Büyük Kazanç
Zekât, infak ve sadaka
kavramları; helâl yollarla elde edilen malı, ihtiyaca ve dinin
gerekli ya da hoş gördüğü yerlere harcamak, sarf etmek olarak
tanımlanabilir. Buna göre bu üç kavramda aynı anlamda
kullanılabilir. Zekât, sadaka ve infak, hali vakti yerinde olan,
varlıklı müslümanların boynunda olan fakir ve yoksulların
hakkıdır. Allah Tealâ’ya yakınlaşmak için, sevap ve mükâfat
umarak verilen şeylerdir.
Zekât, dini ölçülere göre
zengin olan müslümanların, seneden seneye, malının ve parasının
bir bölümünü müslüman fakirlere vermesidir.
Zekât zengin müminlerin
lütfen verdikleri bir yardım değil; fakir, muhtaç ve yoksulların
zenginlerin mallarındaki haklarıdır.(Zâriyât 51/19, Meâric
70/22) Bu yüzden veren minnet bekleyerek vermez, alan da minnet
ederek almaz. Zekâtı, devlet gerekirse zorla da olsa alır ve
yerine ulaştırır.
Hz. Ebubekir radıyallahu
anh:
“Vallahi namazla zekâtın
arasını ayıranlarla mutlaka harp edeceğim. Çünkü zekât malın
hakkıdır. Vallahi Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme
verdikleri yuları bana vermezlerse, vermediklerinden dolayı
onlarla savaşırım” (Buhari, Zekat 7, İ’tisam 2, Cihad 102, İman
17; Müslim, İman 32-33) demiş, zekâtı namaza kıyas ederek, zekât
vermeyenlere harp ilan etmiştir.
Zekâta müslümanların
Allah'ın emirlerine uymadaki sadakatlerini gösterdiği için
“sadaka” da denilmiştir. Çoğulu sadakat’tir. Sadaka kavramında
üç temel özelliğin bulunması gerekir: İhtiyaç, mülkiyetin nakli
ve temlîkin Allah için olması. Bu üç kelimenin zaman zaman aynı
anlamlarda kullanıldığını görüyoruz.
İslam yardımı iki kategoriye
ayırmıştır: Biri zorunlu; diğeri de nafile dediğimiz, isteğe
bağlı yardım çeşididir. Zekât zorunlu; infak ve sadaka gibi
olanlar da isteğe bağlı yardım kategorisine girmektedir. Bu
sıralamaya göre “zekât” farz olanlarının başında gelir. İnsanın
kendine bakması ve çoluk çocuğuna yapacağı harcama da ikinci
derecede gerekli olan “sadaka ve infak”tır.
Sadaka Sadakat ve İyiliktir
Bütün çeşitleriyle sadaka
“infak”ın mendup (hoş ve arzulanan) kısmını oluşturur.(Kurtubî
I/179) Sadaka, insanın malından sırf Allah rızası için muhtaç
olanlara temlik edilmek üzere çıkardığı bir şeydir. Müslümanın
kulluğuna olan sadakatini bildiren zekât ve sadaka, hali vakti
yerinde olan, varlıklı kişilerde bulunan fakir ve yoksulların
hakkıdır. Kur’ân-ı Kerim’de:
“Siz sevdiğiniz mallardan
infak etmedikçe iyiliğe eremezsiniz” (Âl-i İmrân, 3/92) ayeti
ile iyiliğe teşvik edilmiştir.
Sadaka sözcüğü, anlam
itibariyle, 'sadakat'le, 'sıdk'la, tasdik'le akrabadır. Bu
kelimeyi sadaka anlamında defalarca kullanan Kur'ân, sadaka,
sadakat ve tasdik sözcükleri arasındaki anlam akrabalığına da
dikkatimizi çeker. Sadaka, sadakattir. Çünkü “Mülk O'nundur”
sözünü gerçekten bilerek ve inanarak mı söylediğimizin
sınanmasıdır. Kendisinde olanı gerçekten O'ndan bilen biri, bunu
sadaka ile teyit ve tasdik eder. Ancak verenin “O” olduğunu
bilen bir insan gönül rahatlığıyla ve karşılığında maddî-manevî
hiçbir menfaat beklemeksizin başkalarına verebilir. Bu nedenle
her sadaka verişimizde, sadakatimizi teyit ederiz. Sadaka, 'Mülk
O'nundur' hakikatini ne derece bağlı olduğumuzun bir
göstergesidir. Muhtaçların giderek arttığı bu zamanda
sadakatimizi gösterelim. Gereğince ve yeterince veremiyor ve
fedakârlıkta bulunamıyorsak, Mülk O'nundur hakikati noktasında
kendimizi sorgulayalım.
Kur’ân-ı Kerim kurtuluşa
eren müminlerden söz eder:
“Bizim kendilerine rızık
olarak verdiklerimizden infak ederler.” (Bakara 2/3) maddî
olarak verdikleri çok az olmayıp ihtiyacı karşılayacak kadar
olur anlamındadır ki, “infak”ın asıl özelliği budur. “İnfak”,
ekseri teberru (nafile) şeklindeki harcamalar için kullanılır.
Ancak sadece maddî varlıklar değil, ilim gibi manevî
varlıklardan da infak edileceği bildirilmiştir.
Sadaka geniş anlamıyla
nafile olarak yapılan hayır ve hasenâtı, insan ve hayvanlara
yapılan iyilik, lütuf ve ihsanları, hatta insanların gönlünü hoş
eden güzel söz ve davranışları kapsamına alır. Sadaka-i câriye,
vakfedilmiş sadaka ile diğer hayır ve hasenât tüm çeşitleriyle
bu niteliktedir.
Sahabeden bazıları Allah
Rasûlü sallallahu aleyhi ve selleme dediler ki:
- Ey Allah’ın Rasûlü!
Zenginlerin sevabı bizden daha çoktur. Onlar da bizim gibi namaz
kılıyorlar, oruç tutuyorlar. Ayrıca bizden fazla olarak da
sadaka ve zekât veriyorlar. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve
sellem:
- Allah Tealâ size de
tasaddukta bulunabileceğiniz bir şey vermedi mi? Her
tesbihinizde subhanallah, her tahmidinizde elhamdülillah, her
tekbirinizde Allahu ekber ve her tehlilinizde La ilahe illallah
sadakadır. Emr-i bil maruf sadakadır, nehy-i anil münker
sadakadır ve hanımlarınızla ülfet etmeniz sadakadır” (Müslim;
Zekât, 53) buyurdu.
Peygamber sallallahu aleyhi
ve sellem Sa’d b. Ebi Vakkas radıyallahu anha:
“Ya Sa’d! Sen her nafakayı
Allah rızası için ver. Zira hangi şeyi Allah rızası için sarf
edersen elbette onunla ecir ve sevap alırsın. Ta ki hanımının
ağzına koyduğun nafaka için bile sevap verilir.” (Buhari; iman,
41) buyurdu.
Başka bir hadiste Hz.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:
“Her müslümanın sadaka
vermesi gerekir.” deyince ashab, “Ey Allah'ın Rasûlü (sadaka
verecek) bir şey bulamazsa (ne yapar)?” diye sorarlar. Hz.
Peygamber de: “Eli ile çalışır, kendisine faydalı olur ve
tasaddukta bulunur” der. “Bunu da bulamazsa?” diye sorarlar.
“İşini yapamayan ihtiyaç sahibine yardım eder”, “Bunu da
bulamazsa?” derler, Hz. Peygamber de; “İyi işler yapar ve
kendisini kötülüklerden alıkor, bu onun nefsi için bir
sadakadır.” (Buhari, Zekât 30, Edep 33; Müslim, Zekât 55; Nesaî,
Zekat 56; Dârimi, Rikak 34; A. Hanbel 4/395, 411, 5/171)
buyurdular.
Bedrettin Ayni'nin (v.855)
ifadesiyle, “Hayır kapıları çoktur. Allah'ın rızasına ulaştıran
hayır yolları da sonsuzdur. Bir kapı açılmadığı zaman diğer
kapıya gitmek gerekir.” Bize hayır kapılarını açan bu
yardımlaşmalardan; zekât, sadaka-i fıtır, karz-ı hasen gibi
diğer hayır yolları da mevcuttur.
İyilik Şekilleri
Günahlardan uzak durmak,
kişinin kendini halka zarar vermekten alıkoyması, nafile
ibadetler, insanın, her hangi bir maksatla kendisine yapılan
haksızlıkları ve zulmü affetmesi, izzet ve şerefini rencide eden
davranışları bağışlaması iyilik (sadaka)dir.
Ulbe b. Zeyd radıyallahu
anh, binek bulamadığı için geceleyin bir kenara çekilip ağlar ve
o gece namaz kıldıktan sonra:
“Ey Allah'ım! Sen cihadı
emrettin ve insanları ona teşvik ettin. Sonra bana cihada gitmek
için bana bir mal vermedin. Rasûlü’nün elinde beni bindirecek
bir imkân yoktur. Malımda, canımda, namusumda bana yapılan her
zulmü, müslümanlar için helâl ettim” diyerek dua eder. Sonra
halkla beraber sabah namazına katılır. Hz. Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem: “Bu gece sadaka veren nerededir?” diye sorar,
ancak kimse cevap vermez. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem tekrar: “Bu gece sadaka veren kimse ayağa
kalksın” deyince Ulbe radıyallahu anh, ayağa kalkarak durumu
kendisine anlatır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de:
“Müjdeler olsun. Canımı kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim
ki, senin sadakan, kabul edilen sadakalar arasına yazıldı.”
buyurdular.
Ana-babaya güzel ve tatlı
söz söylemek, akrabalara iyilik etmek ve kişinin hizmetinde
bulunanlara sarf ettiği, sadakadır. Hasta ziyareti, müslüman
kardeşinin cenazesine iştirak etmek, din-i mübin-i İslam’a
hizmet edenlere maddî ve manevî yardım yapmak, yol göstermek, su
ikramında bulunmak en güzel sadakalardandır. Hz. Aişe
radıyallahu anh anlatıyor:
“Ey Allah'ın Rasûlü!” dedim,
verilmemesi caiz olmayan şey nedir?” O da: “Su, tuz ve ateş!”
buyurdular. Ben tekrar: “Ey Allah'ın Rasûlü! Evet, suyu anladık
öyledir, ama tuz ve ateş niye öyledir?” dedim. Şu cevabı verdi:
“Ey Humeyra! Kim (isteyene)
ateş verirse, bu ateşin pişirdiği her şeyi tasadduk etmiş gibi
sevab kazanır! Kim de tuz verirse, o da bu tuzun tatlandırdığı
her şeyi tasadduk etmiş gibi olur. Kim su bulunan yerde bir
müslümana bir içimlik su içirirse sanki bir köle azat etmiş gibi
olur, suyun bulunmadığı yerde içirirse, onu ihya etmiş gibi
olur.”
Ayrıca tebessüm, emâneti
sahibine vermek, borçluya mühlet vermek, meyvesinden ve
gölgesinden veya kendisinden istifade edebilecek bir ağaç
dikmek, yoldan eziyet verici şeyleri atmak ya da Allah'a götüren
yollardaki manevî engelleri ortadan kaldırmak, misafire ikram
etmek, iyiliği tavsiye etmek, kötülüğü yasaklamak ve selamlaşmak
birer sadakadır.
Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem, bir müslümanın verdiği selama selâmla karşılık
verilmesinin sadaka sevabı kazandırdığını bildirmek için:
“Nefsim yed-i kudretinde
olan Allah'a yemin olsun ki, siz birbirinizi sevmedikçe hakiki
iman etmiş olamazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi
seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayınız.”
buyurmaktadır.
İnsanlar arasında ayrım
yapmamak ve adil olmak, dargınların arasını bulup düzeltmek,
ilim öğrenmek ve öğretmek, güzel söz söylemek sadakadır.
Yardım Hiyerarşisi
Kur’ân-ı Kerim’de, “Sadakât”
çoğul olarak bütün çeşitleri kapsar. Verilecek yerlerde şu
şekilde sıralanır:
“Sadakalar (zekâtlar);
ancak, yoksulların, miskinlerin, zekât tahsili işinde
çalışanların, kalpleri İslâm'a ısındırılmak istenenlerin,
kölelerin, borçluların, Allah yolunda cihad edenlerin ve
yolcuların hakkıdır. Bu, Allah tarafından farz kılınmıştır.
Allah en iyi bilendir, hikmet sahibidir.” (Tevbe 9/60)
“Sadaka ve yardım”ın
hiyerarşisini Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
açıklar:
“Gelip, bir dinarım var (ne
yapayım?) diye soran birisine: Kendine harca (infak et) buyurdu.
İki dinarım varsa? Ev halkına harca. Üç dinarım varsa?
Hizmetçine (çalıştırdıklarına) harca. Dört dinarım varsa?
Ebeveynine harca. Beş dinarım varsa? Yolcularına harca. Altı
dinarım varsa? Allah yolunda harca” buyurdu.
Bir başka hadis-i şerif aynı
derecelemeye değişik bir sıra çizer:
“Kişinin infak edeceği en
hayırlı para (dinar) ailesine (çoluk çocuğuna) harcadığı, Allah
yolunda (cihadda) bineğine harcadığı ve yine Allah yolunda
arkadaşlarına harcadığı dinar (para)dır.” (Müslim, Zekat 38,
Tirmizi, Birr 42, İbni Mâce, cihad 4, Ahmed b. Hanbel v,
279,284) Diğer bir hadislerinde ise:
“Allah yolunda (cihadda)
infak ettiğin bir dinar, bir köle azat etmek için infak ettiğin
bir dinar, bir yoksula sadaka olarak verdiğin bir dinar ve çoluk
çocuğuna harcadığın bir dinardan ecri en büyük olanı çoluk
çocuğuna harcadığındır.” (Kurtubî I/179) buyurulur.
Kur’ân-ı Kerim daha net bir
sıra çizer:
“Ne infak edeceklerini sana
sorarlar. De ki, hayır olarak infak ettiklerinizi ebeveyninize,
yakınlarınıza, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara
(harcayın)” (Bakara 2/215)
Zekât, Kur'ân-ı Kerim’in
belirlediği kimseler dışında bir binaya, bir kuruluşa, bir
zengine, ana-baba ve çocuklara, eşine ve kâfire verilmez. Sadaka
ve infak ise böyle değil yukarıda zikredildiği gibidir.
İnfakın Faydaları
Efendimiz sallallahu aleyhi
ve sellemin hadislerinde, her çeşidiyle “infak ve sadaka” vurgu
ile teşvik ve tavsiye edilir. O herkesin, yarım hurma ile de
olsa kendisini ateşten kurtarması gerektiğini, sadakanın rızkı
çoğaltacağını, ömrü uzatacağını ve malı artırıp koruyacağını,
Rabbin gazabını dindireceğini, kötülüklerin kapısını
kapatacağını, zafere sebep olacağını, hastalıkları tedavi
edeceğini, malın bereketi ve koruyucusu olduğunu söyler. Zaten
Allah Teala da yapılan bir infakın yerinin Allah tarafından
doldurulacağını haber verir:
“De ki, Rabbim, kullarından
dilediğine bol rızık verir ve dilediğinden de kısar. Siz hayra
ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O rızık
verenlerin en hayırlısıdır.” (Sebe 34/39)
Yine Allah Rasûlü sallallahu
aleyhi ve sellem, infak etmeyenin rızkının daraltılacağını,
cömertliğin Allah'ın ahlakından olduğunu, yoksullara arka
çıkmanın kötü ölümü engelleyeceğini, sadakanın belayı önlediğini
bildirir. Kısaca bütün çeşitleriyle zekât, infak ve sadaka
İslam’ın ikinci temel unsuru, “köprüsü” ve dünyayı düzene koyma
aracı olarak görülür. Namaz dinin direği, zekât da köprüsüdür.
İnfak, sadaka ve zekât,
İslâm ülkesini düzene koyan, vatandaşlarının sosyal güvenliğini
sağlayan en etkili güçtür. Zenginlerin varlığından fakirlere
doğru sürekli bir akıştır. Böylece fakir çok fakir olmaktan
kurtulur, zenginin çok zengin olması önlenir. Fakirle zengin
arasında sevgi bağları oluşturur. Zenginin hem günahlarını, hem
de malını temizler. Toplumu anarşi ortamından kurtarır. Dünyayı
düzene koyar, böylece âhirete yol açılır.
Sürekli sevap getiren
sadaka-i câriyelere de önem vermek gerekir. Bir hadiste devamlı
ecir (sevap) kaynağı olan ameller şöyle belirlenir:
“İnsan öldüğü zaman amel
işlemesi kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnadır. Sadaka-i
cariye, kendisinden yararlanılan ilim veya kendisine hayır dua
eden salih çocuk” buyurdu. (Dârimi, Mukaddime, 46) Bu hadiste
zikredilen sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar
için aş evi, hastane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına
alır.
Bir adam Efendimiz
sallallahu aleyhi ve selleme:
“Ey Allah'ın Rasûlü! Annem
vefat etti Ben onun için tasaddukta bulunsam ona faydası olur
mu?” diye sorar. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de
“Evet” deyince, adam, “Benim bir meyveliğim var, siz şahit olun
ki onu annem için tasadduk ediyorum” der.”
Sa'd b. Ubâde anlatıyor:
“Ey Allah'ın Rasûlü! Annem
vefat etti, onun adına yapacağım sadakanın hangisi daha
faziletlidir?” dedim. Peygamberimiz “Su” buyurdular. Bunun
üzerine Sa'd bir kuyu kazar ve “Bu kuyu Sa'd'ın annesi içindir”
diyerek kuyuyu tasadduk eder.
İnsanlar bu gibi yerlerden
yararlandığı sürece, bunları yaptıranlar, yapılmasına sebep
olanlar, yol gösterenler ve destek olanlar, gerek sağlıklarında
ve gerekse vefatlarından sonra sevap almaya devam ederler.
Görevimiz
Hali vakti yerinde olan
varlıklı her müslümanın gerekli yerlere yardımda bulunması ve
iyilik yapması bir görevdir. Mükemmel köşklerde oturup, lüks
arabalara binip, çeşit çeşit gıdalarla midesini doldururken;
diğer taraftan yüzlerce belki de binlerce aç, susuz, evsiz ve
bir parça ekmeğe muhtaç olan insanlara hiçbir hak tanımayan
kişiler, bırakın Müslümanlığı insanlıktan bile uzak değil
midirler?
Bizler mallarımızı
temizlemek, artırmak ve bereketlendirmek için zekâtımızı,
sadakamızı ve infakımızı kuruşu kuruşuna ilgili yerlere
bekletmeden zamanında ulaştırmalıyız. Böylece nefsimizi cimrilik
gibi kötülüklerden temizleyerek ve arındırarak Allah katında
yükselmeliyiz. Bu konuda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellemin:
“Eğer Uhud dağı kadar
altınım olsa, borç ödemek için sakladığım dışında, ondan yanımda
bir miktar bulunduğu halde üzerimden üç gece bile geçmemesi beni
sevindirir.” (Buhârî, Temennî 2, İsti’zân 30, Rikak l4; Müslim,
Zekât 31; İbni Mâce, Zühd 8) buyruğuna dikkat edelim.