E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

NUREDDİN SOYAK

BAŞYAZI;

BU DAVA YA AZİZ EDER, YA ZELİL !!!

Bu dava Allah davası, bu dava rasuller, nebiler, salihler ve sadıklar davasıdır.

İnsanlar bu davaya bağlılıkları ve bu davadaki samimiyetleri sebebiyle aziz, bu davaya karşı gelişleri ve davadaki samimiyetsizlikleri sebebiyle zelil olacaklardır.

Allah davasından başka davalarda ikbal ve izzet arayanlar, zilletten başka bir şey bulamamış ve bulamayacaklardır.

Rabbimiz celle celâluhu:

“Çünkü Allah inananların sahibidir. İnkârcılar ise sahipsizdir.” (Muhammed 47/11) buyurarak, Allah davasına sahip çıkanların sahibinin kendisi olduğunu ilan etmiştir. Sahibi Allah celle celâluh olan dava ne büyük bir dava ve bu davanın samimi bir eri olmak ne büyük bir şeref ya Rabbi!

Rabbimizin dava erlerine müjdesine kulak verelim:

“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın davasına) yardım ederseniz o da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.” (Muhammed 47/7) buyurmaktadır.

Bu müjdeyi Allah davasının önderlerinin ve onlara tabi olan Allah erlerinin hayatlarında açıkça görmekteyiz. Çünkü onlar bu davaları için her şeylerini ortaya koymuşlar ve hiç yılmadan davaları uğrunda mücadele etmişlerdi. Bunların hallerini Rabbimiz överek haber vermektedir.

“Nice peygamberler vardır ki, beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu halde savaştılar da Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.” (Âl-i İmrân 3/146)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin davası uğrundaki kararlılığına bir bakalım. Rasulullah sallallallahu aleyhi ve sellem:

“… Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın beni vazifelendirdiği bu dava uğrunda onlarla savaşırım; ta ki ya Allah beni galip kılar, ya da kellem bu yolda gider.” buyurmuştur. (Buharî)

Müslüman, Allah davası uğrunda galip gelse de hoş, bütün varlığını yitirse de hoş. Çünkü bu amellerin müşterisi Allah’tır.

“… Allah yolunda çarpışıp öldürülen ve öldüren müminlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığı satın almıştır. Verdiği sözü Allah’tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse yaptığınız bu alış verişe sevinin. İşte bu, büyük kurtuluştur.” (Tevbe 9/111)

Allah davası uğrundaki her türlü fedakârlık mümin için kazançların en büyüğüdür. Dünya ve ahiret mutluluğunun kaynağıdır. Peygamberler ve beraberlerindeki Allah erleri davaları için her türlü çileye katlanmışlardır.

Peygamber Efendimiz bir savaştan dönmüştü. Mescide girip iki rekât namaz kıldı. Zaten her yolculuktan döndüğü zaman mescide girip iki rekât namaz kılmak, sonra Fatıma’ya uğramak ve ondan sonra evine gitmek itiyadında idi. Bu sefer de savaştan dönünce Fatıma O’nu kapıda karşıladı ve görür görmez ağlayıp boynuna sarıldı yüzünü ve gözlerini öptü. Peygamber Efendimiz kendisine:

- Niçin ağlıyorsun diye sordu. Fatıma radıyallahu anha:

- Görüyorum senin rengin solmuş ve elbisen yırtılmış dedi.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:

“Ey Fatıma! Ağlama zira Cenâb-ı Hak senin babanı öyle bir dava için göndermiştir ki, yeryüzünde topraktan, deve tüyünden ve kıldan yapma ne kadar ev varsa, o dava yüzünden ya aziz veya zelil olacaktır.” dedi. (Taberânî)

Bu davaya tabi olmak izzet, bu davaya sırt çevirmek zillettir.

“İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnanmayanlar ise tağut (batıl davalar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.” (Nisa 4/76)

Eşref-i mahlûkat olan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve güzide ashabı Allah davası uğrunda her türlü işkence ve zorluklara katlanarak bu davanın hâkim olması için tüm güçleri ile gayret etmişlerdir. Ne yaşlılık ne gençlik, ne zenginlik ne fakirlik, ne zulüm ne işkence onları davalarını yaşama ve yaşatma yolundan alıkoyamamıştı.  

Enes radıyallahu anhtan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz:

“Bu yolda gördüğüm eza ve korku hiç kimsenin başına gelmemiştir. Üzerimden otuz gün ve gece geçti de -Bilâl’in koltuğu altındaki biraz yiyecekten başka- ne bende, ne de Bilâl’de bir canlının yiyebileceği bir şey vardı.” buyurdu. (Tirmizî ve İbni Mace)

Urve radıyallahu anhtan:

“İbnu’l As’a, müşrikler tarafından Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme yapılan en büyük hakareti anlatır mısın? dedim.

İbnu’l As:

Bir gün Peygamber Efendimiz Kâbe bitişiğinde Hicr’de namaz kılarken Ebu Muayt oğlu Ukbe gelip boynuna eteğini sardı ve bütün gücü ile boğazını sıktı. Derken Ebu Bekir radıyallahu anh geldi de Ukbe’nin kolundan tutup onu Peygamber Efendimizin üzerinden kaldırdı ve:

- Size bir adam, Rabbim Allah’tır dediği için mi öldürüyorsunuz? “Oysaki o size Rabbinizden apaçık mucizeler de getirmiştir. Bununla beraber eğer o, yalancı ise yalanının zararı kendine aittir. Eğer doğrulardan ise sizi tehdit edegeldiği azabın bir kısmı olsun gelip size çarpar” mealindeki Mü’min suresinin 28. ayetini okudu.” (Buhari)

Rasulullah’ın ve ashabının Allah davası uğrunda katlandıkları meşakkatler saymakla bitmez.

Bilal radıyallahu anhın eziyetlere tahammülü, Yasir ailesinin eziyetlere tahammülü, Habbab radıyallahu anhın ateşle işkenceye tahammülü, Mus’ab radıyallahu anhın eziyetlere katlanması. Bütün ashabın şiddetli açlığa, susuzluğa, yaralara, hastalıklara, cihat meydanlarında şiddetli korku ve soğuğa tahammülleri dillere destandır. Onlar bütün bu meşakkatlere, inandıkları Allah davası için katlanmış, müthiş bir sabır ve gayretle Allah davasının bütün arza ilanını gerçekleştirmişlerdir. Çünkü Allah celle celaluhun yardımı onlarla beraberdi. Onlar gayret etmiş, Allah celle celaluhu vaadini gerçekleştirmiştir.

“Gevşemeyin ve üzülmeyin. Eğer inanmış iseniz en üstün siz olacaksınız” (Âl-i İmran 3/139)

“Ey inananlar! Bir toplulukla karşılaşırsanız direnin ve başarıya ulaşmanız için Allah’ı çokça anın.” (Enfal 8/45)

“Onların sözleri sadece şöyle söylemekti: Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl; kâfirler topluluğuna karşı bizleri muzaffer kıl!” (Âl-i İmran 3/147)

“Ey iman edenler! Allahın size olan nimetini hatırlayın; hani size ordular saldırmıştı da, biz onlara karşı bir rüzgâr ve sizin göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah ne yaptığınızı çok iyi görmekte idi.” (Ahzab 33/9)

Müminler ne zaman birlik ve beraberlik içinde, ihlâs ve samimiyetle Allah davası uğrunda mücadele etmişler, Allah celle celaluhun gaybî yardımları sağnak sağnak onlara ulaşmış ve muzaffer olmuşlardır.

“Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” (Saf 61/4)

“Seveceğiniz başka bir şey daha var. Allah’tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri müjdele.” (Saf 61/10)

Müminler olarak ne zaman İslam adıyla süslenip İslam ahkâmına boyun eğmekten uzaklaştık, ihtiraslarımızın etkisi altına girmeye başladık, o zaman dilin davası ile kalbin davası farklılaştı. İstikbale yönelmek yerine mazinin ihtişamını sayıklar olduk. Anılarla avunduk. Hatta nice yanlışlarımızı tespit edip çözüm yolları aramak yerine, onları haklı gösterme çabasına girdik. Kolaya talip olduk, hizmet etmedik, hizmet edenlerin dedikodusuna mahkûm olduk, kimseyi beğenmedik, kendimizi olmazsa olmaz zannettik, en kötüsü de ilâhî davayı nefsî davalarımıza vasıta yaptık.

Sadece Allah davasının münkirleri zillete mahkûm olmazlar. Niyetlerini ve amellerini ifsat edenler de zilletten nasibini alırlar.

Ebu İmran el-Cüvenî’den:

“Ömer radıyallahu anh, bir gün bir rahibin manastırı önünden geçerken durmuş ve beraberindekiler rahibe Emir’ul mü’minin seni bekliyor diye seslenmişler. Rahip çıktığı zaman, dünyayı terk edip fazla ibadet ettiği için benzinin solduğunu gören Ömer radıyallahu anh ağlamıştır. Bunun üzerine beraberindekiler Ömer’e:

- Bu hıristiyandır demişler, Ömer de:

- Hıristiyan olduğunu biliyorum bu sebeple ona acıyorum; “(Amel ve ibadet yolunda) yorulan bir takım yüzler vardır ki, kızgın bir ateşe girecek ve son derece sıcak bir kaynaktan içirilecektir.” (Gaşiye 88/3-4) ayetlerini hatırladım da onun bu kadar yorulduğu halde ateşe girmesine acıdım demiştir.” (Beyhakî)

 Artık akletmeliyiz, adetullah iman esaslarına şuurlu olarak iman etme merhalesini aşamamış kimseler için tecelli etmiyor. Yoksa değişik ayetlerde her vesile ile müminlerin “dostu”, “yardımcısı”, “müdafii”, “koruyucusu” olduğunu ifade eden Rabbimizin günümüz müminlerini bunlardan mahrum bırakmasını, müslümanların yıllardır zalimlerin zulmü altında inlemelerini nasıl izah edebiliriz.

Bütün kötü hal ve şartlarımızı dış güçlere yıkma hastalığını bırakıp içe dönmeli, kendimiz için kendimizin imal ettiği prangalardan kurtulmalıyız. Muvaffakiyet için ise davanın sahibi olan Rabbimizin murakabesini daha yakından hissetmeliyiz.

Davanın hâkim olması için yeterli azim ve gayret göstermeli, bu hususta samimi olmalı, tefrikayı ortadan kaldırmalı, birlik ve beraberliğin tesisine gayret göstermeliyiz.

Davamıza inanma, yaşama, yaşatma hususunda nerede bulunduğumuzun muhasebesini yapmalı, sonra da gereğini.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.