İBADETTE
KALİTE
Bismillahirrahmanirrahim.
Rahman olan Allah’ım! Hamdim
sanadır, senâm sana. Muhabbetim sana yöneliktir, teslimiyetim
sana. Kulluğumun zaafını acziyetime atfet. Beni affet.
Gözümüzün aydınlığı,
güneşimiz, sebeb-i necat ü vuslatımız, seçilmişlerin en seçkini
Rasulullah Efendimize gönüller dolusu salatlar ve selamlar
olsun. O gönüller ki “Yere göğe sığmadım, mümin kulumun gönlüne
sığdım.” sırrına mahzar olmuştur.
Muhterem kardeşler,
İbadet kulluk demektir.
Rabbi tanıyan O’na ibadet edebilir. İbadet edemeyenin irfanı
yoktur. İbadet irfan nispetindedir. Kul, kulluğunu idrak
edemeden Rabbin Rabliğini idrak edemez. İrfandan yoksun kalır.
İbadet, hayatı hayır üzere
yaşamak demektir. Bütün bir hayatı ilâhi çizgi (sırat-ı
müstakîm) üzerine ikame etmektir.
İbadette Kalite
İbadette kalite kavramı
müslümanların üzerinde önemle durmaları gereken bir konudur.
Çünkü kalitesiz ibadet Rabbimiz tarafından kabul edilmeyecektir.
Bu hususa delil olarak Kabil’in kurbanının kabul edilmeyişini
gösterebiliriz. Habil en güzel koyununu getirmişti. Kabil ise
yetiştirdiği ürünlerin en kötüsünü.
“Onlara Âdem'in iki oğluyla
ilgili haberi hakkiyle oku. Hani her ikisi birer kurban
sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul
edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine): Seni
öldüreceğim” demişti. Diğeri ise şöyle demişti: “Allah, yalnız
kendisinden korkanlardan kabul eder.” (Maide 27)
İbadetin kalitesinden
bahsedebilmek için bazı şartlar vardır.
İlk şart imandır.
İnanmayanın ibadeti makbul de değildir kaliteli de. İbadetin
kalitesi inancın kuvveti nispetindedir.
“Kim faziletine inanarak ve
karşılığını Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş
günahları bağışlanır.” (Buhari, savm 6)
Kimin inancı daha gür ise
ibadeti o kadar kavi, fazileti ve derecesi de o oranda üstün
olacaktır.
İbadette kalitenin ikinci
şartı ihlâstır. İhlâs, yapılanın sadece Allah rızası için
yapılmasıdır.
Efendimiz ibadetin bu yönüne
şu ibretli olayı anlatarak dikkat çeker:
“Kıyamet günü hesâbı ilk
görülecek kişi, şehit düşmüş bir kimse olup huzura getirilir.
Allah Teâlâ, ona verdiği nîmetleri hatırlatır, o da hatırlar ve
bunlara kavuştuğunu îtiraf eder. Cenâb-ı Hak:
– Peki bunlara karşı ne
yap-tın? buyurur.
O kimse:
– Şehit düşünceye kadar
Sen’in uğrunda cihat ettim, diye cevap verir.
Cenâb-ı Hak:
– Yalan söylüyorsun. Sen, ne
kahraman adam desinler diye savaştın, o da denildi, buyurur.
Sonra emrolunur da o kişi
yüzüstü cehenneme atılır.
Bu defa ilim öğrenmiş,
öğretmiş ve Kur’ân okumuş bir kişi huzûra getirilir. Allâh Teâlâ
ona da verdiği nîmetleri hatırlatır. O da hatırlar ve îtirâf
eder. Ona da:
– Peki bu nîmetlere karşılık
ne yaptın? diye sorar.
O ise:
– İlim öğrendim, öğrettim ve
Sen’in rızân için Kur’ân okudum, cevâbını verir.
Cenâb-ı Hak:
– Yalan söylüyorsun. Sen,
âlim desinler diye ilim öğrendin, ne güzel okuyor desinler diye
Kur’ân okudun. Bunlar da senin hakkında söylendi, buyurur.
Sonra emrolunur, o da
yü-züstü cehenneme atılır.
(Daha sonra) Allah’ın
kendisine her çeşit mal ve imkân ver-diği bir kişi getirilir.
Allah Teâlâ verdiği nîmetleri ona da hatırlatır. O da verilen
nîmetleri hatırlar ve îtirâf eder.
Cenâb-ı Hak:
– Peki ya sen bu nîmetlere
karşılık ne yaptın? buyurur.
O şahıs:
– Verilmesini sevdiğin, râzı
olduğun hiçbir yerden esirgemedim, sadece senin rızânı kazanmak
için verdim, harcadım, der.
Hak Teâlâ:
– Yalan söylüyorsun. Hâlbuki
sen, bütün yaptıklarını ne cömert adam desinler diye yaptın. Bu
da senin için zâten söylendi, buyurur.
Emrolunur, bu da yüzüstü
cehenneme atılır.” (Müslim, İmâre 152)
Yine Peygamber Efendimiz
sallallahu aleyhi ve sellem:
“Allâh Teâlâ, sizin
bedenlerinize ve görünüşlerinize değil, ancak kalplerinize
bakar.” (Müslim, Birr 33) buyurarak kaliteli ibadetin, kalbin
ibadete katılması ve ihlâstan geçtiğini vurgulamıştır.
İbadette kalitenin üçüncü
şartı ihsandır. İhsan, ibadeti Rabbe beğendirmeye çalışmaktır.
“İhsan nedir?” sorusuna
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
“Allah’ı görüyormuşçasına
O’na ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’nu göremiyorsan da O
seni görüyor.” buyurarak karşılık vermiştir.
İbadette kalitenin dördüncü
şartı devamlılıktır.
Peygamber Efendimiz
sallallahu aleyhi ve sellem:
“Amellerin Allah’a en
sevimlisi az da olsa devamlı olanıdır.” buyurmuştur. Devamlılık
bir işin niçin yapıldığının idrakinde olunduğunu gösterir.
İbadette devamlılık ise samimiyetin ifadesidir.
Namazda kalite:
İbadetler içinde namazın
yeri bir başkadır. Namaz müminin miracıdır, vuslatıdır. Dünyada
yaşanan cennetî anlar hep namazdadır. Namaz gözümüzün nuru,
gönlümüzün ışığıdır. Bütün bunlara rağmen kalitesiz namazlar da
vardır. Bu hususta Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
“Nice gece namazı kılanlar
vardır ki, onların kıldıkları namazdan nasipleri uykusuz
kalmaktan ibarettir.” (Ahmed b. Hanbel, 2/373)
Yine:
“Bir kimse namaz kılar;
fakat namazının yarısı, üçte biri, dörtte biri, beşte biri,
altıda biri, yedide biri, sekizde biri, dokuzda biri hattâ ancak
onda biri kendisi için yazılır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV/321)
buyurmuştur.
Adab ve erkânına riayet
edilmeden, kalbî hissediş olmadan kılınan namazların
kalitesinden söz edemeyiz.
Rabbimiz namazın faydası
sadedinde:
“Muhakkak ki namaz,
hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar...” (el-Ankebut 45)
buyurur.
Namaz kıldığı halde
kötülüklere devam eden bir müslüman namazının kalitesini masaya
yatırmak zorundadır. Aksi halde şu itab-ı ilahî ile yüz yüze
gelmesi kaçınılmaz olacaktır.
“Yazıklar olsun o namaz
kılanlara ki, onlar namazı gâfilâne kılarlar.” (el-Mâûn 4-5)
Namazı kaliteye kavuşturmak
kurtuluşumuzun vesiledir.
“(Ancak) namazlarında huşû
sâhibi olan müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir...” (el-Mü’minûn
1-2)
Namazda kalitenin devamdan
geçtiğini bimek gerekir. Bir başlanıp bir bırakılan, bazen
unutulup bazen hatırlanan, iyi hallerde edâ, zor zamanlarda fedâ
edilen namazlar kaliteden uzak namazlardır.
“Ve onlar ki, namazlarına
devam ederler.” (el-Mü’minûn 9) buyurulur.
Hazret-i Mevlânâ bu âyet-i
kerîme hakkında zâhirî mânâya ilâveten bir de işârî olarak;
“Namazdan sonra da namazdaki
hâllerine devam ederler.” buyurur ve şöyle der:
“Bize doğru yolu gösteren,
bizi kötülükten alıkoyan namaz, günde beş vakit kılınır. Hâlbuki
âşıklar dâimâ namazdadırlar. Zîrâ âşıkların gönüllerindeki aşk
ve ciğerlerini kavuran o ilâhî muhabbet, ne beş vakitle yatışır,
ne de beş yüz bin vakitle geçip gider.”
İbâdetlerin zâhirî kısmını,
münâfık başı Abdullâh bin Übey bin Selûl de yapardı. Mescid-i
Nebevî’ye gelir ve Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellemin
arkasında şeklen namaz kılardı. Yâni ibâdetlerin sûret kısmını
bir münâfık bile yapabilir. Bu da gösteriyor ki; sırf şeklen
yapılan ibâdetlerin Allâh katında hiçbir değeri yoktur. İbâdetin
makbûl olması, şekil ile rûhun müşterekliğine bağlıdır.
Kemâlât yolunda ilerleyen
bir derviş, gece vakti mescitte namaz kılıyordu. Yağmur yağmaya
başladı. Dervişin gönlü namazda bir an için evine yöneldi. O
anda içinden bir ses onu şöyle uyardı:
“Ey deviş! Kıldığın bu
namazla bizim için bir şey yapmış olmuyorsun! Zîrâ sendeki güzel
olanı (gönlünü) evine gönderdin, buradaysa bedenini bıraktın!..”
Bu yazımızda namazda
kaliteden bahsettik. İnşallah başka yazılarımızda da diğer
ibadetlerdeki kaliteden bahsedeceğiz.
Rabbimiz bizi kendine layık
kullardan eylesin. Âmin.