MÜSLÜMAN
OLARAK ÖLMEK
Âl-i İmran 102. “Ey
inananlar! Allah'tan sakınılması gerektiği gibi sakının, sizler,
ancak müslüman olarak can verin.”
Ey iman edenler, anladınız
mı? Buna inandınız mı? Ey buna inananlar, ey bunu kabul edenler,
ey Allah’a sımsıkı sarılması gerektiğini kabul edenler, ey Allah
ve Rasûlüyle iç içe olunca, Allah’ın âyetleri ve Rasûlünün
sünnetiyle diyalogu kesmeyince küfürden korunacağına inananlar,
ey ehl-i kitabı dinlemeyip sadece Rablerini dinledikleri zaman
ancak korunabileceklerini bilenler, böylece inananlar, on-ları
dinledikleri takdirde dinden çıkma tehlikesiyle karşı karşıya
olduklarına inananlar, ey bunun mümini olanlar, ey bunun
şuurunda olanlar.
“Allah’a karşı takvalı
davranın.”
Yolunuzu Allah’la bulun.
Hayatınız konusunda Allah’tan başkasına müracaat etmeyin.
Hayatınızı Allah için yaşayın. Hayatınızı Allah’ın belirlediği
ölçüler içinde yaşayın. Yaptıklarınızı Allah’ın sizi gördüğü
şuuru içinde ve Allah’a lâyık olarak yapın. Yaptıklarınızı Allah
dedi diye yapın. Yapmayıp terk ettiklerinizi Allah yasakladı
diye yapmayın. Allah nasıl istiyorsa, nasıl gerekiyorsa, nasıl
icab ediyorsa öylece yapın ve bunu böylece de sürdürün:
Muttaki olun. Allah için
vermeniz gereken yerde vererek, vurmanız gereken yerde vurarak,
sevmeniz gereken yerde severek, küsmeniz gereken yerde küserek,
konuşmanız gereken yerde konuşarak, susmanız gereken yerde
susarak Allah için bir hayat yaşayın.
Evet, bu âyet müminlerin
yollarını Allah’a sormalarını emrediyor. Allah’a sorarak,
Allah’tan olur alarak bir hayat yaşamalarını istiyor. Çünkü bu
hayatı var eden Allah’tır. Bu hayatın yasasını koyan da elbette
Allah olacaktır. Bu hayat ona sorulmadan asla yaşanılmamalıdır.
Bu konuda pek çok hadis var. İnşallah burada onlardan bir kaçını
okuyalım.
Ebû Ümâme Sudayy ibn Aclân
el Bâhilî radıyallahu anhtan rivayet edildiğine göre Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellemi Veda hutbesinde şöyle buyururken
işittiğini söylemiştir:
“Ey insanlar Allah’a karşı
sorumluluk bilincinde olunuz, yolunuzu O’nun kitabıyla bulmaya
çalışınız, beş vakit namaza devamlı ve duyarlı olunuz, Ramazan
orucunu tutunuz, mallarınızın zekâtını veriniz, sizden olan
müslüman yöneticilere itaat ediniz ki; doğruca cennete
giresiniz.” (Tirmîzî, Cum’a 80)
Ebû Hureyre radıyallahu anh
şöyle demiştir: Bazı insanlar Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
selleme:
- Ey Allah’ın Rasûl’ü
insanların hayırlısı ve değerlisi kimdir? dediler. Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem:
- Yolunu Allah ve kitabıyla
bulmaya çalışanlardır buyurdu.
- Ey Allah’ın Rasûl’ü biz
bunu sormuyoruz dediler.
- O halde Allah’ın sevgilisi
İbrahim’in oğlu Allah’ın nebisi İshâk’ın oğlu Allah’ın nebisi
Yâkub’un oğlu Allah’ın nebisi Yûsuf’tur, buyurdu.
- Ey Allah’ın Rasûl’ü biz
bunu da sormuyoruz dediler. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem:
- O halde siz benden Arap
kabilelerini soruyorsunuz. Bilin ki cahiliye döneminde hayırlı
ve şerefli olanlar İslâm’ı iyi anlayıp yaşarlarsa İslâm
döneminde de hayırlıdırlar.” buyurdu. (Buhârî, Enbiyâ 8; Müslim,
Fedâil 168)
“Başka değil sadece
müslümanlar olarak ölün.”
Yâni hayatınızın tümünde hep
müslüman olun ki, ölüm sizi müslüman olarak bulsun. Müslümanca
bir hayat yaşayın ki, müslümanca bir ölüme muvaffak olun. Çünkü
hayatın Allah’ın istediği gibi olanı makbuldür. Ölümün Allah’ın
istediği gibi olanı makbuldür. Ölümün ve hayatın bir başkası
asla makbul değildir. Allah’ın istemediği bir hayatı yaşayanın
Allah’ın kabul edip razı olacağı bir ölümle ölmesi mümkün
değildir.
Allah’ın kendine has bir
ismi var, Rahmân. Al-lah kullarına karşı merhamet sahibidir.
Merhamet sadece Allah’a aittir. Rabbiniz size karşı o kadar
merhametli ki onun için size hidâyet etmiştir. Kullarına karşı
Allah öyle merhametli ki, öyle Rah-mân ki onun için size kitap
göndermiştir. Bu dünyada sizi yolsuz, yordamsız, vahiysiz,
kitapsız bırakmamıştır.
Öyle Rahmân ki Allah sizi
yaratıyor, size rızık veriyor, sizi doyuruyor, sizin hayatınızı
sürdürüyor, kendisine lâyık kulluk yapmadığınız halde, pek çok
günahlar işlediğiniz halde sizi affediyor. O Rahmân olan
Allah’ın bize karşı rahmetinin tecellisine bir bakın ki bize
burada şöyle dememiş: Ey müminler, ey kullarım, Konya’da iken
ölün! Gözü-nüzde gözlük varken ölün! Ya da Ankara yolunda ölün!
Ya da başınızda siyah bir eşarp varken ölün! Beyaz gömlekli
olarak ölün dememiş. Ölüm size geldiği zaman sizi böylece bulsun
dememiş. Eğer böyle deseydi işimiz çok zordu. O zaman hep
gözlüklü olmak, yahut beyaz gömlekli olmak ve öyle ölmek zorunda
kalacaktık ki gerçekten bu bizim için çok zor olacaktı. Meselâ
gözlüğü gözümüzden çıkardığımız bir anda ölüm bizi yakalayacak
ve işimiz bitecekti. Ama dikkat ederseniz öyle demiyor Allah. Ya
ne diyor? Müslüman olarak ölün. Ölüm sizi müslüman bulsun. Yemek
yerken, otururken, ayaktayken ölün dememiş, müslüman olarak ölün
demiş. Yâni en kolayını söylemiş, en kolayını istemiş Rabbimiz
bizden.
Yeryüzünde bir insanın
yapabileceği en kolay, en rahat iş bu. Çünkü kul bu işi yapmaya
başladı mı, en yüce varlık, en güçlü varlık onun destekçisidir.
Ben müslüman olmak istiyorum ya Rabbi, ben senin istediğin
hayatı yaşamak istiyorum ya Rabbi, ciddiyim bu işte dedin mi,
mutlak sûrette Allah sana yardım edecektir, senin yardımında
olacaktır, ciddiyetine göre tabii. E, müslüman olmak bu kadar
kolay olduğuna göre, bunu sürdürürken de ölüm seni ne zaman
bulursa bul-sun ne fark eder? Ama öteki türlü olsaydı meselâ
gözünde gözlükle ölün deseydi Allah, şeytan ve dostları bir an
gözünden alıverince gözlüğü kâfir olarak ölme tehlikesiyle karşı
karşıya olurduk.
Arkadaşlar dikkat ederseniz
müslüman olarak ölme emri, az evvel okuduğum:
“Kim Allah’a teslim olursa
muhakkak o sırat-ı müstakime ulaştırılır.”(Âl-i İmran 101)
Âyetinden sonra gelmiştir.
Öyleyse diyeceğiz ki, bu iş, müstakim sıratta olarak ölmektir.
Sırat-ı Müstakim üzere bir hayat yaşarken ölmektir. Müstakim
sırat kişiyi hedefe götüren yol demektir. Yâni hedef demektir.
Bizi cennete götüren yol müstakim sırattır. Bunun iniş ve
çıkışları olabilir. Dönüşleri, virajları da vardır. Bazen
yürünür, bazen durulur, bazen geri de gidilir. Günah anla-mına,
günahlardan kaçma anlamına geri gidilir. İnsan şaşırabilir
bazen, hata edebilir, unutabilir. Ama bu şaşırması gaflettense,
yâni uyanır uyanmaz vazgeçiyor, aynı sapaktan bir daha
sapmıyorsa, tamam Allah affederim diyor. Ama bu yol öyle bir yol
ki, bu yoldan giden insanlar hem o yolda Allah’ı bulurlar, hem
de şeytanları bulurlar. Çünkü Hûd sûresinin 56. âyetinde söyle
buyurulur:
“Muhakkak ki Rabbim
dosdoğru bir yol üzerindedir” (Hud 56)
Rabbim sırat-ı müstakim
üzerindedir. Allah bu yol üzerindedir ama şeytan da bu yol
üzerindedir. A’râf sûresi 16. âyette de:
“Yemin olsun ki (kullarını
saptırmak için) senin dosdoğru yolunun üzerinde oturacağım”
Evet, demek ki hem Allah’ın,
hem de şeytanın üzerinde bulunduğu bir yoldur sırat-ı müstakim.
Peygamberler, nebiler, sıddîklar, şehidler de bu yol üzerinde
yürümüş, gitmiş, onlar da bize örnek olmuşlar, böyle garip bir
yol işte. Bu yolda giderken bu yolun sapakları ve sapış yerleri
de var. Yâni bu yol insanı hem madde hem ruh olarak bilen bir
yoldur, ama insanı sadece madde farz ettiren, insanın sadece
madde olduğunu ona empoze edip böylece onu saptıran yahudice
sapış yolları vardır, tarihte hep olagelmiştir.
Bir de insanı sadece ruh
zannettiren öylece saptıran hıristiyanca sapış yolları da
vardır. Biz sanki şöyle bir gaflet içinde oluyoruz bazen:
Diyelim böyle bir yola girmiş, bu yolda giderken, aman ne kadar
da çok ihtiyacımız var diye ev sapağına, ev yaptırma sapağına,
evlenme, ev edinme sapağına sapıveriyoruz, sanki ölüm
gelmeyecekmiş gibi uzun bir süre oyalanıveriyor,
eğleniveriyoruz. Biraz sonra para, pul sapağı vardır, mal mülk
sapağı vardır, dükkân tezgâh işi, sosyal hayatla ilgiyi kesmek,
insanlarla alâkayı kesmek, inzivaya çekilmek, gibi böyle sağlı
sollu sapış noktaları var ya, ya oralarda ölüverirsek Allah
korusun çok korkunç bir netice ile karşı karşıya gelmiş
olacağız.
Rabbimiz bizden müslümanca
bir hayat yaşayarak müslümanca can vermemizi, ölümü müslümanca
bir hayatın içinde karşılamamızı istiyor. Bakara suresini
okurken tanımıştık İbrâhim aleyhisselam ve onun torunlarından
Yakub aleyhisselam oğullarına, aynı şeyi tavsiye ediyorlardı:
"İbrâhim ve Yakub bunu
oğullarına vasiyet etti. "Oğullarım! Şüphesiz ki Allah size bu
dini seçti. O halde sizde zinhar müslümanlar olarak can verin."
(Bakara 132)
Bakın burada İbrâhim
aleyhisselamın ve Yakub aleyhisselamın oğullarına tavsiyesini
anlatıyor Rabbimiz. İbrâhim aleyhisselam oğullarına, Yakub
aleyhisselam da on iki oğluna diyordu ki; “Oğullarım, Allah size
din olarak bu dini seçti. İslâm dinini seçti. Öyleyse sizler de
ancak müslümanlar olarak can verin.” İşte Rabbimiz anlatıyor,
Allah’ın İbrâhim için seçtiği din İslâm’dı, İbrâhim aleyhisselam
müslümandı; Yakub aleyhisselam da müslümandı ve Allah’ın Hz.
Âdem aleyhisselamdan bu yana tüm elçilerine, tüm toplumlara
gönderdiği din de İslâm’dı. Hz. Âdem aleyhisselamdan bu yana tüm
toplumlara emredilen din elbette müslümanlara da emredilecekti.
İşte Rabbimiz burada
müslümanca bir hayat yaşayıp müslümanca ölmeyi Muhammed
ümmetinden de istiyordu.
Şimdi, biz İsrâil
oğullarıyız diyen ve İslâm’ı bırakıp sapıklık içine düşen bu
yahudi ve hıristiyanlara ne demek lâzım? Bu adamlar nasıl olur
da biz haklıyız deme hakkına sahip oluyorlar? Bunlar İslâm’dan,
haktan ayrılıp, sapık yollara girerek bu peygamberlerin yolunu
terk ettikleri halde nasıl olur da Yakub aleyhisselamın ve
İbrâhim aleyhisselamın yolunda olduklarını iddia edebiliyorlar?
Buna hiçbir zaman hakları olamaz. Çünkü İbrâhim aleyhisselam
müslümandı, çünkü Yakub aleyhisselam müslümandı ve oğullarını
İslâm’a dâvet ediyordu.
Öyleyse sizler de ey
müslümanlar, sadece müslüman ola-rak ölün. Adınız sadece
müslüman olsun. Çünkü bu ismi size Allah verdi. Bu ismin dışında
kendinize başka şeref aramayın. Sizi müslüman diye çağırsınlar
ve siz müslüman olarak ölün. Şucu bucu olarak değil, zinhar
müslüman olarak ölün. Bir de aman Allah’a kulluk ortamında ölün.
Ölüm size geldiği zaman sizi müslüman olarak bulsun. Adınızla,
amelinizle, halinizle müslüman olarak ölün.
Şunu kesinlikle bilelim ki
müslüman olarak ölmenin yolu, sürekli o yolda olmaya bağlıdır.