Nisab
Tarifi: Nisab,
nasb kökünden gelmektedir. Nasb ise, sınır ve işaret manalarını
ifade eder. Buna göre nisab: şer’an zengin sayılmanın sınırı ve
ölçüsü demektir. Nisab, zenginlikte asgari sınır olup azamisi
için bir sınır yoktur. Bu nisaba malik bir müslümanın zekât
vermesi vaciptir1.
Şeyhu’l-İslam
Dıhlevi, bu miktarın hikmetini şöyle açıklar: Hububat ve
hurmadan beş vesk takdir edilmiştir, çünkü bu miktar en küçük
bir aile için bir senelik azıktır. En küçük aile ise baba ana
ile beraber çocuk olmak üzere üç şahıstan ibarettir. İnsanın
günlük azığı umumiyetle bir rıtl veya bir müd buğdaydır. Aile
fertlerinden her biri bu miktarı yediği takdirde nisab onlara
bir sene yeter ve bir miktar diğer ihtiyaçlar için kalır.
Gümüş 200 dirhem
olarak takdir edilmiştir. Çünkü bu memleketlerin çoğunda en
küçük aileye bir sene yeter. Devede nisab beş olarak takdir
edilmiştir ve beş deve için bir koyun takdir edilmiştir. Her ne
kadar zekâtta asıl olan malın cinsinden alınması ve nisabın
değerli bir miktar olması ise emir böyledir. Çünkü deve fayda
yönünden bazı bölgelerde en verimlidir.
Nisabı şart
koşmadaki hikmet, fakir için bir yardım, İslam ve müslümanların
menfaatine olmak üzere sadece zenginden alınan bir vergidir. O
halde zekâtın, fakirlere fayda sağlayacak bir maldan alınması
gerekir. Yardıma muhtaç durumda olan fakirden zekât almanın bir
manası yoktur. Bunun içindir ki Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem,
“Zekât ancak
gerçek anlamda zengin olandan alınır.” buyurmuştur.
Altın ve Gümüşte
Nisap:
Altının nisabı
yirmi miskal, gümüşün nisabı ise iki yüz dirhemdir. Borcundan ve
aslî ihtiyaçlarından fazla olarak yirmi miskal altına veya iki
yüz dirhem gümüşe yahut bunların karşılığı kadar para ya da
ticaret malına sahip olan kimse, üzerinden bir yıl da geçmişse
zekâtla yükümlü olur. Altın, gümüş ve parada zekât nisbeti
kırkta bir, yani yüzde iki buçuktur. Buna göre, yirmi miskal
altında yarım miskal, iki yüz dirhem gümüşte ise beş dirhem
zekât gerekir. Miskalin sikkeli altın para şekline dinar denir.
Bir miskal,
yirmi kırat olup yüz arpa ağırlığında, bir dirhem ise dört kırat
olup yirmi arpa ağırlığındadır. Bir kırat=beş arpa= 0,2 gr. dır.
Zekâtta esas
olan ölçü şer’i dirhemdir. Günümüz ölçü birimine göre, 1 şer’i
dirhem=2,8 gramdır. 200 dirhem x 2,8= 560 gram olur.
1 miskal=20
kırat olup, 20 kırat x 0,2=4 grama denk olur. Buna göre, 20
miskal x 4=80 gram, altının nisabı olur. Bu ölçüye göre, ağırlık
bakımından yedi miskal altın, on dirhem gümüşe denk olur. Altın
ve gümüş arasındaki bu denklik, piyasada tedavülde bulunan ve
standard olmayan, dinar ve dirhemleri bir esasa bağlamak
amacıyla Hz. Ömer’in halifeliği sırasında belirlenmiştir2.
Şer’i ölçüye
göre altının nisabı 80 gram, gümüşün nisabı ise 560 gramdır.
Ancak dirhem ağırlığı ülkelerin örfüne göre bazı değişiklikler
gösterdiği için, İslâm âlimleri zekâtın, ülkelerin örfî
dirhemleri üzerinden verilebileceğine hükmetmişlerdir. Osmanlı
İmparatorluğu uygulamasında 20 miskal altın 96 grama; 200 dirhem
gümüş de 640 grama denk kabul edilmiştir. Bu örfî ölçüye göre,
altında zekâtın nisabı 96 gram, gümüşte ise 640 gram olur.
Altın ve gümüşün
nisap miktarları hadis-i şeriflerle sabittir.
Hz. Ali
radıyallahu anhın naklettiği bir hadiste Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Altında yirmi
dinara kadar bir şey yoktur. Senin yirmi dinarın bulunduğu ve
üzerinden bir yıl geçtiği vakit, ondan yarım dinar zekât vermen
gerekir”3 Hz. Ömer’in rivayet ettiği başka bir hadiste, Allah
elçisi:
“Yirmi miskalden
az altında zekât yoktur”4 buyurmuştur. Abdullah b. Ömer ve Hz.
Aişe, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin altınla ilgili
zekât uygulaması hakkında şöyle demişlerdir:
“Hz. Peygamber
her yirmi dinarda yarım dinar ve kırk dinarda da bir dinar
alıyordu.”5
Gümüşün nisap
miktarıyla ilgili olarak Ebu Saîd el-Hudrî radıyallahu anhtan
rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur:
“Beş ukiyye’den
az gümüşte, beş zevd’den az devede ve beş vesk’ten az hububatta
zekât yoktur”6.
Beş ukiyye’nin
iki yüz dirheme denk olduğu Hz. Ali’nin rivayet ettiği şu
hadisle sabittir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur:
“At ile kölenin
zekâtını affettim. Siz her kırk dirhemde bir dirhem zekât verin.
199 dirhemde zekât yoktur. Fakat gümüş 200 dirheme ulaştığında,
bundan beş dirhem zekât vermek gerekir.”7
İbn Ömer ve Hz.
Ali şöyle demişlerdir: “Sahabeden gümüşün nisabının 200 dirhem
olduğuna karşı çıkan olmamıştır.”
Ebu Hanîfe’ye
göre, altın ve gümüş nisap miktarını aşarsa, yirmi miskalden
fazla altın, dört miskale ve iki yüz dirhem gümüşten fazla olan
miktar kırk dirheme ulaşmadıkça bu fazla için ayrıca zekât lazım
gelmez. Ancak bu fazla ile birlikte başka bir ticaret malı
bulunursa, bunlar birbirine eklenerek hesaplanır. Çünkü Hz.
Peygamber şöyle buyurmuştur:
“Gümüşün
zekâtını kırk dirhemde bir dirhem olarak ödeyin.”
Fakat altın ile
gümüşten nisabın üstündeki miktar kıymet olarak dört miskale
veya kırk dirheme eşit olursa, bu fazlalıktan da zekât gerekir.
Ebu Yûsuf, İmam
Muhammed ve Hanefîler dışındaki çoğunluk fakihlere göre ise, iki
yüz dirhemden fazla gümüşün veya yirmi miskali aşan altının
zekâtı yüzde hesabı ile verilir. Bu fazlalık az da olsa yüzde
iki buçuk zekât gerekir. Delil şu hadisi şeriftir:
“Her kırk
dirhemde bir dirhem zekât verin. İki yüze tamamlanıncaya kadar
size birşey vermek gerekmez. Miktar iki yüz dirhem olunca beş
dirhem zekât vermek gerekir. Fazlası artık bu hesaba göre zekâta
tabidir.”8
Mesela; bir
kimsenin iki yüz otuz dokuz dirhem gümüşü bulunsa, Ebu Hanîfe’ye
göre, yalnız iki yüz dirhem için beş dirhem zekât verilir. Geri
kalan otuz dokuz dirhem için zekât gerekmez. Bu küsurlar kırka
ulaşmadıkça zekâttan muaftır. Diğer imamlara göre ise, nisap
miktarını aşınca bütünü üzerinden kırkta bir zekât uygulanır.
Yine bir kimsenin yalnız iki yüz yetmiş dirhem gümüşü bulunsa,
Ebu Hanîfe’ye göre iki yüz kırk dirhem için altı dirhem zekât
vermesi gerekir. Geri kalan otuz dirhem zekâttan muaftır. Diğer
imamlara göre bunun için de zekât gerekir.
Altın cinsinde
de nisaptan sonraki dörder dinarlık fazlalıklar için bu prensip
uygulanır.
Altın ile
gümüşün nisap miktarına ulaşıp ulaşmadığını belirlemek için
kıymetlerine değil, ağırlıklarına bakılır. Bunda görüş birliği
vardır.
Buna göre,
altından yapılmış bir vazonun ağırlığı nisaptan az, mesela, on
sekiz miskal olduğu halde kıymeti, kendisinde bulunan sanat
değeri dolayısıyla yirmi beş miskal altına denk bulunsa
ittifakla zekâta tabi olmaz. Ancak bununla birlikte zekâta tabi
başka bir mal bulunup da toplamının nisaba ulaşması durumu
müstesnadır.
Kendilerine riba
cereyan etmeyen, yani ölçü veya tartı ile alınıp satılmayan
kıyemî mallardan zekât verilmesinde kıymetlerine bakılır, vezin
veya sayılarına bakılmaz. Buna göre, orta büyüklükte iki koyun
zekât yükümlülüğü bulunan kimse, bunların kıymetlerini para
olarak verebileceği gibi, bu ikisinin kıymetine denk iyi bir
koyun da vererek zekâtını ödeyebilir. Çünkü koyunlar kıyemî
olup, bunlardan birinin yerine başkasını vermekte riba söz
konusu olmaz.
Fakat riba
cereyan eden mislî malların kendi cinsinden verilecek zekâtında
miktarlara uyulması gerekir. Mesela; zekât olarak verilmesi
gereken beş kile adî buğday yerine dört kile kaliteli buğday
verilemez. Yine iki miskal altın yerine, san’at değerinden
dolayı buna denk olan bir miskal altın verilemez. Çünkü bu
durumlarda faiz söz konusu olur. Bu görüş Ebu Hanîfe, Ebu Yûsuf
ve İmam Muhammed’e aittir. İmam Züfer’e göre ise verilebilir.
Çünkü kıymetleri eşittir. Faiz ise Allah ile kulu arasında
bulunamaz9.
Kâğıt paranın
nisabını belirlemede, ticaret eşyasında olduğu gibi fakirin
maslahatına uygun olan gümüş nisabının esas alınması birçok
fakih tarafından öne sürülmüşse de, bu konuda altın nisabının,
esas alınması daha uygundur. Çünkü altın bugünkü para
işlemlerine de esastır. Hz. Peygamber zamanında miskal
Mekkelilerin paralarının esası idi. Her ülkedeki kuyumcular
altının fiyatını kendi bölgesel paraları ile belirlemektedirler.
Bu duruma göre, asli ihtiyaçları ve borcu dışında 80 gram altın
karşılığından fazla kâğıt paraya sahip olan kimse üzerinden bir
yıl da geçmiş olunca kırkta bir zekâtla yükümlü olur10.
Ticaret malının
nisap miktarına ulaşması:
Yılbaşında
kıymetleri en az iki yüz dirhem gümüş veya yirmi miskal altın
miktarında bulunan ticaret mallarının zekâtı için yıl sonundaki
kıymetleri esas alınır. Bu kıymetlere göre zekâtı verilir. Malın
kıymeti bulunduğu beldenin piyasa rayicine göre belirlenir. Eğer
bu mallar şehir dışında bir yerde ise buraya en yakın şehirdeki
kıymetlerine itibar edilir.
Zekât nisabını
tamamlamak için ticaret mallarının kıymeti altın, gümüş veya
paraya ilave edilir. Kısaca bunları birleştirerek toplam
üzerinden hesap yapılır.
Bina, nakil
vasıtaları, fabrikalar gibi gelir getiren malların zekâtı
konusunda müctehit imamlarımız oturulan evleri, binek
hayvanlarını ve sanatkârın el aletleri ve tezgâhları gibi artıcı
olmayan malları zekâttan muaf tutmuşlardır.
Bu mallar
hakkında önceki âlimlerimiz, bunların yalnızca gelirleri nisaba
ulaşır ve üzerinden bir yıl geçerse % 2,5 oranında zekâtlarının
alınacağı görüşündedirler. 1952 yılında Şam’da bir konferans
yapılmış, bu konferansa Muhammed Ebu Zeyd, Abdulvehhab Hallaf,
ve Abdurrahman Hasan tarafından geniş bir rapor sunulmuştur. Bu
raporda sanayi makineleri ve benzeri malların zekâtının
nisbetinin -bu malları zirai araziye, gelirlerini de arazi
mahsullerine kıyasla- safi gelirden % 10, gayri safi gelirden %
5 olması gerektiğini savunmuşlardır. Kardavi usul yönünden bazı
itirazlarda bulunduğu bu görüşlere bazı yönleriyle katılmıştır.
Ona göre vergi borçları, mal sahibinin geçimi için gereken
masraf ve amortisman bedeli düşüldükten sonra fabrika
gelirlerinin safisi belirli ise % 10, değil ise % 5 nisbetinde
zekata tabi tutulmalıdır12.
Yukarıda
değindiğimiz, Ömer Nasuhi Bilmen’in de ifade ettiği13 “yalnız
kira bedellerini almak üzere elde bulunan evlerden, dükkânlardan
ve diğer akarlardan, nakil vasıtalarından zekat lazım
gelmeyeceği, bunların kiralarından, nisaba ulaşıp üzerlerinden
tam bir sene geçtiği takdirde zekat verileceği” görüşü isabetli
görülmektedir.
Hayvanların
Nisabı
Keçi koyun:
Sâime olan koyun
ve keçi sürüsünün kırktan azına zekât düşmez. Koyun ve keçi
sayısı kırk olur ve bunların üzerinden bir yıl geçerse zekât
farz olur. 40’tan 120’ye kadar bir koyun, 121’den 200’e kadar
iki koyun, 201’den 399’a kadar üç koyun zekât verilir. 400 koyun
için de dört koyun zekât gerekir. Bundan sonra her yüz için bir
koyun daha verilir. Zekât miktarının arttığı dilimlerin alt ve
üst sınırı arasındaki sayı bağışlanmış olup, zekâta tabi
değildir. Mesela; zekata tabi ve üzerinden bir yıl geçmiş yalnız
kırk koyunu olanla, yüz yirmi koyunu olan iki mükellef de birer
koyun zekât verir. Keçi de koyun gibidir. Bu konuda Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Sâime olan
koyunların sayısı kırka ulaştığı zaman yüz yirmiye kadar bir
koyun verilir. Yüz yirmiyi aşınca, iki yüze kadar iki koyun, iki
yüzü aşınca üç yüze kadar üç koyun, üç yüzü aşınca her yüz tane
için bir koyun verilir.”14
Sığırlar ile
Mandaların Zekâtı:
Sâime olan sığır
cinsi hayvanların nisabı otuzdur. Bundan azına zekât gerekmez.
Otuz sığırdan kırk sığıra kadar zekât olarak iki yaşına girmiş
erkek veya dişi bir buzağı verilir. Kırk sığırdan altmış sığıra
kadar üç yaşına girmiş erkek veya dişi bir dana verilir. Altmış
sığırdan ise birer yaşını bitirmiş iki buzağı verilir. Sonra her
otuzda bir buzağı ve her kırkta bir dana hesabı üzere zekât
verilir. Zekât konusunda sığır ile manda aynı tür kabul edilir.
Bunlar karışık olduğu takdirde birbirine ilave edilir.
Sığırların
zekâtının farz oluşu sünnet ve icma delillerine dayanır. Muaz b.
Cebel radıyallahu anh şöyle demiştir:
“Hz. Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem beni Yemen’e gönderdi ve her otuz
sığırdan iki yaşında dişi veya erkek bir sığır, kırk sığırdan üç
yaşında dişi bir sığır (müsinne) veya buna denk maâfir kumaşı
zekât almamı emretti.”15
Ebu Hanîfe’ye
göre, atlara da zekât farzdır. Ebu Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre
ise atlara zekât gerekmez. Fetvaya esas olan bu ikinci görüştür.
Katır, eşek ve geyikler için de zekât gerekmez16.
Nisabın
değişmesi gerektiği görüşünde olanlar da vardır. Bu konudaki
tartışmalara girmeden bu konunun naslarla belirlendiği ve
mukadderattan olduğu ve bu hususların değişime kapalı olduğunu
belirterek meseleyi sonlandırıyorum.
Temel
ihtiyaçlardan fazla olması:
Fakihler zekât
verilecek malda koşulan şartlara temel ihtiyaçlardan fazla olma
şartını da eklemişlerdir. Zira temel ihtiyaç miktarı ile refah
ve zenginlik meydana gelmez. Temel ihtiyaç miktarı mal kişinin
yaşaması için zaruri olan miktardır.
Aslî ihtiyaç
mevzunda ilmi bir tarif yapan Hanefi âlimleri şöyle demişlerdir:
Aslî ihtiyaçlar
gerçek olarak nafaka, oturmaya mahsus ev, harp alet ve edevatı,
sıcak ve soğuğu defetmek hayatı korumak için ihtiyaç duyulan
elbise, borç karşılığı mal, sanat ve mesleğe ait alet ve
makineler, ev eşyası, binek hayvanları, ilim için edinilen
kitaplar gibi eşyadır. Tıpkı sadece içmeye yetecek miktar su
bulunduğu vakit teyemmüm caiz olduğu gibi sadece temel
ihtiyaçlarına harcayacak miktar parası bulunan da fakir sayılır.
Temel ihtiyaç maddeleri insanın hayat ve hürriyetini korumak
için muhtaç olduğu şeylerdir.
Buna göre aslî
ihtiyaçları şu maddelerde toplayabiliriz:
a) Mesken olarak
kullanılan ev, bağ, bahçe ve tarım yapılan arazilerin kendisi.
b) Binek ve
koşum hayvanları ile günümüzde bunların yerine geçen otomobil,
servis aracı, traktör, su motoru veya zanaatkârların iş
aletleri, üretim için kullanılan makineler, tezgâhlar, fabrika
vb. aletler. Bunlar kıymeti üzerinden değil, geliri üzerinden
zekâta tabi olurlar. Hz. Peygamber:
“Müslümana atı
ve kölesinden dolayı zekât yoktur” buyurmuştur.
c) Örfe uygun
giyim ve ev eşyası. Halı, kilim, mobilya takımı, altın ve
gümüşten olmayan yemek takımları, buzdolabı, çamaşır makinesi ve
diğer kullanılagelen her türlü elektrikli aletler.
d) Bilim
adamlarının özel kütüphanesi.
e) Bir kimsenin
kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile bireylerinin bir
aylık -sağlam görülen başka bir görüşe göre bir yıllık- mutat
masrafları.
f) Nisap
miktarına ulaşmayan altın, gümüş, nakit para ve ticaret malları
ile borca karşılık tutulan mallar.17
Günümüzde
sermaye, toprak ve ticaret dışında daha düzenli gelir sağlamak
amacıyla başka yönlere yönelmiştir. Kira geliri sağlamak için
işyeri, dükkân, han, apartman, depo ile üretim için tesis edilen
fabrikalar, nakliye işi için otobüs, tren, uçak, gemi, tır ve
benzeri vasıtalar, sığır ve tavuk çiftlikleri bunlar arasında
sayılabilir. Bunların hepsi kendisinde büyüme ve gelişme
olmaksızın geliri için yapılan yatırımlardır. Bu yüzden de
gelirlerinden ve kârlarından zekat vermek gerekir.
Diğer yandan
bazı durumlarda ticaret malı ve kira geliri bir malda
toplanabilir. Bir müteahhit, satacağı bazı daireleri geçici
olarak kiraya verse, bu dairelerin ticaret malı olma niteliği
değişmez.
Yine mesela; on
tane yolcu otobüsü olan kimse, bunların gelirinden zekât verir.
Ancak yıl içinde bunlardan üç tanesini satmağa karar verse,
alıcı çıkıncaya kadar, bunların sefere devam etmesi ticaret malı
sayılmalarına engel olmaz.
Sanayi
tesislerinin üreme ve çoğalma niteliği bulunmayan fabrika
binası, makineler, lojmanlar, servis araçları, depolar ve bu
tesislerin üzerinde kurulduğu gayrimenkuller kıymeti üzerinden
zekâta tabi olmaz. Belki bu kuruluşun döner sermayesinden,
yılsonunda borçlar düşüldükten sonra geride kalan nakit para,
sağlam alacaklar, ham madde ve mamul maddeler vb. gelişme ve
artma niteliği bulunan ekonomik değerler zekâta tâbi olur.
Şirket ticaret
amacıyla veya gerektiğinde nakde çevirmek için bir takım
gayrimenkullere yatırım yapmışsa, bunlar kıymeti üzerinden
zekâta girer.
Keyfi ve lüks
harcamalarla israflar bundan hariçtir. Malın zekâtında ayrıca
üzerinden ayrıca bir sene geçmesi şart koşulduğundan18 temel
ihtiyaçlar senelik olarak hesap edilir.
Esasen asli
ihtiyaçlar, zaman muhit ve durumun değişmesiyle değişir ve
gelişir bu mevzuda uygun olan meselenin her zaman ilim adamları
ve idarecilere bırakılmasıdır. Burada muteber olan zekât
mükellefinin temel ihtiyaçlarıdır. Kendi şahsi ihtiyaçları
yanında kanunen bakmaya mecbur bulunduğu diğer şahısların
ihtiyaçları da buna dâhildir19.
Delilleri
Allah Teala
Kuran’da “Neyi infak edeceklerini sana soruyorlar de ki fazlayı,
artanı” buyurmuştur. Arapça “afiv” olarak geçen cevap İbni
Abbas’a göre temel ihtiyaçtan fazla olandır. Bu mananın İbni
Ömer, Mücahit, Ata, İkrime, Said b. Cübeyr, Muhammed b. Ka’b el
Hasan ve başkalarından rivayet edildiğini nakleden İbni Kesir
şöyle der: “Ebu Hureyre’den gelen bir rivayette Rasulullah
sallallahu aleyhi ve selleme bir adam gelerek bir dinarım
var ne yapayım dedi. Kendine harca buyurdu. Bir dinarım daha var
dedi. Ailene harca buyurdu. Bir dinarım daha var dedi.
Çocuklarına harca buyurdu. Adam bir dinarım daha var deyince sen
daha iyi birsin buyurdu.” Müslim sahihinde şöyle nakleder.
“Kendi nefsinle
başla ve ona harca artarsa ailene harca artarsa yakınlarına
harca yine artarsa bu minval üzere devam et.”
Ahmed b.
Hanbel'in muallak olarak Buhari'nin rivayet ettiği bir hadiste
“zekât ancak gerçek anlamda zengin olandan alınır.”
buyrulmuştur20.
1- Yavuz, Yunus
Vehbi, İslam’da Zekât Müessesesi, İstanbul, 1972.
2- İbnü’l-Hümam,
1,519; 2, 522; İbn Abidin, 2, 38.
3- Buhari,
Menakıbu’l-Ensar, 27; Ebu DAvud, Zekat, 5; Tirmizi, Zekat, 18.
4- Darekutni,
Sünen, 2, 93.
5- Darekutni,
Sünen, 2,92.
6- Buhari,
Zekat, 4; Müslim, Zekat, 1,3.
7- Tirmizi,
Zekat, 3;Edu Davud, Zekat, 5.
8- Tirmizi,
Zekat, 3; Ebu Davud, Zekat 5.
9- Döndüren,
Hamdi, Delileriyle İslam İlmihali, 503.
10- Zuhayli, 2,
758; Bilmen, 349.
11- Döndüren
Hamdi
12- İbadet ve
Müessese Olarak Zekat, Heyet, 98-104.
13- Ö. N.
Bilmen, Büyük İslam İlmihali, 339.
14- Ebu Davud,
Zekat, 5; Malik, Muavatta, Zekat 5.
15- Ebu Davud
Zekat, 5; Tirmizi, Zekat, 5; İbn Mace Zekat 12.
16- Döndüren
Hamdi, 531.
17- Döndüren,
Hamdi, Delilleriyle İslam İlmihali, 491, İstanbul, 1991.
18- Tirmizi,
sünen, 2/392.
19- Kardavi,
Fıkhu’z-Zekat, terc. İbrahim Sarmış, 1/152 İstanbul, 1984.
20- İbadet ve
Müessese Olarak Zekat, Heyet, İstanbul, 1984.