E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

ZEKİ SOYAK

CUMA SOHBETLERİ;

DÜNYA İÇİN NE KADAR ÇALIŞALIM? 

Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdü lillahi rabbil âlemin vessalatü vesselamü ala rasulina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.

Bugünkü sohbetimizde, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin bir sahabenin şahsında ümmetine yapmış olduğu bir kısım tavsiyeleri inşallah beraber görmeye, ibret almaya çalışacağız. Bu zat mübarek bir zattır. İsmi Kays b. Asım el-Minkari’dir. O şöyle diyor:

“Ben Beni Tenim’den bir cemaatle beraber Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimize geldim. Efendimiz bize su ve sidr ile (sidr sabun yerine geçen bir bitkinin yapraklarıdır) yıkanmamızı emir buyurdu. Ben de emirlerine imtisalen yıkandım ve tekrar huzur-ı nebiye vardım.

Ya Rasullallah bize şümullü bir vaaz eyleyin ki onunla amel ederek istifade edelim, diye arz ve ricada bulundum.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de bu ricam üzerine bana şu tavsiyelerde ve şu nasihatlerde bulundu:

“Ey Kays! Şüphesiz ki izzet ve refahla beraber zillet ve fakr vardır.” 

Yani insan hayatında izzet, refah ve şeref vardır. Fakat bu hayat içinde zillet, fakr/muhtaçlık da vardır.

Dünyada zillete düşmemek için küfran-ı nimet yapmamak, daimi şükretmek lazımdır. Çünkü Allah Teala:

“Eğer şükrederseniz nimetlerinizi artırırım, Eğer küfran-ı nimette bulunacak olursanız, şüphesiz benim azabım pek çetindir.” (İbrahim 14/7) buyuruyor.

Değerli Müminler!

Zaman zaman sizlere hitab ederken dikkat çekmişimdir: Nimetin az ve çokluğuna bakmadan şükretmekle mükellefiz. Çünkü “Az nimeti az sanma, kimden geliyor ona bak” demişlerdir. Demek ki dünyada zillete, meskenete düşmemek için Allah’ın verdiği nimetlere şükretmek lazımdır.

 Peki, onun şükrü nedir? Zekâta tabi malımız varsa zekât vermektir. Sadaka vermektir. Ve asla haram yerlerden kazanmamak, haram yerlere harcamamaktır. Onun şükrü budur. Ahirette zillete düçar olmamak için, taat üzerine gevşeklik göstermeyip, kulluğu ifaya muvaffak olmak için Cenabı Mevla’ya şükrü daim üzere olunmalıdır. Nitekim âlemlerin efendisi, kâinatın sultanı, önderimiz, canımız, cananımız, Peygamberimiz, efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Rab Teala’dan “Allah’ım zikir, şükür ve hüsnü ibadet üzere bana yardım eyle!” diye yardım diliyordu. 

Öyleyse dünyada zillete ve meskenete düşmemek için iktisat etmek, kazandıklarımıza az veya çok olduğuna bakmadan şükretmek lazımdır. Şükrün nasıl yapılacağını ifade etmeye çalıştık. Ahirette rüsvay olmamak için, zillete düşmemek için ise Allah Teala’ya taat üzere bir hayat geçirmek gerekir. Nitekim şöyle buyurulmaktadır: “Aciletin izzet ve şerefi mal iledir.” Yani dünyada insanlar mal, mülk, makam, mevki sahibi olurlarsa herkes onlara karşı ne yapar? Etrafında dolaşırlar, hürmet, saygı gösterirler. Maalesef dünya insanlarının gözü mala ve makama dönüktür. “Fakat geriye bırakılmış olan yani ahiretin izzet ve şerefi ise amali saliha iledir.”

Kim ki dünyada Allah’a layık-ı veçhile, O’nun istediği şekilde kulluk yaparsa, işte o insan ahirette izzet bulur, şeref bulur. Allah indinde makbul bir kul olur. Ve ebedî olarak cennet-i âlâda saadete kavuşur. Öyleyse kul, dünyanın izzetine mi talip olmalı, ahiretin izzetine mi talip olmalı? Elbetteki dünyanın izzeti kendisine verilir ve onu layık-ı veçhile kullanır, şükrünü eda ederse o kişi dünyasına ahirete çevirmiş bir insandır. Evet, bir insanda hem dünyanın nimetleri hem de ahiret nimetleri birleşmişse ne güzeldir. Nitekim Hz. Ali:

“Din ve dünyanın her ikisinin bir arada bulunduğu zaman ne güzeldir.” buyuruyor.

Sıhhatin var, aklın var, geçinecek kadar bir kisbin, kazancın var. Bununla beraber güzel bir İslamîhayat yaşıyorsun. Bu ne güzel bir şey, bu ne büyük bir nimettir.

“Fakat dinsiz dünyayı Cenab-ı Hak mübarek eylemesin, zaten mübarek de eylemez.” buyuruyor Hz. Ali kerramallahu veche.

Dinsiz bir dünya: Bir insan düşününüz ki Allah onu yaratmış, dünyanın çeşitli nimetlerine gark etmiş ve fakat o, yaratıcısına isyan ediyor. Küfran-ı nimet yapıyor. Hatta Rabbini inkâr ediyor. İnançsız, dinsiz, karanlık bir dünyanın insanı oluvermiş. Böylesi bir insan bütün dünyayı eline geçirse, bütün dünyanın imkânlarına sahip olsa onun için o bir mekirdir. Ve onun için o bir istidraçtır. Yani akıbeti kötüdür.

Netice, müminin kastı, hedefi ahiret olmalıdır. Dünyaya ahiretin vesilesi olması hasebiyle ehemmiyet verir müslüman. Yani biz dünyaya ahiret hayatımızı kazandığımız için önem veririz. Yoksa başka bir manada değil. Dünya ve ahiret, ikisi birbirinin zıddıdır. Terazinin iki kefesi gibi birinin ağır basması diğerinin hafif olduğunu gösterir.

Değerli müslümanlar!

Büyük mutasavvıf, büyük âlim Şibli rahmetullahi aleyhten şöyle bir rivayet vardır. (Kendisi Bağdat’ta, İmamı Azam Hz’lerinin kabr-i şerifinin bulunduğu mezarlıkta yatmaktadır.) Der ki:

“400 üstada hizmet ettim ve bunlardan 4000 hadis okudum. Sonra bunlardan birini seçtim ki kurtuluş ve saadeti onda buldum. O hadis-i şerif şudur:  

‘Dünya için çalış, orada kalacağın kadar. Rabbin için amel et, O’na olan ihtiyacın kadar. Ahiret için çalış, orada kalacağın kadar. Cehennemden korun, ona olan tahammül ve sabrın kadar.’

Bu hadis beni Allah’a taat ve kullukta yönlendirmek için kâfi geldi. Bununla amel etmeye çalıştım.”

Ne kadar camiulkelim, bütün güzellikleri, manaları kendisinde cem etmiş bir hadis. Dünyada ne kadar kalıyoruz? İşte kimisi bebekken, kimisi yirmisinde, kimisi ellisinde, altmışında, yetmişinde, kimisi yüzünde, velhasılıkelam kısa bir zaman içerisinde Rabbe yürünüyor. Bu kısa zaman için bütün hayatımızı, bütün mesaimizi buraya verirsek bu akıl işi midir?

Ahirette ebedî kalacağız. Ölüm yok, ölümsüz bir dünyaya tulû ediyoruz. Bu dünyadaki ölümümüzle ölümsüz bir hayata doğuyoruz. Peki, ora için amel yapmaya çalışsak acaba dünya için çalışmaya vakit bulabilir miyiz? Kaldı ki Rabbimiz bize acıyor, merhamet ediyor da “dünyanızı da ihmal etmeyin, dünyanız için de çalışın fakat ahiretinizi unutturacak bir dünya sevgisini, dünya hizmetini asla ve asla hayatınıza yakınlaştırmayın. Kalbinize o sevgiyi koymayın” diyor.

Sonra; Rabbimize hangi an, hangi saniye ihtiyacımız yok ki... Bir nefes alıp verme anında bile O’na muhtacız. Bir anlık nefesimizi alıp veremezsek şu hayatımızı devam ettirebilir miyiz? Öyleyse ona göre amel et, taat et, ona göre ibadet et.

Sonra; cehennem ateşine ne kadar dayanabilirsen o kadar günah işle.

Değerli müminler, şöyle bir tefekkür edelim! En hafif bir ateşe, bir mum ateşine parmağımızı bir yaklaştırsak ne kadar tahammül edebiliriz ki... Ya cehennem ateşi? Cehennem ateşinden bir şûle, bir parça dünyaya düşmüş olsaydı yeryüzü yok olur, yanar, kül olurdu buyruluyor. Böyle bir ateşe tahammülümüz ne mümkün?

Onun için Şibli Hz’leri 4000 hadis içinden bu hadisi seçtim ve hayatımı bu doğrultuda tanzim etmeye çalıştım buyuruyor.

Hesaba çekilmeden önce hesaba çekilmek, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem tavsiyelerine böyle devam ediyor. Her şeyin bir muhasibi-hesaba çekeni vardır. Allah Teala ise her an insanı hesaba çekmektedir. Büyük hesap ise mahşerdedir.

“Ey iman edenler! Allah’tan korkunuz da yarın için (yani öbür âlem için) kendinizden önce ne amel gönderdiniz bir bakınız. Muhakkak Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Haşr 59/18)

Evet, Allah yaptığımız her şeyden haberdardır ve o büyük hesaba, mümin hazır olmakla mükelleftir. Hazırlanmazsa zarar ve ziyana uğrayacak, cehennemin alevli ateşine girecek kendisidir.

Akıllı bir insan, şu yol boyunda giderken kendisini bir uçuruma atar mı? Akıllı bir insan, şu yol boyunda giderken bir ateş görse kendini ateşin içine atar mı? Öyle birisini görseniz siz bu insana akıllı der misiniz? Hatta acırsınız. Vah zavallıcık aklını kaybetmiş dersiniz. Asıl acınacak insan, dünyada küfre, şirke düşen, münafıklık yapan, nifak içinde olan, büyük günahları irtikab eden ve dolayısıyla Allah’ın o büyük azabına, cehenneme layık olan insandır. Asıl aklını kaybetmiş insan budur. O, dünyanın birçok metaını bir araya getirip toplayabilir. Haram, helal demeden birçok malı yığabilir. Veya bin bir iftiralarla, yalanlarla, bin bir şahsiyetsizlikle nice nice makamları elde edebilir. Bunları akıllı mı zannediyorsunuz?  Halk bunları akıllı zanneder ama Allah indinde bunlar akıllı değil ahmaktırlar.

Hz. Ebubekir radıyallahu anh:

“İnsanların en akıllısı takva sahibi olanlardır. Allah’tan korkan muttaki müslümanlardır. Ve dolayısıyla dünyaya aldanmayan, dünyanın alâyişine kapılmayan, malına, mülküne, makamına, mevkiine aldanmayan ve ahiret amellerine yönelip ateşten sakınanlardır. Cehennem ateşinden sakınanlar, Allah rızası için Allah’a kulluk edenlerdir. Gerçek ahmaklar, beyinsizler ve akılsızlar ise facir olanlardır.” buyuruyor.

Facir ya kâfirdir, ya münafık, ya da müşriktir veya fasıktır. Büyük günah işlemektedir. İşte bunlara fasık denir. Mümin, ama büyük günah işliyor, müminim diyor ama Allah’a isyan ediyor, müminim diyor ama kitabın bir kısmına inanıyor bir kısmına inanmıyor. İşte onlar facirdirler ve onların akıbeti kötüdür ve en akılsız, en beyinsiz ve en ahmak onlardır.

Değerli müslümanlar!

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Kays b. Asım  radıyallahu anha nasihatlerine şöyle devam ediyor:

“Şüphesiz her iyilik için sevap, her kötülük için ikab vardır. Meğerki afv-ı ilahi imdada yetişe.”

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“İnsanlar kendi amelleri ile mükâfat veya mücazat görürler” buyuruyor.  Amelleri hayır ise mükâfatı hayır ve ihsan, amelleri şer ise mücazatı azab ve ikabtır.  

Allah Teala da:

“Herkes kesbettiği, kazandığı amellerine mukabil rehindir.”  (Müddessir 74/38)buyuruyor.

Her şey Cenabı Hakkın muradına bağlıdır. Dilerse, iyiliklere 10’dan 700’e ve daha hesapsız meblağlara kadar lütuf ve ihsan eder. Dilerse günahı da adedi ile cezalandırır. Ve yine dilerse merhameti ile affeder. Ama Allah’ın günahlarımızı affetmesi için, mağfiret olunmamız için Allah’a yönelmemiz, tevbe etmemiz, yaptığımız günahlardan pişmanlık duymamız lazımdır. Yoksa o günahlarda ısrar ederek Allah’ın affını beklemek bir hamakattir. Bir büyük Allah dostu şöyle diyor: 

“Ben şaşarım o insana ki yaptığı bütün ameller cehennemlik amellerdir. Fakat hep Rabbinden cennet beklemekte, ümit etmektedir.”

Evet, sürekli Allah’a isyan ediyorsunuz. Sürekli tuğyan içindesiniz. Allah’ın emirlerini yerine getirmediğiniz gibi nehyettiklerini de yapıyorsunuz. Sonra da cennet bekliyorsunuz. Evet, şaşılacak, acınacak insan budur.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Kays b. Asım radıyallahu anha nasihatlerine şöyle devam ediyor:

“Şüphesiz her ecel için levh-i mahfuzda bir takdir vardır.”

Yani her şey takdir olunmuştur. Onlar değişmez. Ecel takdir olunmuştur. Rızk takdir olunmuştur. Bir insanın said mi, şaki mi olacağı Allah indinde takdir olunmuştur. Yani Allah onları biliyordu ve levh-i mahfuza yazmıştı. Ama biz o takdirin ne olduğunu bilmiyoruz. Bizim hakkımızda said mi yazılmış, şaki mi yazılmış bilmiyoruz. Öyleyse bize düşen sürekli, kesintisiz olarak ibadet etmek tevbe etmek, ümitle Allah Teala’ya yalvarıp, yakarmak, kulluk yapmaktır. Rasulullah:

“Ey Kays, sana beraber defnolunacağın bir arkadaş lazımdır.” buyuruyor.

Evet, mezarına seninle beraber konulacak bir arkadaş lazımdır. Ora kıyamet sabahına kadar senin mekânındır. Senin evindir, orada arkadaşsız olmaz. Hâlbuki arkadaşların sağ sen ise ölüsün. Yani geride bıraktığın bir arkadaşın var, o yaşamaya devam ediyor. Sen ise ondan önce ölmüşsün. Veyahut da baban, annen, çocukların, hanımın, yakınların geride kalmışlar. Bunlar seninle mezara girmeyecekler. Öyleyse mezarda beraber kalacağın bir arkadaş edin.

“Eğer arkadaşın kerim yani cömertse sana ikram eder, eğer leim ise, kötü bir insan ise kötü muamele eder.” buyuruyor.

Değerli müminler!

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, sen kabirde bir arkadaş edin yani güzel ameller yap. Senin kabirdeki arkadaşın, güzel amellerin veya çirkin amellerindir diyor. Mervidir ki, ölü mezara defnedildikten sonra, ruhu Cenab-ı Hakkın emriyle cesedine temas eder ve meyyit kendine gelir. Şöyle doğrulur, oturur. Bu esnada baş tarafında güzel yüzlü, güzel kokulu, munis bir şahıs görür. Ona, ‘sen kimsin?’ diye sorar. O da, ‘ben senin salih amelinim. Dünyada hep beraberdik. Namazda, oruçta, camide, cemaatte, sohbette hep beraberdik. Beni tanımadın mı? O güzel taatin, amellerin, Allah yolunda hizmetlerin hep beraberdik. Hiç ayrılmadık. Onun için ben seni mezarda yalnız bırakmıyorum. Burada da kıyamet sabahına kadar beraber olacağız’ der.

Eğer bir insan dünyada şirkle, küfürle, nifakla, isyanla, tuğyanla, kötülüklerle dolu bir hayat geçirmişse bakacak ki yanında çok asık suratlı, heybetli, korkunç görünümlü birisini görecek ve diyecek ki: ‘Sen kimsin ben seni tanımıyorum?’ O diyecek ki, ‘nasıl olur da beni tanımazsın. Sürekli beraberdik. Allah’ın men ettiği nice nice kötü yerlerde beraberdik. Hep iyiliklerin önüne geçer, kötülükleri teşvik ederdik ya beraber. İnsanlar bir güzel amel işlediği zaman nasıl da onlara mani olmaya çalışırdık? Hatta gerekirse zulmederdik. Gerekirse beraber öldürürdük. İşte ben o kötü amellerinim. Dünyada beraberdik, kıyamet sabahına kadar burada da beraber olacağız. Senin arkadaşın olacağım’ der.  Bir rivayette meyyit o hali görünce öyle bir feryat eder ki, bu feryadı insanlar ve cinlerden başka bütün mahlûkat duyar. Eğer insanlar veya cinlerden birisi duymuş olsaydı, hayatta kalamazlardı diyor. Öylesine korkunç bir feryat eder.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin Kays radıyallahu anha son nasihatleri şöyle:

“Sonra o arkadaşın yani amelin seninle beraber haşrolunur. Sen de ancak onunla yeniden yaratılırsın. Ve ancak ondan mesul tutulursun. Öyleyse amel-i salihten başka arkadaş seçme. Zira amelin salih olursa, dünyayı ve içindekileri unutur da ancak onunla ünsiyet edersin. Eğer amelin kötü olursa ondan müthiş bir korkuyla korkarsın. Sadece onun korkusu bile sana yeter. Bu bahsedilen amel, ancak senin fiillerinden ibarettir ya Kays! Bunlara dikkat et, tefekkür et ve bu doğrultuda kendine bir hayat seç.”

Rabbimiz, bizleri de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin Kays radıyallahu anha yapmış olduğu nasihatlerden, bu güzel hitabelerden nasiplendirsin ve hayatımızı İslamlaştırıp güzelleştirsin. Müslüman olarak yaşatsın, müslüman olarak ruhumuzu alsın, müslüman olarak haşretsin. Âmin.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.