E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

FATİH YILMAZ

DENEME;

SADIKLARLA BERABER OLMAK

 

Kainatta bir cazibe kanunu vardır. Bu cazibe kanunu, madde ve mânâda, hayırda ve şerde bütün ihtişamıyla hükmünü icra eder. Seven ve sevilen her zaman olmuştur. Sevenler birbirlerini daima çeker. İyilikten başka düşüncesi olmayan kişileri iyiler cezb eder. Kötü düşünceli, kötü davranışlı kişileri de kötüler cezb eder. Atalarımız boşuna dememişler, “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” diye. Yüce Yaratıcı da Kur’an-ı Kerimde:

 “Ey  iman edenler! Allah’tan ittika edin ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe 119) buyurmuştur.

Büyükler kalbi, boş bir kaba benzetmişlerdir. İçine ne korsan onun kokusu siner, demişlerdir. Bunun manası, kiminle ünsiyet edersen, ondan sana yansımalar ve tesirler olur. Güzel koku satan bir dükkana girildiğinde, satın alınmasa dahi çıktıktan sonra  insanın üzeri güzel kokar. Demircinin yanına giden kimsenin de elbisesine demirin  pası ve körüğün kokusu siner. İşte misallerde de görüldüğü gibi sadıklarla beraber olan kişi sadıklaşır, onların halleri ünsiyet  edenlere de yansır.

İnsanın nasıl olması gerektiğini, sorulu cevaplı mısrasında  son devrin en büyük edip ve şairlerinden Necip Fazıl merhum:

“Sual: Ey veli, insan nasıl olmalı, söyle!

Cevap: Son anda nasıl olacaksa hep öyle...” diyor.

“İlkin yaratıp sonra onu iade eden O’dur. Bu O’nun için pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misal (en üstün sıfatlar) O’nundur. O, Aziz’dir. Hakimdir.  (Rum 27)

Kaliteli insanın ilk önce güzel ahlaklı, güzel düşünceli ve güzel sözlü olması lazımdır. Hani bir bahçede cezbedici güller vardır. Kendisi hoş, kokusu hoş güller var ya, insan da; insanlar arasından seçilip çıkan ve herkesi kendisine çeken mıknatıs gibi olmalıdır. “Güzel bir söz” ile “kötü bir söz” arasındaki ayırım o denli açıktır ki, dünyanın kültürel, ahlakî, dînî ve entellektüel tarihini eleştirel bir yaklaşımla inceleyen herkes bunu kolayca algılayabilir. Gönülleri kazanmak ancak tatlı dil, güler yüz ve hoş sohbetle olur. Yüce Yaratan, Musa aleyhissselamı Firavun’a tebliğ vazifesiyle görevlendirdiğinde ona yumuşak davranmasını istemiştir.

Güzel bir söz o denli verimlidir ki, hayat sistemini ona dayandıran herkes (veya her toplum) her an ondan meyvesini alır. Çünkü “güzel söz” düşüncede berraklık, sinirlerde denge, karakterlerde güç, ahlakta temizlik, ilişkilerde sebat, konuşmalarda doğruluk, sohbette dolaysız ve doğrudan konuşma, sosyal davranışlarda ölçülü bir tutum, kültürde soyluluk, ekonomide adalet ve eşitlik, politikada onurluluk, savaşta soyluluk, barışta samimiyet ve verilen sözde, yapılan anlaşmalarda güven meydana getirir.

Kaliteli insan; bilgiyle donanımlı, ne yaptığını bilen, özgüven sahibi ve bilgiyi gerçek anlamıyla uygulayan kişi demektir. O, yerinde kullanıldığında her şeyi altına çeviren bir iksirdir. İçinden kötülük geçerse, Allah için onu terk etmeye azmedendir. Herkese karşı iyi olan, inanan- inanmayan ayrımı yapmadan hayırhah olan insandır. Anadolu’nun İslamlaşmasında büyük emeği olan Ahmed Yesevî rahmetullahi aleyh:

“Kâfir bile olsa, hiç kimsenin kalbini kırma! Kalb kırmak, Allahü Teâlâ’yı incitmek demektir.” diyor.

Kısacası, yaratılanı sever Yaratan’dan ötürü. İyiliği  emreden, iyilikte yarışan ve kötülükten men eden seçkin nitelikli  insan, kaliteli insandır.

"Yaratılanı severim, yaratan’dan ötürü" diyebilmek... Bunu söyleyebilmek ve başarabilmek, Allah’ın katında ne büyük bir değerdir. Bir insan için, sadece, yakınlarını değil, tüm yaradılmışları sevebilmek sonsuzluk kapılarının anahtarıdır. O, bu bilince ulaşanları, derin huzur alemlerine de kavuşturur... Hz. Ömer’in dediği gibi, "Ölmeden evvel ölün"... Yani egonuzdan, dünya zevklerinizden, hırslarınızdan arının, sonsuz sevgiyle dolun... İşte o zaman, vaad edilen cennete, yaşarken  kavuşursunuz. O zaman yüce Yaratıcı, huzura kavuşan varlığına şöyle seslenir:

"Ey huzura kavuşmuş can! Dön Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak. Gir kullarımın arasına, gir Cennetime." (Fecr 27-30)

O cennet size, kalbiniz kadar yakın. Yeter ki, isteyin, dileyin. Cennetin kapıları size ardına kadar açılacaktır. Unutmayın, "cennetin tüm ırmakları, akar 'Allah, Allah' diye diye"... O ırmaklarda, bir damla da neden siz olmayasınız?

Terbiye, başlı başına bir güzelliktir ve kimde olursa olsun takdir edilir. Evet, câhil dahi olsa, terbiyeli olduğu takdirde sevilir. Millî kültür ve millî terbiyeden mahrum milletler, kaba, câhil ve serseri fertlere benzerler ki, bunların ne dostluğunda vefâ, ne de düşmanlıklarında ciddiyet olmaz. Böylelerine güvenenler hep inkisâr-ı hayâle uğrar, bunlara dayananlar er-geç desteksiz kalırlar.

Bir üstada çıraklık yapmamış ve sağlam bir kaynaktan terbiye almamış mürebbî ve mürebbiyeler, başkalarının yollarına fener tutan körler gibidirler. Çocukta görülen arsızlık, şımarıklık, bağrında geliştiği kaynağın bulanık olmasından meydana gelmektedir. Ailedeki duygu, düşünce ve hareket intizamsızlığı katlanarak çocuğun ruhuna akseder. Tabi-î ondan da topluma...

Kaliteli  insana örnek olacak şu  mısraları şair ne güzel ifade ediyor:

“Cihan bağında ey aşık, budur maksudu ins ü cin

Ne senden kimse incinsin, ne sen kimseden incin!”

İnsanlar arasında, çok cüz'i şeylerle satın alınabilecek kadar ucuz olanları bulunduğu gibi, dünyalar dolusu altın ve elmaslarla satın alınamayacak kadar pahalı olanları da vardır. Milletleri yükselten de işte bu ikinci kısımda olanlardır. Pahalı insanlar, yağmur yüklü bulutlar gibi, hep yüksek ideal ve faziletlerle yüklüdürler. Bilinsinler, bilinmesinler geçtikleri yerler arkalarından yeşerir gider...

Şeyh Edebali insanları tarif ederken;

“İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölür” diyor. Yani basit düşünce sahipleri, karakter yoksunları ve irade hakimiyetini kaybedenler, toplumda hatırlanmaya değer bir varlık olamazlar. Yaşadıkları sürede şahsiyetsiz ve silik olarak yaşarlar. Böyleleri öldüklerinde toplumun faydasına iyi miras da bırakamazlar ve iyi olarak anılmazlar. Kendileri unutulur, ama geride miras bıraktığı kötülükleri hiç unutulmaz. Şerir işleri devam ettiği müddetçe de amel defterleri kapanmaz, günah haneleri her geçen gün biraz daha kabarmaya, yevm-i kıyamete kadar devam eder gider.        

Kur’an-ı Kerim’de bu konuda Allah Teala şöyle buyuruyor:

“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir şekilde iyilikle önle! O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, bir bakarsın ki, candan (samimi) dost olmuş!..” (Fussilet 34)

İnsanların canına, malına, evine, hürriyetine, namus ve şerefine tecavüz etmek dinimizce yasaktır. Bunlar insanların dokunulmaz haklarıdır. Müslüman, başkalarının hakkına  saygı  göstermek, insanlara zarar verici her türlü fiil ve davranıştan  sakınmakla  görevlidir.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Müslüman, diğer müslümanların  dilinden ve elinden zarar görmediği  kimsedir” (Riyazü’s Salihin)

 

 

Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.