SİVRİSİNEK
Bir zamanlar; Sıtma Savaş
İstasyonlarının kurulduğu, insanların “Kinin” aradığı
zamanlarda; belki de adından en çok bahsedilen, sıtma ve
bataklıklarla adı özdeşleşmiş ve Kur´ân-ı Kerîm´de adı geçen
hayvan türü.
Sivrisinekleri öldürelim!
Öldürmek yetmez; sivrisinek üreten bataklıkları kurutalım...
Köklerini kazıyalım...
Ve bataklıklar kurutuldu..
Kökleri kazınamadı; ama artık ortalıkta pek gözükmez oldular...
Bir zaman sonra... Birden,
bilhassa nüfusu kalabalık ve sanayi kuruluşlarının yoğun olduğu
yerleşim birimlerinde karbondioksit oranının hızla arttığı
görüldü; neredeyse tehlikeli boyutlara ulaşıyordu.
Sebepleri uzun, uzun
araştırıldı. Yazıldı çizildi. Fikirler yürütüldü. Kimileri
felaket tellallığı bile yaptı. Her kes birilerini suçladı...
Ormanların, ağaçların
ürettiği oksijen ile insanların, canlıların, sanayi
kuruluşlarının ürettiği karbondioksitin, atmosferde değişimi
sağlanamıyor; üretildikleri bölgelerde yoğunlaşıyorlardı...
Birden akla kurutulan
bataklıklar geldi.. Doğru ya; sivrisinekler ve bataklıklar
varken hiç böyle bir durum söz konusu değildi. Ne olmuşsa
sivrisineklerin ortadan kaybolmasından sonra olmuş; insanlar,
karbondioksit yoğunluğundan neredeyse nefes alamaz hale
gelmişlerdi.
Böcek uzmanları çağrıldı...
Sonuç: Sivrisineklerin kontrollü üremesine izin vermeniz gerek,
bataklıkları tekrar oluşturmanız gerek!
“Onlar, bir sivrisineği
bile yaratamazlar.” (K.K.)
İnsanlar ne kadar aciz;
sivrisineğe muhtaçlar. Küçücük kanatlarıyla çok büyük iş
yapıyorlar; oksijen-karbondioksit değişimini sağlıyorlar. Belli
oranlara ulaştığında hayatı sona erdiren; belli oranlarda
bulunduğunda hayatı devam ettiren gazların, atmosferdeki
oranlarını dengeliyorlar, onları “homojen” hale getiriyorlar…
Oksijen ve hidrojen; birisi
yakıcı, diğeri yanıcı iki gaz. Atmosferde, belli oranlarda,
homojen bir dağılımla, barışçıl biçimde yaşayıp gidiyorlar.. Ne
zaman ki; homojenlik bozulup, heterojen hâle geliyorlar; işte o
zaman barış bozuluyor. Birbirlerini yok etmek için bir kıvılcım
yeterli; biri yakıyor, diğeri yanıyor, sonuçta ikisi de yok
oluyorlar..
İki grup çatıştığında; bu
çatışmanın galibi olmaz. Galip de; galip olma yolunda gücünü
yitirmiştir...
Şu sivrisinekler çok büyük
iş yapıyorlar; gazların savaşını engelliyorlar. Onları; barış
içinde, kavga etmeden yaşamaları için, “homojen” biçimde
birbirine karıştırıp; kaynaştırıyorlar.
İnsanlara çok şey öğretiyor
aslında sivrisinekler, tabi ki; mesajlarını iyi okuyan,
algılayan insanlara.
Osmanlı; asırlarca, bir çok
etnik grubu; müslümanıyla, mûsevîsiyle, hıristiyanıyla,
sünnîsiyle, alevîsiyle, katolikiyle, ortodoksuyla barış içinde;
iç içe kaynaştırarak; câmiyi, kiliseyi, havrayı yan yana
yaparak; homojen bir yapı içinde, huzur içinde yaşattı..
“Ali´nin” “koyunu” da, “Agop´un” “domuzu” da emniyetteydi.
Ne zaman ki, homojen yapı
bozuldu; kıvılcımlar yetti büyük ateşlerin yanması için ve halen
ateşler yanmaya devam ediyor, Osmanlının mirasından arta kalan
coğrafyalarda...
Sıcak yaz gecelerinde;
uykunuzun arasında bir vızıltı duyarsınız; tam burun hizasında;
arkasından bir yanma! Yatağınızdan fırlarsınız.. O, küçücük
canlının sizden nasibini almasına engel olamamışınızdır...
Çocukluğumda; köyümüzde,
yorgan diken kadınlar, yorganın içine koydukları pamukların
arasına, kurutulmuş fesleğen yaprakları serpiştirirlerdi.
Kimileri de gaz lambası yakarlardı; uykularının sivrisinekler
tarafından bölünmemesi için. Fesleğen, ya da, gaz yağı yanığı
kokusunun sivrisinekleri uzaklaştırdığı düşünülürdü.
Zamanla ortaya çıkan ilmi
çalışmalar; bu hayvanların neden böyle davrandıklarını açıklığa
kavuşturdu: İnsanın nefesinden aldıkları verilerle kan tahlili
yapmalarına bu kokular engel oluyordu..!
Bazı insanları
sivrisineklerin rahatsız etmediği bilinir. Aslında rahatsız
etmek isterler; ön çalışmalarını yapmışlardır; yaklaştıkları
insanların kanlarını, nefeslerinden aldıkları verilerle en ince
ayrıntısıyla tahlil ederler. Tahlil sonucunda; eğer
hortumlarında bulunan sıvı ile hedefledikleri insana kanı
uyuşuyorsa; “en uygun damardan” girerek, hortumlarındaki sıvıyı
zara zerk edip; kanı, pıhtılaşmadan çeker; keseciklerine
doldururlar. Hortumlarındaki sıvı kanın pıhtılaşmasına engel
olur. Eğer sıvı uyuşmazsa; hortumlarına çektikleri kan
pıhtılaşacağından, hemen ölürler; yani, “mat” olurlar.(“Mat”
kelimesi, Arapça´da, “ölüm” anlamına gelir.) Dolayısıyla;
kanları hortumlarındaki sıvı ile uyuşmayan insanları rahatsız
etmezler...
Satrançta “mat”; “ölüm”
demektir...
Bu hayvanlar hayatlarıyla
kumar oynamazlar.. İşi şansa bırakmazlar. Bazen denediğim
olmuştur: Bir vızıltı duyduğumda; ayaklarımı açıkta bırakıp,
başıma yorganı çekip beklemişim; birkaç turdan sonra uzaklaşıp
gitmişlerdir. Nefesimi koklamadan, kanımı tahlil etmeden, uygun
damara girip, nasiplerini almayı denememişlerdir.. Zira
hortumlarındaki sıvıyla, kanım eğer uyuşmuyorsa öleceklerini
kesin bilirler..
Rahmânî Mesaj:
“Hakkında bilgi sahibi
olmadığın bir şeyin ardından gitme!” buyurur. (İsrâ 36)
Önce; bilgilen, araştır,
oku, dinle, tahlil et! Sonra; “damarını” bul, “damarından” gir!
Tanımadığın işlerin, şahısların, fikirlerin peşinden gitme! Mat
olursun. Ölürsün. Önce dinle! Muhatabın psiko-sosyal yapısını,
fikrî temellerini, öncüllerini, ön yargılarını, aile yapısını,
karakterini, mazisinde iz bırakan olayları, tanı, analiz et!
Haklı olduğu, haklı olduğun, “haklısın” diyebileceğin ortak
noktaları belirle! Yoksa “mat” olursun, susmak zorunda kalırsın.
Muhatabın gözünde bitersin, cansız hale gelirsin.
Eğitimciler, öğrencilerini
iyi tanımalı, tanışmalı. Şekil vermeğe çalıştığı hammaddeyi tüm
boyutlarıyla ele almalı. Gözlemlemeli. Dinlemeli. İyi analiz
yapmalı. Hayat vermeğe çalışırken; öğrencisinin gözünde canlı
ölü haline gelmemeli..
Yatırımcılar, iş adamları
sivrisineğin vermek istediği mesajı iyi okumalı. Fizibilite,
üretim planlaması, pazar araştırması yapmadan; ekonomik
verileri, istihdam politikalarını gözden geçirmeden, maliyet
hesaplamalarını yapmadan, gireceği sektörün problemlerini
anlamadan, dinlemeden harekete geçmemeli, işi şansa bırakmamalı;
iş hayatıyla, sermayesiyle, “ya tutarsa” mantığıyla kumar
oynamamalı! Yoksa iş hayatında ölüm mukadder...
Eskiler: “Dibi görünmeyen
suya girme!” derlerdi. Girdap mı var? Araştır!
Çiftçiler, ekeceği ürünü
seçerken; babalar çocuklarını, öğretmenler öğrencilerini değişik
mesleklere yönlendirirken mutlaka ön araştırma yapmalılar. Yoksa
çiftçinin ürünü ölebilir, öldüm fiyata gidebilir. Çocukların,
öğrencilerin gelecekleri kararabilir...
Örnekleri çoğaltmak mümkün.
Çok basit görülen bir sivrisineğin insanlara diyeceği daha çok
şeyler mutlaka vardır anlayana, anlayabilene...
İnsanımız ne kadar mânidar
söylemiş:
“Anlayana, sivrisinek, saz;
anlamayana, davul, zurna az.”
.