İnfak Malı
bereketlendirir
Rum Suresi 38-42. ayetlerin
tefsiri.
Rum 38. “Yakınlığı olana,
yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Allah'ın rızasını dileyenler
için bu daha hayırlıdır. İşte onlar saadete erenlerdir.”
Yakınlığı olan akrabalara
hakkını ver. Fakirlere ve yolda kalmışlara da haklarını ver.
İşte Allah’ın rızasını isteyenler için bu daha hayırlıdır. Ve
işte felaha erenler, dünyada da ukbada da kazananlar, başarıya
ulaşanlar bunlardır. Demek ki başarı, bu dünyada çok servete
ulaşmak, sıhhate kavuşmak, iyiliklere ulaşmak değil, bunları
Allah yolunda Allah’ın istediği yerlerde harcayabilmekte,
kullanabilmektedir.
Öyle bir müslüman olacağız
ki sahip olduklarımızı müslümanlarla paylaşacağız. Öyle bir
müslümanca hayat yaşayacağız ki, diğer müslüman kardeşlerimizden
farklı bir yaşam standardımız olmayacak. Ekonomik gücümüzü,
akrabalarımızla, fakirlerle, yolda kalmışlarla bölüşeceğiz. Öyle
bir infak hayatı, öyle bir paylaşım hayatı yaşayacağız ki,
karşımızdaki müslüman kardeşlerimizi kendimize
imrendirmeyeceğiz. Hiçbir müslüman kardeşimiz bizim ekonomik
gücümüz karşısında ezilmeyecek. Evimiz, barkımız, harcamalarımız
karşısında hiçbir müslüman aşağılık duygusuna kapılmayacak.
Malımızı, harcamamızı kısıp, hayat standardımızı aşağıya çekip
arta kalan paramızı müslüman kardeşlerimize ulaştırmanın
kavgasını vereceğiz. Rasulullah efendimiz ve sahâbesinin
yaşantısını, ihtiyaç anlayışını kendimize örnek alacağız.
İşte o zaman bu bizim
hakkımızda, toplumumuz hakkında hayırlı olacaktır. O zaman hem
biz hem de toplumumuz felaha erecektir. Dünyada da ukbada da
başarıya ulaşacak, felaha erenlerden olacağız inşallah.
39. “İnsanların malları
içinde artsın diye verdiğiniz her hangi bir fâiz Allah katında
artmaz; fakat Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz herhangi
bir sadaka böyle değildir. İşte onlar sevaplarını kat kat
artıranlardır.”
Evet, Kitabımızda fâizin
yasaklığı konusunda ilk gelen âyet işte budur. İnsanların
mallarında artış olsun diye alıp verdiğiniz fâiz kesinlikle
bilesiniz ki, asla Allah katında artmaz. Ama fazla kazanalım,
malımız fazlalaşsın diye değil de mahza Allah rızası için
verdiğiniz zekâtlar ise nimetleri bol bol artırır.
Evet, fâiz Allah katında
artmazken zekatlar artmaktadır. Fâizle fazla kazanmak isteyen
kimselerin kazançları asla bereketli olmayacaktır. Ama Allah
için borç verenlerin, Allah için infak edenlerin kazançlarına
Allah bereket verecektir. Allah için yedirenlerin hayatı güzel
olacaktır.
İşte bu sûreden daha sonra
inen Bakara sûresinde Rabbimiz kullarının kalplerine infak
duygusunu yerleştiriyordu. Bunların birbirinin zıddı olduğu
anlatılıyordu. Fâiz belâsından kurtulmanın yolunun Allah için
infaka hazır oluş olduğu anlatılıyordu. İnfakı unutup
materyalist bir anlayışla fâize batan toplumların
haksızlıklardan, zulümlerden, sömürü düzenlerinden
kurtulamayacakları anlatılıyordu. Unutmayalım ki fâiz
pisliğinden kurtulmanın yolu özverili bir anlayışı, infaka
dayalı bir hayatı gerçekleştirmektir. Müslümanlar kendi ekonomik
güçlerine müslümanları, hattâ tüm dünya insanlığını ortak etmek
zorundadır.
40. “Sizi yaratan, sonra
rızıklandıran, sonra öldüren daha sonra da dirilten Allah'tır.
O'na koştuğunuz ortaklarınızdan böyle bir şey yapan var mıdır?
Allah onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir, yücedir.”
Unutmayın ki O Allah sizi
yarattı. Varlığınızı O’na borçlusunuz. Yaratıcınız O’dur. Sonra
yine O Allah sizi rızıklandırdı, sizi doyurdu. Sonra yaşadığınız
bu hayatın sonunda O Allah sizi öldürür, sonra sizi tekrar
diriltir. Evet, yaratan O, doyuran O, mal mülk veren O,
hayatımızın sonunda bizi öldürecek olan O, ölümlerimizden sonra
yaşadığımız bu hayatın hesabını sormak üzere bizi tekrar
diriltecek olan O’dur. Peki, şimdi söyleyin bakalım, Allah’ı
bırakıp da O’nun berisinde, O’na ortak tuttuklarınız,
kendilerine Allah yetkilerini verdiğiniz o sahte tanrılarınız bu
işleri becerebilirler mi? Yaratıcılık özellikleri var mı
onların? Bir şey yaratabilmişler mi? Rızık verme, doyurma
özellikleri var mı onların? Kimi doyurabilmişler? Diriltme
özellikleri var mı? Hangi ölüyü diriltmişler? Kime can
vermişler? Bunları Allah’tan başka yapabilecek kim var? Allah’a
ortak koştuğunuz hangi tanrı, ya da tanrıçalarınız yapabilecek
bunları?
“Allah onların ortak
koştuklarından münezzeh ve yücedir.”
Sübhanallah. Halik O iken,
yaratıcı O iken, rızık verici O iken, öldüren, dirilten O iken,
hesaba çekecek olan O iken sübhanallah, sübhanallah. O Allah
sizin bu yakıştırmalarınızdan, şirklerinizden berîdir, uzaktır,
çok üstündür, çok yücedir.
41. “İnsanların elleriyle
işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar; Allah da
belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece
kendilerine tattırır.”
Allah felah yollarını
gösterirken, Allah’ın size verdiklerini Allah kullarına
ulaştırın, mallarınızı ekonomik güçlerinizi paylaşmadan yana
olun derken, Allah’ın verdikleriyle Allah’ın rızasını kazanın,
böylece kendi hayatınızı, toplumsal hayatınızı dengede tutun
derken, yeryüzünde ıslahtan yana olun derken Allah’ın bu
âyetlerinden, yasalarından habersiz yaşayan insanların elleriyle
yaptıkları yüzünden karada ve denizde fesat zuhur etti. Belki
Rablerine kulluğa dönerler, belki tevbe edip Rableriyle
aralarını ıslah ederler diye, Allah onlara yaptıklarının bir
kısmını bir ceza olarak tattırır. Ama gelin görün ki onlar bu
cezalarla akıllanacakları yerde isyanlarını daha da
artırmaktadırlar.
Evet, insanlar, Allah
yasalarını bırakıp küfür ve şirk anlayışlarının peşine
düşmelerinden ötürü karada ve denizde Allah’ın yaratışını,
Allah’ın fıtratını, Allah’ın fıtrî düzenini bozmaktadırlar.
Allah’ın tevhid düzenini bozmaktadırlar. Yeryüzünde ekonomik
bozukluğu yasallaştırmaları, hep ben kazanayım, hep ben yiyeyim,
hep ben şişeyim, başkaları ne olursa olsun anlayışı yeryüzünün
dengesini bozmuştur.
Evet, insanların elleriyle
işledikleri suçlar yüzünden denizde ve yeryüzünde fesat
çıkmıştır. Fesat, ifsat yeryüzünde küfrü yaymak, küfrü hâkim
kılmak, küfrü ve şirki yasallaştırmak demektir. Allah’ın
yeryüzünde koyduğu kendisine kulluk düzenini değiştirip, ilga
edip onun yerine başkalarına kulluk düzenini ikâme etmek
demektir. Fesat, bozgunculuk, yeryüzünde Allah kullarının
Allah’tan başkasına kulluk etmesidir. Yeryüzünde Allah’ın
kullarının kendi hür iradeleriyle kime kulluk edeceklerine,
kimin kanunlarına itaat edeceklerine karar verme haklarının
ellerinden alınmasıdır fesat. Allah kullarını kendilerine
kulluğa zorlamaktır.
Yeryüzünde, Allah’ın
vahyinden, Allah’ın düzeninden habersiz insanların topluma hâkim
olması o toplumu fesada verecek ve insanlar arasında Cenâb-ı
Hakkın rahmet ve merhamet esaslarına dayalı tüm insanlar arası
ilişkileri paramparça edecektir. Böyle insanların toplumumuza
egemen olmaları sebebiyle şu anda ülkemiz bozulmuş, şehrimiz
bozulmuş, köyümüz mahallemiz bozulmuş, yeryüzü bozulmuş, emânet
ve güven duyguları ortadan kalkmış, kimse kimseye güvenemiyor,
rahmete dayalı tüm ilişkiler kalkmış, müslüman müslümanı
aldatıyor, kardeş kardeşi ezmeye çalışıyor.
42. “Ey Muhammed! De ki:
“Yeryüzünde dolaşın da daha öncekilerden çoğu putperest
olanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.”
Evet, haydi yeryüzünde gezin
dolaşın, sizden öncekilerin âkıbetleri ne olmuş? Nasıl olmuş bir
bakın. Onların pek çoğu müşrikti. Allah’a Allah’ın istediği gibi
iman etmiyorlardı. Allah’ı hayatlarına karıştırmak
istemiyorlardı. Allah’la birlikte hayatlarında söz sahibi
ortaklar kabul ediyorlardı. Evet, böyle geçmişte hakkı
yalanlayanların, dinin aleyhinde kıyam edenlerin âkıbeti ne
oldu? Eyke’nin, Ashab-ı Uhdûd’un, Ashab-ı Hûd’un, Kavm-i Lût’un,
Sodom, Gomere’nin hali nice oldu? Bizans’ın Roma’nın hali ne
oldu? Onlar Allah’a şirk koşmuşlar, hakkı yalanlamışlar, dini
reddetmişler, kendileri rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında
bulunmuşlar. Ya Rabbi her ne kadar da sen eğitiminiz şöyle
olsun, hukukunuz böyle olsun, ekonominiz, ticaretiniz, aile
hayatınız, sosyal düzeniniz, siyasal yapılanmanız şöyle olsun
diyorsan da biz böyle de yaparız diyenlerin âkıbetleri ne oldu,
bir görün diyor Rabbimiz.
Allah dünyayı yarattı ve işi
bitti diyerek, Allah hayata karışmaz, Allah dünyanın idaresini
bize bıraktı, bizim için en ideal sistem bizim yaptığımız
sistemdir, Allah sistem konusunda bilgisizdir, Allah bu konuları
bilmez diyerek Allah’a şirk koşanların âkıbetleri nasıl olmuş
bir bakın diyor Rabbimiz. Yeryüzü bunların enkazlarıyla doludur
diyor.
Evet, Rabbimiz bizden
geçmişi ibretle tahlil edip ondan ibret almamızı istiyor.
Öyleyse bizler bizden öncekilerin durumlarını incelemek
zorundayız. Peki, acaba öncekilerin durumlarını anlamanın
bilmenin yolu ne? Nereden öğreneceğiz bunu?
Kur’an üzerinde yapacağımız
ciddi bir gezinti geçmişi bizim gözümüzün önüne getirecek, bizi
geçmişle yüz yüze, burun buruna getirecektir. Bizi tarihin
derinliklerine götürecektir. Bir anda kendimizi geçmişlerin
dünyasında bulacağız. Nuh aleyhisselamın toplumunun içine
gideceğiz. Yok olanlarla, harap olanlarla yüz yüze geleceğiz.
Çoğunluğunun müşrikçe bir hayat sürdüğü nice toplumların
yıkılışlarına, batışlarına şahit olacağız. Onların helâklerini
gözlerimizle göreceğiz. O toplumlar içinde azınlıkta olan
peygamber taraftarlarını göreceğiz. Peygamber ve beraberindeki
az sayıdaki müslümanlar kâfirler karşısında direnmek zorundalar.
Direndiler Allah’ın elçileri. Kâfirlerin zulümleri, işkenceleri
karşısında asla müşrik olmadılar. Bütün bir dünyaya canları
pahasına karşı koydular. Ama toplumları hayatlarına Allah’ı ve
elçilerini karıştırmamakta direndiler. Her bireri ayrı ayrı bir
küfür ve şirkin takipçisi oldular da Allah da onları yerin
dibine
İkinci olarak da yeryüzünde
gezip dolaşarak Rabbimizin meşhûd âyetleriyle yüz yüze gelerek,
geçmişlerin harabeleri, kalıntıları arasında dolaşarak böylece
geçmişi tanıma imkânını elde etmiş olacağız. Bunu elde edince de
geçmişi yargılama, geçmişten ibret çıkarabilme imkânını da elde
etmiş olacağız. Yâni geçmiştekiler niçin helâk olmuşlar? Bunlar
ne yapmışlar, nasıl davranmışlar da helâk olmuşlar? Nasıl bir
helâk yasası gerçekleşmiş? Bunu bilecek, bundan ibret alacak ve
böylece biz de onların düştüklerine düşmemeye çalışacağız.