TeleVole Çocuğu
Nur topu gibi bir çocuğumuz oldu: Televole
çocuğu! Vatan evlatları arasına bir de televole çocuğu eklendi. Kimdir bu çocuk?
Nerde yaşar? Biz neden göremiyoruz? Dediğinizi işitir gibiyim. Merak etmeyin
televole çocuğu artık her yerde. Köyde şehirde, dağda bayırda… Belki yanınızda
koşturup oynayan kendi yeğeniniz, belki de çocuğunuzla sokakta maç yapan
komşunun oğludur o.
Televole çocuğunun doğumundan gençliğine
kadar vasıflarını anlatarak beraberce tanımaya çalışalım. Buyrun!
Televole çocuğu daha doğar doğmaz aile,
çocuğun gözlerinin rengi, hangi ünlünün göz rengine benziyor tartışmasına
girdiğinden kulağına ezan okumak unutulmuştur. Baba fakir olsun zengin olsun,
en ünlü artistlerin reklâmını yaptığı çocuk bezi ile bebeğin altı sarılır. Tom
ve jery’nin resimlerinin bulunduğu zıbınla pış pış edilip uyutulur. Çocuğun oda
duvarlarında bir elinde bir kutu ıspanak, diğer eliyle merhaba tele vole
dercesine poz vermiş Temel Reis posteri çocuk için hazırlanmıştır. Çocuk her
gözünü açtığında Temel Reise bakmaktadır. Tabii ki sağında Şirin Baba, solunda
Miki Fare posterlerine bakmayı iyice belleyince seyr-i sefer eyleyecektir.
Bebeğimiz ilk günleri yavaş yavaş atlatınca
karşısına uyutucu, susturucu, dikkat çekici, aptallaştırıcı(aile bunu sonradan
öğrenecek), şaşırtıcı, bir kutu okul kurulur. Bu okul aileyi oldukça
rahatlatmaktadır. Çocuk bu okula kendini bir versin, herkes kendi âleminde
yaşamaya devam edebilir. Bu okul çocuğumuzun kültür babası olacak olan
televizyondur. Bu okulda ders saati belli değildir. Teneffüs yoktur. Disiplin
yoktur. Uyuyan leylek taklidi yapmak yoktur, arkadaş yoktur; sadece seyretmek
vardır. Ana-baba çocuğu bu okula verirken “eti senin kemiği benim, derisi hayra
hizmet vakfının” demez, “al hepsi senin olsun” der. Neyse bu okul sayesinde
televole çocuğu büyüyüp serpilmekte, bir takım meziyetler(!) elde etmektedir.
Televole çocuğumuz aile anlayışını Simpsons
adlı diziden öğrenmektedir. Zaten evde aile diye bir şey yoktur. Anne-baba her
gün tartışmaktadır. Baba akşamları ortalarda yok, başka bir mekânda âlem
yapmaktadır. Kardeş de ne oluyor. Onun için en ideali Simpson ailesidir.
Dağları, taşları bütün çevreyi Heidi ona
öğretmektedir. Heidi’ye o kadar zebun olmuştur ki, nerdeyse gerçek dünyayı
unutup; başının üstünde yıldızların var olduğunu bile bilmemektedir.
Kahramanımız artık soru sorma dönemine
girmektedir. Babasına taş devrindeki kargaların neden şimdi de makas gibi
kullanılmadığından tutun, televizyondan, çizgi filmleri kimin yaptığından, game
boyların nasıl hareket ettiğinden, internetin ne olduğundan, bu arada Allah diye
bir kelimenin ne anlama geldiğinden sorular yöneltmektedir. Baba çocuğun
zekâsına hayran hayran, bildiği sorulara cevap vermekte, bilemediklerine ise,
“biz o kadar okumadık” cevabını yapıştırmaktadır.
Çocuğumuz artık seyrettiği onca filmde
gördüklerini yaşamak istemektedir. Scooby do adlı filmdeki gibi grup oluşturup;
maceralara sürüklenmeyi dener. Tabii ki bunun bir senaryo olduğunu, önceden
tasarlandığını başına bir kaza gelip hastanede soluğu alınca anlayacaktır. Bu
arada kendisinin de Biri tarafında tasarlandığı aklına gelir mi bilinmez!
Televole çocuğu Şerek’i seyretmiş, bir dev âşık oluyorsa ben neden olmayayım
psikozuna saplanmıştır. Bu sebeple birçok olay vuku bulmaktadır. Meşhur çizgi
film kahramanlarından bencilliği öğrenmiştir. Asmayı kesmeyi, yakmayı, yıkmayı,
yok etmeyi Rambo’dan ve diğer Amerikan filmlerinden bellemiştir. Anlamadığı bir
şey vardır, öğrendiğine göre asma- kesme işi Osmanlı padişahların aitti. Nasıl
oluyor da Amerikalılar da bu işi yapıyor!?
Televole çocuğumuza tarihî olmayan bir
vatanda yaşadığı daima telkin edilmektedir. Bu öğretiye göre tarihimiz yenidir.
Geçmiş ihanetlerle(!) doludur. Öyleyse geçmişe takılmak yerine, diskoteklere
takılmak yeğdir. Bu yüzden değerler de yenidir. Toplumun değerleri televole
çocuğunu ilgilendirmez. Ama yine de tamamen değerlerden kopmuş değildir. Allah’a
inanır, bunun yanında besmele çekmek gibi batıl inançlarının olmadığını
açıklamaktan geri kalınmayacağını sevdiği popçuların sov programlarından iyi
öğrenmiştir.
Televole çocuğuna televizyonlarda şu kitap
iyidir, oku denilirse okur. Şu Çılgın Türkleri, okumuştur ama Türk-lerin neden
çılgın olduklarını kavrayamamıştır. Metal Fırtı-na’yla havalara girmiştir, ancak
Dünya sisteminin açlıktan ölen insanlar üretmesinin sebeplerini merak etmeye
gerek duymamıştır.
Onun ikinci okulunda öğrendikleri birinci
okulunda öğrendikleri yanında hardal tanesi kadardır. Bildiğiniz gibi birinci
okulda öğretmenler oldukça fazladır. Şovmenler, futbolcular, açık oturumcular,
dizi oyuncuları, reklâmcılar, vesaire vesaire… Mesela şovmen öğretmenlerinden
öğrendiğine göre, Nasreddin Hoca bütün madrabazlıkların, kurnazlıkların,
sahtekarlıkların piridir. Çünkü hocadır.
Ona göre bütün icatlar Batılılar tarafından
yapılmıştır. Haa bir tek yoğurdu dedelerimiz bulmuş iyi yapmışlar ama yine de
kola ayranı bitirmiştir. Hacivat –Karagöz oyunlarını Ramazan’dan Ramazana
görmesi böyle bir vakanın olup olmadığını ve nasıl bir kültür olduğunu merak
etmesine yetmemektedir.
Televole çocuğu ya topçu, ya popçu
olacaktır. En çok para bu mesleklerdedir. Para kazanmak için her şeyi yapmaya
kendini hazırlamıştır. Ona göre ideal falan boş iştir. Paranın her kapıyı
açacağına inanır. Lakin her kapıyı kapatır mı? Düşünmemiştir.
Pembe diziler televole çocuğuna zevki
öğretmiştir. Dünyadan zevk almayı gaye edinmiştir. Acıda bile zevk vardır ona
göre.
Televole çocuğu seyrede seyrede gördüklerine
inanmaktadır. Önemli olan görüp yaşadıklarıdır. Bazen rüyaların nasıl olduğunu,
uyurken nasıl başka yerlerde gezdiğini merak etmektedir. Bu rüyalar bir şeye mi
işaret ediyor, diye düşünür dalar ama psikologlar imdadına yetişir. Yaptıkları
açıklamalarla televole çocuğunun düşünmesine son verirler.
İşte böyle üç aşağı beş yukarı bir televole
çocuğu. Allah çocuklarımızı korusun dedikten sonra dikkat kaçınılmaz.