E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

MAHMUT AVADER

KAPAK;

  ARAZİ ÜRÜNLERİN ZEKÂTI

İslâm dini, sosyal adaleti en önemli hedefleri arasına alan bir iktisâdi ve içtimaî düzen getirmiştir. Bu hedefe varabilmek için aldığı tedbirler dizisi içinde çeşitli vergilerin ve bunlar arasında da dinî bir vergi olan zekâtın yeri ve önemi büyüktür. Zekât bir nevi servet vergisidir; yani bir müslümanın zekât ile mükellef olabilmesi için muayyen ölçüdeki mala sahip ve malik bulunması şarttır.

Kur'ân-ı Kerim’de göklerin, yerin ve bunlarda olan her şeyin Allah'a ait bulunduğu, O'nun mülkü olduğu sık sık tekrar edilmektedir. Bütün kâinatı yok iken var eden Allah elbette onun mâlik ve sâhibi olacaktır. Ancak O'nun maddeye ihtiyacı olmadığı da bir gerçektir. O, dünyayı, dünyadakileri, âhireti, helâl kıldığı her nevi nimeti kulları için yaratmış, onların istifadesine terk etmiştir. Ne var ki bu terk ediş, bu istifadeye âmâde kılış kayıtsız şartsız değildir. Yaratan, asıl ve tam mâlik olan Allah'ın, yarattıklarını istifadelerine terk ettiği şahıslara yani mecâzi mâliklere uygun gördüğü bir sıfat ve bu sıfat ile O'nun mülkünü tasarruf edenlere, talimâtı vardır:

Allah Teâlâ'nın yeryüzünde insanoğluna uygun gördüğü sıfat "hilâfet"tir; insan arz üzerinde Allah'ın halifesidir. Bu itibarla O'nun talimatına uygun yaşamak ve O'nun ahlâkını temsil etmekle mükelleftir. Mülkün Allah'a ait oluşu ve insanoğlunun yeryüzünde Allah'ın halifesi olarak bulunuşu hukukî bakımdan ferdî ve hususî mülkiyeti ortadan kaldırmamakla beraber, mülkiyet hakkına ve bu hakka bağlı tasarruflara bazı kayıtlar getirmektedir. Bu cümleden olarak:

1. Mülk sahibinin, mülkünü boş bırakmamak, onu işletip geliştirmek,

2. Mülk ve gelir muayyen bir miktarı bulunca ve şartları tahakkuk edince Allah hakkı olarak zekâtını vermek,

3. Cemiyetin ihtiyaç ve zaruretlerini tatmin maksadıyla "Allah yolunda harcama" yapmak,

4. Mülkiyet hakkını kullanırken başkasına veya cemiyete zarar vermemek,

5. Malını fâizcilik, hile, aldatma, ihtikâr gibi gayr-i meşrû yollarla arttırmamak,

6. Malını başka sınıflar aleyhine siyâsî nüfuz ve baskı âleti olarak kullanmamak,

7. Kendisinden sonra malının başkalarına intikalinde bâzı tahditlere uymak gibi, tasarruf hürriyetini sınırlayan mükellefiyetleri vardır.

Şurası asla unutulmamalıdır ki, zekât ve öşür bir ibadettir; ibadette ise niyet ve ihlâs esastır.

Zirâi ürünler için ödenen zekâta “onda bir” manasına gelen Öşür, Uşr veya A’şar adı verilir. Ancak, öşür kelimesine, ayetlerde rastlanmaz ve zirâi ürünlerin zekât oranı belirtilmez. Bu oranı –aşağıda gelecek- hadisten öğreniyoruz.

Zirâî mahsullerden zekât verilmesi gerektiğinde –farz oluşunda-  birleşen müctehidler, zekâta tâbî mahsullerin hangileri olduğu hususunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir:

Ebû Hanife'ye göre araziyi değerlendirmek üzere ekilen ve istifade edilen her mahsul zekâta tâbidir.

Zekâta tâbi olan ve olmayan mahsuller üzerinde olduğu gibi, zekâtı verilecek mahsulün miktarı mevzuunda da ictihad farkları vardır: İmam Ebû Hanife’ ye göre toprak mahsullerinde nisap şartı aranmaz, "mahsul az olsun, çok olsun zekât gerekir".

İmameyne göre ise, (İmam-ı Yusuf, İmam-ı Muhammed) arazi ürünlerinde nisap miktarı dokuz yüz elli kilodur. Bu nisap miktarına ulaşmayan arazi ürünlerinden öşür alınmaz. Yine İmameyne göre elde bir sene kalmaya dayanıklı olmayan sebzelerden de öşür alınmaz. Ancak bunların alım satımından dolayı elde edilen miktar nisaba ulaşır veya bu miktar ile diğer zekâta tabi ticaret malları, nakitler, altın ve gümüşün toplamı nisap miktarına ulaşırsa zekâtı verilir.

Ziraat ürünlerinin zekâta tabi olması için, hasattan sonra bir yıl geçmesi şart değildir. Yıl içindeki her hasat mevsimi için ayrı ödeme yapılır.

Zekât, tarlanın mülkiyetine değil ekimine bağlıdır. Buna göre tarlanın mülkiyeti ister özel şahsa, ister devlete ait bulunsun, onu eken ve mahsul alan kişi zekâtını da ödeyecektir.

Yine çocuk ve deliye ait araziden çıkarılan ürünlerin de zekâtı verilir.

 

Verilecek Miktar:

Bu hususta bize ölçüyü, hadisler vermektedir: Sulamadaki şekle, daha doğrusu emeğe göre üç şekilde ödenir.

a. Yağmur, nehir, çay ırmak gibi tabii sularla sulanan topraklarda elde edilen ürünlerde zekât oranı % 10’dur. Çünkü bu şekilde elde edilen üründe emeğin payı azdır.

b. Kova, dolap veya taşıma suyla sulanan araziden alınan üründe emeğin payı yüksek olduğundan oran % 5’tir.

c. Öşre tâbi toprak hem yağmur veya ırmak hem de aletle elde edilen sularla sulanırsa, daha çok kullanılan sulama şekli esas alınır ve öşür buna göre oranlanarak ödenir. Sulama türleri eşit olunca – mükellefin lehine olarak- ürünün %5’i ödenir. Hangi sulama çeşidinin fazla olduğu bilinmezse, ödeme -ihtiyaten- %10 üzerinden yapılır.

Tohumlar, işçilik, sulama, ilaçlama vb. masraflar üründen düşülmez. Çünkü özellikle aletle elde edilen sulamaya dayalı ta-rım ürünlerinde öşrün yarısı (% 5) alınacağı için miktardaki bu indirim, masrafların bir bölümü-nü veya tamamını karşılayabilir. Mesela; sulama yapılmayan yerden elde edilen on ton buğdayın öşrü bir ton iken, sulama yapı-lan yerde bu miktar yarım tona inecektir. Sulamanın ürünü art-tırdığı ve üstelik yarım ton da ek-sik öşür verildiği düşünülürse çift-çilerin sulama, gübreleme gibi verim arttırıcı tarıma teşvik edildikleri görülür.

Günümüzde arazinin sulama masrafından ziyade gübre, mazot ve işçilik masraflarının önemli yekün tuttuğu göz önünde bulundurulursa, bu tür masraflar yapılarak elde edilen zirai mahsulün de emek ve masrafla sulanan arazinin mahsulüne kıyaslanması daha uygun olur.

Öşür verilirken, tohumlar, işçi ücreti ve masraflar üründen çıkarılmaz. Tohum ve masraflara bakılmadan elde edilen ürünün öşrü verilir.

“Sulama dışında kalan girdilerin zekât matrahından düşülmesi, geri kalandan sulama usulüne göre zekât verilmesi gerekir” diyen çağdaş âlimler de vardır.

Ayrıca öşür toprağından bes-lenen arıların balından da % 10 zekât gerekir.

 

Maden ve definelere gelince: Toprak altında gömülü her türlü mala define denir. Maden ise, Allah Teâlâ’nın yeryüzünü yaratırken yerin altında yarattıklarıdır. Hanefi mezhebine göre maden ve definelerde nisap söz konusu olmaksızın, topraktan çıkan miktarın tamamına beşte bir -% 20- oranında zekât gerekir. Ancak madenlerden sadece altın, gümüş, demir, bakır gibi ateşte eriyenlere zekât gerekir. Bunun dışında kireç, tuz gibi katı olduğu halde ateşte erimeyenler ile zift ve petrol gibi sıvı maddelerin zekâtı gerekmez. Ancak, bu madenleri işletenler, madenden ellerine geçen paranın zekâtını verirler.

 

Kaynaklar:

1. İslam’ın Işığında Günümüz Meseleleri, Hayreddin KARAMAN

2. Fetavâyi Hindiyye.

3. Türkiye Diyanet Vakfı İlmihali.

4. İslam Ahkâmı, Zeki SOYAK.

5. İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Vehbe ZUHAYLİ

6. İbadetler İlmihali., Vecdi AKYÜZ.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.