HASAN AKSAY
BEY ile MÜLAKAT
İLKADIM: Hasan Aksay
Hocamızda misafiriz. İnşallah Hasan Aksay Hocamızla Zeki Soyak
Hocamızı konu alan bir sohbet gerçekleştireceğiz. Efendim, Zeki
Soyak Hocamızın öğrenciliğinde dikkat çeken yönleri nelerdi?
HASAN AKSAY: Zeki Bey
kardeşimiz öğrenciyken de çok yetenekli, kabiliyetli, çalışkan,
dürüst, İslam ahlâkını yaşayan ve bu yaşadığı ahlâkı etrafına
vermek isteyen güzelliklere sahip bir kimseydi. Ben Kayseri’de
İlahiyat Fakültesini bitirdiğim zaman, 55-56 ders yılında
öğretmenlik yaptım. Demek ki şimdi tam yarım asır oluyor.
Talebelerimizin içinde üstün zekâlı, gayretli ve çalışkan Zeki
Bey gibi kimseleri iyi hatırlıyoruz.
Zeki Bey üstün kabiliyetli,
çalışkan ve gayretli bir arkadaşımızdı ama Zeki Beyin diğer
çalışkan talebelerimizden çok farklı bir tarafı oldu. Hani
ışıkların az olduğu bir şafak zamanı vardır. Bir de yaz
günlerinin Mekke’de, Medine’de o ufkun çok geniş olduğu zaman ki
parlak güneşin altındaki durumu var. Zeki Bey talebeliğinden
sonra da çok daha parlak, çok daha büyük hizmetler yaptı. Bu
sonraki hizmetleri, öncekileri biraz bizim gözümüzde küçük
bıraktı. Yani Zeki Bey sonradan her yönüyle büyük bir aksiyon
insanı oldu. Allah çok büyük şeyler bahşetti. Elhamdülillah, iyi
bir kardeşimiz oldu. Onun yanında onu övmek de çok zor yani.
Estağfurullah, böyle bir teşbih yapamayız ama Üstad, anlatmakta
bir kolaylık olsun diye Peygamber efendimizin hayatını yazarken
diyor ki, “seni anlatmak ne mümkün, 1000 defa hayatın yazılmış,
1001.sini mi söyleyeceğim ben, böyle bir şey olmaz ama seni
tekrar etmek ne mümkün. Tekrar etmek, bir şeyi iyice
posalaştırdıktan sonra anlatmaktır. Hâlbuki Seni herkes
anlayabildiği kadar anlatıyor. Onun için seni anlatmakta teşbih
yok, sen bir ummansın, ben kırık bir tekneyle sahilde açılmış
kimseye benziyorum. Biliyorum ki bu ummanın içerisinde
kaybolurum.”
Şimdi Zeki Beyi anlatabilmek
zor. Hakikaten Allah bir insana lütfederse her tarafıyla
lütfediyor. Tabiİ O da layık olursa lütfediyor. Kurduğu
Mefkûreci Öğretmenler Derneğiyle ülkeye çok büyük hizmet etti.
Eserleriyle çok büyük hizmet etti, yayınlarıyla çok büyük hizmet
etti, yetiştirdiği insanlarla hepsini geçti. Yani bir de öyle
insanlar yetiştirdi ki “ben Zeki Hocamla beraber çalıştım” diyen
adamın, dürüstlüğünde, pırlantalığında, hedefinde, çalışmasında
bir başka eda, bir başka tavır oluyor. Elhamdülillah, Türkiye’de
dervişlikte de bu oluyor ama bir takım noktalar eksik kalıyor.
Yani şimdi edep menşei bakımından Zeki Beyle beraber yetişen
insanlar, beraber çalışan insanlar bir dervişten daha ileri. Ama
öbür tarafta ilmi ve eser verme noktasında da çok büyük bir
gayrete sahip. Bu bakımdan Zeki Beyin nasibini anlatmak biraz
zor. Nasıl anlatalım Zeki Beyi. Zeki Bey, bizim öteden beri çok
saygı duyduğumuz bir kardeşimiz. Allah ecrini ziyade eylesin.
İnşallah bu hizmetlerini, yetiştirdiği talebeler, beraber
çalıştığı kardeşler çok daha ileriye götürecek, öyle ümit
ediyorum.
İLKADIM: Ben O’nun
öğrencisiyim. İmam Hatip Lisesindeyken müdürümüzdü. Ben küçük
bir çocukken Allah razı olsun bizi aldılar, yetiştirmeye
çalıştılar. Biz O’na layık olamadık. Hocamızın bize vermek
istedikleri, başta itikadımızın güzel olması, öğrenip, salih
amel işlememizdi. Ülkede olup bitenleri çok iyi gözlemlememizi
sağlardı. Her sohbetinde, her konuşmasında vatanını, milletini,
dinini çok sevdiğini anlardık. Bunun için de nerde olmamız
gerekiyorsa orasının adresini verirdi. Grup çalışması yönü çok
dikkatimizi çekerdi. Hiçbir zaman rotasından şaşırmamış bir hali
vardı hocamızın. Öğrencilikten beri böyledir diye düşünüyorum.
HASAN AKSAY: Öyledir, çünkü
ömrü öyle geçti. İnsan eğer gerçekten İslâmi şuurla şuurlandığı
zaman her şey çok güzelleşiyor. Şimdi Zeki Bey, Yasin Hatipoğlu
vesaire o zamanda çalışkan talebelerdi sınıflarında. İleri
kimselerdi, güzel hocaları vardı, Kayseri İmam Hatip okulunda.
İLKADIM: Zeki Hocamızın
fikir ve çözüm üretme konusunda sizin dikkatinizi çeken yönleri
var mı?
HASAN AKSAY: Çok değişik bir
nasip sahibi. Türkiye’de, balık gölüne göre büyür diye bir şey
var. Bütün güzel fikirler, Anadolu’da yetişen insanların
İstanbul’a veyahut da daha büyük bir şehre gelmesiyle oradan
yayılmışlar. Ama üstat Zeki Bey, başka bir üstat. Gitti,
Anadolu’nun bir köşesinde yerleşti ve bütün Türkiye’ye oradan
ışık verdi. Gerek teşkilat bakımından, gerek adam yetiştirme
bakımından ışık verdi. Gerek eserleri bakımından, mecmuaları,
vs. bakımından kuytu bir yerden bu işleri yaptı. Hâlbuki öteden
beri bilinen bir söz söylenir, denir ki; ovacıkta tepecik
kendini dağ zanneder ama üstat tabiri caizse Aladağ’ın başındaki
tepe gibi. Her yerden gözüken bir noktaya geldi. Öyle Anadolu’da
tepeye çıkmadan her yerden gözüken bir noktaya gelebilmek imkânı
yok. Hem edebiyle, hayâsıyla, çalışkanlığıyla ve dostluk
grubuyla, öyle bir grup oluşturdu ki o grup da görünen bir
seviye kazandı. Şimdi Çukurova da bir tepe yaptı o tepeden de
Aladağ’ın üstüne çıkıldı. Etrafındaki insanlar, orayı
yükselttiler. Yeni bir jeolojik hadise oldu.
İLKADIM: İstanbul’dan
bakınca da Nevşehir’deki o çalışmalar gözüküyor.
HASAN AKSAY: İstanbul’dan
gözüktü, Adana’dan gözüktü, her yerden gözüktü. O çalışmanın
gözükmediği yer kalmadı. Ama bu çalışmayla beraber onun
etrafındaki halkanın da bir yükselmesi oldu. Bu jeolojik bir
hadise gibi oldu. Onun için Allah daha güzellerini nasip eder
inşallah, daha uzun ömürler verir. Acılarını Allah dindirsin. Bu
nasip, çok büyük bir nasipti. Onun için O’nunla övünüyoruz. Her
zaman onu söylüyoruz. Bütün talebelerimiz güzeldi. Kayseri İmam
Hatip’te çok değerli talebelerimiz vardı. Atılacak kimse yoktu.
Zaten insanın şahsiyet olarak değişebilmesi İslam’ın tam
gönülden kabul edilmesiyle mümkün oluyor. Başka türlü, bir
kişinin Hz. Ömer olması mümkün değil. Bütün mesele o şuurla
şuurlanmakta oluyor.
Mevlana hazretlerinin bir
sözü var; “Kötü ahlâklıların ilmi ateşten kötüdür, yılan ağzında
zehir damlası ab-ı hayat” diyor. Şimdi bu bilse ne olacak,
bilmese ne olacak. Yani hayâyı bilmiyor, edebi bilmiyor,
insanlığı bilmiyor, adaleti hiç bilmiyor. Cüzdanıyla vicdanı
arasına sıkışıyor orada ezilip gidiyor. Orada ezilmemek için,
iman sahibi, ahlâk sahibi olmak gerekiyor. Bu da kendiliğinden
olmuyor, mutlaka İslam’a dayanmak gerekiyor. Elhamdülillah Allah
Teala İslam nimetiyle nimetlendirmiş bizi, ne kadar şükretsek
azdır.
Dolayısıyla Zeki Beyi,
O’nunla birlikte çalışan kardeşlerimizi ben gönülden tebrik
ediyorum. Burada biz Teha’da da Zeki Beyin talebesi arkadaşlarla
da çalıştık. Çok da memnun olduk. Hatta Balkanlarda ve
Kafkaslardaki camilerin, Osmanlı’dan kalan eserlerin bir
belgeselini yapalım dedik ama Teha’nın ömrü yetmedi bu işe.
İLKADIM: Hocamızın saygı ve
vefası nasıldı?
HASAN AKSAY: Çok müstesna
bir insandı, Allah razı olsun her bayramda arar, utandırır bizi.
Geçen ben arayayım dedim, Osmaniye milletvekilinin kardeşi
doçent, kanser üzerinde, onu söylemek için aradım. Sağ olsunlar
burada epeyce talebelerimiz var dediler, hocalığın da en güzel
taraflarından birisi bu.
İLKADIM: Hizmet edene,
hizmet edilir diye bir söz var efendim. Kendileri hizmet
etmişler, davaya, İslam’a. Öğrencileri de elbette ki Hocamıza
hizmet edeceklerdir. Zeki Hocamızın bir sözü var efendim,
sürekli bunu söyler hocamız. Siyasette yönetim tek başlı olur.
Hiçbir zaman iki tane halife olmamıştır. Hiçbir zaman iki tane
yönetici seçilmemiştir. Yöneticiye yardımcı olanlar vardır,
teşkilatta yardımcı olanlar vardır ama aynı teşkilattan iki tane
kurulmamıştır.
HASAN AKSAY: Evet, muhakkak.
Efendim sen YÖK’ü kurdun diye istediğin yöne git. Sende adalet
cihazı var diye istediğin gibi git dersen bunun sorumlusu
siyasettir. 550 tane lider çıkmalı mecliste, 150 tane de senatör
çıkmalı, 700 kişi. Bu 700 kişi bir kişiyi meydana getirmeli,
istişare olmalı çünkü. Lider tek olacak ama liderin istişare
edebilmesi için bu 700 kişinin de lider olması lazım. Şimdiki
durumda böyle bir şey yok. Millete bakma imkânı yok hiçbir
milletvekilinin. Yönünü millete dönüp de Zeki Soyak da ne diyor
diye bakamıyor. Niye bakamıyor? Çünkü tayin eden kimse yetkili
oluyor, Yani şimdi burada 5 kişiyiz. Ben, tek başıma hareket
etme imkânı olunca sizi dinlemeye önem vermiyorum. Onun için de
yanılıyorum. İstişareden uzaklaşıyorum ve yanılıyorum. Hâlbuki
beşimiz de aynı reye sahip olsak ama ben lider olsam, yine
neticeyi ben söyleyeceğim. Ben de her zaman bunları dinlemezsem,
akıl mantık gereği bunları beraber tutamam diye düşüneceğim.
Zeki Bey büyük bir aksiyon
adamıdır. Zeki Beyin farklı tarafları şu; bir insan hem fikir
adamı hem aksiyon adamı olamıyor. Ya fikir adamı oluyor, ya
derviş oluyor, adam yetiştiren bir adam oluyor. Biz mesela tek
yönlüyüz bizim bir tarafımız var. Zeki Bey yazar, Zeki Bey adam
yetiştirir, mesela biz adam yetiştirmeyi yapamıyoruz. Zeki Beyin
dört tane aktivitesi var. Dergi çıkarıyor, dergi çıkarmak ayrı
bir şey, gazetecilik ayrı bir şey, bunlar ayrı vasıflar isteyen
özellikler. Ama ayrı vasıflara rağmen Zeki Bey bunların hepsinde
başarılı oldu. Biz de yapıyoruz, gelen arkadaşla konuşuyoruz ama
o konuşmayla adam yetişmiyor. Bizim öyle bir talebimiz yok.
Öğretmenlik biz de yaptık ama senin yetiştirdiğin kimseyiz diyen
yok bize. Politika da var bizde. Sizinle başladık, sizinle
yetiştik diyen var ama Zeki Bey her konuda kendini her yerden,
bütün Türkiye’den görünen konuma getirdi. Tabii bunda sizlerin
de rolü çok, zemini yükselttiniz orada. Zemini yükselten bir
grup orada doğdu. O gruba da şükranlarımızı borçluyuz.
Şehzade hazretleri diyor ki;
“İnsanın insanlığı, teşekkür etmesiyle başlar, eğer bir iyilik
gördüğü zaman o iyiliği anlayıp da teşekkür etmiyorsa bırak o
insanı insanlıktan değildir” diyor. O halde biz Allah’a ne kadar
teşekkür etmemiz lazım. Bir nefes alamasak patlarız. Bir nefes
veremesek çatlayıp ölürüz. O halde bir nefeste iki kere Allah’a
teşekkür etmemiz lazım. Bu mümkün mü? Değil, onun için de
Allah’ın affına sığınıyoruz.
İLKADIM: Allah razı olsun
efendim.
HASAN AKSAY: Allah sizlerden
de razı olsun