Koyunlar ve
Sığırlar
Yüce Allah, Kur’ân-ı
Kerîmde: “Hayvanlar da sizin gibi birer ümmettir.” buyurur.
Onlar da, kendi
ortamlarında, bizim çözemediğimiz, çözmeğe çalıştığımız dilleri,
sosyal yaşamları vardır. Ancak Süleymân aleyhisselâma onların
dillerini anlamak tam anlamıyla nasip olmuştur.
İnsan, sosyal varlıktır. Tek
başına yaşaması, ihtiyaçlarını gidermesi mümkün değildir.
En küçük sosyal grup,
ailedir. İnsanlar, bir araya gelirler. Etkilerler ve
etkilenirler, gruplaşırlar. Her grubun, oluşma, bir araya geliş
amacı vardır. Zamanla, grup dili, grubun amacına uygun iş bölümü
ve grup içi roller oluşur.
Hayvanlarda, gruba, “sürü”
adı verilir. Koyunlar, merada toplu otlarlar. Biri yürüyünce,
diğerleri de peşinden gider. (Kara koyun- ak koyun) Ayrı
otlamazlar. Otlamak ve çoğalmak için bir araya gelirler. Çok
gözükürler. Güçlü gözükürler. Toplu duruşları, kurt kokusu
alıncaya kadardır. Darmadağınık olurlar. Paniklerler. Toplu
savunmayı beceremezler. Bir tek kurt, tek başına, koskoca sürüyü
kırar, geçirir. Koyun sürüleri, çobanlar ve çoban köpekleri
tarafından, kurtlara karşı korunurlar.
Dikkat noktamız, koyunların
bir arada oluş nedenlerinin otlamak olması; yani, maddî menfaate
dayalı olmasıdır.
Sığırlar ise merada, ayrı
ayrı otlarlar. Bir yandan da, saldırılara karşı birbirlerini
kollarlar. İçlerinden biri kurt kokusu aldığında, böğürür,
hemen toplanıp, daire şeklini alırlar. Zayıfları ve yavrularını
ortaya toplarlar. Savunmaya geçerler. Bir belgeselde izlemiştim;
yaban öküzleri de aynı şekilde toplanıp, daire şeklinde
savunmaya geçmişlerdi.- Gerektiğinde, iki sığır, art arda
verirler, tek başına kalan sığırlar da, arkalarını, ya bir çam
ağacına, ya da bir kayaya verirler ve savunmaya geçerler.
Paniklemezler. Bu şekilde, iki sığır bile, onlarca kurda yem
olmazlar.
Burada dikkat noktamız,
sığırların bir araya geliş amaçlarının otlamak değil, savunmaya
dayalı olmasıdır; yani, maddî menfaate dayalı olmamasıdır.
Kâinâtın dilini anlarsanız,
kâinâtı iyi okursanız; her halde bize sığırların diyecekleri
vardır…
Maddî çıkara dayalı bir
araya gelişler, hafif bir saldırıda darmadağınık olmakta, büyük
güçlerle, küçük güçlere mağlûp olunmaktadır. Savunmak için,
maddî çıkara dayalı olmayan bir araya gelişlerde ise; grup, var
oluşunu ve yaşamını korumakta, sayıca az olmalarına rağmen,
büyük güçlere karşı galip gelebilmektedirler.
Anadolu´da birçok köyde,
sığırlar, güzün, meraya, ya da, yaylaya salınır; yaz boyunca,
başlarında bazen çoban olmadığı halde otlayıp; yaz sonunda,
yavrularıyla beraber köylerine kendileri dönerler.
İnsan, sosyal varlıktır. Tek
başına yaşaması mümkün değildir. İhtiyaçları çoktur.
Karşılayabilmek için, diğer insanların ürettiği mal ve
hizmetlere muhtaçtır.
İnsan, toplumun en küçük
çekirdek birimi aile içinde dünyaya gelir. Yaşamı, gruplar
içinde devam eder. Gruplar içinde her türlü gelişimi şekillenir.
Dernekler, şirketler,
partiler, kulüpler, sendikalar, cemaatler, meslek odaları,
borsalar.... Hepsi, bir amaç çerçevesinde, belli normlara bağlı
kalmaya sözleşmiş olarak, grup içi işbirliği içerisinde
oluşurlar.
İşte, yukarıda örneklerini
verdiğimiz oluşumların bireyleri; ya, koyun örneğinde olduğu
gibi, yalnızca çıkar amaçlı bir araya gelirler ki, her birey,
yalnızca kendi çıkarını düşündüğünden, küçük bir saldırıda grup
darmadağınık olur. Paniklerler. Grubun, grup amacına uygun
olarak ürettiği mal ve hizmet değerleri, saldıranlar tarafından
talan edilir; ya da çıkar hanelerine kaydedilir. “Bir kurt,
yüzlerce koyunun temiz etini murdar eder.”
Hâlbuki sığırların
örneklediği: Ürettiklerini savunmak (Otu, ete, süte, yavruya vb.
çevirirler.) için bir araya gelenler; ferdî çıkarlarını değil,
grubun çıkarlarını düşündüklerinden –ki, ferdî çıkarlarını
korumaları, ancak grubun çıkarlarını korumakla mümkündür- küçük
bir saldırıda hemen savunma pozisyonuna geçerler. Paniklemezler.
Kendilerinden daha büyük grupların saldırılarına karşı
koyabilirler. Saldırganlara, kendilerini ve ürettiklerini yem
etmezler. Etlerini murdar ettirmezler.
Sonuçta, hasbî
birliktelikler uzun vadeli olurlar. Şahsî hesaba dayalı
birliktelikler zamanla dağılıp giderler.
Yüce Allah, insanlara, bazen
kâinâtın diliyle konuşur. Kâinâtı dinlemeden, okumadan, dilini
anlamak ve alacağımız dersleri çıkarmak mümkün değildir.