E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

TAHİR DAĞASLANI

KAPAK;

  ZEKAT

 “Zenginlik çok mala sahip olmak değildir. Asıl zenginlik gönül zenginliğidir.” (Buhari, Müslim)

İman, ihlâs, samimiyet, sadakat… gibi kavramlar dinimizin temellerini oluşturan kavramlardır. İnsan bu kavramların içini gereği gibi doldurduğu ve gereği gibi salihçe bir hayat yaşama gayreti içine girdiği sürece Allaha giden yolun hakiki yolcusudur.

Sadaka da bu iman yolunun imtihan alanlarının belki de en büyüğünü teşkil eder, çünkü sadaka içinde birçok derunî manalar ve iç içe geçmiş girift sınavlar içerir.

Sa-Da-Qa fiilinin anlamları ve bu manaların bizlere yüklediği sorumluluklar çok ağırdır. Doğru muamelede bulunmak, sıdk ve ihlâs ile dostluk etmek, herhangi bir kişisel çıkardan uzak ve her yönüyle Allah rızası için halis olan dostluk, insanın kendi mallarından sırf Allah rızası için muhtaç olanlara vermek üzere çıkardığı bir vergi türü ya da zekâta sadaka diyebiliriz. 

Zekâta, müminlerin Allah'ın emirlerine uymadaki sadakatlerini gösterdiği için “sadaka” denir. Sa-Da-Qa’nın çoğulu sadakât’tir.  Zıddı hıyanettir.

Sadaka; farz, vacip ve nafile olmak üzere kısımlara ayrılır. Farz olan kısmına “Zekât” denilir.  Zekâtın da çok çeşitleri vardır. Mesela:

Tarım ürünlerinin zekâtı, Hayvanların zekâtı, ticaret mallarının zekâtı, nakit paraların zekâtı, definelerin zekâtı, madenlerin zekâtı, kişilerin canlarının sadakası olan “Sadaka-i fıtır” gibi… Görülen ve görülmeyen mallardan alınan bu zekâtların hepsi farz ve vacip olan sadakalar cinsindendir.

“İnnemâs-sadegati lil fukarâi….” (Tevbe, 9/60) Ayet-i kerimedeki çoğul olan  “Sadakat” kelimesi bunların hepsini kapsamı içine alır. Farza da, nafileye de sadaka denilir.

“Sen onların mallarından sadaka al ki, onları tertemiz yapmış olasın.” (Tevbe, 9/103) ve

“Hiç şüphesiz sadakalar fakirler, yoksullar, o işte çalışan görevliler, müellefe-i kulûb (kalpleri İslâm'a ısındırılacaklar), köleler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar içindir. Allah tarafından böyle farz kılındı. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe, 9/60) ayetleri farz olan sadakalar hakkındadır. Başka bir ifade ile zekât hakkındadır.

ZEKÂT, temizlik, artma, bereket. Bir malın belli bir miktarını, Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de saydığı sekiz sınıftan birisine veya bir kaçına Allah rızası için vermek. Fakirin hakkı çıkarılarak malı, cimrilik kirinden arındırmaktır. Kişiyi temizleyen tezkiye eden ve malda berekete sebep olan mâlî ibadettir.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bir hadis-i şeriflerinde bunu şöyle ifade buyurmuşlardır:

“Ben sadakayı zenginlerinizden alıp fakirlerinize vermekle emir olundum”.

Zekâta sadaka denilmesi de iki bakımdandır:

Birisi malın arındırılması ile sıhhate ve kemale delâlet etmesi, diğeri de zekâtı verenin nefsinin tezkiyesine, imanında sıdk ve samimiyet sahibi olduğuna delâlet etmesidir ki zaten her sadakada bu anlamlar vardır.

Yüce Rabbimiz de zekâtı bizlere anlatırken uygulanacak orandan ziyade uygulamadaki ihlâs ve samimiyete dikkat çekmektedir.

“Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır.” (Bakara 267)

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

“Sıdk insanı birr'e (Allah'ı razı edecek iyiliğe) götürür, birr de cennete götürür. Kişi, doğru söyler ve doğruyu arar da sonunda Allah'ın indinde sıddik (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalan da kişiyi haddi aşmaya götürür. Haddi aşmak da ateşe götürür. Kişi yalan söyler ve yalanı araştırır da sonunda Allah'ın indinde yalancı diye kaydedilir.” (Buhari,   Müslim )

“Allah, ne, desinler diye hayır yapan süm'acıdan; ne, gösteriş yapan mürâîden; ne de, minnet altında bırakan mennândan hiçbir şey kabul etmez...”

“Kul gizlice bir amel yapar, Allah da onu gizlice yazar. Sonra bu ameli açıklarsa, Allah onu gizli amellerden nakleder, açıkça yapılan ameller listesine yazar. Sonra bunun lâfını ederse, Allah da onu gizli yapılan ameller listesinden de, açıkça yapılan ameller listesinden de çıkarır, riyaya yazar.” buyurmuştur.

 Hz. Ebu Hureyre ve Hz. Câbir radıyallâhu anhümâ anlatıyor:

“Rasulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Deve, sığır veya davar sâhibi olup da, bunlardaki Allah'ın hakkını eda etmeyen herkese kıyamet günü, bu mallar, olduğundan daha çok ve mümkün olduğunca iri ve şişman olarak geleceklerdir. Adam, onlar için, düz ve geniş bir yere oturtulacak, hayvanlar bacakları ve tabanlarıyla onun üzerinden geçecekler. Geçiş sırasında boynuzlarıyla toslayacaklar ve ayaklarıyla ezecekler. İçlerinde boynuzsuz veya boynuzu kırık biri bulunmayacak. Bu şekilde sonuncusu da onun üzerinden geçince, birincisi aynı geçişe tekrar başlayacak. Mahlûkatın hesabı tamamlanıp hüküm verilinceye kadar bu hâl devam edecek.

Keza, bir hazineye sâhip olup da ondaki (Allah'ın) hakkını ödemeyen herkese, kıyamet günü hazinesi, dazlak başlı bir yılan olarak gelecek, ağzını açıp peşine düşecektir. Yılan yaklaştıkça adam ondan kaçacak. Sonunda yılan ona:

“Gizlediğin hazineni al! Ben ondan müstağniyim!” diye bağırır. Adam, neticede yılandan kaçma çaresinin olmadığını anlayınca, elini ağzına sokar. Yılan da onu, aygırın (alafı) kemirmesi gibi kemiriverecek.” (Buhâri, Zekât)

Namaz nasıl ki müminin miracı, dinin direği ve imanın en büyük alameti ise, zekât da sadâkatlerin malla ölçüldüğü ve nefislerin ne kadar dünyevîleştiği, dünyaya razı olmanın ya da olmamanın belirtilerinin görüldüğü bir sadakat ölçütüdür.

 Kur’an-ı Kerimde ZEKÂT kelimesinin kökü olan Zekâ fiilinin anlam türevleri olan bütün kelimeler temizlenmeyi, arınmayı ve kurtuluşu ifade etmektedir.

Efendimizin benzetmesiyle biz müslümanlar bir vücut gibiyiz. Vücudun bir azası sızlayınca bu sızıyı öbür azanın duymaması ve sancılarına ortak olmaması düşünülebilir mi? 

Müslüman toplum da aslında bir vücuttur ve her bir müslüman fert o vücudun bir organıdır. Madden ve manen sağlıklı bir toplum için fakirlik zenginlik, zayıflık güçlülük, sağlıklılık ve hastalıklılık… gibi elimizde olmayan etkenler aslında bizi birbirimizden uzaklaştıran değil birbirimize daha çok yaklaştıran bir neden olmalı, hastalıklar, zayıflıklar, güçsüzlükler ve fakirlikler bir bünyenin iyi olması için bütün organların yardımlaştığı gibi el ele vererek ortadan kaldırılmalıdır. Nasıl ayaklar ızdırab içindeyken baş uyuyamazsa “komşusu aç iken tok yatan da bizden değildir.” Müslüman toplumun hakiki bir üyesi değildir.

Namaz ağırlık olarak bireysel ahlak üzerinde etkilidir. Zekât da toplumsal bir ibadet olarak toplum üzerinde ağırlıklı olarak etkisini hissettirir. Bununla birlikte namazın sosyal hayatın şekillenmesine katkıları ve zekâtın da ferdî hayatın düzenlenmesine etkileri azımsanamaz. Kur’an’da bu gerçeğe işaret edercesine namaz ve zekâtı çoğu kez birlikte zikreder.

Vücuda giren manevî mikropların giriş menfezleri genelde maddiyat damarlarıdır. Maddiyat damarları maneviyatı oldukça yoğun etki altında tutan can damarları gibidir. Oradan helal ve temizler girerse salih kralın ordularının salih olduğu gibi helalle beslenen azaların hareketleri de salih, hayırlı ve yararlı olur.

Bu damarlardan helal ve temiz olmayan kazançlar girmeye başlarsa, akıl başta olmak üzere, o salih kralın ülkesi yıkıma uğrar, ordusu mesabesinde olan azaları hayırsızlaşır, zararlı ve saldırgan olur. Hatta kendi haddini aşarak Rabbinin sınırlarında bile hayâsızlık eder.

İşte zekât ibadeti de namazla ve diğer ibadetlerle birlikte vücudu bu zararlı mikroorganizmalardan arındırmaya çalışır. Kur’an-ı Kerim de bu çalışmanın adına zekâtla aynı kökten olan “tezkiye” tanımını kullanır. Kur’an’a göre bu tezkiye (temizlik) nefisten başlamalıdır.

“Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur. Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir.” (Şems  9 – 10)

Tezkiye edicinin Allah Teala ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem olduğu da asla göz ardı edilmemelidir.

“Nitekim içinizden size bir peygamber gönderdik. O size âyetlerimizi okuyor, sizi temizliyor, size kitabı ve hikmeti öğretiyor. Size bilmediğiniz şeyleri öğretiyor.” (Bakara 151)

“Kendilerini (Övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? Hayır; Allah, dilediğini temizleyip yüceltir. Onlar, 'bir hurma çekirdeğindeki ipince iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar.” (Nisa 49)

Vücudumuzun sağlığına kavuşması için tedaviler tavsiye eden doktor gibi maneviyatımızı tedavi ve tezkiyeye çağıran ve gerçek şifa veren Allah Teala’nın manevî reçetelerine de azami titizlik göstermeli ve mallarımızın zekâtlarını, Allah takdir ettiği oranda vererek aslında kendimizi de tedavi ettiğimizi unutmayalım.

“Onların mallarından sadaka al ki, onunla kendilerini temizlersin, tertemiz edersin. Bir de haklarında hayır dua et. Çünkü senin duan kalplerini yatıştırır. Allah işitendir, bilendir.” (Tevbe 103)

 Dünyada huzursuzluk nedenleri olan, Yüce Peygamberimizin “Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, zina etmek, kumar oynamak, içki içmek, adam öldürmek, faiz kazancı yemek, düşmana hücum sırasında savaştan kaçmak, zina isnadıyla insanların namusuna dil uzatmak” diye özetlediği helak edici büyük günahların temelinde maddiyat eksikliği yatmaktadır. Çok para kazanma arzusu,  zenginliğin verdiği serbestlik ya da fakirliğin verdiği vurdumduymazlık yatmaktadır.

Bu durum oksijensiz yaşayamayan vücudumuzun bazı organlarına az bazı organlarına da ihtiyacından çok oksijenin gitmesi gibidir. Her organa ihtiyacı kadar oksijen sağlayarak sağlıklı bir hayatı temin edecek akciğere her zaman ihtiyaç vardır.

Vücudumuzun akciğere olan ihtiyacından belki de daha çok toplumumuzun sosyal bir akciğere ihtiyacı vardır. İşte kimsenin hayatî ihtiyaçlarından mahrum olmayacağı bu sosyal akciğer zekâttır. Zekât zenginlere toplumun tüm katmanlarını asgaride bir yaşam standardına kavuşturma aracıdır. Fakirliği, miskinliği, köleliği, borçluluğu ortadan kaldırma, hür ve özgür müslümanlar olarak Allah yolunda, O’nun rızasına doğru toplumsal kulaçlar atma çabasıdır.

Toplumsal temizliği ilk insanlardan itibaren isteyen Cenab-ı Hak geçmiş ümmetlere bu iradesini belirttiği birçok ayeti bize örnek verir.

İsrailoğullarından alınan misakla ilgili ayetlerden birisi:

“Andolsun, Allah İsrail oğullarından kesin söz almıştı. Onlardan oniki güvenilir gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: “Gerçekten ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onları savunup desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, herhalde sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır.” (Maide 12)

İşte bizden istenen madden ve manen temizlenme, arınma aracı olan zekâtla ilgili bazı ayetler:

“(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne de alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'. Onlar kalplerin ve gözlerin inkılâba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar.” (Nur 37)

“Bir tatlı dil ve kusurları bağışlamak, arkasından eza ve gönül bulantısı gelecek bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, halimdir, yumuşak davranır.

Ey iman edenler! Sadakalarınızı, başa kakmak, gönül kırmakla boşa gidermeyin. O adam gibi ki, insanlara gösteriş için malını dağıtır da ne Allah'a inanır, ne ahiret gününe. Artık onun hâli, bir kayanın hâline benzer ki, üzerinde biraz toprak varmış, derken şiddetli bir sağanak inmiş de onu yalçın bir kaya halinde bırakıvermiş. Öyle kimseler, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez.

Allah'ın rızasını aramak, kendilerini veya kendilerinden bir kısmını Allah yolunda sabit kılmak için mallarını Allah yolunda harcayanların hâli ise, bir tepedeki güzel bir bahçenin hâline benzer ki, ona kuvvetli bir sağanak düşmüş de yemişlerini iki kat vermiştir. Böyle bir bahçeye yağmur düşmese bile mutlaka bir çisenti vardır. Allah, yaptıklarınızı görür.” (Bakara 263–265)

“Elif, Lâm, Mîm. Bunlar, o hikmetli kitabın âyetleridir. O, güzellik ve iyilik yapanlar için bir hidayet ve rahmettir. Onlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler, âhirete de kesin olarak inanırlar. İşte bunlar, Rableri tarafından bir hidayet üzeredirler. Kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır.” (Lokman 1–5)

“Yüzlerinizi doğudan ve batıdan yana çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; ona olan sevgisine rağmen, malı yakınlara, yetimlere, yoksullara, yol oğluna (yolda kalmışa), isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenler(in tutum ve davranışıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.” (Bakara 177)

“Ki onlar, zekâtı vermeyenler ve onlar ahireti inkâr edenlerdir.” (Fussilet 6-7)

“Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun Rasulü, rükû' ediciler olarak namaz kılan ve zekâtı veren müminlerdir.”

“Kim Allah'ı, O'nun Rasulünü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galib gelecek olanlar Allah'ın taraftarlarıdır.”(Maide 55 )

“Ey iman edenler, gerçek şu ki, (Yahudi) bilginlerinden ve (Hıristiyan) rahiplerinden çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar ise, onlara da acıklı bir azabı müjdele.

Bunların üzerlerinin cehennem ateşinde kızdırılacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak (ve:) “işte bu, kendileriniz için yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı tadın” (denilecek).” (Tevbe 34-35)

“Şeytan sizi fakirlikle korkutup çirkin çirkin şeylere teşvik eder. Allah da lütfundan ve bağışlamasından birtakım vaatlerde bulunuyor. Allah'ın lütfu geniştir. O her şeyi bilendir.” (Bakara 268)

Sonuç olarak yukarıdaki ayete dikkat edelim;

Şeytanın peşine takılıp malımızı canımızı, iffetimizi namusumuzu, dünyamızı ve ahiretimizi tehlikeye atmayalım. Bilelim ki dünya hayatı oyun ve oynaştan ibarettir. Gerçek hayat âhiret yurdudur. Sadakatlerin ve ihanetlerin karşılık günüdür. Allah Teala o günde yüzü ak olanlardan etsin.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.