TEVFİK RIZA ÇAVUŞOĞLU BEY
ile MÜLAKAT
İLKADIM: Efendim, önce sizi
tanıyalım. Tevfik Rıza Çavuşoğlu kimdir?
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU:
19.07.1949 Kayseri doğumlu, inşaat mühendisi, evli, 4 çocuk
babasıyım. Akıncılar Derneği ilk ve son dönem genel başkanlığı
görevini ifa etmiş kardeşinizim.
İLKADIM: Efendim, siz Zeki
Soyak Hocaefendinin teşkilatçılık yönüne vâkıf olan
insanlardansınız. Tanışmanızdan başlayarak, Hocamızın teşkilatçı
yönünden biraz bahseder misiniz?
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: Pek
muhterem abim, değerli hocam Zeki Soyak Bey’le 1966 senesinde
Kayseri’de Ali Hoca Camiinde imam iken tanıştık. O günden sonra
dostluğumuz pekişmeye başladı. Çok sık bir araya geliyorduk.
Beraber namaz kılıyorduk, sohbetlerde bulunuyorduk. Daha sonraki
yıllarda Ankara’ya Mühendislik Mektebine okumaya gittiğimizde,
Zeki Abi de öğretmen olmuştu. Bu vesileyle görevini ifa etmek
için İmam Hatip Mekteplerinde görev almışlardı. Kendisi ciddi
manada dava insanı, gönül insanı, çok değerli, yiğit, mücahit
bir insandı.
Biz Akıncılar teşkilatımızı
kurduğumuzda, teşkilatlarımızı vilayet vilayet dolaşarak “Bir
mücahit nasıl yetişmelidir, bir mücahit nasıl olmalıdır.”
anlatan; tasavvuf dersleri, teşkilat sohbetleri yaparak bu
davada kalıcı izler bırakan gönül erlerinden bir tanesidir. Çok
değerli bir büyüğümüz, bir ağabeyimizdir.
Mefkûreci Öğretmenler
Derneği adında bir dernek kurmuşlardı. Bu dernek, Türkiye
çapında öğretmenlerimizin okullarda teşkilatlanmasında, bir
araya gelmesinde çok büyük hizmetler görmüştür. Mefkûreci
Öğretmenler Derneği, Türkiye’nin o günkü şartlarında Türkiye’nin
pek çok il ve ilçesinde şubesini kurmuş tüm inanan öğretmenleri,
bir araya getirmiştir. Bu getirişte tek dikkat ettiği nokta
şudur: İmanlı bir nesil yetişsin. İman gençliği yetişsin. Bu
iman gençliğine, mükemmel bir şekilde edep, hayâ ölçüleri
içerisinde çok büyük hassasiyet göstermiş ve bu hassasiyet ile
yürümüştür. Biz birlik ve beraberlik içerisinde bir teşkilat
müntesibi olarak kendisiyle uzun yılları paylaştık. Aynı davada
koştuk. Hizmeti ciddi manada çok kayda değer, değerli ilim
adamıydı, gönül adamıydı. Türkiye’de eğitime çok büyük katkı
sağladı. Çok büyük önderlikler yaptı.
İLKADIM: Bu çalışmaları
yaparken belirli bir siyasi kanala insanları yönlendirme mi
yapıyordu, yoksa bütün gaye İslam, İslam’ın geleceği,
müslümanların teşkilatlanması mı idi?
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: Gerek ben
olayım, gerek Zeki Soyak Hocam olsun, bir siyasi partiye
kanalize etmek değildi gayemiz. Gaye, önce inanmış bir insan
modeli ortaya koymak, iman birliği içerisinde, inanç birliği
içerisinde, aksiyon birliği içerisinde, disiplin birliği
içerisinde meslek ve meşrep taassubu yapmadan, ila-yı
kelimetullahın yeryüzüne hâkim kılınması için çalışmaktı. Bu
topluluğu yetiştirmek, onlarla yekvücut olmak için bu
çalışmaları yapmaktaydı.
Önce insan, imanı bütün,
ahlakı bütün, bütün güzelliklere sahip olmuş kul ve ümmet olma
şuurundan hareketle, Habib-i edibin razı olduğu bir ümmet
yetiştirme sevdası dışında bir sevdası yoktu. Tek gayesi, önce
insan deyip, insanın gönlünde Allah sevgisini, Kur’an sevgisini,
vatan sevgisini, Peygamber sevgisini hâkim kılmak, ümmetin
birlik ve beraberliği için mücadele vermekti. Bu yolda,
kendisini sevenlerle birlikte uzun yıllar mücadele verdi. İz
bırakanlardan oldu, gelip geçenlerden değil.
İLKADIM: Birlikte
seyahatleriniz oldu mu efendim?
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: Zeki Bey
Hocam ile çok seyahatlerim oldu. Onlarca desem az, yüzlerce
desem yeridir. Gönül adamı olarak, ilim adamı olarak. Ne zaman
ki bir telefon açtığımda, Hocam şuraya gidiyoruz dediğimde “yine
garip buldun değil mi beni, bu garibin sesi çıkmaz dedin değil
mi, hadi gel gidelim bakalım, hizmette birlikte yol alalım” diye
tevazu ile icabet ederdi.
İnandığımız dava uğrunda
köy, şehir, kasaba demeden, yağmur, çamur demeden, soğuk, sıcak
demeden onlarca yüzlerce seyahatlerimiz olmuştur birlikte.
Bunlardan bir tanesinden kısaca bahsetmek istiyorum: Bir gün
telefon aldım Ankara’dan. Yakın dostlarımız dediler ki,
“Türkiye’de İslamcı gençliğin bölge başkanlıkları
oluşturulacak”. “Derhal” dedim dostlarıma. Yanıma Zeki Soyak
Hocamı da almak istedim. Çünkü o, gönül insanıdır. Onun yol
arkadaşlığına, dostluğuna doyum olmaz. Telefon açtım, “Hocam ben
geliyorum”, dedim. Her zamanki tebessümüyle, güler yüzlülüğüyle,
“Program nedir, Tevfik Rıza?” diye sordu, dedim ki “yengemden
helalliğini alacaksın, 25 gün eve uğramayacaksın. Ona göre
hazırlığını yap!”
Önce Kayseri’ye geldik,
Kayseri’de İslamcı gençliğin bölge başkanlığını oluşturduk,
arkasından toplantılar yaptıktan sonra da Niğde üzerinden
Adana’ya vardık. Adana’da aynı toplantıları yaptık, bir gün
sonra Gaziantep’e geçtik, Gaziantep’ten Kahramanmaraş, Urfa,
Diyarbakır derken 25 günün sonunda Ankara’ya döndük. Birlikte
geçen 25 gün boyunca zaman zaman arabada uyuyorduk. Zeytin,
ekmek yedik, hiç lüksümüz yoktu. Ben, belki zaman zaman ona naz
yapardım. “Hocam himmet buyurun da yiyelim, içelim” dediğim
zaman “Tevfik Rıza, bu yol çileli yol, bu yol uzun yol, bu yolda
bunlara katlanacağız”, derdi.
Erzurum’dan Zigana’ya
geçiyorduk, Zigana dağlarından geçerken bende bir böbrek
rahatsızlığı oldu. Rahatsızlığım sebebiyle birkaç saat bir
kenarda bekledik. Sıcak tuğla ısıttı bana. Tuğlayı ısıttı
getirdi, böbreğimin üstüne koydu. Trabzon’a indiğimizde
arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin evinde kısa bir müddet tedavi
gördük.
Zeki Hocam ile yolculuk
bambaşkaydı. Sohbeti başka, dostluğu başka, arkadaşlığı başka,
ilişkisi başkaydı. 57 yaşına geldim, Zeki Hocam Türkiye’de
gördüğüm çok nadir insanlardan bir tanesiydi. Güler yüzlü ve
şefkatliydi. Dostluğu, kardeşliği ve her şeyiyle bize güven
verirdi.
İLKADIM: Bu mücadelelerinde
dünyevî bir gaye var mıydı?
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: Zeki
Bey’in hiçbir zaman için dünyevî bir gayesi olmadı. Zeki Bey
gönül adamıydı. Yani Peygamberimizin Hz. Ali kerremallahu
vecheye buyurduğu gibi: “Cenab-ı Allah seni bir kişinin
hidayetine vesile kılarsa şu güneşin üzerine doğup batan bütün
varlıklara sahip olmandan daha hayırlıdır.” hadis-i şerifi
mucibince insanların gönüllerini kazanmak için, gönüllere hitap
etmek için mücadele veren bir insandı.
Dünyalık hiçbir kaygısı
yoktu. Dünyalık kaygısı yoktu diyorum; zira sürgünden sürgüne
gitti. Elinden müdürlükleri alındı, hiçbir zaman için kula
kulluk etmedi. Kulların kapısında beklemedi. Onların çantasını
taşımadı, onlara tenezzül etmedi. Makam peşinde koşmadı, dünya
peşinde koşmadı. Başına gelenleri sadece Rabbinden bildi. Her
şeyi de Rabbinden bekledi. Çünkü gönül insanıydı, gönül
sultanıydı. Çok ihtiyaçlı duruma düştüklerinde bile hiçbir yere
tenezzül etmedi. Alnının teriyle, kaleminin ucuyla
Nevşehir’imizdeki firmalarda, onların muhasebelerini tutarak
alın terini yemeye gayret gösterdi. Hiç ikbal peşinde değildi,
alın teriyle hayatını idame ettirdi. Çünkü kendisi zaten bir
vakıf insanıydı, kendisini gençliğe vakfetmiş, cemaate
vakfetmiş, İslam’a vakfetmişti.
Türkiye sevdalısı bir
kardeşimizdi. Çok şeyleri birlikte paylaşıyorduk. Önce insan
diyorum, insanda aradığım şey Allah korkusu, Allah sevgisi,
Peygamber sevgisi, Kuran sevgisi. Aynı şeyleri biz Zeki Bey
ağabeyimle paylaşıyorduk. Garip geldi ve garip gitti. Kendisi
“Türkiye’de üç garip var. Gariplerin genel başkanı Tevfik Rıza,
ben de üyesiyim. Bir de Ankara’da Tellioğlu var” derdi. Şimdi
garip iki kaldı. En güzel garibi ahirete uğurladık. Makamı
cennet olsun, gönül dostum, çok değerli bir büyüğüm idi.
İLKADIM: Efendim devlet
adamlarıyla olan ilişkileri nasıldı? Çünkü böyle bir insan,
teşkilatçı bir insan, siyasetin dikkatini çekecek bir insandı.
Bakıyoruz biz 1975’de kurduğu ve 1980’e kadar devam eden
“Mefkûreci Öğretmenler Derneği”nde 150 tane il ve ilçe olarak
teşkilat kurmuş, siyasetçilerin, devlet adamlarının dikkatini
çeken bir konumdur bu elbette. Onlara bakış açısı nasıldı?
Onlarla diyalogları nasıldı?
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: ‘Önce
hizmet’ mantığı ile bu işe bakardı. ‘Önce hizmet’ derdi. Kurduğu
teşkilatını siyasî iktidara dönüştürmeyi hiç düşünmedi. Siyasi
iktidar peşinde koşmadı. Sadece bu teşkilatları ile ülke
insanının, güzel yurdum Anadolu’nun bütün insanlarının maddî ve
manevî eğitimi için mücadele verdi. Bu güç, başkalarının elinde
olsaydı onu dünyaya karşı kullanmaya gayret gösterirlerdi.
Nitekim bunu günümüzde yaşıyoruz. Yani sendikaların, derneklerin
bugün durumunu görüyoruz. Hangi siyasi partilerin kapılarında
hangi hizmetler için yarıştıklarını biz görüyoruz. Makam-mevki
peşinde koştuklarını görüyoruz. Zeki Bey bunlara hiçbir zaman
tevessül etmedi.
Zeki Bey inancının gereğini,
öğrenmeyi, yaşamayı, tebliğ etmeyi birinci hedef olarak aldı. Bu
insan Anadolu’yu adım adım gezdi, köyleri adım adım geziyordu.
Piknikler yapıyorlardı, sempozyumlar yapıyorlardı, kamp
yapıyorlardı, mücadele veriyorlardı. Sırf ülke insanının manevî
kalkınması için bunu yapıyorlardı.
Hiçbir siyasî iktidar
peşinde koşmadı. Belirli siyasilere karşı muhabbeti, kalbî
yakınlıkları mutlaka olmuştur. Ancak Zeki Soyak kendi nev-i
şahsına münhasır. Ben şu makamlara geleyim, ben şuraya şunları
getireyim diye dünyalık peşinde koşmamıştır. Siyasilere raporlar
sunuyordu, bildiriler sunuyordu, mesajlar veriyordu. Yazıyordu
ve çiziyordu. Ülke insanının asr-ı saadet ruhuna uygun olması
ona uygun hizmet programlanması için gecesini gündüzüne katan
çok değerli bir insandı. O, dünyalık peşinde koşmadı, iktidar
peşinde koşmadı. Bütün düzeyde derneklere, cemiyetlere,
cemaatlere, vakıflara kendisini vakfetmiştir.
İLKADIM: Hocamla uzun müddet
arkadaşlık yaptınız, Türkiye’nin her tarafını gezdiniz,
dolaştınız, teşkilatlar kurdunuz. Bu zaman zarfında, Hocamın
vefasıyla ilgili izlenimleriniz nedir?
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: Hocamın
ahirete intikali ile ilk haberi aldığımda ben, Muğla
Köyceğiz’deydim. Değerli mahdumu, sevgili kardeşim Nurettin Bey
telefon ettiğinde saat 7 idi. Duyunca İnna lillahi ve inna
ileyhi raciun dedim ve arkasından duamı yaptım. Hayırla yâd
ettim. Türkiye’de ulaşabildiğim 15 vilayetten arkadaşlarıma
ulaşabildim. O dostlarımla Zeki Hocamın ahirete intikalini
paylaştığımda, cidden onun değerli bir insan olduğunu bir daha
anladım. Arkasında iz bırakmış, kendisini sevenler, dua edenler
bırakmış, gönüllerde taht kurmuş. Telefonda arkadaşlarımla hem
dua ettik hem hıçkırıklarla ağladık.
Bir insan olarak kendisine
vefa etmeyenler oldu da, Zeki Beyin vefasızlığı hiç olmadı. O
verdiği sözü anında yerine getirirdi. Bir vefasızlık örneği
koymadı fakat ona karşı vefasızlık örneği ortaya koyanlar bizce
malumdur efendim.
İLKADIM: Bu gezilerinizde
tanıdığı kişileri ve evliyaullahın kabirlerini ziyaret
ederlermiş.
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: Zeki
Soyak Hocamızla beraber yola çıktığımız zaman arabaya oturur
oturmaz, “yol emirim sensin” derdi bana. O gönül insanı,
kibarlığından, güzelliğinden dolayı, herhalde akıncılar derneği
genel başkanlığından dolayı, bana reis derdi. “Şimdi reis ben
miyim, O halde yol programını ver hocam” derdim.
Hadi bakayım, sigortayı
yapalım, sekiz Ayetel kürsi okuyalım derdi. Sekiz Ayetel kürsiyi
okurduk. Sigortayla birlikte, gitmiş olduğumuz vilayetlerde
bölgelerde, beldelerde daha girerken 15’er salâvat-ı şerife
okurduk. Kabir ziyaretleri yapardık. Nokta ziyaretleri yapardı.
Ahirete göçmüş evliyaullahın kabr-i şeriflerini ziyaret ederdik.
Ancak şunu hiç unutmayalım ki o vilayete girmeden önce 15
salâvat-ı şerifeyi mutlaka getirirdik. Ardından da oradaki
büyüklerimizin kabirlerini ziyaret ederdik. Onunla çok değerli
ziyaretlerimiz oldu. Dururduk böyle. Duasını yapardı. Ben de
himmet hocam derdim. Sarılırdık. Böyle çok hoş günlerimiz
geçerdi.
İLKADIM: Çok güzel bir metot
verdiniz efendim. Efendim şimdi Zeki Hocam sizden yaş olarak
büyük olmasına rağmen sizin bir teşkilat başkanı olmanızdan
dolayı arabaya bindikleri zaman size tabi olduğunu, fakat siz
başkan olarak ona emredip araç komutasını size veriyorum deyince
artık vazifeye başlıyor.
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: Vazifeye
başlardı. Arkasından bu durmazdı, bizim sigortayı yaptıktan
sonra da günlük görevlerimiz vardı. Akıncı at üzerinde dahi
görevini ifa eder. Biz sigorta haricinde görevlerimizi de
yaparak giderdik. Gece olduğu zaman teheccüdü arabada kılardı.
Yoldayız, dağın başındayız battaniyeye sarılırdı. Hiç
unutmuyorum, hiç de gözümün önünden gitmiyor. Battaniyeye
sarılırdı teheccüdü oturduğu yerden kılardı. Arkasından da
arabada mütemadiyen zikre devam ederdi.
“Hocam, sen zikre devam et
ben de arabayı sürmeye” derdim.
İLKADIM: Sünnete bağlılığı o
yolculukta dahi hissediliyor muydu?
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: Bir kere
Zeki Soyak Hoca denilince aklımıza şu gelmeli arkadaşlar. Zeki
Soyak Hoca Asrısaadet ahlakını kendisine hedef almış bir
mümindi. Asrısaadet ahlakını öğrenmeye, yaşamaya gayret gösteren
bir mümindi. Aynı zaman da bunları anlatmakla kendisini yükümlü
kılan da bir öğretmendi. Gönül adamıydı. Hem onu öğreniyordu hem
öğrendikleriyle de amel edip amelini de artırıyordu ve
insanlarla paylaşıyordu.
Zeki Soyak Hoca, önce iman
ve amel diyen; bunları hayatına belli bir disiplinle uygulayan;
meslek, meşrep taassubu yapmadan bütün bu hassasiyetini ortaya
koyan çok değerli bir insandı. Gönül insanıydı.
İLKADIM: Efendim bu
ziyaretlerinizde hastalıktan, rahatsızlığından şikayetlendiği
oldu mu?
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: Zeki
Hocamın her türlü olumsuzluklar karşısında bir şikâyetini
duymadım. Belli odak noktaları tarafından çok rahatsız edildi.
Çok mağdur edildi. Mağduriyetlerinin karşısında hep sabır
diledi. Hiçbir şikâyette bulunmadı. Şimdiye kadar hastalığı
esnasında da ben, en ufak bir şikâyetinin olduğunu duymadım.
Şahit olmadım. O, “ne gelirse Allah’tan Tevfik Rıza” derdi.
Ben bütün gün dostlarımıza,
Zeki Soyak Hocamın hayatının örnek alınmasını söylüyorum. Çünkü
örnek bir ağabeydi, örnek bir babaydı, örnek bir mücahitti,
örnek bir yiğit insandı. Asrısaadet yolunun yolcusuydu. Avize-yi
Muhammedî’den feyiz alan Allah dostlarının başında gelirdi.
Fevkalade, tavizsiz, güzel bir insandı. Tekrar ediyorum avize-yi
Muhammedî’den feyz alan gönül sultanlarının arasındaydı,
yanındaydı, başındaydı. O kadar değerli bir insandı. Tek gayesi
kul ve ümmet mertebesine ermekti. Hizmet etmekti ve de böyle
oldu. Hiç dünya peşinde koşmadı, hizmetini yaptı.
Suya atılan bir taşın
etrafında hâleler oluştuğu gibi, bulunduğu Nevşehir’den bütün
Türkiye’yi kuşatacak tarzda, tasavvuf edebine yani asrısaadet
ruhuna uygun bir şekilde gençliğin, insanlığın yetişmesi için
her türlü gayreti gösterdi. Örnek alınması gereken en güzel
insanlardan birisidir.
İLKADIM: Bu yolculukta namaz
adabına riayeti nasıldı efendim? Vakti geciktirme gibi bir
özelliği var mıydı hocamızın?
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: Çok
olağanüstü bir şey olmazsa mutlak şekilde cemaatle namaz kılmaya
dikkat ederdi. Olmazsa ikimiz cemaat olurduk. Vakit girince
hemen hazırlığımızı yapıyorduk. Zaten hemen hemen % 90 hazır
olurduk. Çünkü vasıtamıza bindiğimizde, gün boyu abdestsiz yere
basmamaya özen gösterirdik. Zeki Hocam, bu hassasiyeti de
gösterenlerin başındaydı. Ya hazırdık ya da hemen hazırlığımızı
yapıp ya birlikte veya meskûn bir mahaldeysek ve cami yanından
geçiyorsak camide, cemaatle birlikte namazımızı kılmaya gayret
ederdik. Cemaat ruhuna inanmış bir insandı. Hem cami cemaatine
hem de yeryüzünde olması gereken İslam cemaatinin varlığının
oluşmasına katkı sağlayacak kadar ilim, edep, hayâ sahibi,
gayret sahibi bir insandı. Namazdan da hiç taviz vermezdi.
Namazı da cemaatle kılmaya gayret gösterirdik. O sünneti hiç
terk etmezdi. Çok değerli bir insandı.
İLKADIM: Peki efendim sosyal
hayatta hediyeleşme durumu nasıldı?
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: Zeki
Hocam hediyeleşmeyi severdi. Ziyaretleşmeyi severdi. Bu konuda
bizatihi ben de örnekleri vardır. “Çam sakızı çoban armağanı
Tevfik Rıza” der, küçük bir şey de olsa hediye getirirdi. Biz de
imkânlarımız olduğu takdirde hediye getirirdik. Hediye vermeyi
severdi. Hediye alma gönül almaktır, ısındırmadır. Kardeş
kazanmadır. Zemin hazırlamadır. Hediyeleşmek dost kazanmak
demektir.
Asrısaadette olduğu gibi o
günden bugüne bu yolu takip eden çok değerli ilim adamlarımızın,
önderlerimizin hocaefendilerimizin bunu yaptığını görüyoruz.
Hocaefendimiz de bunlardan bir tanesiydi. Bunu yapardı. Küçük de
olsa hediye alırdı. Çocukları sevindirirdi. Gençleri
sevindirirdi. Gittiği dostlarını sevindirirdi.
İLKADIM: Tam bir dava
adamıydı.
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: Tam bir
dava adamıydı. Tam bir tevekkül ehli idi. 1993 senesinde
Nevşehir’e gidecektik. Orda bir miting varmış. Zeki Hocam, ben
ve üç çocuğum birlikte mitinge Kayseri’den Nevşehir’e gidiyoruz.
Kalaba yakınlarında o gün asfaltta buzlanma varmış. Proje
adamlığı, dert adamlığından ve Adnan Kahveci’den bahsediyorduk.
Sanırım arabada 150-160 km hız vardı. Araba buzada kayma yaptı.
Cenab-ı Allah bizi karşıdan gelen kargo arabanın altından
korudu. Kargo araba geçtikten sonra arabamız, Kayseri yönüne
dönüş yaptı ve takla atmaya başladı. Zeki Hocamla birlikte
şehadet getirerek arabanın içerisinden sağ salim çıktık.
Arkasından onlar hemen hastaneye getirildi, beni de akabinde
hastaneye getirdiler.
“Cenab-ı Allah bizi hizmet
için ayakta tutuyor, daha pek çok hizmet yapacağız inşallah,
Tevfik Rıza!” dedi.
Tevekkül ehli, çok değerli
bir dava adamıydı. Allah gani gani rahmet eylesin, mekânı cennet
olsun. Allah bize onu ahirette şefaatçi eylesin.
İLKADIM: Tedbiri hiçbir
zaman elden bırakmayan bir hali vardı. Mütevekkilliğin yanında
tedbiri de mutlaka yerine getirirdi. Fakirlik hakkında görüşleri
nasıldı sizce Zeki Hocamın?
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: “Bir
insanın İslam’dan nasibi yoksa o kişi fakirdir. Ama İslam’la
tanışmışsa, Allah’la barışıksa o insan zengin” derdi. Dünyaya
rağbet etmezdi. Atım olsun, arabam olsun; katım olsun, yatım
olsun ağzından hiç duymadım. 35 yıllık beraberliğimiz oldu.
Koştuk, aynı arabayı paylaştık, aynı ranzada sırt sırta
yattığımız oldu. Hiçbir zaman için lüks adamı olmadı. Zengin
olayım, şöyle olayım, böyle olayım derdi yoktu. “En büyük
zenginlik bizim zenginliğimiz Tevfik Rıza!” derdi.
“Herkes miras bırakmaya
çalışıyor, biz de gençliğe bir şey bırakmaya çalışıyoruz. En
büyük zenginlik, Allah’ın yolunda yürümek, Allah’ın razı olduğu
hizmetleri deruhte etmek, Allah’ın verdiği malı insanlara
vermektir. Asıl fakir bunu yapamayanlardır” derdi. Bu ifadeleri
kullandığına çok şahit oldum.
“Bu yolda insanın atının
olması, arabasının olması, katının, yatının olması zenginlik
değildir. Bak, elhamdülillah bugün yolda gidiyoruz, davayı
anlatıyoruz. Müslümanları ziyaret ediyor, konuşuyoruz. Bundan
daha mükemmel, daha büyük zenginlik olur mu? Asıl fakir
İslam’dan haberi olmayandır” derdi.
İLKADIM:Peki efendim,
siyasete ve siyasetçilere bakış açısı nasıldı?
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: Elbette
müslümanların siyaset yapmasından yanaydı. İslamın sadece
ibadetten ibaret olmadığının şuurundaydı. İslam’ın bir devlet
anlayışı, bir siyaset anlayışı, bir hukuk anlayışının olduğunu
ifade eder ve her sahada olduğu gibi bu alanda da insanların
yetişmesi için hem dua eder hem de sınırsız gayret gösterirdi.
Türkiye’de İslamî manada
siyasî organizasyonların güç ve kuvvet bulmasında çok büyük
hissedardır. Cemiyetiyle, teşkilatıyla birlikte bunun çilesini
çekerek büyük katkılar sağlamıştır. Çok büyük mücadele
vermiştir. Ama hiçbir zaman kendisi buralardan şahsen istifade
etme yoluna gitmemiştir.
İLKADIM: Efendim davete icap
adabı nasıldı hocamızın?
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: Çok
önemli bir noktaya temas buyurdunuz. Meşru olan bütün davetlere
icabet ederdi. Fakir demezdi, fukara demezdi. Yalnız demezdi.
Hasta demezdi. Yeter ki sünnete uygun bir davet olsun. Bütün
güzelliğiyle, hassasiyetiyle davete icabet eder ve zamanında
gelirdi. İşin külfet olmaması için her türlü gayreti gösterirdi.
En çok da davet etmeyi de
severdi. “Hoca evinden aş çıkmaz” derler ya Zeki Hocaya göre
söylenmiş söz değildir. Zeki Hocanın sofrası açıktı. Evi açıktı.
Evi Erkam’ın eviydi. Sohbetler yapılır, yatılırdı kalkılırdı.
Tekrar sohbetler yapılırdı. Yenir ve içilirdi. Yani
asrısaadetteki örnek evlerden biri olduğunu söyleyebilirim.
Çünkü biz müteaddit defalar birlikte olduk. Çok fedakâr bir
ağabeydi. Yemezdi, yedirirdi. Yedirmeyi çok severdi. Cömert bir
insandı, gönlü de eli de cömertti. Onun da evini Allah
bereketlendiriyordu. Bazen sofrasında envai çeşit şey bulunurdu.
Fevkalade gönül dostu bir insandı.
İLKADIM: İlim ehline önem
verir miydi?
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: İlim
ehline son derece ehemmiyet verir, ilim adamlarını dinler,
onları okur, onları ziyaret eder, onlarla meşveret ederdi. Bu
bunların çoğuna şahit oldum. Bizim çok çeşitli komisyonlarımız,
ilim heyetlerimiz olmuştu. İlim heyetlerinin hepsinde Zeki Hocam
yer almıştır.
Her zaman için dinlemeyi çok
severdi. Üzerine söz söylenmesi gereken konu varsa o zaman uygun
bir lisan ile konuyu arz ederdi. İlme ehemmiyet verirdi. İlim
adamlarına da ehemmiyet verirdi. Çok saygılı bir insandı. Hiçbir
zaman için kaynağı, dayanağı olmayan bir konuşma yapmazdı. Görüş
beyan etmezdi. Hiç nefsinden konuşmazdı. Ben şahidim.
Konuşmasından insanların faydalanacağını mülahaza ederse o
takdirde kendi düşüncelerini aktarırdı. İlim adamlarını kaynak
göstererek, o değer verdiği insanların sözlerine kendi
düşüncelerini de katarak anlatırdı. Hiç nefsî bir olayına şahit
olmadım.
İLKADIM: Mazlumlara karşı
davranışı nasıldı?
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: Çok
şefkatliydi. Ben şahit oldum. Sohbetlerimizde biz bunları
konuşurduk. Zaten biz bir araya geldiğimiz zaman konuştuğumuz
şey davaydı. Bizim aramızda ticaret konuşulmazdı. Çünkü ticarî
bir kaygımız yoktu. Biz dünya müslümanlarını konuşurduk.
Fas’tan, Tunus’tan, Cezayir’den bahsederdik. Gittiğimiz
yerlerde, Afganistan’dan, Eritre’den Mora’dan, Çad’dan,
Bosna’dan yani yeryüzündeki ezilen müminlerden, müslümanlardan
bahsederdik. Onların huzursuzluğundan yakınırdık, onlara bir
şeyler yapamamamın acziyeti içinde olduğumuzu anlardık.
Düşünürdük. Anlatırdık. Konuşurduk. Onlara müslüman bir elin
uzanamamasından endişe ederdik. Ah şu varlığımız olsaydı da, şu
imkânlarımız olsaydı da şunları şunları yapsaydık, şuralar
şuralara gitseydik diye günlerce aylarca projeler üzerine
tartışırdık. Konuşurduk. Mücadele verirdik. Anlatırdık. Yani
mazlumun, mağdurun, garibin dostu bir insandı Zeki Abi...
İLKADIM: Bütün insanlar bir
fetret dönemi yaşadılar efendim. Toplumlar da fetret dönemi
yaşadı. Zeki Soyak hocamın bu 30 yıllık arkadaşlık, kardeşlik
döneminde yaşanan fetret dönemlerinde insan motive etme durumu
nasıldı.
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: Zeki
abiyi başlangıçta nasıl tanıdıysam odur. Tam bir kâmil müslüman
olarak tanıdım. Kamil bir müslüman olarak birlikteliğimiz devam
etti. Benim ölçülerime, benim gözlemlerime göre tam manasıyla
örnek alınacak bir mihrap ehliydi. Bir minber ehliydi. Bir
önderdi, bir liderdi. Bir otoriteydi. Hal ehli güzel bir
insandı. Sadece Zeki Soyak değildi. Zahiren fevkalade Allah
dostlarının yanındaydı arasındaydı, başındaydı diye bir ifade
kullandım. Bu ifade Zeki Hocam için çok büyük bir ifade değil,
hak ettiği bir ifadedir. Edep ve hayâ yüklü bir insandı. Güzel
bir insandı. İnsanlara Zeki Hocamla birlikte varırdık,
hediyeleşirdik. Geçmişi ne olursa olsun tebliğ yapardık.
Konuşurduk, İslam’ı anlatırdık. Yani hiçbir zaman insanları
kamplara, fırkalara meşreplere bölmezdik. Bütün insanları
ziyaret ederdik.
O insanlara asrısaadet
İslam’ının o güzelliklerini, Erkam’ın evindeki hizmetleri
anlatmaya çalışırdık. Onları kazanmaya çalışırdık. Onlarla
birlikte yürümeye gayret gösterirdik. Bunun da çok çilesini
çekmiştir. “Ne olacak bu milletin hali Tevfik Rıza? Ne olacak
müslümanların hali?” derdi. “Ah, şöyle bir gücümüz olsa da bir
yardımcı olsak” derdi.
Fevkalade güzel düşünceleri
vardı. Onun için bütün dönemler de, insanların yanlışlarına
bakmadan, onların yanlışlarını görmeden, onları doğruluğa,
güzelliğe davet etmiştir. Güzellikle mücadele vermiştir. Ancak
tam arzu ettiği noktada bir nesil meydana gelmişken göremeden
gitti. Çünkü onun çok büyük bir arzusu vardı. Türkiye’de hak
hâkim olsun, ilkokulun temeline amentü konsun. Amentüsüz bu iş
olmaz, derdi.
İlkokulun temelini amentü
korsak, doktoru da, mühendisi de, valisi de, askeri de, vatan
için çalışır çabalar. Çünkü vatan sevgisinin kaynağı da imandır.
“Nesil imanlı olacak ki, vatanına, milletine, devletine,
insanlığa ve İslam’a hizmet etsin” derdi. Bizim temel felsefemiz
buydu. “Bütün bunlarla birlikte, bu mücadeleyi kardeşlik ruhu
içerisinde yapalım” derdi.
Fakat o çok arzu ettiği
güzel toplumu, o güzel toplumun tahakkukunu, o mükemmel
nesillerin yetiştiğini görmeden gitti. Ama elhamdülillah iz
bıraktı gitti. Tohum ekti. İnşallah o tohum büyüyecek.
Hizmetleri bıraktığı yerden, bütün kurum ve kuruluşlarıyla,
bütün müesseseleriyle, bütün güzelliğiyle devam edecek, daha
nice güzel mesafeler katedecektir. İnşallah onun kemiklerini,
onun ruhunu incitecek hiçbir harekette bulunulmayacak, bu
hareket yürüyecektir. Bu hareket yürüdüğü müddetçe o da orada
ebediyen rahat edecektir. İnanıyorum ki:
Eve akın var akın
Küfrün zevali yakın
Küfür bin yıllık ocak
Ve elbet yıkılacak.
İnşallah küfrün yıkılması,
hakkın ikamesi, imanın terennüm etmesi, güç ve kuvvet bulması
onun açmış olduğu bu güzel çığırdan devam edecektir. Hedefine
inşallah ulaşacaktır. Allah gani gani rahmet eylesin. Tekrar
tekrar ne kadar dua etsek az. Çünkü o duaların en güzelini hak
eden bir ağabeydi, bir insandı, bir gönül insanıydı.
İLKADIM: Zeki Soyak Hocamız
ölüm döşeğinde bile son anına kadar hep hizmeti hayal etti,
hizmette bulunmayı arzu etti. Bizler hizmet heyecanımızı
kaybedersek, bu heyecanı tekrar tazelemek için alimlerimiz de
çevremizde kalmayınca ne yapabiliriz?
T. RIZA ÇAVUŞOĞLU: Makamı
cennet olsun. Zannediyorum vefatından 15 gün önce ziyaretimde
bile bana dava şuuru verdi, benimle bazı şeyleri istişare etti.
Bazı şeyleri tartıştı. Fevkalade hizmet yüklü, cihat yüklü bir
insandı. Tek kelimeyle kalite bir insandı.
Ne yapmamız lazım; Erkamın
evine dönmemiz lazım, okumamız lazım, okumamız lazım, okumamız
lazım... Varılması gereken noktaya ancak okuyarak gideceğiz
Konuşarak gideceğiz. Sohbetlere gideceğiz. Erkamın evini
canlandırmamız lazım. Erkamın evini, evlerini asrı saadette
olduğu gibi canlandırmamız lazım. Bunu canlı tutmamız lazım.
Kuran ve sünnet çizgisinde,
evliyaullahın tavsiyesi istikametinde, büyüklerimizin,
mihmandarlarımızın, öncülerimizin tavsiyeleri istikametinde,
onlar bizi görüyorlarmış gibi onlar yanımızda oturuyorlarmış
gibi vazifelerimizi ifa etmemiz lazım. İfa edersek inşallah
kurtuluruz. Yani özet olarak İslamı öğrenmeye çalışmalıyız.
Yaşama gayreti göstermeliyiz. Hikmetle tebliğ etmeliyiz. Bunu
yaparken de kendimizi mükemmel yetiştirmeliyiz. Erkamın evlerine
canlılık kazandırmalıyız. Basına, yayına, bütün görsel iletişime
ehemmiyet vermeliyiz. Çok sık bir araya gelmeliyiz. Cemaat
ruhundan cemiyet ruhundan ayrılmamalıyız. Haftalık sohbetler,
aylık bölge sohbetleri vs yaparak bu birlikteliğin
devamlılığını, daha mükemmel olmasını sağlamalıyız. İllaki bir
araya gelinecek. Yani iman birliği, inanç birliği, aksiyon
birliği, disiplin birliği, meslek ve meşrep taassubu yapmadan,
ila-yi kelimetullahın tahakkuku için, cemaat ruhu için bir iman
yuğuru oluşturmamız lazım. Bu iman yuğurunun da erkam evindeki
hizmetlerle şekilleneceği kanaatindeyim. Buna ehemmiyet verirsek
başarılı oluruz. İnşallah çok sık bir araya gelelim, sünnete
sıkı sarılalım, Kur’an’a sıkı sarılalım, o zaman muvaffak
oluruz. Daha mükemmel noktaya doğru gideriz.
İLKADIM: İnşallah efendim.
Allah razı olsun