E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

SÜLEYMAN YAVUZ

KAPAK;

Nisab

Tarifi: Nisab, nasb kökünden gelmektedir. Nasb ise, sınır ve işaret manalarını ifade eder. Buna göre nisab: şer’an zengin sayılmanın sınırı ve ölçüsü demektir. Nisab, zenginlikte asgari sınır olup azamisi için bir sınır yoktur. Bu nisaba malik bir müslümanın zekât vermesi vaciptir1. 

Şeyhu’l-İslam Dıhlevi, bu miktarın hikmetini şöyle açıklar: Hububat ve hurmadan beş vesk takdir edilmiştir, çünkü bu miktar en küçük bir aile için bir senelik azıktır. En küçük aile ise baba ana ile beraber çocuk olmak üzere üç şahıstan ibarettir. İnsanın günlük azığı umumiyetle bir rıtl veya bir müd buğdaydır. Aile fertlerinden her biri bu miktarı yediği takdirde nisab onlara bir sene yeter ve bir miktar diğer ihtiyaçlar için kalır.

Gümüş 200 dirhem olarak takdir edilmiştir. Çünkü bu memleketlerin çoğunda en küçük   aileye bir sene yeter. Devede nisab beş olarak takdir edilmiştir ve beş deve için bir koyun takdir edilmiştir. Her ne kadar zekâtta asıl olan malın cinsinden alınması ve nisabın değerli bir miktar olması ise emir böyledir. Çünkü deve fayda yönünden bazı bölgelerde en verimlidir.

Nisabı şart koşmadaki hikmet, fakir için bir yardım, İslam ve müslümanların menfaatine olmak üzere sadece zenginden alınan bir vergidir. O halde zekâtın, fakirlere fayda  sağlayacak bir maldan alınması gerekir. Yardıma muhtaç durumda olan fakirden zekât almanın bir manası yoktur. Bunun içindir ki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem,

“Zekât ancak gerçek anlamda zengin olandan alınır.” buyurmuştur.

 

Altın ve Gümüşte Nisap:

Altının nisabı yirmi miskal, gümüşün nisabı ise iki yüz dirhemdir. Borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla olarak yirmi miskal altına veya iki yüz dirhem gümüşe yahut bunların karşılığı kadar para ya da ticaret malına sahip olan kimse, üzerinden bir yıl da geçmişse zekâtla yükümlü olur. Altın, gümüş ve parada zekât nisbeti kırkta bir, yani yüzde iki buçuktur. Buna göre, yirmi miskal altında yarım miskal, iki yüz dirhem gümüşte ise beş dirhem zekât gerekir. Miskalin sikkeli altın para şekline dinar denir.

Bir miskal, yirmi kırat olup yüz arpa ağırlığında, bir dirhem ise dört kırat olup yirmi arpa ağırlığındadır. Bir kırat=beş arpa= 0,2 gr. dır.

Zekâtta esas olan ölçü şer’i dirhemdir. Günümüz ölçü birimine göre, 1 şer’i dirhem=2,8 gramdır. 200 dirhem x 2,8= 560 gram olur.

1 miskal=20 kırat olup, 20 kırat x 0,2=4 grama denk olur. Buna göre, 20 miskal x 4=80 gram, altının nisabı olur. Bu ölçüye göre, ağırlık bakımından yedi miskal altın, on dirhem gümüşe denk olur. Altın ve gümüş arasındaki bu denklik, piyasada tedavülde bulunan ve standard olmayan, dinar ve dirhemleri bir esasa bağlamak amacıyla Hz. Ömer’in halifeliği sırasında belirlenmiştir2.

Şer’i ölçüye göre altının nisabı 80 gram, gümüşün nisabı ise 560 gramdır. Ancak dirhem ağırlığı ülkelerin örfüne göre bazı değişiklikler gösterdiği için, İslâm âlimleri zekâtın, ülkelerin örfî dirhemleri üzerinden verilebileceğine hükmetmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu uygulamasında 20 miskal altın 96 grama; 200 dirhem gümüş de 640 grama denk kabul edilmiştir. Bu örfî ölçüye göre, altında zekâtın nisabı 96 gram, gümüşte ise 640 gram olur.

Altın ve gümüşün nisap miktarları hadis-i şeriflerle sabittir.

Hz. Ali radıyallahu anhın naklettiği bir hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Altında yirmi dinara kadar bir şey yoktur. Senin yirmi dinarın bulunduğu ve üzerinden bir yıl geçtiği vakit, ondan yarım dinar zekât vermen gerekir”3 Hz. Ömer’in rivayet ettiği başka bir hadiste, Allah elçisi:

“Yirmi miskalden az altında zekât yoktur”4 buyurmuştur. Abdullah b. Ömer ve Hz. Aişe, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin altınla ilgili zekât uygulaması hakkında şöyle demişlerdir:

“Hz. Peygamber her yirmi dinarda yarım dinar ve kırk dinarda da bir dinar alıyordu.”5

Gümüşün nisap miktarıyla ilgili olarak Ebu Saîd el-Hudrî radıyallahu anhtan rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur:

“Beş ukiyye’den az gümüşte, beş zevd’den az devede ve beş vesk’ten az hububatta zekât yoktur”6. 

Beş ukiyye’nin iki yüz dirheme denk olduğu Hz. Ali’nin rivayet ettiği şu hadisle sabittir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“At ile kölenin zekâtını affettim. Siz her kırk dirhemde bir dirhem zekât verin. 199 dirhemde zekât yoktur. Fakat gümüş 200 dirheme ulaştığında, bundan beş dirhem zekât vermek gerekir.”7

İbn Ömer ve Hz. Ali şöyle demişlerdir: “Sahabeden gümüşün nisabının 200 dirhem olduğuna karşı çıkan olmamıştır.”

Ebu Hanîfe’ye göre, altın ve gümüş nisap miktarını aşarsa, yirmi miskalden fazla altın, dört miskale ve iki yüz dirhem gümüşten fazla olan miktar kırk dirheme ulaşmadıkça bu fazla için ayrıca zekât lazım gelmez. Ancak bu fazla ile birlikte başka bir ticaret malı bulunursa, bunlar birbirine eklenerek hesaplanır. Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

“Gümüşün zekâtını kırk dirhemde bir dirhem olarak ödeyin.”

Fakat altın ile gümüşten nisabın üstündeki miktar kıymet olarak dört miskale veya kırk dirheme eşit olursa, bu fazlalıktan da zekât gerekir.

Ebu Yûsuf, İmam Muhammed ve Hanefîler dışındaki çoğunluk fakihlere göre ise, iki yüz dirhemden fazla gümüşün veya yirmi miskali aşan altının zekâtı yüzde hesabı ile verilir. Bu fazlalık az da olsa yüzde iki buçuk zekât gerekir. Delil şu hadisi şeriftir:

“Her kırk dirhemde bir dirhem zekât verin. İki yüze tamamlanıncaya kadar size birşey vermek gerekmez. Miktar iki yüz dirhem olunca beş dirhem zekât vermek gerekir. Fazlası artık bu hesaba göre zekâta tabidir.”8

Mesela; bir kimsenin iki yüz otuz dokuz dirhem gümüşü bulunsa, Ebu Hanîfe’ye göre, yalnız iki yüz dirhem için beş dirhem zekât verilir. Geri kalan otuz dokuz dirhem için zekât gerekmez. Bu küsurlar kırka ulaşmadıkça zekâttan muaftır. Diğer imamlara göre ise, nisap miktarını aşınca bütünü üzerinden kırkta bir zekât uygulanır. Yine bir kimsenin yalnız iki yüz yetmiş dirhem gümüşü bulunsa, Ebu Hanîfe’ye göre iki yüz kırk dirhem için altı dirhem zekât vermesi gerekir. Geri kalan otuz dirhem zekâttan muaftır. Diğer imamlara göre bunun için de zekât gerekir.

Altın cinsinde de nisaptan sonraki dörder dinarlık fazlalıklar için bu prensip uygulanır.

Altın ile gümüşün nisap miktarına ulaşıp ulaşmadığını belirlemek için kıymetlerine değil, ağırlıklarına bakılır. Bunda görüş birliği vardır.

Buna göre, altından yapılmış bir vazonun ağırlığı nisaptan az, mesela, on sekiz miskal olduğu halde kıymeti, kendisinde bulunan sanat değeri dolayısıyla yirmi beş miskal altına denk bulunsa ittifakla zekâta tabi olmaz. Ancak bununla birlikte zekâta tabi başka bir mal bulunup da toplamının nisaba ulaşması durumu müstesnadır.

Kendilerine riba cereyan etmeyen, yani ölçü veya tartı ile alınıp satılmayan kıyemî mallardan zekât verilmesinde kıymetlerine bakılır, vezin veya sayılarına bakılmaz. Buna göre, orta büyüklükte iki koyun zekât yükümlülüğü bulunan kimse, bunların kıymetlerini para olarak verebileceği gibi, bu ikisinin kıymetine denk iyi bir koyun da vererek zekâtını ödeyebilir. Çünkü koyunlar kıyemî olup, bunlardan birinin yerine başkasını vermekte riba söz konusu olmaz.

Fakat riba cereyan eden mislî malların kendi cinsinden verilecek zekâtında miktarlara uyulması gerekir. Mesela; zekât olarak verilmesi gereken beş kile adî buğday yerine dört kile kaliteli buğday verilemez. Yine iki miskal altın yerine, san’at değerinden dolayı buna denk olan bir miskal altın verilemez. Çünkü bu durumlarda faiz söz konusu olur. Bu görüş Ebu Hanîfe, Ebu Yûsuf ve İmam Muhammed’e aittir. İmam Züfer’e göre ise verilebilir. Çünkü kıymetleri eşittir. Faiz ise Allah ile kulu arasında bulunamaz9.

Kâğıt paranın nisabını belirlemede, ticaret eşyasında olduğu gibi fakirin maslahatına uygun olan gümüş nisabının esas alınması birçok fakih tarafından öne sürülmüşse de, bu konuda altın nisabının, esas alınması daha uygundur. Çünkü altın bugünkü para işlemlerine de esastır. Hz. Peygamber zamanında miskal Mekkelilerin paralarının esası idi. Her ülkedeki kuyumcular altının fiyatını kendi bölgesel paraları ile belirlemektedirler. Bu duruma göre, asli ihtiyaçları ve borcu dışında 80 gram altın karşılığından fazla kâğıt paraya sahip olan kimse üzerinden bir yıl da geçmiş olunca kırkta bir zekâtla yükümlü olur10.

 

Ticaret malının nisap miktarına ulaşması:

Yılbaşında kıymetleri en az iki yüz dirhem gümüş veya yirmi miskal altın miktarında bulunan ticaret mallarının zekâtı için yıl sonundaki kıymetleri esas alınır. Bu kıymetlere göre zekâtı verilir. Malın kıymeti bulunduğu beldenin piyasa rayicine göre belirlenir. Eğer bu mallar şehir dışında bir yerde ise buraya en yakın şehirdeki kıymetlerine itibar edilir.

Zekât nisabını tamamlamak için ticaret mallarının kıymeti altın, gümüş veya paraya ilave edilir. Kısaca bunları birleştirerek toplam üzerinden hesap yapılır.

Bina, nakil vasıtaları, fabrikalar gibi gelir getiren malların zekâtı konusunda müctehit imamlarımız oturulan evleri, binek hayvanlarını ve sanatkârın el aletleri ve tezgâhları gibi artıcı olmayan malları zekâttan muaf tutmuşlardır.

Bu mallar hakkında önceki âlimlerimiz, bunların yalnızca gelirleri nisaba ulaşır ve üzerinden bir yıl geçerse  % 2,5 oranında zekâtlarının alınacağı görüşündedirler. 1952 yılında Şam’da bir konferans yapılmış, bu konferansa Muhammed Ebu Zeyd, Abdulvehhab Hallaf, ve Abdurrahman Hasan tarafından geniş bir rapor sunulmuştur. Bu raporda sanayi makineleri ve benzeri malların zekâtının nisbetinin -bu malları zirai araziye, gelirlerini de arazi mahsullerine kıyasla- safi gelirden % 10, gayri safi gelirden % 5 olması gerektiğini savunmuşlardır. Kardavi usul yönünden bazı itirazlarda bulunduğu bu görüşlere bazı yönleriyle katılmıştır.  Ona göre vergi borçları, mal sahibinin geçimi için gereken masraf ve amortisman bedeli düşüldükten sonra fabrika gelirlerinin safisi belirli ise % 10, değil ise % 5 nisbetinde zekata tabi tutulmalıdır12. 

Yukarıda değindiğimiz, Ömer Nasuhi Bilmen’in de ifade ettiği13 “yalnız kira bedellerini almak üzere elde bulunan evlerden, dükkânlardan ve diğer akarlardan, nakil vasıtalarından zekat lazım gelmeyeceği, bunların kiralarından, nisaba ulaşıp üzerlerinden tam bir sene geçtiği takdirde zekat verileceği” görüşü isabetli görülmektedir.

 

Hayvanların Nisabı

Keçi koyun:

Sâime olan koyun ve keçi sürüsünün kırktan azına zekât düşmez. Koyun ve keçi sayısı kırk olur ve bunların üzerinden bir yıl geçerse zekât farz olur. 40’tan 120’ye kadar bir koyun, 121’den 200’e kadar iki koyun, 201’den 399’a kadar üç koyun zekât verilir. 400 koyun için de dört koyun zekât gerekir. Bundan sonra her yüz için bir koyun daha verilir. Zekât miktarının arttığı dilimlerin alt ve üst sınırı arasındaki sayı bağışlanmış olup, zekâta tabi değildir. Mesela; zekata tabi ve üzerinden bir yıl geçmiş yalnız kırk koyunu olanla, yüz yirmi koyunu olan iki mükellef de birer koyun zekât verir. Keçi de koyun gibidir. Bu konuda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Sâime olan koyunların sayısı kırka ulaştığı zaman yüz yirmiye kadar bir koyun verilir. Yüz yirmiyi aşınca, iki yüze kadar iki koyun, iki yüzü aşınca  üç yüze kadar üç koyun, üç yüzü aşınca her yüz tane için bir koyun verilir.”14

 

Sığırlar ile Mandaların Zekâtı:

Sâime olan sığır cinsi hayvanların nisabı otuzdur. Bundan azına zekât gerekmez. Otuz sığırdan kırk sığıra kadar zekât olarak iki yaşına girmiş erkek veya dişi bir buzağı verilir. Kırk sığırdan altmış sığıra kadar üç yaşına girmiş erkek veya dişi bir dana verilir. Altmış sığırdan ise birer yaşını bitirmiş iki buzağı verilir. Sonra her otuzda bir buzağı ve her kırkta bir dana hesabı üzere zekât verilir. Zekât konusunda sığır ile manda aynı tür kabul edilir. Bunlar karışık olduğu takdirde birbirine ilave edilir.

Sığırların zekâtının farz oluşu sünnet ve icma delillerine dayanır. Muaz b. Cebel radıyallahu anh şöyle demiştir:

“Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem beni Yemen’e gönderdi ve her otuz sığırdan iki yaşında dişi veya erkek bir sığır, kırk sığırdan üç yaşında dişi bir sığır (müsinne) veya buna denk maâfir kumaşı zekât almamı emretti.”15

Ebu Hanîfe’ye göre, atlara da zekât farzdır. Ebu Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre ise atlara zekât gerekmez. Fetvaya esas olan bu ikinci görüştür. Katır, eşek ve geyikler için de zekât gerekmez16.

Nisabın değişmesi gerektiği görüşünde olanlar da vardır. Bu konudaki tartışmalara girmeden bu konunun naslarla belirlendiği ve mukadderattan olduğu ve bu hususların değişime kapalı olduğunu belirterek meseleyi sonlandırıyorum.

 

Temel ihtiyaçlardan fazla olması:

Fakihler zekât verilecek malda koşulan şartlara temel ihtiyaçlardan fazla olma şartını da eklemişlerdir. Zira temel ihtiyaç miktarı ile refah ve zenginlik meydana gelmez. Temel ihtiyaç miktarı mal kişinin yaşaması için zaruri olan miktardır.

 Aslî ihtiyaç mevzunda ilmi bir tarif yapan Hanefi âlimleri şöyle demişlerdir:

Aslî ihtiyaçlar gerçek olarak nafaka, oturmaya mahsus ev, harp alet ve edevatı, sıcak ve soğuğu defetmek hayatı korumak için ihtiyaç duyulan elbise, borç karşılığı mal, sanat ve mesleğe ait alet ve makineler, ev eşyası, binek hayvanları, ilim için edinilen kitaplar gibi eşyadır. Tıpkı sadece içmeye yetecek miktar su bulunduğu vakit teyemmüm caiz olduğu gibi sadece temel ihtiyaçlarına harcayacak miktar parası bulunan da fakir sayılır. Temel ihtiyaç maddeleri insanın hayat ve hürriyetini korumak için muhtaç olduğu şeylerdir.

Buna göre aslî ihtiyaçları şu maddelerde toplayabiliriz:

a) Mesken olarak kullanılan ev, bağ, bahçe ve tarım yapılan arazilerin kendisi.

b) Binek ve koşum hayvanları ile günümüzde bunların yerine geçen otomobil, servis aracı, traktör, su motoru veya zanaatkârların iş aletleri, üretim için kullanılan makineler, tezgâhlar, fabrika vb. aletler. Bunlar kıymeti üzerinden değil, geliri üzerinden zekâta tabi olurlar. Hz. Peygamber:

“Müslümana atı ve kölesinden dolayı zekât yoktur” buyurmuştur.

c) Örfe uygun giyim ve ev eşyası. Halı, kilim, mobilya takımı, altın ve gümüşten olmayan yemek takımları, buzdolabı, çamaşır makinesi ve diğer kullanılagelen her türlü elektrikli aletler.

d) Bilim adamlarının özel kütüphanesi.

e) Bir kimsenin kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile bireylerinin bir aylık -sağlam görülen başka bir görüşe göre bir yıllık- mutat masrafları.

f) Nisap miktarına ulaşmayan altın, gümüş, nakit para ve ticaret malları ile borca karşılık tutulan mallar.17

Günümüzde sermaye, toprak ve ticaret dışında daha düzenli gelir sağlamak amacıyla başka yönlere yönelmiştir. Kira geliri sağlamak için işyeri, dükkân, han, apartman, depo ile üretim için tesis edilen fabrikalar, nakliye işi için otobüs, tren, uçak, gemi, tır ve benzeri vasıtalar, sığır ve tavuk çiftlikleri bunlar arasında sayılabilir. Bunların hepsi kendisinde büyüme ve gelişme olmaksızın geliri için yapılan yatırımlardır. Bu yüzden de gelirlerinden ve kârlarından zekat vermek gerekir.

Diğer yandan bazı durumlarda ticaret malı ve kira geliri bir malda toplanabilir. Bir müteahhit, satacağı bazı daireleri geçici olarak kiraya verse, bu dairelerin ticaret malı olma niteliği değişmez.

Yine mesela; on tane yolcu otobüsü olan kimse, bunların gelirinden zekât verir. Ancak yıl içinde bunlardan üç tanesini satmağa karar verse, alıcı çıkıncaya kadar, bunların sefere devam etmesi ticaret malı sayılmalarına engel olmaz.

Sanayi tesislerinin üreme ve çoğalma niteliği bulunmayan fabrika binası, makineler, lojmanlar, servis araçları, depolar ve bu tesislerin üzerinde kurulduğu gayrimenkuller kıymeti üzerinden zekâta tabi olmaz. Belki bu kuruluşun döner sermayesinden, yılsonunda borçlar düşüldükten sonra geride kalan nakit para, sağlam alacaklar, ham madde ve mamul maddeler vb. gelişme ve artma niteliği bulunan ekonomik değerler zekâta tâbi olur.

Şirket ticaret amacıyla veya gerektiğinde nakde çevirmek için bir takım gayrimenkullere yatırım yapmışsa, bunlar kıymeti üzerinden zekâta girer.

Keyfi ve lüks harcamalarla israflar bundan hariçtir. Malın zekâtında ayrıca üzerinden ayrıca bir sene geçmesi şart koşulduğundan18 temel ihtiyaçlar senelik olarak hesap edilir.

Esasen asli ihtiyaçlar, zaman muhit ve durumun değişmesiyle değişir ve gelişir bu mevzuda uygun olan meselenin her zaman ilim adamları ve idarecilere bırakılmasıdır. Burada muteber olan zekât mükellefinin temel ihtiyaçlarıdır. Kendi şahsi ihtiyaçları yanında kanunen bakmaya mecbur bulunduğu diğer şahısların ihtiyaçları da buna dâhildir19.

 

Delilleri

Allah Teala Kuran’da “Neyi infak edeceklerini sana soruyorlar de ki fazlayı, artanı” buyurmuştur. Arapça “afiv” olarak geçen cevap İbni Abbas’a göre temel ihtiyaçtan fazla olandır. Bu mananın İbni Ömer, Mücahit, Ata, İkrime, Said b. Cübeyr, Muhammed b. Ka’b el Hasan ve başkalarından rivayet edildiğini nakleden İbni Kesir şöyle der: “Ebu Hureyre’den gelen bir rivayette Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme bir adam      gelerek bir dinarım var ne yapayım dedi. Kendine harca buyurdu. Bir dinarım daha var dedi.  Ailene harca buyurdu. Bir dinarım daha var dedi. Çocuklarına harca buyurdu. Adam bir dinarım daha var deyince sen daha iyi birsin buyurdu.” Müslim sahihinde şöyle nakleder.

“Kendi nefsinle başla ve ona harca artarsa ailene harca artarsa yakınlarına harca yine artarsa bu minval üzere devam et.”

Ahmed b. Hanbel'in muallak olarak Buhari'nin rivayet ettiği bir hadiste “zekât ancak gerçek anlamda zengin olandan alınır.” buyrulmuştur20.  

 

 

1- Yavuz, Yunus Vehbi, İslam’da Zekât Müessesesi, İstanbul, 1972.

2- İbnü’l-Hümam, 1,519; 2, 522; İbn Abidin, 2, 38.

3- Buhari, Menakıbu’l-Ensar, 27; Ebu DAvud, Zekat, 5; Tirmizi, Zekat, 18.

4- Darekutni, Sünen, 2, 93.

5- Darekutni, Sünen, 2,92.

6- Buhari, Zekat, 4; Müslim, Zekat, 1,3.

7- Tirmizi, Zekat, 3;Edu Davud, Zekat, 5.

8- Tirmizi, Zekat, 3; Ebu Davud, Zekat 5.

9- Döndüren, Hamdi, Delileriyle İslam İlmihali, 503.

10- Zuhayli, 2, 758; Bilmen, 349.

11- Döndüren Hamdi

12- İbadet ve Müessese Olarak Zekat, Heyet, 98-104.

13- Ö. N. Bilmen, Büyük İslam İlmihali, 339.

14- Ebu Davud, Zekat, 5; Malik, Muavatta, Zekat 5.

15- Ebu Davud Zekat, 5; Tirmizi, Zekat, 5; İbn Mace Zekat 12.

16- Döndüren Hamdi, 531.

17- Döndüren, Hamdi, Delilleriyle İslam İlmihali, 491, İstanbul, 1991.

18- Tirmizi, sünen, 2/392.

19- Kardavi, Fıkhu’z-Zekat, terc. İbrahim Sarmış, 1/152 İstanbul, 1984.

20- İbadet ve Müessese Olarak Zekat, Heyet, İstanbul, 1984.

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.