E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

YAZIYORUM

AHMET İLHAN;

Kalvinizm Nerden Çıktı

AB ile ilişkiler derinleştikçe, ilginç şeylerle karşılaşmaya devam edeceğiz. İki ayrı dünyanın ve dünya görüşünün insanları birbirlerini tanıdıkça benzeşen ve ayrışan yönler daha belirgin olarak ortaya çıkacak. AB’den bir heyetin Kayseri’de yaptığı bir inceleme sonucunda hazırladığı raporunda Kayserilileri İslamî kalvinist olarak göstermesi gündemde yer alıp tartışılmıştır. Biz de bu tartışmaya bizim bulunduğumuz yerden katılıp yorumlamak istiyoruz. Önce Kalvin kimdir? Kayserililere niçin İslami kalvinist denilmiş olabilir?

Kalvin bizim yeni bir çağ açtığımız dönemde hıristiyan dünyasında reform gerçekleştirmiş bir din adamıdır. Yaptığı reformun özeti de Hıristiyanlığın ayağını yere bastırmasıdır. Yani dünyevîleştirmesidir. Kayseri’de başarılı olmuş siyaset ve iş dünyasından insanların dindar kimlikleri ile ticari ve ekonomik faaliyetlerinin uyumu dolayısıyla böyle bir sıfatla anıldıkları anlaşılmaktadır. Bunda ne var diye düşünülebilir. Elbette bir şey yok. Çünkü bir batılının kendi penceresinden gördüğü şeyi kendi değerleriyle kıyaslayarak sunması kadar doğal bir şey olamaz. Zaten tartışılan da bu değildir. Tartışılan konu bizim tarafımızın bu sıfatı kendisine uygun görüp, görmediğidir. Ya da teşbihin ne kadar tutarlı olduğudur. En geniş alandan başlayarak çözümlemeye başlayalım.

Kalvin bir reformcudur, İslam’da reform olur mu? Bize göre olmaz. Reform deforme olan üzerinde yapılır. Ya da statik olanı harekete geçirmek için ihtiyaç olabilir. İslam için her ikisi de geçerli değildir. İslam bozulmamıştır ki, düzeltme yapılsın. İslam dinamik bir dindir. Gelişmeler kendi iç dinamikleri içinde insan hayatına yansıtılır. Dogmatik bir durağanlık söz konusu değildir. İslam dünyayı kötü gören bir din değildir. Muvahhiddir, bütüncüdür. Parçayı bütün saymaz. Bütün parçalarıyla bütünü görür. Dünya ve ahiret bir bütündür. Madde ve ruh bir bütündür. Akıl, müşahede ve vahiy, bilgi bütününün parçalarıdır. Batının bütün bakış açıları parçaya yönelik olduğu için bugün de aynı bakış açısıyla, yine yanlış bir sonuca varılmaktadır. Eğer Kayseri’deki iş adamları başarılı olmuşlarsa kapitalisttirler. Aynı zamanda dindar oldukları için de, İslam kapitalizm’dir. Bu sonuç yanlıştır, aynı kişiler Konya’ya gitseydi, Mevlana’yı inceleseydi, her halde şöyle diyeceklerdi: İslam, mistik ruhçu bir dindir. Bu sonuç da tek başına yanlıştır. Geçmişte de bazı sosyalistler, “İslam sosyalizmi” demişlerdi. Onlar da eksik bakış açısının sonucunda böyle söylemişlerdi.

Elbette İslam hayat dinidir. Onların gördükleri bu parçalar İslam’da vardır. Kişisel girişim, sermaye, mal edinme, mallarını miras bırakma, ticaret İslam’da vardır, zenginlik teşvik edilmiştir. Ama aynı zamanda toplumun ihtiyaçları, gelir dağılımında adalet, yoksulların hakları kesin kurallarla düzenlenmiş, garanti altına alınmıştır. Yine insanın, maddesinin yanında ruhunun tatmini, inkişafı, insanın kemali, tasavvufun ince dokunuşlarıyla huzur ve mutluluk aranmıştır. Herhalde buradan şu sonuca varmamız mümkün. Müslüman ve Kalvin bir arada düşünülemez. Böyle bir etiketi kabullenmek kendi değerlerimizi ve varlığımızı inkâr anlamına gelir. Yabancıların böyle bir teşbih yapmaları hatalı da olsa anlaşılabilir. Kendi kendimizi buna uygun görmemiz, kompleksli bir yaklaşımdır. Kabul edilemez. Buna sadece iş ahlakı açısından ele alsak bile benzetme kabul edilemez.

Protestan iş ahlakı ile Kayserili iş adamlarının iş ahlakının kökleri yan yana bile düşünülemez. Zira Kayseri asırlardır bir ticaret ve esnaf kentidir. Kökleri, Kalvin’den çok öncelerde bulunan Ahi kültürünün, Lonca ahlakının esaslarına dayanmaktadır. Ahilik bugün görünüşte folklorik bir değer gibi görülmekle birlikte iş hayatında derin izleri yaşanmaya devam etmektedir. Usta, çırak, kalfa ilişkileri ile modern sanayi kuruluşlarının patron ve işçileri arasındaki ilişkiler arasında hâlâ müthiş benzerlikler yaşanmaktadır. Ahilik bir organizasyondur, örgütlenmedir. Altında yatan ise İslam’ın iş ahlakı, ticaret ahlakı, insan ilişkileri konusundaki esaslarıdır.

Bu tartışmalar elbette iyidir. İnsanlara kendi değerlerini hatırlatmaktadır. O değerlerden varsa sapmalar dönüş fırsatları ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca bir model ortaya çıkmasına yardımcı olmaktadır. Kayseri modeli batılıların ilgisini çekmişse kötü denilemez. Ülkemizin diğer kentlerinin ve iş adamlarının da ilgisini çekmelidir. Bir model bir marka oluşturulmalıdır. AB içinde her şeyi orijinal bizim olan modellerimizle var olabiliriz. Bu tartışma buna öncülük etmelidir. Kıyaslarımızı, değerlendirmelerimizi, yorumlarımızı kendi birikim ilke ve değerlerimizin üzerinden yapmalıyız. Böylece eksiklerimizi giderebiliriz. Yolumuzu kendimiz belirleyebiliriz.

 

ELLERİ KURUSUN*

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme karşı yürütülen saldırılar, yaşarken de sonrasında da O’na hiçbir zarar verememekle beraber, O’nu sevenleri üzmüş ve öfkelendirmiştir. Adına bir sure indirilen Ebu Leheb ve karısı, elleriyle ve dilleriyle O’na saldırmışlar. Allah onları en ağır bir azap ile cezalandıracağını ifade etmiştir. Yüce Rabbimizi böylesine öfkelendiren bir saldırının müminlerin tepkisini çekmemesi düşünülemezdi. Öyle de olmuştur.

Allah’ın Habibi müminlerin de Habibidir. O’na yapılan saldırılar, hiçbir zaman karşılıksız kalmayacaktır.

Bu saldırılar niçin yapılmıştır? Hangi sonuçlar alınması tasarlanmıştır? Karikatür olayı planlı bir komplonun parçası mıdır? Bunlar ve benzeri soruların cevabını arayacak, analizler yaparak bugünün müslümanlarının, bugünün tarihinin hangi çemberlerin ve planların parçası haline getirildiklerini anlamak zorundayız. Zira bu saldırılarla Rasûlullah’a hiçbir zarar veremeyeceklerdir. Bununla asıl kimlere ve nasıl zarar dokunacağı veya kimlerin ve nasıl yarar elde edeceği önemlidir.

 

BU BİR KOMPLODUR

Elimize ulaşan bilgileri toparlayıp yan yana koyduğumuzda planlı bir komplo ihtimali kuvvetlenmektedir.

–Karikatürler yapanların özgür iradesiyle değil, siparişle yani para karşılığı yaptırılmıştır.

–Yayınlanması yeterince tepki toplamayınca, üç ay sonra yeniden vizyona konularak istenen sonuçlar alınmaya çalışılmıştır.

- Danimarka, ifade özgürlüğü çifte standardı konusunda daha önce bilinen tutumları dolayısıyla en iyi ortamı sağlamaktadır.

Tepkilerin şiddeti çağırdığı ülkelerin, idarî yapıları ve üzerlerinde sürdürülen servis çalışmaları bu olaylar dolayısıyla daha belirgin hale gelmiştir. Böyle bir karikatür krizini kim planlamış olabilir. Olayın Avrupa’da olması hedefi kaçırmamıza yetmemektedir. Çünkü sonuçları itibarı ile bundan en çok karlı çıkan Avrupa değil, Amerika-İsrail olmuştur. Aksine bundan Avrupa ve İslam dünyası zarar görmüştür.

Özellikle kıta Avrupası, Almanya, Fransa, Danimarka gibi ülkeler İslam dünyasındaki itibarlarını kaybetmişler ve ticarî zararlara maruz kalmışlardır. Hâlbuki daha önce Irak savaşı sebebiyle Amerika’nın kaybettiği mevzileri ve petro dolarları bu ülkelerin çektiği bilinmektedir. Avrupa’da yaşayan çok sayıda müslümanla bu ülkelerin yönetimleri sorunlu hale gelmiş, iç çekişme ve çatışma ortamı doğmuştur. Karşılıklı güvensizlik ileri safhalara ulaşmış. Özgürlük alanları daraltılmıştır. Dinlerarası diyalog ya da medeniyetler uzlaşması projeleri büyük zararlara uğramıştır.

Müslümanlar eşittir terör imajı verilmek suretiyle İslam’a ve Kur’an’a yönelen batı kamuoyunun önüne setler çekilmiştir. Tepkilere şiddet bulaştırılarak da bu planın dünyanın her köşesine ulaşması sağlanmıştır.

 

AMAÇLARI NEDİR?

Bütün bunlarla neler elde edilmek istenmektedir? ABD-İsrail ikilisinin hangi planlarıyla örtüşen sonuçlar ortaya çıkmıştır? Bir taş atılarak kaç kuş vurulması beklenmektedir?

Medeniyetler çatışması projesinin devamlılığı vurgulanmaktadır. İslam ve batı bu çatışmanın iki kutbudur. Ya bizdensin ya da karşımızda olursun vurgusu ortaya konmaktadır. Bunda Irak savaşında yan çizen ve karlı çıkan kıta Avrupa’sına bir mesaj vardır. İkinci hedef olan İran konusunda da aynı mızıkçılığın yapılmaması istenmektedir. Aynı mesaj Türkiye’ye de kuvvetle iletilmiştir. İran konusu BM’ye geldiğinde bu tavrın sonuçlarını hep birlikte göreceğiz. Dünya üzerinde çıkarların dağılımı konusunda kimin patron olduğunu bu konuları iyi bilen Avrupa’ya hatırlatmaktadır.

Yine güvenlik konusunda kimin patron olduğu hem Avrupa’ya hem de İslam ülkeleri yöneticilerine hatırlatılmaktadır. Yeni dünya düzenine alternatif arayan dünya insanlığına korku senaryoları hazırlanıp sunularak, ölümü gösterip hastalığa razı olunması istenmektedir. Her ne kadar gizlemeye çalışsalar da kendi kamuoylarına Irak savaşının kutsal bir savaş olduğu imajı verilmek suretiyle azalan desteğin artması arzulanmaktadır. Olayın sonuçlarına bakıldığında beklentilerin birçoğunun gerçekleştiği görülmektedir. Her zaman olduğu gibi bu olay sonucunda beklenmeyen şeyler de olmuştur. Olayı planlayanların hesap edemedikleri sonuçlar da ortaya çıkmaya başlamıştır.

 

SALDIRILAR BİRLİĞİ KUVVETLENDİRİR.

Bu sonuçları sıralayacak olursak öncelikle saldırılar birliği kuvvetlendirmiştir. Tüm İslam Dünyası tek yumruk halinde tepkisini ortaya koymuştur. Türkiye’de Caferîlerin muhteşem tepkisi ile Çağlayan meydanından yükselen salâvatlar bunun en güzel göstergesidir. Yeni dünya düzenine karşı olanlar yeni dünya düzeninin hedefe yerleştirdiği İslam’a ilgi duymaya başlamışlardır. Venezuella’da düzenlenen bu konudaki gösteri ve yürüyüş en çarpıcı örneği teşkil etmektedir.

Bütün Dünya’da Peygamberimizin hayatını anlatan kitaplar kapışılmaktadır. Dünya’nın mazlum milletleri batı emperyalizminin baskısı altında inleyen halklar yeni bir yöneliş içine girmişlerdir. Daha önce entelektüel birikimi olan insanlar, İslam’ı inceleyerek müslüman olmaktayken bugün popüler kültürün bir sonucu olarak kitlesel bir ilginin bulunduğu gözlenmektedir.

Parantez içinde şunu söylemeden geçemeyeceğiz. Biliyoruz ki Ömer, Hz. Muhammed’e saldırmak için harekete geçmişti de onda dirilerek adil halife Ömer olmuştu. Belki saldıranlar değil ama saldıranların halkları onda dirilmekte ve İslam’a yönelmektedir. Medeniyetleri bir terazinin iki kefesi gibi düşünürsek, birinin düşmesi diğerinin yükselmesini getirmektedir. Bin yıldan fazla Dünya’yı adaletle yönettikten sonra yüz yıl önce kaybettiğimiz mevziimize dönmekte olduğumuzu görmekteyiz. Şimdi batı medeniyeti iki dünya savaşı ve atom bombalarına rağmen yüzyılda bitmiştir ve inişe geçmiştir. Yükselen alternatif ise İslam’dır.

Türkiye müslümanlarının arzu ettiği medeniyetler uzlaşması ile barış içinde bir arada yürütülecek bir süreç. Kısaca acılar olmadan, savaşlar olmadan İslam’ın gönüllerde gerçekleştireceği fetih. Batı ise çatışarak, vuruşarak geri çekilmeyi ya da geriye itmeyi istemektedir. Her iki halde de ister uzlaşma, ister çatışma zafer İslam’ın olacaktır. Halkın tabiriyle yiğit düştüğü yerden kalkacaktır.

Bütün oklar, hedefler, hesaplar planlar bir tek ülke üzerinde yoğunlaşmaktadır. Orası da Türkiye’dir. Farkında mıyız?

 

* “Ebu Leheb’in elleri kurusun” (Tebbet Suresi)

 

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.