KALİTELİ
İNSAN-2
Ufkunuzu geniş tutunuz,
önünüze çıkan engellerle uğraşıp durmayınız, bırakın onu, siz
seviyenizi yükseltin, göreceksiniz ki, önünüz bomboş. Uçup
gidersiniz istikbalinize doğru. Ama koskoca boşlukta birine
kilitlenirseniz oracıkta kalırsınız. Ne hedef kalır, ne de
istikbaliniz. Vuruş bakalım vuruştuğun kadar. Bitmez tükenmez
bir “dedim ki, dedi ki” sürüp gider. Muhataplarla geçinmeyi
bilmeyişin, idare etmeyi öğrenmeyişin sevimsiz örneğidir bu.
Hz. Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem Mekke döneminde kaliteli insan yetiştirmek
için çok çilelere göğüs gerdi. İman ve bilgi altyapısını
oluşturdu. Medine döneminde ise bu kaliteli insanlarla sağlam
bir devlet yapısını kurdu. İman ve bilgi temeline dayanan bu
devlet “model devlet” oldu. Zira bu devlet, Peygamber ifadesiyle
“yıldızlar” gibi olan ve “en hayırlı nesil” olarak tanımlanan
ashap kadrosuyla kuruldu. Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve
sellem:
“Benim ashabım yıldızlar
gibidir, hangisine uyarsanız yolunuzu bulursunuz” ifadesiyle de
bunu pekiştirmiştir. Sonraki nesiller onlara yakınlığı ve
benzediği nispette başarılı oldular.
İslam toplumunu oluşturan
fertler eğri büğrü yollara sapınca, Kitap ve sünnetten kopunca
ve öz benliklerinden uzaklaştıklarından dolayı ayette belirtilen
“köpük” haline geldi ve devletleri de, iktidarları da kayboldu.
Akıl almaz tavizlerinden dolayı hükümranlıkları yok olup gitti.
Muazzam bir medeniyet kurup dünyanın en güçlü ve zengin
topluluğu oldukları halde zamanla bu güç ve zenginliklerini
kaybetmelerinin, topraklarının düşmanlarınca yağmalanmasının,
aziz iken zelil, zengin iken fakir olmalarının baş sebebi,
müslümanların kalitesizleşmesidir. Tarihe adlarını altın
harflerle kazıyan müslümanlar, küçük menfaatler peşinde koşup,
İslam’ın özünden ve aslından kopmaları sonucu var olan kaliteli
toplum yapısını kaybetmişlerdir.
“Kamil bir müminde, kaliteli
bir insanda olması gereken vasıflar nelerdir, nasıl kemalata
erişilir?” diye kendi kendimize soracak olursak; Allah dostu
Mahmut Sami Ramazanoğlu kuddise sırruhunun tavsiye ettiği şu beş
hasletle özetleyebiliriz:
1- Helal lokma ve az yemek.
2- Namazı huşû ile kılmak ve
Kur’an’ın manasını düşünerek okumak.
3- Allah’ı her zaman
hatırlamak, O’nu çok zikretmek
4- Seher vakitlerini uyanık
geçirmek.
5- Sadıklarla beraber
olmak.
Helal lokma ve az yemek:
Müslüman, yedikleri şeylere
çok dikkat etmelidir. Nerden geldiğini, helal mı, haram mı
olduğunu iyice araştırmalıdır. Kişinin Allah’a yakınlaşması,
ibadet ve taatının zevki, dua ve niyazının kabulü helal gıdaya
bağlıdır. Zaten örnek insan, aslını, esasını bilmediği veya
doğrudan haram olduğunu bildiği şeylere tevessül etmez. Kaliteli
insan’ın şüpheliden dahi kaçınması lazımdır ki, kaliteli olduğu
bilinsin. Şayet bunlara dikkat etmezse başkalarından ne farkı
kalır? Kim onu yeryüzünde Allah’ın şahidi diye gösterir? Hiç
kimse…
Kamil insanın sadece yemek
içmek hususunda değil; giyiminde ve kuşamında ve her türlü
davranışlarında helal haram mefhumuna çok dikkat etmesi
lazımdır.
İbadetlerimiz vücudumuzun
aldığı güç ve kuvvetle meydana gelmektedir. Helal gıda, bünyeye
ruhaniyet ve feyz verir. Aksi olan gıdalar ise kasvet verir,
ağırlık verir. Bu, ibadetlere yansıdığı gibi diğer bütün işlere
de yansır. İnsan iyice hantallaşır ve tembelleşir. Atalet
oturmayı, oturma ise dedikodu yaptırmayı alışkanlık haline
getirir. Bu da kaliteli insana hiç yakışmayacak bir vasıftır.
Merhum Necip Fazıl’ın şu
ince ve hassas dokunuşu bize her şeyi anlatıyor:
“Doymayan nefs, gözünü kara
toprak doyursun,
Soframıza, açlığı
besleyenler buyursun!..
Yemek de nefsânî bir
arzudur. Fakat yemeğe her başlayışta besmele çekilerek Allâh
hatırlanmalıdır. Kişi yemeği tıka basa, nefsinin arzularına göre
yememeli, ancak vücuda ibadetlerde güç vermesi bakımından
yeterince yemelidir. Allâh’ın Rahmân ve Rahîm olduğu, sonsuz
merhametiyle ikrâm ettiği nîmetlere mukâbil şükretmenin bir
vazîfe olduğu şuuru müslümana telkîn edilmiştir.
Muhyiddin Arabi de bu
konuyla ilgili olarak:
“Sakın göbek büyütmeyesin.
Çünkü bu zekayı giderir. Yaşamak ve Rabbine itaat etmek için ye.
Yemek için yaşama ve göbek bağlamak için yeme. Helal lokmalarla
doldurulan karından daha kötü kap yoktur. Onun için belini
doğrultacak lokmacıklar ye.” diyor.
Hazreti Mevlana kuddise
sirruh der ki:
“Cesedine yağlı ballı
şeyleri az ver. Çünkü tenini besleyen, nefsani arzulara düşüyor
ve sonunda rezil olup gidiyor.”
“Ruhuna manevî gıdalar ver.
Olgun düşünüş, ince anlayış ve ruhî gıdalar sun da, gideceği
yere (ukba alemine) güçlü, kuvvetli gitsin!..”
Bu husus da büyükler:
“Yerken ağzınıza girene,
konuşurken ağzınızdan çıkana dikkat ediniz.” buyururlar.
O halde, kamil insan helale
ve harama azami ölçüde dikkat edecek. Çünkü, “Haramın ahirette
cezası, helalin de hesabı vardır.” Bu cümle çok önemli, içinde
Allah korkusu taşıyan insan, harama ve helale azami ölçülerde
riayet edecek. Az yiyecek, helalinden yiyecek. Az yiyecek,
vücudun ihtiyacı kadar… Aşırıya kaçmadan, mideyi tıka basa
doldurmayacak ki, gaflete dalanlardan olmasın. Az yiyen kişi
ibadetlerini de muntazaman uyanık bir şekilde yapar. Sağlıklı,
sıhhatli ve dinç olur. Nefsini dizginlemesini bilir, onu emreden
konumundan çıkarıp boyun eğer hâle getirir.
Gönüller sultanı Mevlana
Hazretleri'nin, hizmetçisine:
- Bu gün evimizde yiyip
içecek bir şey var mı? diye sorup, hizmetçisinin de:
- Hayır hiç bir şey yok!
diye cevap vermesi üzerine sevince gark olup ellerini Yüce
Dergah'a açarak:
- Allah’ım, sana şükürler
olsun ki, evimiz bugün Peygamber evine benziyor" diye Muhammed
Mustafa aleyhisselatü vesselamın yolunun tozu olduğunu
gösterdiğine şahit oluyoruz.
Kendi kendimize şöyle bir
düşünelim; akşam evimize gittiğimiz de soframızın hazır
olmadığını gördük. Acaba hanımımıza karşı o anki tepkimiz nasıl
olur?
- Hanım ne iyi olmuş, bu gün
evimiz peygamber evine dönmüş, Allah bizleri O büyük peygamberin
ayağının tozu etsin mi deriz? Yoksa kadıncağıza olmadık
hakaretleri mi sayarız? Bence ekseriyetin ikinci şıkka daha
yakın olduğudur. Her şeyi o anda unutur ve sinirler doruk
noktasına erişir.
Bu hususta üç gün üst üste
arpa ekmeği yemeyen, hane-i saadetlerinde gün olup hiç yiyecek
bir şey bulunmadığı bilinen Rasulü Kibriya aleyhisselatü
vesselamdan öğrenecek çok şeylerimizin olduğu kanaatindeyim.