Amellerin
Hayırlısı Sürekli Olanıdır
Rabbimiz müminlerin
yeryüzünde huzur ve saadetle yaşaması, bütün insanlığın her
türlü anarşiden ve terörden uzak kalması ve ebedî saadeti
kazanması için onlara peygamberler ve kitaplar gönderdi.
İnsanlar onlara uysunlar ve o istikamette amel etsinler de
kurtulsunlar diye. İnsana akıl verdi, iyiyi kötüyü birbirinden
ayırt etsin diye… İşte insanoğlu aklı ile bu doğruları en güzel
şekilde yapar ve Rab Teala’ya en iyi bir şekilde kul olmanın
yolunu bulur.
Değerli müminler!
Akıl insanı imana
ulaştırdıktan sonra artık aklın da iman esaslarına tâbi olması
ve şek ve şüphe etmeden peygamberlerin yolunu takip etmesi
gerekir. Allah’ın ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin
emirleri karşısında tereddüt gösteren akıl, aklıselim değildir.
O ifsat edilmiş bir akıldır ki, onunla doğruya gidilemez.
Her şey kendi ekseninde,
kendi ortamında değerli ve faydalıdır. Eğer aklı kendi sınırları
içerisinde değerlendirirseniz, akıl hakkı hakikati bulmada
kılavuz olur. Eğer aklı kendi sınırlarından çıkarır, yani iman
sınırlarına müdahil kılarsanız, o zaman akıl şaşırır ve asla ve
asla sahibini doğruya ulaştıramaz. Öyleyse akıl, insanı
Kur’an’la, İslam’la tanıştırır ve ondan sonra Kur’an’a, İslam’a,
Peygambere ve netice itibariyle Rabbine teslim olur.
Akıl, insanı hayra teşvik
eden ve az da olsa amelin devamlı olmasına yardımcı olandır.
Onun için Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hadislerinde:
“Allah Teâlâ’ya amellerin en
sevgilisi, en makbulü, az da olsa devamlı olanıdır.”
buyurmaktadır.
Demek ki amellerin Allah
indinde makbul olması, devamlı olması ile olur. Bir insan bir
ameli bir zaman diliminde çokça yapıyor sonra terk ediyor. Sonra
bir ara bir daha yapıyor sonra yine terk ediyor, böyle bir amel
Allah indinde makbul değildir. Çünkü bu istikrarsızlığın, kalbî
itminana ermeyişin göstergesidir. Hâlbuki ibadetten huzur alan,
ameli sürekli yapar. Huzur alamayan ise herhangi bir sevk-i
tabii ile veya bir etki ile bir müddet yapar sonra terk eder.
Bu, itminana ermemiş bir kalbe sahip olan insanların amelidir.
Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem bu hadis-i şerifte amelleri sürekli yapmayı teşvik
ediyor. Çünkü devamlı yapılan ibadet az bile olsa, devamlı
yapılmayan, sık sık terk edilen çok ibadetten daha değerlidir.
Çünkü devamlı yapılan ibadet, bir kararlılık, bir sabır
ifadesidir ve amellerden huşû duymanın, huzur duymanın, kalbin
itminana ermesinin bir işaretidir. Bir amelden, bir ibadetten,
kalp itminana eriyor, huzur buluyorsa, şevk ve muhabbetle o
ibadet yapılıyorsa, elbette ki şevkten aşktan uzak olan çok
ibadetten daha hayırlıdır.
Allah Teâlâ Ahzab suresinde
35. ayette müminlerin özelliklerini sayarken, taata devam eden
erkekler ve taata devam eden kadınlar, diyerek kâmil mümin ve
müminelerin ibadetlerinde devamlı olduklarını, aksatmadan şevk,
aşk, iştiyakla ibadetlerini yaptıklarını, bunun kâmil
müslümanların bir vasfı olduğunu bize bildiriyor.
Değerli müminler!
Süreklilik, bir ibadeti, bir
İslamî hizmeti sürekli yapmak, aynı zamanda kişinin niyetindeki
samimiyeti gösterir. Devamlı olmayan ibadetler ise kişinin
itaatteki gevşekliğini, tembelliğini ve samimiyetinin kıtlığını
gösterir. Bu Allah indinde makbul olmadığı gibi kullar yanında
da makbul olmaz. Çünkü istikrarsız, kararsız, bugün şöyle yarın
böyle hareket eden, bir gün ön safta koşarken yarın safta bile
bulunmayan kişiler, insanlar indinde de makbul olmazlar.
İnsanın hak üzerinde
kararlılık göstermesi, devamlılık göstermesi ona fazilet
kazandırdığı gibi kötü, yanlış işleri bırakması da ona fazilet
kazandırır. Demek ki mümin, Allah Teâlâ’nın emrettiği işlerde
sürekli olacak Allah’ın men ettiği bir amelde bulunursa ondan da
hemen rücû edecektir. Bu rücuda da kararlı ve istikrarlı
olacaktır. Yani mümin hem iyi amellerde azimli ve kararlı olacak
hem de yapmış olduğu hata ve kusurlardan da tövbe edecek, bu
tövbede de kararlı olacaktır. O bakımdan müslüman kararlı olan,
hayatı istikrarlı olandır. Nitekim Âl-i İmran suresi 159 ayette
Allah Teâlâ mealen buyuruyor ki:
“Artık kararını verdiğin
zaman Allah’a dayanıp güven, çünkü Allah mütevekkil olanları
sever.”
Evet, bir mümin hayırlı bir
işe karar verdi mi muhakkak azimle, sebatla, sabırla o kararını
devam ettirecek. Bu arada da Allah’tan yardım dileyecek.
Kendisine düşeni yaptıktan sonra Allah’a tevekkül edecek. Çünkü
Allah’a dayanmayan, Allah’a tevekkül etmeyen, her şeyi ben kendi
irademle yaparım diyen insan, aldanan insandır.
Değerli müminler!
Hz. Ebubekir radıyallahu
anhın torunu Kasım bin Muhammed, Hz. Aişe validemizin bir amele
başladığı zaman ona muhakkak devam ettiğini haber veriyor. Bu
ameller nafile ibadetlerle alakalı amellerdir. Çünkü farz
ibadetleri terk etmek zaten mümine caiz değildir. Mümin nafile
ibadetlerde hayır işlerinde veya lisanına vird ettiği bir duada
onu terk etmez ve onu devamlı yapar.
Alkame radıyallahu anh Ümmül
mü’min Aişe radıyallahu anhaya şöyle bir sual soruyor:
- Ey müminlerin annesi!
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin işi nasıldı (ibadetleri
nasıldı)? Hz Aişe radıyallahu anha şöyle cevap veriyor:
- Onun ameli devamlıydı.
(Yani bir amele başladı mı ona devam ederdi.) Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellemin kadir olduğu şeye sizin hanginiz
takat getirebilir ki?
Değerli müminler!
Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem, âlemlerin maliki Hz Allah Teâlâ’nın sevgilisidir.
O’na, her insana verilmeyen bir irade, güç ve iman verilmiştir.
Fakat her kula da, kâmil olarak yaratıldığı için, birçok
kabiliyet, güç kuvvet imkânlar verilmiştir. Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellemin yaptıklarına güç yetiremeyiz diye
amellerimizden mi vazgeçeceğiz? Nafile ibadet etmeyecek miyiz?
Allah yolunda hizmetler yapmayacak mıyız? Her kul kendi gücünün
yettiğinden mükelleftir. Onun için gücümüzün yettiği,
yapabildiğimiz şeye başlayacak ve başladıktan sonra gücümüz
yettiği müddetçe o işi devam ettireceğiz. Gücümüz, takatimiz
bittiği için onu devam ettiremezsek o zaman mesuliyetten
kurtuluruz. Aksi takdirde mesuliyetten kurtulamayız.
Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellemin bir hasırı vardı. Onu geceleyin kendine hücre yapar
da içinde namaz kılardı. Gündüz ise yere yayardı. Bunu gören
diğer sahabe-yi kiram Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme
uymaya başladılar, onlar da aynı Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem gibi yapmaya başladılar. Fakat bir kısmı buna güç
yetiremedi Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu gece
ibadetini sürekli yapıyordu. Sahabe de bu ibadetleri her gece
yapmaya kalkınca yorulup takatsiz kalıyordu. Bunun üzerine
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
- Ey cemaat siz gücünüzün
yeteceği işlere bakın, buyurdular.
Evet, Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem gecesini, şu kadar saatini Allah yolunda
ibadet, taat ve zikirle geçirmeye çalışıyor. Diğer kişiler de
O’nun gibi yapmaya çalışıyorlar. Ne güzel bir haslet Rasulullah
sallallahu aleyhi ve selleme uymaya çalışmak. Ne güzel bir
haslet, O’nu örnek almak. Fakat bir noktaya geliyorlar ki,
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemde bulunan takat ve güç
onlardan bir kısmında bulunamıyor, vücutları buna kifayet
etmiyor. İlle devam etme durumuna girerlerse bitap düşecekler,
farz olan ibadetlerini aksatma durumunda kalacaklar. İşte bundan
dolayı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, “siz gücünüzün
yettiğine bakınız” buyuruyor.
Evet, bizim tek örneğimiz Hz
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemdir. Bütün amellerimizde
bütün işlerimizde onu örnek alacağız. O’nun ahlakı ile
ahlaklanmaya çalışacağız. Fakat bu hususta bileceğiz ki, gücümüz
neye yetiyorsa ondan mükellefiz ve bu gücümüzün yettiği işlerde
de amellerimiz sürekli ve kesintisiz olmalıdır.
Değerli müslümanlar!
Maalesef zamanımızda,
bırakınız Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi her sahada
örnek almayı, O’nun izine düşüp hayatımızı O’nun hayatına göre
şekillendirmeyi, çok mühim meselelerde bile Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellemi örnek alamıyor, O’nun ahlakı ile
ahlaklanma cehd ve gayretinde bulunamıyoruz. Zamanın icaplarına
uyacağız diye birçok hakikati görmemezlikten geliyoruz ve
böylece müsait olan zamanlarda yapmış olduğumuz ibadetleri,
namüsait gibi görünen ve fakat aslında yapmamıza çok büyük mani
teşkil etmeyen zamanlarda terk ediyoruz.
Değerli müminler!
“Zaman o zaman değildir”
diyerek, içinde yaşadığımız hayatı sebep göstererek kulluk
vazifelerimizin pek çoğunu ihmal etmek; normal zamanda
yaptığımız şeyleri, birazcık sıkıntıya katlanmayı göze
alamadığımız için, terk etmek asla ve asla müminler için caiz
olmaz. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi mümin kararlı,
istikrarlı kişidir. Musibetler ve belalar karşısında sabreder,
Allah Teâlâ’nın kendisine verdiği nimetlere karşılık daimi şükür
halinde olur.
“Allahummecalni
minessabiriyn allahummecalni minessalihiyn.
Yarabbi beni sabredenlerden
eyle, beni şükredenlerden eyle!”
Evet, bir mümin sabretmesini
ve şükretmesini bilirse onun kulluğu devamlı olur. Ama öyle
şartlar zuhur etmiştir ki, artık o ameli devam ettirmeye güç
yetiremiyor, imkân bulamıyor. Ancak o kulun içinde o ameli yapma
arzusu devam ediyor. “Güç yetirebilsem de o ameli yapsam” diyor.
İşte Allah Teâlâ, mutlaka güç yetiremediği zamanlarda da o ameli
yapmış gibi o kul için sevap yazar. Çünkü güç yetiremiyor. Fakat
yapmak için içinde halis bir niyeti var, isteği var.
Değerli müslümanlar!
Müslüman bir heyecan
adamıdır. Müslüman bir azim gayret insanıdır. Allah’a kulluk
heyecanı duymayan insanlar özü çürümüş kavak ağacına benzerler.
Boy gösterirler, yüksek yerlere doğru boy atarlar fakat özü
kaybolduğu için bir de bakarsın kurumuş, işe yaramaz netice odun
olmaya mahkûm. İşte mümin, imanından gelen kulluk yapma
heyecanını, Allah Teâlâ’nın rızasını kazanacak ameller yapma
heyecanını her zaman içinde hissetmelidir. İşte bu heyecan,
imandan gelen hizmet heyecanı mümine hayatiyet kazandırır.
En zor günlerde, en olmaz
anlarda bile o kulluğunu devam ettirmek, Allah yolunda hizmet
etmek azim ve gayreti ile yanar ama o heyecanı kaybeden kişiler,
bırakınız nafile ibadetleri farz olan ibadetleri bile terk etme
durumunda kalır. İmanî konularda bile tehlikeli işlerin,
sözlerin, tehlikeli amellerin içine düşebilir. Ve zamanımız
maalesef şu veya bu sebeplerle çeşitli bahanelerle böyle bir
anlayışın yaşandığı devirdir.
Nisa suresi 124. ayette
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Erkek olsun kadın olsun her
kim mümin olarak iyi işler yaparsa işte onlar cennete girerler
ve onlar zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.”
Kehf suresi 46. ayette
“Servet ve oğullar dünya
hayatının bir süsüdür. Ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin
nezdinde hem hesapça daha hayırlı hem ümit etmeye daha
layıktır.”
Evet değerli müminler!
Servet ve oğullar dünya
hayatının bir süsüdür onlara aldanmayalım. Onlarla eğlenmeyelim,
onlarla kalbimizi, gönlümüzü meşgul etmeyelim. Elbette
oğullarımız olur, olsun. Servetimiz olsun, olur. Buna mani bir
durum yok. İslam çalışmayı ve çoğalmayı emrediyor. Fakat
gönlümüzü bunlarla meşgul edip bunlarla düşüp kalkmak değil
işimiz. Bizi ölümsüz hayatta, cennet-i âlâda Allah Teâlâ’nın
cemali ile müşerref kılacak olan yaptığımız ibadetler, Allah
rızası için işlediğimiz amellerdir. İşte onlara sa’y edelim,
onlar üzerinde sürekli ve devamlı olalım.
İbadetlerinde devamlı olan,
Allah rızası için ameller yapan ve bunlarda istikrarlı bulunan
müminlere Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin ifadesiyle,
“gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiçbir insanın
kalbinden geçirmediği, geçiremediği nimetlerle bezenmiş” cennet;
hiçbir gamın, kederin, hiçbir üzüntünün, hastalığın, hiçbir
kötülüğün olmadığı ebedî bir hayat vardır.
Değerli müminler!
Nice mücrimler, nice
zalimler, nice müşrik ve kâfirler öldükten soran Allah Teâlâ’ya
niyaz edecekler. Çünkü kabir müminler için cennet bahçelerinden
bir bahçe iken, kâfirler, münafıklar, müşrik ve mücrimler için
cehennem çukurlarından bir çukur olacak. Kabirde cehennemin ilk
alametlerini, mahşerde hesap gününün dehşetini gördükleri zaman,
“Ya Rab bizi yeryüzüne yeniden döndür, sana layığı veçhiyle
kulluk edelim” diyecekler ama ne fayda! Bu dünyada iken, hayatta
iken uyanamayanlar, tevbe edip Rabbine dönemeyenler, o ebedî
saadeti kazanmak için gayret edemeyenler büyük ziyan içinde
olacaklar ve bu ziyanı telafi imkânları da olmayacaktır.
Şu kısa hayatımızı
değerlendirelim. Allah’a kulluk heyecanı ile Allah’a kulluk
hususunda sürekli ve devamlı olalım. Bugün şöyle yarın böyle
olmayalım. “İnsanlar iyi olursa ben de iyi olurum, toplum
bozulursa ben onlara karşı bir şey yapamam, ben de onlara
uyarım” diyen kimliksiz insan tipi sergilemeyelim. Bilakis
“insanlar iyi olursa ben de iyi olurum, insanlar kötü olursa ben
de bu kötülükle mücadele ederim” diyen şahsiyetli, kimlikli bir
iman eri olmaya gayret gösterelim.
Rabbimiz bize kulluk şuuru
ihsan etsin, imanla yaşatsın, imanla öldürsün. Amellerimizde
bizleri daim ederek, şu geçici hayatımızı Allah yolunda, İslam
yolunda, Kur’an yolunda harcamayı bizlere nasip ve müyesser
eylesin.