E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

ZEKİ SOYAK

CUMA SOHBETLERİ;

 Amellerin Hayırlısı Sürekli Olanıdır

 Rabbimiz müminlerin yeryüzünde huzur ve saadetle yaşaması, bütün insanlığın her türlü anarşiden ve terörden uzak kalması ve ebedî saadeti kazanması için onlara peygamberler ve kitaplar gönderdi. İnsanlar onlara uysunlar ve o istikamette amel etsinler de kurtulsunlar diye. İnsana akıl verdi, iyiyi kötüyü birbirinden ayırt etsin diye… İşte insanoğlu aklı ile bu doğruları en güzel şekilde yapar ve Rab Teala’ya en iyi bir şekilde kul olmanın yolunu bulur.

Değerli müminler!

Akıl insanı imana ulaştırdıktan sonra artık aklın da iman esaslarına tâbi olması ve şek ve şüphe etmeden peygamberlerin yolunu takip etmesi gerekir. Allah’ın ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin emirleri karşısında tereddüt gösteren akıl, aklıselim değildir. O ifsat edilmiş bir akıldır ki, onunla doğruya gidilemez.

Her şey kendi ekseninde, kendi ortamında değerli ve faydalıdır. Eğer aklı kendi sınırları içerisinde değerlendirirseniz, akıl hakkı hakikati bulmada kılavuz olur. Eğer aklı kendi sınırlarından çıkarır, yani iman sınırlarına müdahil kılarsanız, o zaman akıl şaşırır ve asla ve asla sahibini doğruya ulaştıramaz. Öyleyse akıl, insanı Kur’an’la, İslam’la tanıştırır ve ondan sonra Kur’an’a, İslam’a, Peygambere ve netice itibariyle Rabbine teslim olur.

Akıl, insanı hayra teşvik eden ve az da olsa amelin devamlı olmasına yardımcı olandır. Onun için Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hadislerinde:

“Allah Teâlâ’ya amellerin en sevgilisi, en makbulü, az da olsa devamlı olanıdır.” buyurmaktadır.

Demek ki amellerin Allah indinde makbul olması, devamlı olması ile olur. Bir insan bir ameli bir zaman diliminde çokça yapıyor sonra terk ediyor. Sonra bir ara bir daha yapıyor sonra yine terk ediyor, böyle bir amel Allah indinde makbul değildir. Çünkü bu istikrarsızlığın, kalbî itminana ermeyişin göstergesidir. Hâlbuki ibadetten huzur alan, ameli sürekli yapar. Huzur alamayan ise herhangi bir sevk-i tabii ile veya bir etki ile bir müddet yapar sonra terk eder. Bu, itminana ermemiş bir kalbe sahip olan insanların amelidir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu hadis-i şerifte amelleri sürekli yapmayı teşvik ediyor. Çünkü devamlı yapılan ibadet az bile olsa, devamlı yapılmayan, sık sık terk edilen çok ibadetten daha değerlidir. Çünkü devamlı yapılan ibadet, bir kararlılık, bir sabır ifadesidir ve amellerden huşû duymanın, huzur duymanın, kalbin itminana ermesinin bir işaretidir. Bir amelden, bir ibadetten, kalp itminana eriyor, huzur buluyorsa, şevk ve muhabbetle o ibadet yapılıyorsa, elbette ki şevkten aşktan uzak olan çok ibadetten daha hayırlıdır.

Allah Teâlâ Ahzab suresinde 35. ayette müminlerin özelliklerini sayarken, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, diyerek kâmil mümin ve müminelerin ibadetlerinde devamlı olduklarını, aksatmadan şevk, aşk, iştiyakla ibadetlerini yaptıklarını, bunun kâmil müslümanların bir vasfı olduğunu bize bildiriyor.

Değerli müminler!

Süreklilik, bir ibadeti, bir İslamî hizmeti sürekli yapmak, aynı zamanda kişinin niyetindeki samimiyeti gösterir. Devamlı olmayan ibadetler ise kişinin itaatteki gevşekliğini, tembelliğini ve samimiyetinin kıtlığını gösterir. Bu Allah indinde makbul olmadığı gibi kullar yanında da makbul olmaz. Çünkü istikrarsız, kararsız, bugün şöyle yarın böyle hareket eden, bir gün ön safta koşarken yarın safta bile bulunmayan kişiler, insanlar indinde de makbul olmazlar.

İnsanın hak üzerinde kararlılık göstermesi, devamlılık göstermesi ona fazilet kazandırdığı gibi kötü, yanlış işleri bırakması da ona fazilet kazandırır. Demek ki mümin, Allah Teâlâ’nın emrettiği işlerde sürekli olacak Allah’ın men ettiği bir amelde bulunursa ondan da hemen rücû edecektir. Bu rücuda da kararlı ve istikrarlı olacaktır. Yani mümin hem iyi amellerde azimli ve kararlı olacak hem de yapmış olduğu hata ve kusurlardan da tövbe edecek, bu tövbede de kararlı olacaktır. O bakımdan müslüman kararlı olan, hayatı istikrarlı olandır. Nitekim Âl-i İmran suresi 159 ayette Allah Teâlâ mealen buyuruyor ki:

“Artık kararını verdiğin zaman Allah’a dayanıp güven, çünkü Allah mütevekkil olanları sever.”

Evet, bir mümin hayırlı bir işe karar verdi mi muhakkak azimle, sebatla, sabırla o kararını devam ettirecek. Bu arada da Allah’tan yardım dileyecek. Kendisine düşeni yaptıktan sonra Allah’a tevekkül edecek. Çünkü Allah’a dayanmayan, Allah’a tevekkül etmeyen, her şeyi ben kendi irademle yaparım diyen insan, aldanan insandır.

Değerli müminler!

Hz. Ebubekir radıyallahu anhın torunu Kasım bin Muhammed, Hz. Aişe validemizin bir amele başladığı zaman ona muhakkak devam ettiğini haber veriyor. Bu ameller nafile ibadetlerle alakalı amellerdir. Çünkü farz ibadetleri terk etmek zaten mümine caiz değildir. Mümin nafile ibadetlerde hayır işlerinde veya lisanına vird ettiği bir duada onu terk etmez ve onu devamlı yapar.

Alkame radıyallahu anh Ümmül mü’min Aişe radıyallahu anhaya şöyle bir sual soruyor:

- Ey müminlerin annesi! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin işi nasıldı (ibadetleri nasıldı)? Hz Aişe radıyallahu anha şöyle cevap veriyor:

- Onun ameli devamlıydı. (Yani bir amele başladı mı ona devam ederdi.) Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin kadir olduğu şeye sizin hanginiz takat getirebilir ki?

Değerli müminler!

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, âlemlerin maliki Hz Allah Teâlâ’nın sevgilisidir. O’na, her insana verilmeyen bir irade, güç ve iman verilmiştir. Fakat her kula da, kâmil olarak yaratıldığı için, birçok kabiliyet, güç kuvvet imkânlar verilmiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yaptıklarına güç yetiremeyiz diye amellerimizden mi vazgeçeceğiz? Nafile ibadet etmeyecek miyiz? Allah yolunda hizmetler yapmayacak mıyız? Her kul kendi gücünün yettiğinden mükelleftir. Onun için gücümüzün yettiği, yapabildiğimiz şeye başlayacak ve başladıktan sonra gücümüz yettiği müddetçe o işi devam ettireceğiz. Gücümüz, takatimiz bittiği için onu devam ettiremezsek o zaman mesuliyetten kurtuluruz. Aksi takdirde mesuliyetten kurtulamayız.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin bir hasırı vardı. Onu geceleyin kendine hücre yapar da içinde namaz kılardı. Gündüz ise yere yayardı. Bunu gören diğer sahabe-yi kiram Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme uymaya başladılar, onlar da aynı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem gibi yapmaya başladılar. Fakat bir kısmı buna güç yetiremedi Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu gece ibadetini sürekli yapıyordu. Sahabe de bu ibadetleri her gece yapmaya kalkınca yorulup takatsiz kalıyordu. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

- Ey cemaat siz gücünüzün yeteceği işlere bakın, buyurdular.

Evet, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem gecesini, şu kadar saatini Allah yolunda ibadet, taat ve zikirle geçirmeye çalışıyor. Diğer kişiler de O’nun gibi yapmaya çalışıyorlar. Ne güzel bir haslet Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme uymaya çalışmak. Ne güzel bir haslet, O’nu örnek almak. Fakat bir noktaya geliyorlar ki, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemde bulunan takat ve güç onlardan bir kısmında bulunamıyor, vücutları buna kifayet etmiyor. İlle devam etme durumuna girerlerse bitap düşecekler, farz olan ibadetlerini aksatma durumunda kalacaklar. İşte bundan dolayı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, “siz gücünüzün yettiğine bakınız” buyuruyor.

Evet, bizim tek örneğimiz Hz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemdir. Bütün amellerimizde bütün işlerimizde onu örnek alacağız. O’nun ahlakı ile ahlaklanmaya çalışacağız. Fakat bu hususta bileceğiz ki, gücümüz neye yetiyorsa ondan mükellefiz ve bu gücümüzün yettiği işlerde de amellerimiz sürekli ve kesintisiz olmalıdır.

Değerli müslümanlar!

Maalesef zamanımızda, bırakınız Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi her sahada örnek almayı, O’nun izine düşüp hayatımızı O’nun hayatına göre şekillendirmeyi, çok mühim meselelerde bile Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi örnek alamıyor, O’nun ahlakı ile ahlaklanma cehd ve gayretinde bulunamıyoruz. Zamanın icaplarına uyacağız diye birçok hakikati görmemezlikten geliyoruz ve böylece müsait olan zamanlarda yapmış olduğumuz ibadetleri, namüsait gibi görünen ve fakat aslında yapmamıza çok büyük mani teşkil etmeyen zamanlarda terk ediyoruz.

Değerli müminler!

“Zaman o zaman değildir” diyerek, içinde yaşadığımız hayatı sebep göstererek kulluk vazifelerimizin pek çoğunu ihmal etmek; normal zamanda yaptığımız şeyleri, birazcık sıkıntıya katlanmayı göze alamadığımız için, terk etmek asla ve asla müminler için caiz olmaz. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi mümin kararlı, istikrarlı kişidir. Musibetler ve belalar karşısında sabreder, Allah Teâlâ’nın kendisine verdiği nimetlere karşılık daimi şükür halinde olur.

“Allahummecalni minessabiriyn allahummecalni minessalihiyn.

Yarabbi beni sabredenlerden eyle, beni şükredenlerden eyle!”

Evet, bir mümin sabretmesini ve şükretmesini bilirse onun kulluğu devamlı olur. Ama öyle şartlar zuhur etmiştir ki, artık o ameli devam ettirmeye güç yetiremiyor, imkân bulamıyor. Ancak o kulun içinde o ameli yapma arzusu devam ediyor. “Güç yetirebilsem de o ameli yapsam” diyor. İşte Allah Teâlâ, mutlaka güç yetiremediği zamanlarda da o ameli yapmış gibi o kul için sevap yazar. Çünkü güç yetiremiyor. Fakat yapmak için içinde halis bir niyeti var, isteği var.

Değerli müslümanlar!

Müslüman bir heyecan adamıdır. Müslüman bir azim gayret insanıdır. Allah’a kulluk heyecanı duymayan insanlar özü çürümüş kavak ağacına benzerler. Boy gösterirler, yüksek yerlere doğru boy atarlar fakat özü kaybolduğu için bir de bakarsın kurumuş, işe yaramaz netice odun olmaya mahkûm. İşte mümin, imanından gelen kulluk yapma heyecanını, Allah Teâlâ’nın rızasını kazanacak ameller yapma heyecanını her zaman içinde hissetmelidir. İşte bu heyecan, imandan gelen hizmet heyecanı mümine hayatiyet kazandırır.

En zor günlerde, en olmaz anlarda bile o kulluğunu devam ettirmek, Allah yolunda hizmet etmek azim ve gayreti ile yanar ama o heyecanı kaybeden kişiler, bırakınız nafile ibadetleri farz olan ibadetleri bile terk etme durumunda kalır. İmanî konularda bile tehlikeli işlerin, sözlerin, tehlikeli amellerin içine düşebilir. Ve zamanımız maalesef şu veya bu sebeplerle çeşitli bahanelerle böyle bir anlayışın yaşandığı devirdir.

Nisa suresi 124. ayette Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Erkek olsun kadın olsun her kim mümin olarak iyi işler yaparsa işte onlar cennete girerler ve onlar zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.”

Kehf suresi 46. ayette

“Servet ve oğullar dünya hayatının bir süsüdür. Ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde hem hesapça daha hayırlı hem ümit etmeye daha layıktır.”

Evet değerli müminler!

Servet ve oğullar dünya hayatının bir süsüdür onlara aldanmayalım. Onlarla eğlenmeyelim, onlarla kalbimizi, gönlümüzü meşgul etmeyelim. Elbette oğullarımız olur, olsun. Servetimiz olsun, olur. Buna mani bir durum yok. İslam çalışmayı ve çoğalmayı emrediyor. Fakat gönlümüzü bunlarla meşgul edip bunlarla düşüp kalkmak değil işimiz. Bizi ölümsüz hayatta, cennet-i âlâda Allah Teâlâ’nın cemali ile müşerref kılacak olan yaptığımız ibadetler, Allah rızası için işlediğimiz amellerdir. İşte onlara sa’y edelim, onlar üzerinde sürekli ve devamlı olalım.

İbadetlerinde devamlı olan, Allah rızası için ameller yapan ve bunlarda istikrarlı bulunan müminlere Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin ifadesiyle, “gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiçbir insanın kalbinden geçirmediği, geçiremediği nimetlerle bezenmiş” cennet; hiçbir gamın, kederin, hiçbir üzüntünün, hastalığın, hiçbir kötülüğün olmadığı ebedî bir hayat vardır.

Değerli müminler!

Nice mücrimler, nice zalimler, nice müşrik ve kâfirler öldükten soran Allah Teâlâ’ya niyaz edecekler. Çünkü kabir müminler için cennet bahçelerinden bir bahçe iken, kâfirler, münafıklar, müşrik ve mücrimler için cehennem çukurlarından bir çukur olacak. Kabirde cehennemin ilk alametlerini, mahşerde hesap gününün dehşetini gördükleri zaman, “Ya Rab bizi yeryüzüne yeniden döndür, sana layığı veçhiyle kulluk edelim” diyecekler ama ne fayda! Bu dünyada iken, hayatta iken uyanamayanlar, tevbe edip Rabbine dönemeyenler, o ebedî saadeti kazanmak için gayret edemeyenler büyük ziyan içinde olacaklar ve bu ziyanı telafi imkânları da olmayacaktır.

Şu kısa hayatımızı değerlendirelim. Allah’a kulluk heyecanı ile Allah’a kulluk hususunda sürekli ve devamlı olalım. Bugün şöyle yarın böyle olmayalım. “İnsanlar iyi olursa ben de iyi olurum, toplum bozulursa ben onlara karşı bir şey yapamam, ben de onlara uyarım” diyen kimliksiz insan tipi sergilemeyelim. Bilakis “insanlar iyi olursa ben de iyi olurum, insanlar kötü olursa ben de bu kötülükle mücadele ederim” diyen şahsiyetli, kimlikli bir iman eri olmaya gayret gösterelim.

Rabbimiz bize kulluk şuuru ihsan etsin, imanla yaşatsın, imanla öldürsün. Amellerimizde bizleri daim ederek, şu geçici hayatımızı Allah yolunda, İslam yolunda, Kur’an yolunda harcamayı bizlere nasip ve müyesser eylesin.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.