E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

FATİH YILMAZ

DENEME;

İNSAN 

İnsan; ruh ve bedenden meydana gelen, Allah’ın yeryüzündeki halifesi.  Âdem, beşer. Canlılar arasında en üstün olanı diye tanımlanabilir. İnsan kelimesi Arapça ins kökünden türetilmiştir. ”Beşer, insan topluluğu” anlamına gelen ins, daha ziyade insan türünü ifade etmekte olup, bu türün erkek veya dişi her ferdine insi/enesi yahut insan denmektedir. Kelimenin aslının “unutmak” manasındaki nesyden insiyan olduğu da ileri sürülmüştür. Böyle düşünenler İbn Abbas’a nispet edilen, “İnsan, ahdini unutması sebebiyle bu ismi almıştır” şeklindeki rivayetlere dayanır

Kâinatın mutlak sahibi olan Allah Teâlâ yaratıkları içinde insana en güzel sureti verdi. Başka varlıklarda olmayan vasıflar vererek onu yeryüzüne halife ve dünya üzerinde yaşayan en gelişmiş ve kıymetli bir varlık kıldı. Arayanlar için O’na giden yollar gayet açık; görebilenler için varlığını ispatlayan deliller net ve seçiktir. Yeter ki basiretle bakabilelim, yeter ki peşin hükümlerle yaklaşmayalım, yeter ki birtakım yanlış fikirler batağına batmayalım.

Cenab-ı Hak, verdiği mümtaz vasıflar sayesinde insanı kendisine halife kılmıştır. O’nun, insanı nefs ve ruh gibi, birbiriyle daima mücadele halinde olan iki zıt vasıflarla donatması da yeryüzündeki imtihan gayesiyledir.  Zira mahlûkatın en şereflisi olan insan, cüz’i iradesini hayra ve şerre kullanabilmesi sebebiyle “hayvandan da aşağı” bir nokta ile “melekten üstün” bir mevki arasında yerini alacaktır. Bu ise, kulun gayretine göre, fıtratında mevcut olan müsbet ve menfi temayüller arasındaki mücadeleden hasıl edeceği neticeye göre gerçekleşecektir.  Bu mahlûkat içinde irşad, terbiye ve tezkiyeye en çok muhtaç olan, insandır.

İnsanoğlu, Yüce Yaratıcı’nın halifesi olarak büyük işler başarmak ve değerli eserler ortaya koymak için bu dünyaya gönderilmiştir. O, bu mükellefiyetin şuurunda ise, eşya ve hâdiselerin içine girecek, onlara müdahale edecek, her gün başka terkip ve başka tahlillerle, yeni yeni san’at eserleri ortaya koyacak… Bütün bunları yaparken de her an,  Hakk’ın sonsuz irade ve kuvvetini sezecek ve şükranla Rabbine karşı kulluk görevini yerine getirecektir.

Bu yüce vazifeleri görebilmesi için gerekli olan şeyler ise, ona çok önceden verilmiştir. İnsanlığa yükselmek için irade ve heyecan; kâinat ve içindekileri tanıyıp sevmek için merak ve güzellik aşkı; dürüstlük ve adâlet için vicdan; varlığa alâka duymak için kalp; bu lütûfları yerinde kullanma ve belli bir ölçüde, iyiyi kötüden ayırt edebilmek için akıl; nihayet, bütün bu işleri yanılmadan, arızasız görebilmek için de vahyin aydınlatıcı nuruyla pırıl pırıl bir atmosfer...

Maddî-mânevî bu kadar lütûflarla şereflendirilerek dünyaya gönderilen insan, mahlûkat içinde eşi benzeri olmayan bir varlıktır. Ne var ki o, Yaratıcı’nın bu armağanlarını değerlendiremediği zaman, O’nun halifesi olmak şöyle dursun, aşağıların aşağısına, esfel-i safiline yuvarlanıp sefillerden bir sefil haline gelecektir.

Bu açıdan, hayatın birinci faslı bir lütuf ve ihsan, ikinci safhası ise, irâde, plân ve Hakk’ın emirleri karşısında hassasiyetle üzerinde durulup işlenecek bir harman mesabesindedir. Evet, önceden bize verilenleri, irâde şuur ve mükellefiyetlerimizle değerlendirerek, hayatımızı zenginleştirmemiz, fazilet ve Hakk’ın hoşnutluğuyla ona ölümsüzlük kazandırmamız, zamanın bereketli ve canlı akışı içinde onu yeni hedeflere ulaştırmamız her zaman mümkündür.   

Kaliteli insanlar toplumda her zaman kabul görmüş, saygın, vakarlı ve onurlu bir şekilde yerlerini almıştır. Bu insanların bir yerde adı geçince ya da çağrışımlar kanalıyla duygu ve düşünce ufuklarına girince, ondan sana “iyilik rüzgârları” esiyorsa, gönlüne bir bahar kokusu geliyorsa, içine bir yaz bolluğu doluyorsa ve gönlünde muhabbet deryası kabarıyorsa, o insan iyi ve “kaliteli” bir insandır. Onunla sımsıkı bir dost ol ve dostluğu artırıcı girişimlerde bulun.

Eğer adı geçince ya da düşünce ufkuna girince, gönlün daralıyor, için bulanıyor, ruhun sıkılıyor ve ufkun kararıyorsa, bu kişiler sefiller güruhundandır, tevbe ve istiğfar et, geç! Sana temiz ve berrak yaz bolluğu getirecek kanallara geç. Başka yolları dene ve huzurlu olabilmek için samimi, ihlâslı ve sadık kişilerle beraber ol.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.