E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

MUSTAFA SUNA

DENEME;

SİVRİSİNEK 

Bir zamanlar; Sıtma Savaş İstasyonlarının kurulduğu, insanların “Kinin” aradığı zamanlarda; belki de adından en çok bahsedilen, sıtma ve bataklıklarla adı özdeşleşmiş ve Kur´ân-ı Kerîm´de adı geçen hayvan türü.

Sivrisinekleri öldürelim! Öldürmek yetmez; sivrisinek üreten bataklıkları kurutalım... Köklerini kazıyalım...

Ve bataklıklar kurutuldu.. Kökleri kazınamadı; ama artık ortalıkta pek gözükmez oldular...

Bir zaman sonra... Birden, bilhassa nüfusu kalabalık ve sanayi kuruluşlarının yoğun olduğu yerleşim birimlerinde karbondioksit oranının hızla arttığı görüldü; neredeyse tehlikeli boyutlara ulaşıyordu.

Sebepleri uzun, uzun araştırıldı. Yazıldı çizildi. Fikirler yürütüldü. Kimileri felaket tellallığı bile yaptı. Her kes birilerini suçladı...

Ormanların, ağaçların ürettiği oksijen ile insanların, canlıların, sanayi kuruluşlarının ürettiği karbondioksitin,  atmosferde değişimi sağlanamıyor; üretildikleri bölgelerde yoğunlaşıyorlardı...

Birden akla kurutulan bataklıklar geldi.. Doğru ya; sivrisinekler ve bataklıklar varken hiç böyle bir durum söz konusu değildi. Ne olmuşsa sivrisineklerin ortadan kaybolmasından sonra olmuş; insanlar, karbondioksit yoğunluğundan neredeyse nefes alamaz hale gelmişlerdi.

Böcek uzmanları çağrıldı... Sonuç: Sivrisineklerin kontrollü üremesine izin vermeniz gerek, bataklıkları tekrar oluşturmanız gerek!

 “Onlar, bir sivrisineği bile yaratamazlar.” (K.K.)

İnsanlar ne kadar aciz; sivrisineğe muhtaçlar. Küçücük kanatlarıyla çok büyük iş yapıyorlar; oksijen-karbondioksit değişimini sağlıyorlar. Belli oranlara ulaştığında hayatı sona erdiren; belli oranlarda bulunduğunda hayatı devam ettiren gazların, atmosferdeki oranlarını dengeliyorlar, onları “homojen” hale getiriyorlar…

Oksijen ve hidrojen; birisi yakıcı, diğeri yanıcı iki gaz. Atmosferde, belli oranlarda, homojen bir dağılımla, barışçıl biçimde yaşayıp gidiyorlar.. Ne zaman ki; homojenlik bozulup, heterojen hâle geliyorlar; işte o zaman barış bozuluyor. Birbirlerini yok etmek için bir kıvılcım yeterli; biri yakıyor, diğeri yanıyor, sonuçta ikisi de yok oluyorlar..

İki grup çatıştığında; bu çatışmanın galibi olmaz. Galip de; galip olma yolunda gücünü yitirmiştir...

Şu sivrisinekler çok büyük iş yapıyorlar; gazların savaşını engelliyorlar. Onları; barış içinde, kavga etmeden yaşamaları için, “homojen” biçimde birbirine karıştırıp; kaynaştırıyorlar.

İnsanlara çok şey öğretiyor aslında sivrisinekler, tabi ki; mesajlarını iyi okuyan, algılayan insanlara.

Osmanlı; asırlarca, bir çok etnik grubu; müslümanıyla, mûsevîsiyle, hıristiyanıyla, sünnîsiyle, alevîsiyle, katolikiyle, ortodoksuyla barış içinde; iç içe kaynaştırarak; câmiyi, kiliseyi, havrayı yan yana yaparak; homojen bir yapı içinde, huzur içinde yaşattı.. “Ali´nin” “koyunu” da, “Agop´un” “domuzu” da emniyetteydi.

Ne zaman ki, homojen yapı bozuldu; kıvılcımlar yetti büyük ateşlerin yanması için ve halen ateşler yanmaya devam ediyor, Osmanlının mirasından arta kalan coğrafyalarda...

Sıcak yaz gecelerinde; uykunuzun arasında bir vızıltı duyarsınız; tam burun hizasında; arkasından bir yanma! Yatağınızdan fırlarsınız.. O, küçücük canlının sizden nasibini almasına engel olamamışınızdır...

Çocukluğumda; köyümüzde, yorgan diken kadınlar, yorganın içine koydukları pamukların arasına, kurutulmuş fesleğen yaprakları serpiştirirlerdi. Kimileri de gaz lambası yakarlardı; uykularının sivrisinekler tarafından bölünmemesi için. Fesleğen, ya da, gaz yağı yanığı kokusunun sivrisinekleri uzaklaştırdığı düşünülürdü.

Zamanla ortaya çıkan ilmi çalışmalar; bu hayvanların neden böyle davrandıklarını açıklığa kavuşturdu: İnsanın nefesinden aldıkları verilerle kan tahlili yapmalarına bu kokular engel oluyordu..!

Bazı insanları sivrisineklerin rahatsız etmediği bilinir. Aslında rahatsız etmek isterler; ön çalışmalarını yapmışlardır; yaklaştıkları insanların kanlarını, nefeslerinden aldıkları verilerle en ince ayrıntısıyla tahlil ederler. Tahlil sonucunda; eğer hortumlarında bulunan sıvı ile hedefledikleri insana kanı uyuşuyorsa; “en uygun damardan” girerek, hortumlarındaki sıvıyı zara zerk edip; kanı, pıhtılaşmadan çeker; keseciklerine doldururlar. Hortumlarındaki sıvı kanın pıhtılaşmasına engel olur. Eğer sıvı uyuşmazsa; hortumlarına çektikleri kan pıhtılaşacağından, hemen ölürler; yani, “mat” olurlar.(“Mat” kelimesi, Arapça´da, “ölüm” anlamına gelir.)  Dolayısıyla; kanları hortumlarındaki sıvı ile uyuşmayan insanları rahatsız etmezler...

Satrançta “mat”; “ölüm” demektir...

Bu hayvanlar hayatlarıyla kumar oynamazlar.. İşi şansa bırakmazlar. Bazen denediğim olmuştur: Bir vızıltı duyduğumda; ayaklarımı açıkta bırakıp, başıma yorganı çekip beklemişim; birkaç turdan sonra uzaklaşıp gitmişlerdir. Nefesimi koklamadan, kanımı tahlil etmeden, uygun damara girip, nasiplerini almayı denememişlerdir.. Zira hortumlarındaki sıvıyla, kanım eğer uyuşmuyorsa öleceklerini kesin bilirler..

Rahmânî Mesaj:

“Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyin ardından gitme!” buyurur. (İsrâ 36)

Önce; bilgilen, araştır, oku, dinle, tahlil et! Sonra; “damarını” bul, “damarından” gir! Tanımadığın işlerin, şahısların, fikirlerin peşinden gitme! Mat olursun. Ölürsün. Önce dinle! Muhatabın psiko-sosyal yapısını, fikrî temellerini, öncüllerini, ön yargılarını, aile yapısını, karakterini, mazisinde iz bırakan olayları, tanı, analiz et! Haklı olduğu, haklı olduğun, “haklısın” diyebileceğin ortak noktaları belirle! Yoksa “mat” olursun, susmak zorunda kalırsın. Muhatabın gözünde bitersin, cansız hale gelirsin.

Eğitimciler, öğrencilerini iyi tanımalı, tanışmalı. Şekil vermeğe çalıştığı hammaddeyi tüm boyutlarıyla ele almalı. Gözlemlemeli. Dinlemeli. İyi analiz yapmalı. Hayat vermeğe çalışırken; öğrencisinin gözünde canlı ölü haline gelmemeli..

Yatırımcılar, iş adamları sivrisineğin vermek istediği mesajı iyi okumalı. Fizibilite, üretim planlaması, pazar araştırması yapmadan; ekonomik verileri, istihdam politikalarını gözden geçirmeden, maliyet hesaplamalarını yapmadan, gireceği sektörün problemlerini anlamadan, dinlemeden harekete geçmemeli, işi şansa bırakmamalı; iş hayatıyla, sermayesiyle, “ya tutarsa” mantığıyla kumar oynamamalı! Yoksa iş hayatında ölüm mukadder...

Eskiler: “Dibi görünmeyen suya girme!” derlerdi. Girdap mı var? Araştır!

Çiftçiler, ekeceği ürünü seçerken; babalar çocuklarını, öğretmenler öğrencilerini değişik mesleklere yönlendirirken mutlaka ön araştırma yapmalılar. Yoksa çiftçinin ürünü ölebilir, öldüm fiyata gidebilir. Çocukların, öğrencilerin gelecekleri kararabilir...

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Çok basit görülen bir sivrisineğin insanlara diyeceği daha çok şeyler mutlaka vardır anlayana, anlayabilene...

İnsanımız ne kadar mânidar söylemiş:

“Anlayana, sivrisinek, saz; anlamayana, davul, zurna az.”

.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.