DAVA VE HAREKET
İNSANI
Muhterem Zeki Soyak Hocamın,
değişik zaman, mekân ve dergi sahifelerinde farklı özelliklerine
şahid oldunuz. Dinlediniz veya okudunuz. Ben ise sizlere âcizane
muhterem Hocamın hayatına olan tanıklığım, basiretim ve idrakim
dâhilinde O’nun “Aksiyon-hareket insanı ve mimarı olma”
özelliğine dair bazı vasıflarını ve hareket ölçülerini sizlerle
paylaşmak istiyorum. Zira Hocamı anlatmak ve anlamak; kanaatimce
O’nun hareketini ve ölçülerini en iyi şekilde anlatmak ve
anlamakla olsa gerek. O’nun hayatı boyunca kendisine düstur
edindiği ve her defasında etrafındakilere vaz ettiği ölçü ve
prensiplerini anlamadan ve anlatmadan diğer özelliklerinin
anlaşılmasının ve anlatılmasının ne ehemmiyeti ve faydası
olabilir ki. İlminin ve takvasının yanı sıra, aynı zamanda O’nun
gerçek bir hareket insanı ve hareket mimarı olması, Muhterem
Hocamı çağdaşlarından sürekli bir adım önde ve farklı kılan
tarafıydı. O’nun ortaya koyduğu ve kendisine düstur edindiği
prensipler ve ölçüler genellikle hareket özelliği ile ilgili
prensipler ve ölçüler idi. O’nun bu yönünü ortaya koyarken
aşağıda kullandığım ifadelerin büyük bir çoğunluğunun Zeki Soyak
Hocama ait olduğunu belirtmekte fayda görüyorum.
Her müslüman, gerek bireysel
olarak, gerekse birileri ile bir araya gelerek birtakım İslamî
hizmetlerde bulunabilirler. Bir takım vakıf, dernek, hayır
kuruluşları vb. kurmak suretiyle bir çatı altında bu
hizmetlerini de sürdürebilirler. Örneğin müslümanların
çocuklarına Kur’an dersleri vererek onlara Kur’an
öğretebilirler. Fakir fukaraya aynî ve nakdî bazı yardımları
ulaştırabilirler. Aşevleri kurmak suretiyle muhtaçların
karınlarını doyurabilirler. Dul, yetim ve kimsesizlerin
ellerinden tutabilirler. Nitekim bu türden hizmetleri icra eden
birçok vakıf, dernek ve hayır kuruluşları mevcuttur. Hepsinden
Allah Teala razı olsun. Onlar ümmetin büyük bir sorumluluğunu
ifa etmektedirler. Hocamın ifadesiyle bunların her biri birer
İslamî hizmettir ve hizmetler sınıfında değerlendirilmelidir.
İslamî hizmetten farklı ve
ondan daha şümullü olan bir de İslamî hareket vardır. İslamî
hareket, İslamî hizmetten ayrı tutulmalıdır. Zira İslamî
hareket, rasgele yapılabilecek hizmetlerden farklı birtakım
özelliklere sahiptir. Örneğin İslamî hareket, planlı ve
programlı bir harekettir. Mensubu olduğu kişilerin ölçülü,
azimli, sabırlı, cesur, itaatkâr, ciddi, fedakâr, basiretli ve
bilinçli, sevdalı, bilgili ve ahlaklı olmalarını şart koşar. Bu
anlamda her müslüman bir hizmet içerisinde olabilir ve olmalıdır
da. Fakat onun İslamî hizmetler içerisinde olması İslamî hareket
içerisinde de olduğu anlamına gelmez.
İslamî hizmetlerde yer almak
başka, İslamî hareket içerisinde yer almak bambaşkadır. Bununla
birlikte; İslamî harekette yer alan aynı zamanda İslamî
hizmetler içerisinde de yer alıyor demektir. Bir müslümanın
İslamî hizmetlerle uğraşırken İslamî hareket içerisinde
olamaması aslında ayıplanacak bir kusur değildir. Fakat hareket
insanı olmak, hareket vasıflarına sahip olmak elbette takdire
şayan ve mühim bir özelliktir. Bu zaviyeden bakıldığında
muhterem Hocam gerçek bir hareket ve aksiyon insanıydı. Öyle ki,
nebevî bir İslamî hareketi temelinden iskeletine, çatısından
çevre düzenlemesine kadar aşama aşama vücuda getirecek kadar
bilinçli ve bilgili, vücuda getirdiği hareketi pratiğe aktaracak
kadar sabırlı ve samimi, hareketi müslümanların zihin ve
şuurlarına nakşedip tutturacak kadar basiretli ve ihlâslı bir
hareket lideri ve İslamî hareket mimarlarından birisiydi.
O’nun tüm hayatı zaten Allah
içindi, İslam içindi, insanlığın saadet ve huzuru içindi. O,
hayatını Allah’a vakfeden hizmet ve hareket insanı idi. Zira
yaptığı hiçbir işi oldum olasıya, rasgele yapmazdı. Attığı her
adımda, konuştuğu her sözünde, yaptığı her tavsiyesinde, verdiği
her emrinde, yaptığı her uyarı ve ikazlarında bir amaç ve hedef
vardı.
O bir aksiyon ve hareket
insanı ve mimarlarından birisi idi. Zira vücuda getirdiği
hareket, ilkeleri, ölçüleri, prensipleri ve aşamaları ile tam
bir nebevî hareket idi, Kur’an ve sünnet esaslı bir hareket
idi.
Günümüzde, amaçsız,
hedefsiz, kısır, plan ve programdan yoksun, bir anlık kızgınlık
ve tehevvür ürünü olan adına İslamî hareket denilen nice
gruplar, fikirler, fraksiyonlar ortaya çıktı. Bu kargaşa
içerisinde samimi bir müslümanın mensubu olduğu oluşum
içerisinde uzun bir süre bulunması, ölçülerinde, temel
ilkelerinde sabitkadem olması çok zor görünmektedir. Nitekim bu
kargaşa ve temelsiz olmanın sonucu olarak birçok dostumuz yılda
bir hatta daha kısa sürede saflar değiştirdi. Yolundan
gittikleri fikir, düşünce ve ölçülerini sürekli değiştirmek
zorunda kaldılar. Çok zaman kaybettiler. Beraber olduğu eski
dostlarına küstüler. Küsmekle kalsalar ya, veryansın ettiler,
yaptıkları bir takım hayırlı işlere bile pişman oldular.
Geçmişlerini bir anda siliverdiler. Fakat Zeki Soyak hocam
İslamî harekete dair öylesine sağlam, öylesine Kur’an ve sünnet
esaslı ilke ve ölçüler koydu ki, o ölçü ve ilkeleri benimseyen,
hazmeden hiçbir dostumuz saf değiştirmedi, kaybolmadı, geçmişini
inkâr etmedi, dostlarıyla uğraşmadı. Birliktelikleri sürekli
devam etti ve edecek de… Zira Hocamın harekete dair ortaya
koyduğu ölçülerde hayat vardı, ruh vardı, birlik ve beraberlik
vardı. Hedefte Allah’ın rızasını kazanmak için ölünceye kadar
yarışmak vardı.
Gerek bizzat kendi ağzından,
gerek kaleme aldığı eserlerden ve gerekse dergilerden
defaatlerce okumuş olmanızla birlikte, yine de O’nun ortaya
koyduğu hareketin temel ölçülerini hatırlatmadan edemeyeceğim.
Gelin birlikte Hocamın İslami harekete ilişkin ortaya koyduğu
temel ölçülere bir göz atalım. Yeniden hizmet ve hareket
aşkımızı ve ruhumuzu tazeleyelim.
1) İslam’ın sadece bir
yönünü bayraklaştırıp geri kalan kısmını neredeyse hiç görmeyen
veya önemli görmeyen dostlar: ‘‘İSLAM’A BİR BÜTÜN OLARAK
BAKMALIYIZ.’’ Gücümüzün yettiği kadar İslam’ın tamamını yaşamaya
gayret göstermeliyiz. Gücümüzün yetmedikleri durumlarda ise
yapamamanın ızdırabını ve sancısını çekmeliyiz. Bu din Allah
Teala tarafından tamamlanmıştır. Artık hiç kimsenin bu dinde,
ilaveler ve çıkarmalar yapma hakkı yoktur. Müslümanlar olarak
bizler bu dinin tamamından sorumluyuz.
2) Birbirlerini falancı
filancı diye itham eden, kendi grup ve meşrebini en üstün
görerek diğer gruplara kem gözle bakan dostlar: ‘‘MESLEK, MEŞREP
VE MEZHEP TAASSUBU GÖSTERMEYİNİZ.’’ Mutlaka bizlerden daha
samimi, daha ihlâslı, daha basiretli dostlar vardır ve onlarla
yeri geldiğinde beraber olmasını, ortak hareket etmesini
bilmeliyiz. En üstün olduğumuzu iddia etmek değil Allah
Teala’nın razı olduklarından olabilmek için dua etmeliyiz.
3) Gelişen olaylar
karşısında yanındaki dostlarını korkaklıkla itham ederek
bireysel hareket eden, bir takım dünya menfaatlerinden ötürü
birilerine sorup istişare etmeden fevrî hareket eden, birileri
ile istişare ederek iş yapmaya alışkın olmayan dostlar: ‘‘BÜTÜN
İŞLERİMİZİ İSTİŞARE İLE YAPMALIYIZ.’’. Bir anlık
kızgınlığımızdan veya bir anlık hevesimizden dolayı yapacağımız
bireysel bir işler yüzünden tüm dostlarımızı üzeceğimizin, tüm
çalışmalarımızı sekteye uğratacağımızın farkında olmalıyız.
Yalnız başımıza yapacağımız işlerimizde hataya düşme
ihtimalimizin daha fazla olacağını, üstelik Allah’ın ecrinden
mahrum olacağımızı, istişare ile yapacağımız işlerde ise hatalı
bile olsak ecir kazanacağımızı unutmamalıyız. Çok akıllı ve zeki
olsak bile, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin
peygamberliğine rağmen sahabesi ile istişare ettiğini, kendisine
Rabbi tarafından böyle davranması emredildiğini bilmeliyiz.
4) Olaylara göre tavır ve
hareket tarzı belirleyerek bir gün radikal bir gün korkak
davranan, bir gün kendi dışındakileri olmaz olur yaftalarla
itham edip bir gün itham ettiği grup ve fikirlerle beraber olan,
bir gün çizginin bir ucunda başka gün çizginin diğer uç
noktasında sürekli dolaşıp duran dostlar: ‘‘İFRAT VE TEFRİTTE
DEĞİL İTİDAL ÜZERE OLMALIYIZ.’’ Bu ümmetin Kur’an’daki özelliği
vasat ümmet oluşudur. Vasat ümmet demek ortada bulunan anlamında
değil, dengede bulunan demektir. Denge ise her zaman yarı yarıya
durumunda ortaya çıkmaz. Kimi durumlarda yarı yarıya adaleti
bile temsil etmez. Müslüman uyanık olmalıdır. Nerede, ne zaman
ve nasıl davranacağını bilen basiretli ve ferasetli insandır.
Vasat ümmetin anlamı da bu olsa gerek. Zaten aşırı davrananlar
her zaman kaybetmeye ve helak olmaya mahkûmdur.
5) Çalışmalarında herhangi
bir vasıta kullanmak suretiyle İslam’a hizmet etmeye çalışırken
başka hiçbir vasıta ile hizmetin ve çalışmaların yürümeyeceğini
savunarak, kullandığı vasıtayı gaye haline getiren, hizmette
kullandığı vasıtaya herhangi bir şekilde kutsiyet atfederek onu
gayeye dönüştüren, başka bir vasıtaya hiç pirim vermeyen
dostlar: ‘‘VASITALARI GAYE EDİNMEYİNİZ.’’ Meşrû olmak şartıyla
birçok vasıtaları Allah’ın dinine hizmet için kullanmasını
bilmeliyiz. Belki bizler birçok vasıtadan sadece birisini veya
bir kaçını kullanıyor olabiliriz. Başkaları da daha farklı
vasıtalarla İslam’a hizmet ediyor olabilirler. Bunda
yadırganacak bir durum olmamalı. Yeter ki Kur’an ve sünnetin
dışında kalmasın. Hatta zaman zaman kullandığımız vasıtaların
değişebileceğini de bilmeliyiz. ‘‘ Ey iman edenler Allah’a
saygılı olun ve O’na yaklaşmak için vesileler arayın’’ ayetini
doğru anlayalım ve hatırımızdan çıkarmayalım.
Bu temel ölçülerin yanı
sıra, sevgili Hocamın hareket mimarı ve hareket insanı olma
özelliğini, zamanını nasıl basiretli bir şekilde doğru analiz
ettiğini göstermesi açısından çok ama çok mühim olarak gördüğüm
şu ölçüleri de bahsetmeden geçemeyeceğim.
Farklı meşrebe mensup olup
farklı vasıtaları kullanmak suretiyle İslam’a hizmet etmeye
çalışan kimilerinin meşreplerini ve onların yaptığı birtakım
hataları ön plana çıkararak ağızlarına sakız edip temcit pilavı
gibi her önüne gelen saf ve masum gençlere anlatarak
meşreplerine adam kazanmaya çalışan dostlar, tebliğlerini diğer
grupların hataları üzerine bina eden dostlar, birbirlerinden
adam çalma yarışına giren dostlar, hocamın ortaya koyduğu şu
ölçüyü lütfen doğru anlayıp iyi sindirelim: ‘‘GENÇLER!
TEBLİĞİNİZDE İTHAM DEĞİL İKNA METODUNU KULLANINIZ.’’ Hâlbuki
diğer grupların ellerindeki kişileri süslü sözlerle kandırıp
safımıza çektiğimizde, gelen kişiler yanımızda kalsalar ya. Bir
başkası bizden daha süslü sözler söyleyince bizim yanımızdan da
ayrıldılar. Bu ölçü bize İslamî literatüre çok iyi sahip
olmamızı, temel kaynaklara inip kendimize lazım olacak asgarî
bilgileri öğrenmemizi öğütlüyor. İnsanlara sadece Allah’ın
dinini en iyi ve en doğru şekilde öğrenmemiz ve anlatmamız
gerektiğini söylüyor.
Birçoğumuz değişik
vesilelerle ülkenin dört bir tarafına dağıldık. Gittiğimiz
yerlerle her zaman bizim gibi düşünen dostlar bulamadık. Diğer
dostlara, meşreplere karşı cephe aldığımız için de yalnız
kaldık. Zamanla fikirlerimizden tavizler vermeye başladık.
Etrafımızdaki insanlar değişti. Allah için bir şeyler
yapamayınca dünyaya daldık. Çoğumuz tükendi, eridi, eridi,
eridi… Zamanla kayboldu. Farklı düşünmeye, farklı yaşamaya
başladı. Hocam o kadar ileri görüşlü ve evrensel düşünebilen bir
hareket adamı idi ki, hepimizin kaçınılmaz olarak başına gelen
veya gelecek olan bu durum karşısında nasıl bir ölçü ortaya
koydu: ‘‘GİTTİĞİNİZ YERLERDE ÇEVRENİZİ TANIYINIZ. İNSANLARLA
TANIŞINIZ. AYNI DÜŞÜNCEYE SAHİP DOSTLARINIZLA BERABER ÇALIŞINIZ.
SİZİN GİBİ DÜŞÜNEN DOSTLAR BULAMAZSANIZ, DİĞER DOSTLARLA BERABER
BİRLİKTE ÇALIŞINIZ. SAKIN YALNIZLIĞINIZDAN DOLAYI KAYBOLMAYA YÜZ
TUTMAYINIZ!’’ Bu şekilde İslamî düşünce ve yaşantınızdan
tavizler vermezsiniz, tükenmezsiniz ve kaybolmazsınız.
Günümüzde birçok tasavvuf
hareketi mevcut. Bunların bir kısmı sağlam, bir kısmı gerçekten
sapık fikir ve anlayışlara sahip. Bunca tasavvuf hareketleri
içerisinde yapılanların birçoğunu İslam’la bağdaştırmamız
elbette mümkün değildir. Olur, olmaz insanlar şeyhlik kisvesi
altında İslam’la hiç mi hiç örtüşmeyen bir takım işler
yapıyorlar. Bizler elbette İslam’la bağdaşmayan hareketleri
reddediyoruz ve onların karşısında olduğumuzu biliyoruz. Fakat
birçok dostumuz bu tür yanlış ve sapık fikirleri eleştirmekle
birlikte daha da ileri giderek tasavvufu tamamen silerek
hayatından çıkardı. Tasavvuf içerisinde bulunan dostlara başka
gözlerle bakmaya başladı. Öyle ki, şirk ile itham etmeye varacak
kadar işi ileri götürdü. Bu durumda bir dengesizlik ve
ölçüsüzlüktü, yanlış ve hatalı idi. Olması gereken ölçüyü Hocam
şöyle söylüyordu:
“BİR MÜSLÜMAN TASAVVUF
İÇERİSİNDE OLABİLİR, OLMAYABİLİR DE. FAKAT HİÇBİR ZAMAN SAHİH
BİR TASAVVUF ANLAYIŞININ DÜŞMANI OLAMAZ.’’
Tasavvufu hayatımızdan
çıkarınca davranışlarımızda ve hareketlerimizde yavaş yavaş
kabalıklar başladı. Okuduklarımızı bir türlü yaşantıma aktaramaz
olduk. Doğrunu söylemek gerekirse edepsizleştik,
terbiyesizleştik, hayâsızlaştık. Adab-ı muaşeret kurallarını
hiçe sayar olduk. Rabbimizle baş başa kalacak zaman ayarlayamaz
olduk. Çok okuduk, çok bildik. Elbette yapanları kastetmiyorum,
fakat çok konuşur ve az yaşar olduk. Müslümana yakışmayan hal,
hareket ve tavırlar sergilemeye başladık. Zira edep ve terbiye,
nefisle mücadele Kur’an ve sünnette açık açık anlatılmakla
birlikte bunları yaşayanlar genellikle tasavvuf erbabı idi.
Onlar bu işi daha güzel yapıyorlar ve öğretiyorlardı. Hâlbuki
hepimiz itimat ettiğimiz, güvendiğimiz, hal ve hareketleri
Kur’an ve sünnete uyan, Muhammedî ahlakı yaşayan bir ağabey, bir
abla, bir hoca bulsa idik (ille de bir tarikat olmasına
gerekmez). Bir gönül insanımız olsa idi. Onlardan edep, terbiye
öğrense idik. Müslümana yakışır davranışları yapar olsa idik,
kötü mü olurdu? Tüm bunlarla birlikte, Muhterem Hocamın ortaya
koyduğu hareket, bir tasavvuf hareketi değildi. Tasavvuf
içerisinde olsun veya olmasın her kesimden müslümanı aynı
ölçülerle bezeyen ve aynı çatı altında toplayan bir hareketti.
İşte değerli dostlar,
Muhterem Zeki Soyak Hocam müslümanlar için çok mühim olan bir
İslamî hareketin yukarda kısmen, idrakim ölçüsünde, bahsetmeye
çalıştığım prensiplerini belirleyen, onu hayata geçiren ve
bizzat uygulayan, günümüzde ender rastlanan bir hareket insanı
idi. İlim, takva ve hareketi kendisinde cem eden mümtaz ve nadir
şahsiyetlerden birisi idi. Zira her üç özelliği kendi üzerinde
toplayan insanların sayısı, benim bildiğim kadarıyla, bir elin
parmaklarını geçmeyecek kadar azdır. Bu ölçüleri anlayan
kanaatimce Zeki Soyak Hocamı anlayabilir veya ancak bu ölçüler
O’nu anlatabilir.
Allah kendisinden razı
olsun. O, Allah için elinden geleni yaptı, yapmakla kalmadı
gösterdi, göstermekle de kalmadı öğretti, öğretmekle de kalmadı
yazdı ve çok sevdiği Rabbine kavuştu. Sevgili Hocam, Rabbimizin
huzurunda bizler şahitlik ederiz ki, siz Allah Teâlâ’nın
omuzlarınıza yüklediği vazifenizi ifa ettiniz. Bizler, sizden
razı olduk, Rabbim de sizden razı olsun. Rahmetiyle ve
merhametiyle yargılasın.