Rusya’nın Çeçenistan’da, Çin’in Doğu Türkistan’da, Hindistan’ın Keşmir’de, İsrail’in Filistin’de yaptığı katliamlara yekdiğerinin hiç karşı çıktığını hatırlıyor musunuz?) İsrail Turizm Bakanı Benny Elon, 2003 ABD gezisinde Haaretz gazetesine şu dehşetengiz mesajı vermişti:

“Şurası net, İslâm yok oluyor! Müslüman dünyada güçlü bir inanç dalgasının değil, İslâm’ın küllerini görüyoruz. İslâm nasıl yok olacak? Çok basit: Birkaç yıl içinde İslâm’a karşı bir Hıristiyan Haçlı Savaşı başlatılacak. Bu, milenyumun en büyük olayı olacak.” (Aktaran: İ. Karagül, Umran, Haziran 2003/106)

Evet, bu Haçlı Savaşı başladı. 11 Eylül’le alenî ve fiilî hale gelen Yeni Haçlı Saldırıları, ilk etapta Afganistan ve Irak’ı hedef aldı. ABD-İngiltere-İsrail şeytan üçlüsünün üçüncüsü de zaten Filistin’de kanlı işgalini sürdürüyordu; şimdi Lübnan’ı işgale kalkışıyor.

Tüm bunlar, müslümanlara yönelik “topyekun savaş”ın sadece askerî boyutu. “Küresel Şeytan İmparatorluğu” açısından aslolan İslâm’ın ve müslümanların direncini kırmak ve İslâm’ın, bu ruhsuz çağın yegâne alternatifi olmasına engel olmak. Dolayısıyla şeytani güç odaklarının salt askerî tedbirlerle yetinmeleri beklenemez, beklenmemeli.

 

Zihinsel Savaşa Dikkat

Batı tipi hayat tarzının “küresel değerler” diye yaldızlanarak medya ve askerî güç eşliğinde tüm dünyaya dayatıldığı bir “Küreselleşme/Globalleşme Çağı”nı idrak ediyoruz. Bu Batılı küresel saldırganlık karşısında tek direnç merkezi ise İslâm coğrafyası. ABD’nin Moğol ve Haçlı istilâsını hatırlatan askerî saldırılarının İslâm coğrafyasını hedef alması da bundan. Zira, Ümmet-i Muhammed, askerî planda cılız olsa da, “küresel değerler”e meydan okuyan dünya görüşü, hayat tarzı ve gelecek tasarımı ile insanlığın topyekun kurtuluşunu gerçekleştirmeye aday tek potansiyel güç merkezi. Ve her şeye rağmen ümmet, Kur’ân ve sünnetten aldığı tükenmez enerjiyle büyük ve uzun soluklu yürüyüşünü sürdürüyor.

İşte bu nedenle bugün, ABD öncülüğündeki “Şeytan İttifakı”nın İslâm dünyasına yönelik kapsamlı fiili ve psikolojik savaşına maruz kalıyoruz. İslâm ümmetinin moralini ve moral değerlerini felce uğratarak onları manen çökertip teslim almayı ve tüm dünyaya olduğu gibi müslümanlara da Amerikan/Batı tipi hayat tarzını benimsetmeyi hedef alan bu sinsi savaşın en önemli cephesi ise müslüman zihinler/gönüller... ‘Küresel sistem’in tek alternatifi İslâm’ı sulandırmak, içini boşaltıp omurgasızlaştırarak ‘ehlileştirmek’ ve müslümanları ‘sistem’e ‘uyumlu’ hale getirmek, aslî hedeflerinden saptırmak için her gün yeni bir plan, yeni bir oyun, hile, desise uygulamaya konuluyor... İslâm ve müslümanlar aleyhine her gün yeni yalanlar, yeni suçlamalar, küçük düşürücü ve utanç verici haberler üretiliyor, yayılıyor... İslâm ve terör, İslâm ve bağnazlık, İslâm ve gerilik.. kasten ve sürekli hep birlikte anılıyor... Temel İslâmî sabitelerin, nassların, helâl ve haramların, namazın, orucun, haccın, başörtüsünün... içini boşaltmaya yönelik atraksiyonlar yapılıyor. Ve bu süreç uzun yıllar devam edecek gibi görünüyor... ‘Ilımlı İslâm’, ‘Amerikan İslâmı’, ‘Türk İslâmı’, ‘Euro-İslâm’.. projeleri İslâm’ı aslî mecrasından, müslümanları aslî kimliklerinden saptırmaya yönelik şeytanî tuzaklar olarak önümüze konuluyor. İslâm, devlet yönetiminden (kamusal alandan) bireysel yaşama kadar hayatın bütün alanlarını dizayn etmeye yönelik iddialarından soyutlanmaya ve vicdanlara, camilere hapsedilerek adeta folklorik bir unsur haline getirilmeye çalışılıyor.

Kısaca İslâm ve müslümanlar fiilî ve psikolojik bir şeytanî kuşatma ile karşı karşıyalar.

“Şüphe yok ki insanları Allah yolundan men etmek için mallarını sarf edenler, onu yine sarf edecekler, sonra bu kendilerine yürek acısı olacak, nihayet mağlup olacaklar. Ve küfürlerinde ısrar edenler toplanıp cehenneme sevk edilecekler.” (Enfal 8/36)

Onlar “Allah'ın nûrunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler hoşlanmasalar da Allah nûrunu tamamlamaktan asla vazgeçmez!” (Tevbe 9/32)

Kur'an, bize, böyle bir kuşatmayı nasıl yarabileceğimizi açıklar: Medine’nin inkarcı-putperest saldırganlar tarafından çepeçevre kuşatıldığı Hendek Savaşı’nda; “iman sahipleri imtihandan geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntı ile sarsılmışlardı.”(Ahzab 33/11) Kalplerinde hastalık (maraz) bulunanlar, bu kuşatmanın etkisiyle inançlarından kuşkuya kapılmışlar ve ayakları kaymaya başlamıştı. (Ahzab 33/12-13) Ama bu kuşatma, gerçek müminlerin imanını pekiştirmiş ve onlar düşmanı görünce, “İşte Allah ve Rasûlü’nün bize vaat ettiği!” (Ahzab 33/22) demişlerdi. “Allah’a ve ahiret gününe kavuşacaklarının bilincinde olanlar ve Allah’ı çokça zikredenler” (Ahzab 33/21) inanç mücadelesinin “en güzel örnekliği”ni veren Rasûlullah’ı örnek alarak Muhammedî duruş sergilemişler ve Allah da onlara yardım etmişti.

Eğer, İslâmî değerlere bağlılığımızı ve dik duruşumuzu sürdürürsek Allah’ın yardımı yakındır.

Rabbimiz, ayaklarımızı sabit kıl ve inkârcılar topluluğuna karşı bize yardım et!

 

 

KAPAK/AHMET İLHAN

KÜRESEL ZORBALIK

Zorba, gücünü kötüye kullanan, ısrarlı, saldırgan, hakaret eden bir kişilik. Muhatabını aşağılanmış, tehdit altında, özgüveni zayıflamış, strese girmiş duruma getiren bir psikolojik rahatsızlık.

Haksız eleştiri, hata bulmak, tecrit etmek, zayıflatmak, gerçek niyetini saklamak, iftira atmak, çarpıtarak yansıtmak, gücünü, otoritesini kötüye kullanmak, hedef göstermek, küçümsemek, aşağılamak alay etmek zorbanın bilinen davranışları.

Yalan söylemek, aldırış etmemek, inkar, pişman olmamak, kötü niyetlilik, güce eğilim, bencillik de zorbanın bilinen özellikleri.

İster bireysel, ister küresel olsun zorbayı tanıtan bu özellik ve davranışlar önemli. Asıl önemli olan, zorbanın, büyük güçleri ellerine alıp sorgulanamaz bir diktatöre dönüşmesidir.

Zorbalık konusunda insanlık deneyimsiz değildir. Tarih içinde çok zorbalar olmuştur. Paul Salery:

“Her zorba yapayalnızdır. Çünkü ona ilk ihanet edenler daima en yakın dostlarıdır. Her zorba, zorbalığın kısır döngüsünde kendi yarattığı zorbalığına ve kullandığı baskı tekniğine, önünde sonunda yenik düşmeye mahkûmdur” der.

İnsanlığın deneyimi bir ömürlük zorbalıklarla ilgilidir. Zorba da olsa insanoğlu ölümlüdür. Çektirdiği bütün acılara rağmen tüm zorbaların sadece hikâyeleri kalmıştır.

Bugün yaşadığımız olay ise farklıdır. Özellikleri aynı olmasına rağmen, farklıdır. Zorbalık, yeni dünya düzeninin sıfatı haline gelmeye başlamıştır. ABD, İngiltere, İsrail üçlüsünün dünyanın önüne koydukları model tam da bunun karşılığıdır.

Asırlardan beri insanlığın ulaştığı değerler; demokrasi, insan hakları ve adalet yok edilmeye, yok sayılmaya başlanmıştır.

Afganistan, Irak, Lübnan ve Filistin’de yaşanan olaylar, bütün çarpıtmalara rağmen; dünyanın diğer insanlarını bu değerler konusundaki samimiyeti sorgulamaya yönlendirmektedir. Ayrıca zorbalığa muhatap insanlık, stres, depresyon, öfke, güvensizlik, çaresizlik, huzursuzluk ve ürkeklik içindedir. BM, NATO, AB ve benzeri kuruluşlar zorbanın oyuncakları durumuna getirilmişlerdir. İsrail bazı ABD filmlerinde olduğu gibi, üretilmiş bir ölüm makinesine dönüşmüştür. Bu saatten sonra makineyi üretenlerin bile durduramayacağı vahşet sınırlarına ulaşmıştır. İngiltere ve ABD aslında geçmişte bu ölüm makinesinin nasıl kendilerine döndüğünü, İsrail ve Hitler örneğinde olduğu gibi, yaşamalarına rağmen tarihi tekerrür ettirmektedirler.

Ortada bir körlük vardır. İnsanlık bütün bu zorbalıkları gidermenin yollarını bilmiyor da değildir. Onların ideologlarından Fukuyama zorbalığın ilacını “özgürlükçü, çoğulcu demokrasi, sivil toplum ve hukuk devleti” olarak açıklamaktadır.

Zorba (yeni dünya) düzenin çiğnediği ve yok saydığı değerler de tam bunlar olmaktadır.

Özgürlük yalnız bize değil, ötekine de özgürlük istemekle bir anlam kazanıyor. Oysa zorba düzen insanları ikiye ayırıyor, bir kısmının hiçbir özgürlüğe hakkının olmadığını savunuyor. Sadece bununla kalmıyor, özgürlükleri, başta yaşam özgürlüğü olmak üzere, yok ediyor. Bu düzende ötekinin hiçbir hakkı yok. Öteki, tanınan bütün haklardan yoksun ve yok olmaya mahkûm.

Çoğulcu değil, çoğunlukçu; haklıdan yana değil, güçlüden yana bir zorba düzen. Demokrasiyi güçlülerin zorbalık robotu haline getiriyor.

Devlet dışı ya da devletler üstü kuruluşlar kuşatma altında. Güçlü olanların vetoları ile her türlü haksızlık ve zorbalık ört-bas ediliyor. Meşrulaştırılıyor. Sivil ve siyasî örgütlenmeler baştan terör damgası ile mahkûm ediliyor, gayr-i meşru kabul ediliyor. Güç karşısında çaresiz kalan insanlık, sivil direniş ve dayanışmadan da mahrum edilmeye çalışılıyor.

Uluslar arası hukuk zorbalar tarafından ve yalnızca zayıflara uygulanıyor. İran’ın nükleer programında olduğu gibi. İsrail’in elinde nükleer silahlar var. Üstelik kullanmaktan çekinmeyeceği apaçık biliniyor. Ona ses yok. İran’ınki, barışçıl bile olsa, tehdit altında.

Zorbalar sıkıştılar mı BM kararlarını tanımadıklarını söyleyiveriyor, imzaladıkları sözleşmelere uyamayacaklarını ilan ediyorlar. BM çöplüğünde uygulanmayı bekleyen yüzlerce karar var. Uygulanmıyor, uygulanamıyor.

Peki, kim uygulatacak, kim yargılayacak? Hangi güç bu zorbalığı durduracak?

Üstelik küresel zorbalığın en büyük silahı medya ise? İnsanlık, kamuoyu yalan ve yanlışlarla aldatılıyorsa?

Küresel zorbalığın, aslında tüm zorbaların en büyük korkusu, gerçekler ve meşruluktur. Midas’ın kulakları eşek kulakları ise bu gerçeklik bütün zırhları delip geçecek güce sahiptir.

Bugün yüz yüze gelinen gerçekler en vicdansız insanın bile yüreğini yakıyor. Bu yürek yangını dalga dalga yayılıyor, zorbaları kuşatan bir güce dönüşüyor.

Meşruluk, yönetilenler çoğunluğunca gönülden benimsenen ve toplumsal, siyasal yapının sistemine göre yönetenlerin iktidara geldiklerine ve onu kullandıklarına ilişkin toplumdaki yaygın inançtır.

Bugün küresel zorbalığın meşruluğu tartışılıyor. BM’de yüz elli ülkeden yüz kırk yedisi, bütün baskılara rağmen “HAYIR” diyor. Geriye kalan üç ülkenin vatandaşlarından özgür iradeleriyle cevapları isterse aynı “HAYIR” ile karşılaşacağı da anlaşılmaktadır.

Ortada bir meşruluk sorunu vardır. Zorla meşru olunamayacağı da bilinmektedir. Küresel zorbaların meşru olana çekilmesi zarureti ortadadır.

Peki, bu nasıl olacaktır?

Hem uzman görüşleri, hem de tarih tecrübemiz zorbalığı alttan alarak önleyemeyeceğimizi göstermektedir. Ne kadar alttan alınırsa, zorba şiddetini o oranda artırmaktadır. Zorbalığa karşı direnmekten başka çaremiz bulunmamaktadır. Mevzi ve yerel direnişler zorbanın dişine göre ve besleyici özellikler taşımakta, azgınlığını artırmaktadır. İsrail’in Filistin ve Lübnan direnişleri karşısındaki vahşi görüntüsü bunu açığa vurmaktadır.

İnsanlığın bütün alanları ve kanalları kullanarak direnişe katkıda bulunması gerekmektedir. Seyretmek, alkışlamak, dua etmek yetmiyor. Küresel zorbaları gerçeklerle yüz yüze getirmek ve meşruiyetlerini tartışmalı hale getirebilmek için daha fazlasına ihtiyaç vardır.

Küresel zorbalığa karşı küresel direniş. Mutlaka iki şeyi unutmadan: Bir, gerçekleri atlamadan; iki, meşru çizgiden ayrılmadan. Mutlaka iki şeyi silah olarak kullanarak; bir gerçekler, iki meşruluk. Küresel direniş, küresel ambargo, boykot gibi tüm yöntemleri deneyerek insanlığın geleceğini korumalıdır.

 

 

Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.