E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

ALİ KÜÇÜK

TEFSİR;

İnfak Malı bereketlendirir

Rum Suresi  38-42. ayetlerin tefsiri.

Rum 38. “Yakınlığı olana, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Allah'ın rızasını dileyenler için bu daha hayırlıdır. İşte onlar saadete erenlerdir.”

Yakınlığı olan akrabalara hakkını ver. Fakirlere ve yolda kalmışlara da haklarını ver. İşte Allah’ın rızasını isteyenler için bu daha hayırlıdır. Ve işte felaha erenler, dünyada da ukbada da kazananlar, başarıya ulaşanlar bunlardır. Demek ki başarı, bu dünyada çok servete ulaşmak, sıhhate kavuşmak, iyiliklere ulaşmak değil, bunları Allah yolunda Allah’ın istediği yerlerde harcayabilmekte, kullanabilmektedir.

Öyle bir müslüman olacağız ki sahip olduklarımızı müslümanlarla paylaşacağız. Öyle bir müslümanca hayat yaşayacağız ki, diğer müslüman kardeşlerimizden farklı bir yaşam standardımız olmayacak. Ekonomik gücümüzü, akrabalarımızla, fakirlerle, yolda kalmışlarla bölüşeceğiz. Öyle bir infak hayatı, öyle bir paylaşım hayatı yaşayacağız ki, karşımızdaki müslüman kardeşlerimizi kendimize imrendirmeyeceğiz. Hiçbir müslüman kardeşimiz bizim ekonomik gücümüz karşısında ezilmeyecek. Evimiz, barkımız, harcamalarımız karşısında hiçbir müslüman aşağılık duygusuna kapılmayacak. Malımızı, harcamamızı kısıp, hayat standardımızı aşağıya çekip arta kalan paramızı müslüman kardeşlerimize ulaştırmanın kavgasını vereceğiz. Rasulullah efendimiz ve sahâbesinin yaşantısını, ihtiyaç anlayışını kendimize örnek alacağız.

İşte o zaman bu bizim hakkımızda, toplumumuz hakkında hayırlı olacaktır. O zaman hem biz hem de toplumumuz felaha erecektir. Dünyada da ukbada da başarıya ulaşacak, felaha erenlerden olacağız inşallah.         

 

39. “İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz her hangi bir fâiz Allah katında artmaz; fakat Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz herhangi bir sadaka böyle değildir. İşte onlar sevaplarını kat kat artıranlardır.”

Evet, Kitabımızda fâizin yasaklığı konusunda ilk gelen âyet işte budur. İnsanların mallarında artış olsun diye alıp verdiğiniz fâiz kesinlikle bilesiniz ki, asla Allah katında artmaz. Ama fazla kazanalım, malımız fazlalaşsın diye değil de mahza Allah rızası için verdiğiniz zekâtlar ise nimetleri bol bol artırır.

Evet, fâiz Allah katında artmazken zekatlar artmaktadır. Fâizle fazla kazanmak isteyen kimselerin kazançları asla bereketli olmayacaktır. Ama Allah için borç verenlerin, Allah için infak edenlerin kazançlarına Allah bereket verecektir. Allah için yedirenlerin hayatı güzel olacaktır.

İşte bu sûreden daha sonra inen Bakara sûresinde Rabbimiz kullarının kalplerine infak duygusunu yerleştiriyordu. Bunların birbirinin zıddı olduğu anlatılıyordu. Fâiz belâsından kurtulmanın yolunun Allah için infaka hazır oluş olduğu anlatılıyordu. İnfakı unutup materyalist bir anlayışla fâize batan toplumların haksızlıklardan, zulümlerden, sömürü düzenlerinden kurtulamayacakları anlatılıyordu. Unutmayalım ki fâiz pisliğinden kurtulmanın yolu özverili bir anlayışı, infaka dayalı bir hayatı gerçekleştirmektir. Müslümanlar kendi ekonomik güçlerine müslümanları, hattâ tüm dünya insanlığını ortak etmek zorundadır.

 

40. “Sizi yaratan, sonra rızıklandıran, sonra öldüren daha sonra da dirilten Allah'tır. O'na koştuğunuz ortaklarınızdan böyle bir şey yapan var mıdır? Allah onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir, yücedir.”

Unutmayın ki O Allah sizi yarattı. Varlığınızı O’na borçlusunuz. Yaratıcınız O’dur. Sonra yine O Allah sizi rızıklandırdı, sizi doyurdu. Sonra yaşadığınız bu hayatın sonunda O Allah sizi öldürür, sonra sizi tekrar diriltir. Evet, yaratan O, doyuran O, mal mülk veren O, hayatımızın sonunda bizi öldürecek olan O, ölümlerimizden sonra yaşadığımız bu hayatın hesabını sormak üzere bizi tekrar diriltecek olan O’dur. Peki, şimdi söyleyin bakalım, Allah’ı bırakıp da O’nun berisinde, O’na ortak tuttuklarınız, kendilerine Allah yetkilerini verdiğiniz o sahte tanrılarınız bu işleri becerebilirler mi? Yaratıcılık özellikleri var mı onların? Bir şey yaratabilmişler mi? Rızık verme, doyurma özellikleri var mı onların? Kimi doyurabilmişler? Diriltme özellikleri var mı? Hangi ölüyü diriltmişler? Kime can vermişler? Bunları Allah’tan başka yapabilecek kim var? Allah’a ortak koştuğunuz hangi tanrı, ya da tanrıçalarınız yapabilecek bunları?

“Allah onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.”

Sübhanallah. Halik O iken, yaratıcı O iken, rızık verici O iken, öldüren, dirilten O iken, hesaba çekecek olan O iken sübhanallah, sübhanallah. O Allah sizin bu yakıştırmalarınızdan, şirklerinizden berîdir, uzaktır, çok üstündür, çok yücedir.

 

41. “İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.”

Allah felah yollarını gösterirken, Allah’ın size verdiklerini Allah kullarına ulaştırın, mallarınızı ekonomik güçlerinizi paylaşmadan yana olun derken, Allah’ın verdikleriyle Allah’ın rızasını kazanın, böylece kendi hayatınızı, toplumsal hayatınızı dengede tutun derken, yeryüzünde ıslahtan yana olun derken Allah’ın bu âyetlerinden, yasalarından habersiz yaşayan insanların elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde fesat zuhur etti. Belki Rablerine kulluğa dönerler, belki tevbe edip Rableriyle aralarını ıslah ederler diye, Allah onlara yaptıklarının bir kısmını bir ceza olarak tattırır. Ama gelin görün ki onlar bu cezalarla akıllanacakları yerde isyanlarını daha da artırmaktadırlar.

Evet, insanlar, Allah yasalarını bırakıp küfür ve şirk anlayışlarının peşine düşmelerinden ötürü karada ve denizde Allah’ın yaratışını, Allah’ın fıtratını, Allah’ın fıtrî düzenini bozmaktadırlar. Allah’ın tevhid düzenini bozmaktadırlar. Yeryüzünde ekonomik bozukluğu yasallaştırmaları, hep ben kazanayım, hep ben yiyeyim, hep ben şişeyim, başkaları ne olursa olsun anlayışı yeryüzünün dengesini bozmuştur.

Evet, insanların elleriyle işledikleri suçlar yüzünden denizde ve yeryüzünde fesat çıkmıştır. Fesat, ifsat yeryüzünde küfrü yaymak, küfrü hâkim kılmak, küfrü ve şirki yasallaştırmak demektir. Allah’ın yeryüzünde koyduğu kendisine kulluk düzenini değiştirip, ilga edip onun yerine başkalarına kulluk düzenini ikâme etmek demektir. Fesat, bozgunculuk, yeryüzünde Allah kullarının Allah’tan başkasına kulluk etmesidir. Yeryüzünde Allah’ın kullarının kendi hür iradeleriyle kime kulluk edeceklerine, kimin kanunlarına itaat edeceklerine karar verme haklarının ellerinden alınmasıdır fesat. Allah kullarını kendilerine kulluğa zorlamaktır.

Yeryüzünde, Allah’ın vahyinden, Allah’ın düzeninden habersiz insanların topluma hâkim olması o toplumu fesada verecek ve insanlar arasında Cenâb-ı Hakkın rahmet ve merhamet esaslarına dayalı tüm insanlar arası ilişkileri paramparça edecektir. Böyle insanların toplumumuza egemen olmaları sebebiyle şu anda ülkemiz bozulmuş, şehrimiz bozulmuş, köyümüz mahallemiz bozulmuş, yeryüzü bozulmuş, emânet ve güven duyguları ortadan kalkmış, kimse kimseye güvenemiyor, rahmete dayalı tüm ilişkiler kalkmış, müslüman müslümanı aldatıyor, kardeş kardeşi ezmeye çalışıyor.

 

42. “Ey Muhammed! De ki: “Yeryüzünde dolaşın da daha öncekilerden çoğu putperest olanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.”

Evet, haydi yeryüzünde gezin dolaşın, sizden öncekilerin âkıbetleri ne olmuş? Nasıl olmuş bir bakın. Onların pek çoğu müşrikti. Allah’a Allah’ın istediği gibi iman etmiyorlardı. Allah’ı hayatlarına karıştırmak istemiyorlardı. Allah’la birlikte hayatlarında söz sahibi ortaklar kabul ediyorlardı. Evet, böyle geçmişte hakkı yalanlayanların, dinin aleyhinde kıyam edenlerin âkıbeti ne oldu? Eyke’nin, Ashab-ı Uhdûd’un, Ashab-ı Hûd’un, Kavm-i Lût’un, Sodom, Gomere’nin hali nice oldu? Bizans’ın Roma’nın hali ne oldu? Onlar Allah’a şirk koşmuşlar, hakkı yalanlamışlar, dini reddetmişler, kendileri rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bulunmuşlar. Ya Rabbi her ne kadar da sen eğitiminiz şöyle olsun, hukukunuz böyle olsun, ekonominiz, ticaretiniz, aile hayatınız, sosyal düzeniniz, siyasal yapılanmanız şöyle olsun diyorsan da biz böyle de yaparız diyenlerin âkıbetleri ne oldu, bir görün diyor Rabbimiz.

Allah dünyayı yarattı ve işi bitti diyerek,  Allah hayata karışmaz, Allah dünyanın idaresini bize bıraktı, bizim için en ideal sistem bizim yaptığımız sistemdir, Allah sistem konusunda bilgisizdir, Allah bu konuları bilmez diyerek Allah’a şirk koşanların âkıbetleri nasıl olmuş bir bakın diyor Rabbimiz. Yeryüzü bunların enkazlarıyla doludur diyor.

Evet, Rabbimiz bizden geçmişi ibretle tahlil edip ondan ibret almamızı istiyor. Öyleyse bizler bizden öncekilerin durumlarını incelemek zorundayız. Peki, acaba öncekilerin durumlarını anlamanın bilmenin yolu ne? Nereden öğreneceğiz bunu?

Kur’an üzerinde yapacağımız ciddi bir gezinti geçmişi bizim gözümüzün önüne getirecek, bizi geçmişle yüz yüze, burun buruna getirecektir. Bizi tarihin derinliklerine götürecektir. Bir anda kendimizi geçmişlerin dünyasında bulacağız. Nuh aleyhisselamın toplumunun içine gideceğiz. Yok olanlarla, harap olanlarla yüz yüze geleceğiz. Çoğunluğunun müşrikçe bir hayat sürdüğü nice toplumların yıkılışlarına, batışlarına şahit olacağız. Onların helâklerini gözlerimizle göreceğiz. O toplumlar içinde azınlıkta olan peygamber taraftarlarını göreceğiz. Peygamber ve beraberindeki az sayıdaki müslümanlar kâfirler karşısında direnmek zorundalar. Direndiler Allah’ın elçileri. Kâfirlerin zulümleri, işkenceleri karşısında asla müşrik olmadılar. Bütün bir dünyaya canları pahasına karşı koydular. Ama toplumları hayatlarına Allah’ı ve elçilerini karıştırmamakta direndiler. Her bireri ayrı ayrı bir küfür ve şirkin takipçisi oldular da Allah da onları yerin dibine

İkinci olarak da yeryüzünde gezip dolaşarak Rabbimizin meşhûd âyetleriyle yüz yüze gelerek, geçmişlerin harabeleri, kalıntıları arasında dolaşarak böylece geçmişi tanıma imkânını elde etmiş olacağız. Bunu elde edince de geçmişi yargılama, geçmişten ibret çıkarabilme imkânını da elde etmiş olacağız. Yâni geçmiştekiler niçin helâk olmuşlar? Bunlar ne yapmışlar, nasıl davranmışlar da helâk olmuşlar? Nasıl bir helâk yasası gerçekleşmiş? Bunu bilecek, bundan ibret alacak ve böylece biz de onların düştüklerine düşmemeye çalışacağız.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.