VAHİY
ESNASINDA HZ. PEYGAMBER (SAV)
Beşerin beşer sıfatları
altında Allah Teâlâ’nın hitabına muhatap olması güçtür. Yine bu
sıfatlarla meleklerle karşılaşmak da kolay bir şey değildir.
Böyle bir irtibat ancak beşeriyetten sıyrılıp, melekût âlemine
girmekle mümkün olabilir. İşte Hz. Peygamber’in bu beşeri
sıfatlardan sıyrılıp, vahiy alır duruma gelmesi, onda bazı
hallerin meydana gelmesine sebep olmuştur.
Allah’ın sözünü dinlemek
kendisine bir nevi heyecan ve korku verdiğinden, onun vahiy
esnasında bazen buhranlı anlar geçirdiğine şâhid olunmuştur. Hz.
Peygamber’in vahiy esnasında vücudu titrer, yüzünün rengi
değişirdi. Vahiy esnasında en soğuk günlerde bile alnı terler,
nefes alırken horultuya benzer bir ses çıkarırdı.
Peygamberimizin yanında bulunanlar bile vahyin etkisi altında
kalırlardı. Bu konuda şu haberler nakledilmektedir:
Hz. Aişe radıyallahu anha,
“Rasulullah’ı soğuğu pek şiddetli bir günde kendisine vahiy
nazil olurken gördüm. İşte öyle soğuk bir günde bile kendisinden
o hal geçtiği vakitte şakaklarından şıpır şıpır ter akardı”(1)
demiştir.
“Keşke ben Rasulullah’ı,
kendisine vahiy inerken görebilseydim!” diye merak eden Ya’la b.
Ümeyye, bir gün vahiy esnasında, Hz. Ömer’in işaretiyle Hz.
Peygamber’e yaklaşmış, O’nu örtmekte olan örtünün içine başını
sokmuş ve Efendimizi, yüzü kızarmış, uyuyan kimsenin gidip gelen
nefesi gibi solurken görmüştü(2).
Mâide suresi, Peygamberimiz
devesi üzerinde iken nazil olmaya başlamıştı. Olayın manevî
ağırlığına tahammül edemeyen deve çökmüş, Rasulullah da deveden
inmek zorunda kalmıştı(3).
Zeyd b.Sâbit şöyle diyor:
“Bir gün Hz. Peygamber’in yanında bulunuyordum. Kalabalık
sebebiyle, (diz çökmüş olarak oturduğumuzdan) Hz. Peygamber’in
dizi, dizimin üzerinde idi. Birden onu vahiy hâli yakaladı,
baldır kemiğimi kıracak kadar bir ağırlık hissettim. Vallahi
yanımdaki Ras-lullah olmasaydı, acıdan çığlıkla haykırır,
bacağımı çekerdim.”(4)
Vahiy sırasında,
Peygamberimiz ve yanındakiler başlarını önlerine eğerlerdi.
Vahiy bitince de Peygamberimiz başını kaldırır, gelen vahyi
ümmetine tebliğ ederdi.(5)
Hz. Ömer’den nakledilen bir
habere göre, vahiy esnasında Peygamberimizin yanında bulunanlar
bazen arı uğultusuna benzer bir ses işitirlerdi(6).
Hz. Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellemde meydana gelen bu tür değişik halleri gören
Kureyşliler, bazen O’na kâhin(7), bazen sihirbaz, bazen de şâir
ve mecnun(8) demişlerdi. O’nda görülen bu halleri birçok
Avrupalı müsteşrik sara illeti zannetmişlerdi. Bütün bu
iddialar, O’nun manevî cephesini anlayamamaktan ileri
gelmektedir. Bu iddianın batıllığını şu şekilde açıklayabiliriz:
a) Saralı, nöbetten sonra
bütün uzuvlarında şiddetli bir ağrı ve bitkinlik hisseder.
Durumundan dolayı üzülür, hatta nöbetlerinde karşılaştığı bu
haller sebebiyle, bazıları intiharı bile düşünür. Peygamberimize
vahiy esnasında arız olan hal saradan dolayı olsaydı buna
üzülür, geçmesi halinde ise sevinirdi. Fakat durum bunun
aksinedir. Nitekim vahyin kesildiği fetret döneminde, iştiyakla
vahiy meleğini aramıştır.
b) Vahiy, her zaman
kendinden geçme, horlama gibi değişiklikleri ortaya
çıkarmıyordu. Bazen melek, insan suretinde geliyordu. Rasulullah
onun Cibrîl olduğunu bildiği halde, normal hâli devam ediyordu.
c) Tıbben sâbittir ki,
saralı, nöbet sırasında idrak ve düşünme kabiliyetini tamamen
kaybeder, etrafında olup bitenin farkına varmaz, kendisine ne
olduğunu bilmez, şuuru durur. Hâlbuki Hz. Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem vahyi müteakip insanlara hukukun, ahlâkın,
ibadetin, edebî ifadenin, öğütlerin en mükemmellerini ihtiva
eden Kur’an ayetlerini tebliğ etmiştir. Bir benzerini
getirmekten bütün insanları âciz bırakan bir kelâm, hiç
saralının eseri olabilir mi?.
d) Saralı nöbeti sırasında
saçmalar. Hz. Peygamber’de böyle bir durum, kesinlikle yoktur.
O’nun vahiy durumunu müteakip tebliğ ettiği Kur’an elimizdedir;
dost ve düşmanın ittifakıyla Kur’an’ın beyanındaki mükemmellik
ortadadır.
e) Bu dünyadan yüz binlerce
saralı insan gelip geçmiştir. Fakat bunlar içinde böylesine bir
din getiren, makul esaslar ve sözler söyleyen, bir muvazene
örneği olan şahsiyete rastlanmamıştır.(9)
Netice olarak diyebiliriz
ki, elbette bir beşerin kendine ait normal özellikleriyle Yüce
Allah’ın kelamına muhatap olması çok zordur. Hz. Peygamber’de
bazen vahiy aldığı esnada bir takım değişiklikler olmaktaydı.
Ancak bu değişiklikleri epilepsi (sara) hastalığına benzetmek
çok yanlıştır.
* Fırat
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi. msoysaldi@hotmail.com
1- Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1.
2- Buhârî, Fedâilü’l-Kur’an,
2; Müslim, Hac, 1.
3- Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned,
II, 176.
4- Ebû Dâvûd, Cihad, 20;
Ahmed b.Hanbel, a.g.e., V, 190,191.
5- Müslim, Fedâilü’l-Kur’an,
23.
6- Tirmizî, Tefsiru’l-Kur’an,
24; Ahmed b. Hanbel, a.g.e., I, 34.
7- Hâkka, 69/41-43.
8- Saffât, 37/36.
9- Hamidullah, Muhammed,
Kur’an-ı Kerim Tarihi ve Türkçe Tefsirler Bibliyografyası, (trc.
M.Sait Mutlu), İstanbul 1965, s. 12; Yıldırım, Suat, Kur’an-ı
Kerim ve Kur’an İlimlerine Giriş, İstanbul 1989, s. 31, 32.