E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

ZİYA ÖKÇE

KAPAK;

Büyük Kazanç

Zekât, infak ve sadaka kavramları; helâl yollarla elde edilen malı, ihtiyaca ve dinin gerekli ya da hoş gördüğü yerlere harcamak, sarf etmek olarak tanımlanabilir. Buna göre bu üç kavramda aynı anlamda kullanılabilir. Zekât, sadaka ve infak, hali vakti yerinde olan, varlıklı müslümanların boynunda olan fakir ve yoksulların hakkıdır. Allah Tealâ’ya yakınlaşmak için, sevap ve mükâfat umarak verilen şeylerdir.

Zekât, dini ölçülere göre zengin olan müslümanların, seneden seneye, malının ve parasının bir bölümünü müslüman fakirlere vermesidir.

Zekât zengin müminlerin lütfen verdikleri bir yardım değil; fakir, muhtaç ve yoksulların zenginlerin mallarındaki haklarıdır.(Zâriyât 51/19, Meâric 70/22) Bu yüzden veren minnet bekleyerek vermez, alan da minnet ederek almaz. Zekâtı, devlet gerekirse zorla da olsa alır ve yerine ulaştırır.

Hz.  Ebubekir radıyallahu anh:

“Vallahi namazla zekâtın arasını ayıranlarla mutlaka harp edeceğim. Çünkü zekât malın hakkıdır. Vallahi Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme verdikleri yuları bana vermezlerse, vermediklerinden dolayı onlarla savaşırım” (Buhari, Zekat 7, İ’tisam 2, Cihad 102, İman 17; Müslim, İman 32-33) demiş, zekâtı namaza kıyas ederek, zekât vermeyenlere harp ilan etmiştir.

Zekâta müslümanların Allah'ın emirlerine uymadaki sadakatlerini gösterdiği için “sadaka” da denilmiştir. Çoğulu sadakat’tir. Sadaka kavramında üç temel özelliğin bulunması gerekir: İhtiyaç, mülkiyetin nakli ve temlîkin Allah için olması. Bu üç kelimenin zaman zaman aynı anlamlarda kullanıldığını görüyoruz.

İslam yardımı iki kategoriye ayırmıştır: Biri zorunlu; diğeri de nafile dediğimiz, isteğe bağlı yardım çeşididir. Zekât zorunlu; infak ve sadaka gibi olanlar da isteğe bağlı yardım kategorisine girmektedir. Bu sıralamaya göre “zekât” farz olanlarının başında gelir. İnsanın kendine bakması ve çoluk çocuğuna yapacağı harcama da ikinci derecede gerekli olan “sadaka ve infak”tır.

 

Sadaka Sadakat ve İyiliktir

Bütün çeşitleriyle sadaka “infak”ın mendup (hoş ve arzulanan) kısmını oluşturur.(Kurtubî I/179) Sadaka, insanın malından sırf Allah rızası için muhtaç olanlara temlik edilmek üzere çıkardığı bir şeydir. Müslümanın kulluğuna olan sadakatini bildiren zekât ve sadaka, hali vakti yerinde olan, varlıklı kişilerde bulunan fakir ve yoksulların hakkıdır. Kur’ân-ı Kerim’de:

“Siz sevdiğiniz mallardan infak etmedikçe iyiliğe eremezsiniz” (Âl-i İmrân, 3/92)  ayeti ile iyiliğe teşvik edilmiştir.

Sadaka sözcüğü, anlam itibariyle, 'sadakat'le, 'sıdk'la, tasdik'le akrabadır. Bu kelimeyi sadaka anlamında defalarca kullanan Kur'ân, sadaka, sadakat ve tasdik sözcükleri arasındaki anlam akrabalığına da dikkatimizi çeker. Sadaka, sadakattir. Çünkü “Mülk O'nundur” sözünü gerçekten bilerek ve inanarak mı söylediğimizin sınanmasıdır. Kendisinde olanı gerçekten O'ndan bilen biri, bunu sadaka ile teyit ve tasdik eder. Ancak verenin “O” olduğunu bilen bir insan gönül rahatlığıyla ve karşılığında maddî-manevî hiçbir menfaat beklemeksizin başkalarına verebilir. Bu nedenle her sadaka verişimizde, sadakatimizi teyit ederiz. Sadaka, 'Mülk O'nundur' hakikatini ne derece bağlı olduğumuzun bir göstergesidir. Muhtaçların giderek arttığı bu zamanda sadakatimizi gösterelim. Gereğince ve yeterince veremiyor ve fedakârlıkta bulunamıyorsak, Mülk O'nundur hakikati noktasında kendimizi sorgulayalım.

Kur’ân-ı Kerim kurtuluşa eren müminlerden söz eder:

“Bizim kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” (Bakara 2/3) maddî olarak verdikleri çok az olmayıp ihtiyacı karşılayacak kadar olur anlamındadır ki, “infak”ın asıl özelliği budur. “İnfak”, ekseri teberru (nafile) şeklindeki harcamalar için kullanılır. Ancak sadece maddî varlıklar değil, ilim gibi manevî varlıklardan da infak edileceği bildirilmiştir.

Sadaka geniş anlamıyla nafile olarak yapılan hayır ve hasenâtı, insan ve hayvanlara yapılan iyilik, lütuf ve ihsanları, hatta insanların gönlünü hoş eden güzel söz ve davranışları kapsamına alır. Sadaka-i câriye, vakfedilmiş sadaka ile diğer hayır ve hasenât tüm çeşitleriyle bu niteliktedir.

Sahabeden bazıları Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve selleme dediler  ki:

- Ey Allah’ın Rasûlü! Zenginlerin sevabı bizden daha çoktur. Onlar da bizim gibi namaz kılıyorlar, oruç tutuyorlar. Ayrıca bizden fazla olarak da  sadaka ve zekât veriyorlar. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem:

- Allah Tealâ size de tasaddukta bulunabileceğiniz bir şey vermedi mi? Her tesbihinizde subhanallah, her tahmidinizde elhamdülillah, her tekbirinizde Allahu ekber ve her tehlilinizde La ilahe illallah sadakadır. Emr-i bil maruf sadakadır, nehy-i anil münker sadakadır ve hanımlarınızla ülfet etmeniz sadakadır” (Müslim; Zekât, 53) buyurdu.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Sa’d b. Ebi Vakkas radıyallahu anha:

“Ya Sa’d! Sen her nafakayı Allah rızası için ver. Zira hangi şeyi Allah rızası için sarf edersen elbette onunla ecir ve sevap alırsın. Ta ki hanımının ağzına koyduğun nafaka için bile sevap verilir.” (Buhari; iman, 41) buyurdu.

Başka bir hadiste Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

“Her müslümanın sadaka vermesi gerekir.” deyince ashab, “Ey Allah'ın Rasûlü (sadaka verecek) bir şey bulamazsa (ne yapar)?” diye sorarlar. Hz. Peygamber de: “Eli ile çalışır, kendisine faydalı olur ve tasaddukta bulunur” der. “Bunu da bulamazsa?” diye sorarlar. “İşini yapamayan ihtiyaç sahibine yardım eder”, “Bunu da bulamazsa?” derler, Hz. Peygamber de; “İyi işler yapar ve kendisini kötülüklerden alıkor, bu onun nefsi için bir sadakadır.” (Buhari, Zekât 30, Edep 33; Müslim, Zekât 55; Nesaî, Zekat 56; Dârimi, Rikak 34; A. Hanbel 4/395, 411, 5/171) buyurdular.

Bedrettin Ayni'nin (v.855) ifadesiyle, “Hayır kapıları çoktur. Allah'ın rızasına ulaştıran hayır yolları da sonsuzdur. Bir kapı açılmadığı zaman diğer kapıya gitmek gerekir.” Bize hayır kapılarını açan bu yardımlaşmalardan; zekât, sadaka-i fıtır, karz-ı hasen gibi diğer hayır yolları da mevcuttur.

           

İyilik Şekilleri

Günahlardan uzak durmak, kişinin kendini halka zarar vermekten alıkoyması, nafile ibadetler, insanın, her hangi bir maksatla kendisine yapılan haksızlıkları ve zulmü affetmesi, izzet ve şerefini rencide eden davranışları bağışlaması iyilik (sadaka)dir.

Ulbe b. Zeyd radıyallahu anh, binek bulamadığı için geceleyin bir kenara çekilip ağlar ve o gece namaz kıldıktan sonra:

“Ey Allah'ım! Sen cihadı emrettin ve insanları ona teşvik ettin. Sonra bana cihada gitmek için bana bir mal vermedin. Rasûlü’nün elinde beni bindirecek bir imkân yoktur. Malımda, canımda, namusumda bana yapılan her zulmü, müslümanlar için helâl ettim” diyerek dua eder. Sonra halkla beraber sabah namazına katılır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Bu gece sadaka veren nerededir?” diye sorar, ancak kimse cevap vermez. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tekrar: “Bu gece sadaka veren kimse ayağa kalksın” deyince Ulbe radıyallahu anh, ayağa kalkarak durumu kendisine anlatır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de: “Müjdeler olsun. Canımı kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, senin sadakan, kabul edilen sadakalar arasına yazıldı.” buyurdular. 

Ana-babaya güzel ve tatlı söz söylemek, akrabalara iyilik etmek ve kişinin hizmetinde bulunanlara sarf ettiği, sadakadır. Hasta ziyareti, müslüman kardeşinin cenazesine  iştirak etmek, din-i mübin-i İslam’a hizmet edenlere maddî ve manevî yardım yapmak, yol göstermek, su ikramında bulunmak en güzel sadakalardandır. Hz. Aişe radıyallahu anh anlatıyor:

“Ey Allah'ın Rasûlü!” dedim, verilmemesi caiz olmayan şey nedir?” O da: “Su, tuz ve ateş!” buyurdular. Ben tekrar: “Ey Allah'ın Rasûlü! Evet, suyu anladık öyledir, ama tuz ve ateş niye öyledir?” dedim. Şu cevabı verdi:

“Ey Humeyra! Kim (isteyene) ateş verirse, bu ateşin pişirdiği her şeyi tasadduk etmiş gibi sevab kazanır! Kim de tuz verirse, o da bu tuzun tatlandırdığı her şeyi tasadduk etmiş gibi olur. Kim su bulunan yerde bir müslümana bir içimlik su içirirse sanki bir köle azat etmiş gibi olur, suyun bulunmadığı yerde içirirse, onu ihya etmiş gibi olur.”

Ayrıca tebessüm, emâneti sahibine vermek, borçluya mühlet vermek, meyvesinden ve gölgesinden veya kendisinden istifade edebilecek bir ağaç dikmek, yoldan eziyet verici şeyleri atmak ya da Allah'a götüren yollardaki manevî engelleri ortadan kaldırmak, misafire ikram etmek, iyiliği tavsiye etmek, kötülüğü yasaklamak ve selamlaşmak birer sadakadır.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bir müslümanın verdiği selama selâmla karşılık verilmesinin sadaka sevabı kazandırdığını bildirmek için:

“Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin olsun ki, siz birbirinizi sevmedikçe hakiki iman etmiş olamazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayınız.” buyurmaktadır.

İnsanlar arasında ayrım yapmamak ve adil olmak, dargınların arasını bulup düzeltmek, ilim öğrenmek ve öğretmek, güzel söz söylemek sadakadır.

 

Yardım Hiyerarşisi

Kur’ân-ı Kerim’de, “Sadakât” çoğul olarak bütün çeşitleri kapsar. Verilecek yerlerde şu şekilde sıralanır:

“Sadakalar (zekâtlar); ancak, yoksulların, miskinlerin, zekât tahsili işinde çalışanların, kalpleri İslâm'a ısındırılmak istenenlerin, kölelerin, borçluların, Allah yolunda cihad edenlerin ve yolcuların hakkıdır. Bu, Allah tarafından farz kılınmıştır. Allah en iyi bilendir, hikmet sahibidir.”  (Tevbe 9/60)

“Sadaka ve yardım”ın hiyerarşisini Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle açıklar:

“Gelip, bir dinarım var (ne yapayım?) diye soran birisine: Kendine harca (infak et) buyurdu. İki dinarım varsa? Ev halkına harca. Üç dinarım varsa? Hizmetçine (çalıştırdıklarına) harca. Dört dinarım varsa? Ebeveynine harca. Beş dinarım varsa? Yolcularına harca. Altı dinarım varsa? Allah yolunda harca” buyurdu.

Bir başka hadis-i şerif aynı derecelemeye değişik bir sıra çizer:

“Kişinin infak edeceği en hayırlı para (dinar) ailesine (çoluk çocuğuna) harcadığı, Allah yolunda (cihadda) bineğine harcadığı ve yine Allah yolunda arkadaşlarına harcadığı dinar (para)dır.”  (Müslim, Zekat 38, Tirmizi, Birr 42, İbni Mâce, cihad 4, Ahmed b. Hanbel v, 279,284) Diğer bir hadislerinde ise:

“Allah yolunda (cihadda) infak ettiğin bir dinar, bir köle azat etmek için infak ettiğin bir dinar, bir yoksula sadaka olarak verdiğin bir dinar ve çoluk çocuğuna harcadığın bir dinardan ecri en büyük olanı çoluk çocuğuna harcadığındır.” (Kurtubî I/179) buyurulur.

Kur’ân-ı Kerim daha net bir sıra çizer:

“Ne infak edeceklerini sana sorarlar. De ki, hayır olarak infak ettiklerinizi ebeveyninize, yakınlarınıza, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara (harcayın)” (Bakara 2/215)

Zekât, Kur'ân-ı Kerim’in belirlediği kimseler dışında bir binaya, bir kuruluşa, bir zengine, ana-baba ve çocuklara, eşine ve kâfire verilmez. Sadaka ve infak  ise böyle değil yukarıda zikredildiği gibidir.

 

İnfakın Faydaları

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hadislerinde, her çeşidiyle “infak ve sadaka” vurgu ile teşvik ve tavsiye edilir. O herkesin, yarım hurma ile de olsa kendisini ateşten kurtarması gerektiğini, sadakanın rızkı çoğaltacağını, ömrü uzatacağını ve malı artırıp koruyacağını, Rabbin gazabını dindireceğini, kötülüklerin kapısını kapatacağını, zafere sebep olacağını, hastalıkları tedavi edeceğini, malın bereketi ve koruyucusu olduğunu söyler. Zaten Allah Teala da yapılan bir infakın yerinin Allah tarafından doldurulacağını haber verir:

“De ki, Rabbim, kullarından dilediğine bol rızık verir ve dilediğinden de kısar. Siz hayra ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Sebe 34/39)

Yine Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, infak etmeyenin rızkının daraltılacağını, cömertliğin Allah'ın ahlakından olduğunu, yoksullara arka çıkmanın kötü ölümü engelleyeceğini, sadakanın belayı önlediğini bildirir. Kısaca bütün çeşitleriyle  zekât, infak ve sadaka İslam’ın ikinci temel unsuru, “köprüsü” ve dünyayı düzene koyma aracı olarak görülür. Namaz dinin direği, zekât da köprüsüdür.

İnfak, sadaka ve zekât, İslâm ülkesini düzene koyan, vatandaşlarının sosyal güvenliğini sağlayan en etkili güçtür. Zenginlerin varlığından fakirlere doğru sürekli bir akıştır. Böylece fakir çok fakir olmaktan kurtulur, zenginin çok zengin olması önlenir. Fakirle zengin arasında sevgi bağları oluşturur. Zenginin hem günahlarını, hem de malını temizler. Toplumu anarşi ortamından kurtarır. Dünyayı düzene koyar, böylece âhirete yol açılır.

Sürekli sevap getiren sadaka-i câriyelere de önem vermek gerekir. Bir hadiste devamlı ecir (sevap) kaynağı olan ameller şöyle belirlenir:

“İnsan öldüğü zaman amel işlemesi kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnadır. Sadaka-i cariye, kendisinden yararlanılan ilim veya kendisine hayır dua eden salih çocuk” buyurdu. (Dârimi, Mukaddime, 46) Bu hadiste zikredilen sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş evi, hastane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır.

Bir adam Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme:

“Ey Allah'ın Rasûlü! Annem vefat etti Ben onun için tasaddukta bulunsam ona faydası olur mu?” diye sorar. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de “Evet” deyince, adam, “Benim bir meyveliğim var, siz şahit olun ki onu annem için tasadduk ediyorum” der.”

Sa'd b. Ubâde anlatıyor:

“Ey Allah'ın Rasûlü! Annem vefat etti, onun adına yapacağım sadakanın hangisi daha faziletlidir?” dedim. Peygamberimiz “Su” buyurdular. Bunun üzerine Sa'd bir kuyu kazar ve “Bu kuyu Sa'd'ın annesi içindir” diyerek kuyuyu tasadduk eder.

 İnsanlar bu gibi yerlerden yararlandığı sürece, bunları yaptıranlar, yapılmasına sebep olanlar, yol gösterenler ve destek olanlar, gerek sağlıklarında ve gerekse vefatlarından sonra sevap almaya devam ederler.

 

Görevimiz

Hali vakti yerinde olan varlıklı her müslümanın gerekli yerlere yardımda bulunması ve iyilik yapması bir görevdir. Mükemmel köşklerde oturup, lüks arabalara binip, çeşit çeşit gıdalarla midesini doldururken; diğer taraftan yüzlerce belki de binlerce aç, susuz, evsiz ve bir parça ekmeğe muhtaç olan insanlara hiçbir hak tanımayan kişiler, bırakın Müslümanlığı insanlıktan bile uzak değil midirler?

Bizler mallarımızı temizlemek, artırmak ve bereketlendirmek için zekâtımızı, sadakamızı ve infakımızı kuruşu kuruşuna ilgili yerlere bekletmeden zamanında ulaştırmalıyız. Böylece nefsimizi cimrilik gibi kötülüklerden temizleyerek ve arındırarak Allah katında yükselmeliyiz. Bu konuda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin:

“Eğer Uhud dağı kadar altınım olsa, borç ödemek için sakladığım dışında, ondan yanımda bir miktar bulunduğu halde üzerimden üç gece bile geçmemesi beni sevindirir.” (Buhârî, Temennî 2, İsti’zân 30, Rikak l4; Müslim, Zekât 31; İbni Mâce, Zühd 8) buyruğuna dikkat edelim.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.