BİR GÜNÜN
HESABINI VEREMEYEN ÖMRÜNÜN HESABINI NASIL VERECEK?
Yaratılmışların en
şereflisi, yeryüzünde Cenab-ı Hakk’ın halifesi olan, Rabbimizin
kendi ruhundan üfleyerek yaratmış olduğu insanoğlunun en önemli
görevi; Rabbini bilmesi, anlaması ve O’nun yolunda olmasıdır.
Bir gününü, diğer bir deyimle 24 saatini bu uğurda harcaması
insanın üzerine bir borçtur. Yararlı insan olmalı, hayırlı
hizmetlerde bulunmalı, çevresine yaşayışı ile örnek olmalı,
İslam’ı doğru öğrenmeli, doğru yaşamalı ve doğru tebliğ
etmelidir. Bunu yaparken de ihlâslı olmalıdır. Zaten insanın
yaratılış gayesi, bu dünyaya gönderiliş sebebi kâinatın
yaratıcısını tanımak, O’na iman edip ibadet etmek değil midir?
Rabbimiz:
“Ben cinleri ve insanları
ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat 51/56)
“Biz insanı en güzel bir
biçimde yarattık.” (Tin 95/4)
“İnsanı yarattıklarımızın
bir çoğundan çok üstün kıldık.” (İsra 17/70) buyurmaktadır.
İnsan ruhen, aklen ve
bedenen mükemmel yaratılmış, üstün özelliklerle donatılmıştır.
Müslüman için en büyük
mutluluk Allah’ı bilmek ve sevmekle olur. En önemli işimiz, tek
derdimiz şu yarısı uykuda geçen kısacık ömürde ebedî hayatı
kazanmak olmalıdır. İnsan büyük bir imtihanda olup bu imtihanın
da tekrarı yoktur. Yaratılış gayesini bilemeyen, maddî ve manevî
yapısının inceliklerini anlayamayan, varlığının derinliklerine
dalamayan bir insanın huzurlu ve mutlu bir hayat sürmesi,
insanlara örnek olması mümkün değildir. En güzel şekilde
yaratıldığının şuurunda olamamak ne kadar acıdır.
Gönül dostu Mevlana:
“Bugün yapacağın iyiliği
yarına bırakma. Aklını başına al da, ahiret çuvalına taşları
değil, değerli olan cevherleri (salih amellerini) doldur! İşin
sonunu bugünden görmeye çalış. Gaflette olma, nefsine uyma.
Sermayeni bugün için değil, Hakk rızası için biriktir. Gününü
iyi değerlendir elindeki fırsatı kaçırma.”
Sadi Şirazi:
“Ahiret azığını dünyada iken
hazırla. Elindeki nimetleri sağlığında iken ver. Kapına gelen
garibi boş çevirme. Gönlü yaralı olanların hatırlarını sor.
Mazlum gönülleri sevindir. Muhabbet tohumu ekmeyen Cennetteki
Tûbâ ağacından yemiş yiyemez. Giden geri gelmez. Geride kalan
günlerinin kıymetini bil.”
İmam-ı Gazali:
“Bir mümin, sabah namazını
kıldıktan sonra ve güne başlamadan önce, nefsiyle baş başa kalıp
düşünmelidir. Nefsine şu ikazlarda bulunmalıdır: Benim sermayem
ömrümdür. Ömrümün sonunda, anaparam, kâr ve kazancım her şey
biter. Fakat bu başlayan gün yeni bir gündür. Rabbim bana zaman
verdi. O halde bu günümün kıymetini bilmeliyim. Harama
dalmamalı, günah işlememeliyim. Bir anını dahi boşa
geçirmemeliyim. Hesaba çekilmeden önce kendimi hesaba
çekmeliyim.” demektedir.
Müslüman, şu sorulara cevap
aramalıdır: Doğumumdan şu ana kadar ömrümü hayırda mı, şerde mi
geçirdim? Allah’a karşı kulluğumu hakkıyla yapabildim mi? Hayat
defterimi nelerle dolduracağım? Rabbimin verdiği nimetlerin
şükrünü nasıl eda edeceğim? Verdiğim sözlere sadık kalabilecek
miyim? Hayırlı bir insan olabilecek miyim?
Müslüman, seher vaktinin
bereketinden yararlanmalı, ilâhî rahmetle coşan af ve
mağfiretten nasiplenerek gecenin feyzini gününe taşımalıdır.
Günde 5 vakit yapılan çağrıya kulak vererek Allah’ın huzurunda
kurtuluşa erebilmeli, günahlarından dolayı pişmanlık duyup,
gözünden yaş akıtabilmelidir.
Yüce Rabbimiz:
“Kim tevbe edip salih
ameller işlerse muhakkak o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah’a
döner.” (Furkan 25/71)
Peygamberimiz sallallahu
aleyhi ve sellem:
“Âdemoğlu hata eder. Hata
edenlerin hayırlısı tevbe edendir.” (Tirmizî) buyurmuştur.
İnsan nefsinin ve şeytanın
isteklerine dur diyerek, dilini gereksiz ve boş şeylerden
koruyabilmelidir. Ailesinin geçimi için çalışmalı, başkalarına
muhtaç olmamalıdır. Gününü fikir, zikir ve şükürle geçirmeli,
insanlara şefkat, merhamet ve sevgiyle bakmalıdır.
Müslüman, Rabbinin
nimetlerini ihtiyaç sahipleriyle paylaşabilmeli, mazlumları
sevindirmenin, yüzlere tebessüm etmenin tadına varabilmelidir.
Allah’ın kitabını okuyup, anlayıp, onu hayatına yansıtmalıdır.
Kalbi selamete ulaştıranların başında Kur’an okumak, Allah’ı
anmak, ölümü düşünmek, salih insanların toplantılarına katılmak
gelir. Bu toplantılar cennet bahçelerinde oturmak gibidir.
Hastaların şifa bulması, borçluların rahata ermesi için elinden
geleni yapmalı, eş, dost ve akrabalarını ziyaret edip
hatırlarını sormalı, karşılaştığı herkese Allah’ın selamını
vererek onlarla dost olmalıdır. Eşine, çocuklarına ve çevresine
karşı görevlerini hakkıyla yapmalıdır. Salih ve âlim insanları
ziyaret ederek dualarını almalı, onlardan yararlanmalıdır. İlim
ve irfanını artıracak çalışmalarda bulunmalıdır. Hayırlı
hizmetlerin bir ucundan tutmalı, kötülük yapana iyilik yapıp
affetmeli, vermeyene vermeli, kıskançlık ve hasetten
sakınmalıdır. Kendisi için istediğini başkaları için de
istemelidir.
Müslüman, bu gününün son
günü olabileceğini, ömür sayfalarını nasıl açıp nasıl
kapattığını, amel defterine sevaplar mı, günahlar mı yazıldığını
düşünmelidir? Her anının melekler tarafından gözlendiğini
bilmeli, kendisiyle hesaplaşabilmelidir. Verilen nimetlere
karşılık bizler ne yapmaktayız? Ne yapmalıyız? Rabbimizin
verdiği ömrü, bahşedilen değerli zamanı nasıl geçirmekteyiz?
Nefsimizi sorgulayarak tatmin edici cevaplar alabiliyor muyuz?
Bugün Allah için ne yaptım? Hayırlı bir insan olarak güzel ve
yararlı hizmetlerde bulundum mu? Bir gönül kazandım mı? Bir açı
doyurdum mu? Bir hastayı ziyaret ettim mi? Bir öksüzün, bir
yetimin başını okşadım mı? Yaptığımız her şey yaratıcımız
tarafından bilinmekte ve görülmekte olup adeta kameraya
kaydedilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de:
“Nerede olsanız, O sizinle
beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.” (Hadid 57/4)
buyurulmaktadır.
Müslüman gün içinde
yaptıkları için nefis muhasebesine hazır olmalıdır. İnsan
yaratılış gereği hata yapabilir, nefsine ve şeytana uyabilir.
Her gece başını yastığa koyduğunda bugün Hakk rızası için neler
yaptım sorusuna cevap aramalı, yapmış olduğu hata ve günahlar
için el açıp tevbe ve istiğfarda bulunmalıdır. Allah’tan yardım
istemeli, dua ve niyazda bulunmalıdır. Yüce Rabbimiz:
“Dua ve niyazınız olmasa
Rabbim size niye değer versin…” (Furkan 25/77)
“…Bana dua ettiği vakit dua
edenin dileğine karşılık veririm…” (Bakara 2/186)
Peygamber Efendimiz
sallallahu aleyhi ve sellem:
“Kişinin kardeşi için
arkasından yaptığı dua geri çevrilmez. Bir kişi arkadaşının
arkasından dua ettiği zaman, melek ‘aynısı sana da olsun’ der.”
(Müslim) buyurmuştur.
İnsan, gecede gündüzde
Rabbini anmalı, yaratılışına uygun çalışmalı, hayırlı insan olma
yolunda gayret göstermelidir. Müslüman, yüce kitabını okuyup,
anlamalı ve onu hayatına uygulamalıdır. Kâinatın her
zerresindeki hikmetleri düşünmelidir. “Niçin düşünmüyorsunuz?”
İkazlarına kulak vermeliyiz. Hak rızası için düşünme nafile
ibadetten üstün görülmüştür.
Müslüman, zamanın önemini ve
değerini bilerek hayatını boşa geçirmez. Zamanın en büyük hazine
olduğunu bilir. Zamanı iyi kullananlar; toprağa tohum atan
çiftçiye, çiçeklere bakım yapan bahçıvana, eline teslim edilen
öğrencilerini en iyi bir şekilde yetiştiren öğretmene benzer.
Akıllı insan zamanı kulluk toprağına saçar, iman suyu ile sular,
iyi bir bakım yaparak istediği en iyi ürünü alır. Dünya hayatı
gelip geçicidir. Başı ve sonu olan bu fani hayatı en güzel
şekilde değerlendirmek zorundayız. Ömrünü Allah yolunda
geçirenler için ölüm bir bitiş değil bir başlangıçtır. Ebedî
âleme açılan bir kapıdır. Sonsuzluğa doğuştur. Ahirette rahat
etmek dünyadaki yaşayışımıza bağlıdır. İnanan insan sevinerek
Rabbine koşar. Geçmişini unutmadan, geleceğe umutla yürüyen,
ufuklara bakan, koşar adımlarla yarınlara koşan bir yarışçı gibi
olmalıdır.
Müslüman, öncelikle ne
yapacağını bilir, planını ona göre yapar. Gününü dolu dolu
geçirir. Gecesini ve gündüzünü en iyi şekilde değerlendirir.
Yatsı namazı ile gecesini, sabah namazı ile de gündüzünü ihya
eder, cemaate devam eder. Bu vakitlerin önem ve değerini anlar.
Sabah güneş doğmadan kalkar, güzelce abdestini alır, aile
fertlerini de namaza kaldırır. Sabah kahvaltısını besmele ile
yapar, verdiği nimetler için Rabbine şükreder. Yemekten önce ve
sonra ellerini yıkar, dişlerini temizler. Müslüman, güzel ahlak
sahibidir. Hadis-i şerifte:
“Sizin en iyileriniz, ahlâkı
en iyi olanınızdır.”
“Müslüman elinden ve
dilinden kimsenin zarar görmediği insandır.”(Buhari)
buyurulmaktadır.
Ailesine ve çevresine karşı
tatlı diliyle, güler yüzüyle muamele eder. Hangi işi yaparsa
yapsın; ister amir ister memur, ister patron ister işçi, ister
öğretmen ister öğrenci, her ne olursa olsun işlerini doğrulukla
yaparak başkalarına örnek olur. Kâlden (söz) daha çok
hâl(davranış) diliyle konuşur. İnsanlarla iyi geçinir.
İnsanların hal ve hatırını sorar. Acılarla dertlenir, sevinçlere
ortak olur.
Müslüman, gördüğü yanlışları
kırmadan, incitmeden yumuşaklıkla düzeltmelidir. Hadis-i
şerifte:
“İçinizden biri bir kötülük
görürse onu eliyle değiştirsin, buna gücü yetmezse diliyle
değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle ona buğz etsin ki bu
imanın en zayıfıdır.” (Müslim) buyurulmaktadır.
Müslüman hayır insanıdır.
İnsanları iyiliğe ve güzelliğe çağırır. Tebliğ çalışmasını
severek yapar. Müslüman işine besmele ile başlar. Allah ve
Rasulünün istediği şekilde, helal rızık için çalışarak ailesinin
geçimini sağlar ve kimseye muhtaç olmaz. Müslüman, helale harama
dikkat eder. Haram yiyen kalpte hikmet ve marifetin olmadığını
bilir. Kalbi korumak, cilalamak için helal rızkın yanında,
geceleri ihya etmeli ve güzel insanlarla beraber olmalıdır.
Zikirle gerçek huzura ermelidir. Rabbimiz:
“Bilesiniz ki, kalpler ancak
Allah’ı anmakla gerçek huzura erer.” (Ra’d 13/28) buyurmuştur.
Müslüman, ellerini açarak,
boynunu bükerek Rabbine dua eder, vermiş olduğu sağlık ve
huzurdan dolayı şükreder. Gününün bereketli ve hayırlı geçmesini
ister, hayırlı işlerle uğraşır. Her zaman işinde doğru ve
dürüsttür. Kimseyi kandırmaz, kimseyi aldatmaz. Her saatinin
hesabını yapar. Yaşamının her anında kimseye kötülük etmez,
kimseyi aşağılamaz, kimseyle alay etmez. Gıybet, kin ve haset
gibi kötü işlerden uzak durarak Allah’a sığınır. Müslüman, akşam
olup da eve gelince ev halkını güleryüzle selamlar. İşinin stres
ve sıkıntısını evine yansıtmaz. Ailesiyle sohbet eder, onları
dinler. Eşine ve çocuklarına haksızlık yapmaz, adaletli
davranır. Müslüman, çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek için
çalışır. Onlara karşı çok hassas davranır. Onların dünyalarını
tanır ona göre muamele eder. Çocuklar güle benzer. Onları
kırmadan incitmeden sevmeli, korumalı ve koklamalıyız. Sevgi
çağlayanı olup o saf, tertemiz yüreklerine akmalıyız. Sevgi
gülümüzün solmasına, koparılmasına razı olamayız. Yuvamız bir
sevgi bahçesi olmalıdır. Sevgisiz ev kuru ağaca benzer. Çocuk
Rabbimizin bir ihsanı, evimizin süsü, meyvesi ve hediyesidir.
Evimizi sevginin, neşenin, huzur ve mutluluğun yurdu yapmalıyız.
Müslüman, yaptığı her işinde
samimi olmalı, kötü niyet taşımamalıdır. İnsanları Allah için
sevmeli, değer vermelidir. Yüce Rabbimiz kendi rızası için
birbirini sevenler için:
“Allah için birbirini
sevenleri, kıyamet gününde gölge olmayan bir günde, kendi
gölgemde Arşın gölgesinde gölgelendireceğim” diye müjde
vermektedir.
İnsanları anlamaya
çalışmalı, zaman zaman olaylara onların gözüyle bakabilmeli,
duyguları paylaşabilmeliyiz. Müslüman, doğru, dürüst ve
güvenilir olmalı, verdiği söze sadık kalmalıdır. Her ne pahasına
olursa olsun doğruluktan ayrılmamalıdır. Ne güzel söylenmiş.
“İnsana sadakat yakışır
görse de ikrah,
Doğruların yardımcısıdır
Hazreti Allah.”
Hayırlı hizmetlere talip
olmalı, gün içinde sosyal ve kültürel çalışmalara katılmalıdır.
Kimsesiz, fakir, öksüz, yetimler aranıp sorulmalı ihtiyaçları
giderilmelidir. İşbirliği, yardımlaşma ve dayanışmalar yapan
vakıflarda görev almalı, Allah rızası için çalışmalıdır. Zaman
zaman hastane, mezarlık, hapishane, huzur evleri ve kimsesiz
çocukların kaldığı yuvalar ziyaret edilerek buralardan ibretler
alınmalıdır.
Müslüman, gününü en iyi
şekilde değerlendirmek için çağın getirdiği her türlü teknik ve
teknolojiyi davası için hayırlı hizmetlerde kullanmalıdır.
Basın, yayın çalışmalarını yakından takip etmeli hayırlı
hizmetler yapan kuruluşlarda görev almalı, çevredeki âlim ve
salih kişileri ziyaret etmeli, sohbetlerine katılmalı, onların
hayır dualarını almalıdır. Sıla-ı rahime büyük önem vermeli eş,
dost, komşu, akraba ziyaretleri ihmal edilmemeli, özellikle
yaşlılar görüp gözetilmeli, elleri öpülüp hayır duaları
alınmalıdır. Bu ziyaretler muhabbeti artırır, malı çoğaltır,
ömrü bereketlendirir. Yüce Rabbimiz:
“Ana babaya ve yakınlara
iyilik edin.” (Nisa 4/36) buyurmaktadır.
Peygamberimiz sallallahu
aleyhi ve sellem:
“Allah’a ve ahiret gününe
inanan, akrabasını görüp gözetsin.” (Buhari) buyurmuşlardır.
Komşu hakkına azami dikkat
gösterilmeli, onları kıracak, incitecek söz ve davranışlardan
uzak durmalıyız. Yerine göre komşu en yakın akrabadan daha
yakındır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem komşu
hukukuna dikkat çekmiş ve:
“Cebrail bana komşu
hakkından o kadar çok bahsetti ki Allah Teala komşuyu komşuya
mirasçı kılacak sandım” (Müslim) buyurmuşlardır.
Müslüman, dinini öğrenecek,
bunu yaşayacak, yaşadıklarını da başkalarına anlatacak.
Anlatırken karşısına çıkan zorluklara sabır gösterecek, asla
tebliğden vazgeçmeyecek. Rabbimizin:
“Siz insanlar içinden çıkan
hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder kötülükten vazgeçirmeye
çalışırsınız…” (Âl-i İmran 3/110) emri gereğince müslümanlar
iyiliği emir, kötülüğü nehyetmekle görevlidir. Bu görev
yapılmadığı zaman toplum bozulur, kötüler cesaret kazanır,
kötülükler yaygınlaşır, mazlumlar ezilir, zalimler güçlenir. Bu
görevini yapmayanlar Allah katında sorumludur. İyiliği emredip
kötülükten sakındırmayan insanların gözyaşları kurur, kalpleri
katılaşır, dünyaya karşı sevgileri artar. Müslüman kişisel
olarak yapılan kötülüklere karşı tavır almak, ikaz etmek ve
engel olmak zorundadır. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
“Sizden hayra çağıran,
iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte
onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmran 3/104)
Nasihat Allah için olmalı,
O’nun sevgisi kalplere nakşedilmelidir. Yüce Rabbimiz
Peygamberimize:
“Sen sırf Allah’ın
rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı
yürekli olsaydın, onlar senin yanından dağılıp giderlerdi…”
(Âl-i İmran 3/159) diye buyurmaktadır.
Müslüman, günün her
saatinde, her anında, sabah-akşam, yerken içerken, evinde,
işinde, çarşıda pazarda, yolculukta, bulunduğu her ortamda
konuşmasıyla ve davranışlarıyla tebliğ çalışmasını her işinin
önüne almalıdır. “Ben ne yapabilirim ki?” “Elimden bir şey
gelmez.” “Yapacağım bir şey yok!” diyerek, sudan sebeplerle,
bahanelerle görevden kaçmak müslümana yakışmaz. Davası için
çalışmak, ayakta durmak, hedefe doğru yürümek zorundadır.
İslam’ın emirlerini,
Kur’an’ın hakikatlerini anlatmalı, insanları uyarmalı, mazlumun
hakkını korumalı, doğruları savunmalı, müslümanın meselelerine
sahip çıkmalı, insanları şuurlandırmalıdır. Hayırlı işlerde ilk
adımı kendisi atmalı, kendisi başlatmalıdır. Nefsin ve şeytanın
sözlerine aldırış etmeden yoluna devam etmelidir. Oturduğumuz
yerde şikâyet edip, karanlığa kurşun sıkmak yerine ayağa kalkıp
yürümek, bir mum yakıp etrafımıza ışık saçmak durumundayız.
Müslüman, günün her saatinde
her yerde kötülüğü iyiliğe, haramı helale, çirkini güzelliğe
çevirmek için mücadele etmelidir. Buna önce nefsimizden,
ailemizden, yakın çevremizden başlayarak sabırla, yılmadan,
usanmadan yapmalıyız.
Müslüman denge insanıdır.
Sevgi ve nefrette ölçülü olmalıdır. Hadis-i şerifte:
“Sevgi ve buğzda ölçülü ol.
Gün gelir dostun düşmanın, düşmanın da dostun olabilir.”
buyurulmaktadır.
Müslüman, başına gelen bela
ve musibetlere karşı sabırlı olmalı, her geleni Allah’tan
bilmelidir. Bu dünyanın bir imtihan olduğunu bilmeliyiz. Yüce
Rabbimiz kullarını çocuklarıyla, mallarıyla, canlarıyla,
sevdikleriyle imtihana tâbi tutmaktadır. Sevdiklerimizi
kaybedince, “Allah’tan geldik yine Allah’a döneceğiz” ayetini
okuyarak sabretmeli, başımıza gelenlerden gerekli dersleri
çıkarmalıyız. İbadete devamda, günahlara karşı direnmede,
musibetlerde ve hizmet yolunda sabırlı olmalıyız. Müslüman,
çevresiyle güzel dostluklar kurmalı, onlara hakkı ve hakikati
anlatmalı, onlarla hayırda yarışmalıdır. Dost denilince akla
sevgi gelir. Dostluğun özelliği vefa, vefanın kaynağı da
sevgidir. Gönül dostları arasında görünmeyen sevgi bağları,
manevi kablolar vardır. Bu kablolar kolay kolay kopmaz. Gerçek
dostluk, “iki ayrı bedende yaşayan tek ruh” olarak tarif
edilmiştir. Gerçek sevgi sevilen uğruna her türlü fedakârlığa
katlanmak değil midir? Sevmeyen ruh olgunlaşıp semaya
yükselemez. Sevgisiz yürekler benliğin dolambaçlı yollarından
kurtulamaz, kimseyi sevemez, sevgiyi sezemez, varlığın
sinesindeki muhabbetten habersiz olarak yok olup giderler.
Sevgi, sevilene karşılık beklenmeden sunulan eşsiz bir
armağandır.
Müslüman, ben değil biz
demelidir. Kendi hatasına savcı, başkalarının hatalarına karşı
avukat, hata ve kusurları örtmede gece gibi olmalıdır. Sadi
Şirazi şöyle diyor:
“Ölüm gelmeden uyan. Ahirete
züğürt gitme. Gözünde yaş varken ağla. Dilin konuşurken af dile.
Can her zaman bedende durmaz. Dil her zaman ağızda dönmez. Can
tende iken bunu fırsat bil. Kuşu olmayan kafesin hiçbir değeri
yoktur.”
Müslüman, affedici olmalı,
kendi yaptığı iyilikleri ve kendisine yapılan kötülükleri
unutmalı fakat başkasının kendisine yaptığı iyiliği
unutmamalıdır. Acılarımızı kuma yazalım ki hemen unutulsun,
iyiliklerimizi de taşa yazalım ki hiç unutulmasın. Müslüman,
değerlerini korumada asla taviz vermez. Hayırlı çığır açmaya
gayret eder, hizmet kuşağını kuşanır. Hakka hizmet yolunda
olanlar yalnız değildir. Allah Teâlâ onların yardımcısıdır.
İlâhî rahmetin sağanak halinde her an yağdığını görür. Rahmet
okyanusunda yüzer, bereket hazinelerine dalar. Müslüman, İslam’ı
öyle yaşamalı ki onu öldürmeye gelen onda dirilmeli, hayat
bulmalıdır.
Ey müslüman, haydi, kalk ve
yürü! Etrafına ışık saç! Bu mübarek yolda yürümek isteyenlere
yol aç! Seni dört gözle bekleyenlere el uzat! Hayra açılan her
kapının, hayra çıkan her yolun insanlığa bir umut olduğunu
unutma!
Yatağından kalktığı andan
gece yastığa başını koyana kadar hayırlı işler yapanlara,
gecenin bir vaktinde kalkarak seherde doğanlara, gönlüyle,
yüreğiyle Hakka bağlı olanlara selam olsun. Gününü en verimli
bir şekilde Allah yolunda geçirenlerden olmamızı yüce
Rabbimizden niyaz ediyorum.
KAYNAKLAR:
1. İslam Ahkâmı, Zeki SOYAK,
İlkadım Yayınları. Nevşehir, 2002
2. Kıssalar Hisseler 1, Zeki
SOYAK, İlkadım Yayınları. Nevşehir, 2003
3. Kıssalar Hisseler 2, Zeki
SOYAK, İlkadım Yayınları. Nevşehir, 2004
4. Fazilet Toplumu, Zeki
SOYAK, İlkadım Yayınları. Nevşehir, 2005
5. Elden Ele Dilden Dile,
Bahadır YILMAZ - Şükrü YILDIZ, Denizli, 2004
6. Altınoluk Dergisi, Sayı:
229, Mart 2005